(AİHS. m. 5, 6, 10, 29, 34, 41, 44) (1412 S. K. m. 224, 294) (BARTHOLD - ALMANYA DAVASI) (LİNGENS - AVUSTURYA DAVASI) (ROEMEN VE SCHMIT - LÜKSEMBURG DAVASI) (MARCKX - BELÇİKA DAVASI) (ÖCALAN - TÜRKİYE DAVASI) (DUDGEON - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI (NO. 2))
(Başvuru no. 64752/01)
HÜKÜM
STRASBOURG
22 Kasım 2007
Bu hüküm Sözleşmenin 44. maddesin 2 fıkrası uyarınca kesinleşecektir. Hüküm yazım açısından bazı düzeltmelere tabi olabilir.
Voskuil & Hollanda davasında
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin aşağıdaki kişilerden oluşan Üçüncü Dairesi,
Bay. M. Zupancic, Başkan,
Bay C. Bîrsan,
Bayan E. Fura-Sandström,
Bayan A. Gyulumyan,
Bay David Thör Björgvinsson,
Bayan I. Berro-Lefèvre, Yargıç,
Bayan W. Thomassen, Geçici Yargıç
ve Bay Mr S. Quesada, Bölüm kâtibi,
23 Ekim 2007 tarihinde dosyayı özel olarak müzakere etmiş ve aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki karara hükmetmiştir.
USULİ İŞLEMLER
1- Dava, 64752/01 başvuru numarası ile Hollanda Krallığı'na karşı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)nin 34. maddesine göre Hollanda vatandaşı Bay Koen (Bundan sonra Başvurucu olarak anılacaktır) tarafından 26 Ekim 2000 tarihinde açılmıştır.
2- Başvurucu Amsterdamda Avukatlık yapan Bay R.S. le Poole, tarafından temsil edilmiştir. Hollanda Hükümeti (Bundan sonra Hükümet olarak anılacaktır) Dış İşleri Bakanı Bay Mr. R.A.A. Böcker tarafından temsil edilmiştir.
3- Gazeteci olan başvurucu, haber kaynağını açıklamaya zorlamaya yönelik olarak tutuklanmasının Sözleşmenin 10. maddesinin ihlali olduğunu özellikle iddia etmiştir. Aynı zamanda tutuklanmasının Sözleşmenin 5/1 Maddesine göre kanunda öngörülmüş usullere uygun olarak gerçekleştirilmediğinden yakınmıştır.
4- 25 Kasım 2004 tarihinde Mahkeme Hükümete başvurucunun notunun iletilmesi kararı vermiştir. Sözleşmenin 29/3 maddesi uyarınca, mahkeme, başvurunun esasını incelemeye geçerken aynı zamanda kabul edilebilirlik Kararı da vermiştir.
5- Hollanda tarafından seçilen Yargıç Bay E. davaya bakmaktan çekilmiştir. (Kural 28). Dolayısıyla Hükümet Bayan W. Thomassen geçici yargıç olarak atamıştır (Sözleşme madde 27 § 2 ve Kural 29 § 1).
OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
A. Davanın Özel Koşulları
6- Başvurucu, 1975 doğumludur ve Amsterdamda yaşamaktadır.
7- 30 Mart 2000de Amsterdam Asliye Mahkemesi (arrondissement-srechtbank) Messrs K., Van S. ve Hden oluşan üç sanığı silah kaçakçılığı nedeniyle suçlu bulmuştur. Amsterdam polisi ceza kovuşturmasında silah cephaneliğin şans eseri bulunduğunu ifade etmişlerdir: Amsterdamın Nachtwachtlaa Bölgesinde yer alan binanın kapıcısı tarafından, binanın içinde insan yaşamayan bir daireden su sızıntısı olması nedeniyle polisle iletişime geçmesi üzerine 2 çilingir yardımıyla daireye girilmiştir. Takiben, sızıntının kaynağını bulmaya yönelik araştırmalar esnasında silahlar bulunmuştur.
8- Sanıklar Asliye Mahkemesinin kararma karşı İstinaf Mahkemesine başvurmuşlardır.
9- 12 ve 13 Eylül 2000 tarihlerinde günlük gazete Spitsde biri başvurucu, diğeri meslektaşı Bayan S. tarafından yazılan ve silahların şans eseri bulunmasıyla ilgili olarak iddia edildiği gibi tesadüflerin bu denli çok olmasına şüphe ile yaklaşan iki yazı yayınlamıştır. 13 Eylül 2000 tarihli yazının başlığı Kör Nişancılık ya da Mükemmel Vuruş" tur. (Toevalstreffer of loepzuiver schot), yazıda olayı aydınlatma sorumluluğu içinde yorum yapılırken Amsterdam polis kuvvetlerinden isimsiz bir polisten şu alıntıyı yaparak aktarmıştır: Bunu yapma nedenimiz buydu. Bazen soruşturmada bu şekilde davranmaya (soruşturmayı yarmaya) ihtiyacınız olabilir. (Dat hebben we er maar van gemaakt. Soms heb je net even een doorbraak nodig in je onderzoek).
10- K., Van S. ve Hye karşı temyiz sürecinde başvurucu ve Bayan S. savunmanın talebi üzerine şahit olarak dinlenmek üzere mahkemeye çağrılmışlardır. Amsterdam İstinaf Mahkemesindeki (gerechtshof) ilk duruşmadan önce, 22 Eylül 2000 tarihinde Van S. ve K.ya karşı açılan davalarda başvurucunun, -avukat yardımıyla- taraflar arasında 13 Eylül 2000 tarihinde yayınlanan yazıda ifadelerini bire bir aktardığı polis memurunu tanıdığını ifade etmesi Kye karşı yürütülen önceki soruşturmayla ilgilidir. Başvurucuya, polis memurunun soruşturma kapsamına alınıp alınmadığı ya da soruşturmanın farkında olup olmadığı sorulduğunda, haber kaynağını açıklamama hakkına başvurmuştur. (verschoningsrecht). Savunma avukatı sanıkların hem kişisel yararlan -polis tarafından yürütülen soruşturmanın hükme etkisi- hem de Hollandadaki ceza yargılaması yaran açısından başvurucunun haber kaynaklarını açıklamama hakkından daha önemli olduğunu ileri sürmüşlerdir. Genel Vekil (Savcı) aynı zamanda başvurucunun haber kaynağını açıklamama hakkını kullanamayacağını ifade etmiştir. Buna ilaveten, kaynağın isminin bilinmesi halinde kaynağın ne polisten ne de savcılık makamından korkacak bir şeyinin olmadığını belirtmiştir.
11- Müzakereden sonra İstinaf Mahkemesi, polis memuru tarafından başvurucuya yapılan açıklama doğru ise, bu durumun sanıkların mahkûmiyetlerini etkileyebileceğini dikkate almıştır. Bu aynı zamanda polis ve yargı makamlarının güvenirliğini de etkilemektedir. Bu nedenlerle, İstinaf Mahkemesi başvurucunun, kaynağının soruşturmadan haberdar olup olmadığı ve soruşturmayı yürütüp yürütmediği sorusuna yanıt vermesi gerektiği konusunda ısrar etmiştir. Mahkeme Başkanı ayrıca başvurucuya mahkeme emrine riayet etmemesi halinde (gijzeling), mahkemenin kendisini tutuklama yetkisi olduğunu hatırlatmıştır. Bunun üzerine, başvurucu kaynağının bina soruşturmasından haberdar ve soruşturmaya dâhil olduğu biçiminde yanıtlamıştır.
12- Avukat tarafından sanıklar adına başvurucunun kaynağının kimliğini açıklaması istenmiştir. Başvurucu bir kez daha haber kaynağını açıklamama hakkını kullanmıştır. Başvurucunun avukatı suçlama konusu olan bir eylemin gerçekleştirilmemesini haklı gösteren hukuki geçerlik nedenleri ileri sürüldüğünü, kaynağının kimliğini açıkladığı takdirde kaynakların artık kendisine yaklaşmayacağı için, başvurucunun gazetecilik mesleğini icra etmesinin mümkün olmayacağını belirtmiştir. Gazetecilik ve ifade özgürlüğünün yararının diğer yararlardan daha üstün tutulmalıdır. Ayrıca, bu konuda suçluluk isnadı silah kaçakçılığı ile ilgili olup olmamasıdır. Aynı zamanda kaynağı ortaya çıkarmanın başka yollan durması nedeniyle bu, yerindelik ilkesine de aykırı olacaktır.
13- Umumi Vekil yanıtında gazetecilerin toplumda meydana gelen yanlışları ortaya çıkaracaklarını belirtmiştir (kennelijke misstanden). Bunu yaptıklarında da, sonuçlarına katlanmalıdırlar. Ona göre, başvurucu üç sanığın yanlış olarak mahkûm edilip edilmediğini ortaya çıkaracak tek tanıktır. Mevcut davada, resmi kayıtların polis memurlarınca şekli kanunlarda belirlenmiş yeminle tutulmuş olması (ambtseed) ve yargı otoriteleri töhmet altında kaldığı için başvurucu kaynağını açıklamak zorundadır. Bu kimliği belirlemek için Kye karşı olan davadaki polis memurlarının soruşturmacı hâkim (rechter-commissaris) tarafından dinlendiği göz önünde bulundurulursa, Amsterdam polis kuvvetlerinin her üyesinin dinlenmesi bu davanın konusu olamaz.
14- İstinaf Mahkemesi değerlendirmesini yaptıktan sonra başvurucunun, kaynağını açıklaması gerektiğine ve aynı nedenlerle kaynağının soruşturmayı gerçekleştirip gerçekleştirmediği sorusunu yanıtlamasına karar vermiştir. Başvurucu, hakkında en fazla otuz güne kadar sürebilecek olan derhal tutuklama kararı verilmesi üzerine susma hakkını kullanmıştır (zwijgrecht). Tutuklama kararma karşı başvurucunun gidebileceği kanuni bir yol yoktur. (Ceza Usul Kanunu Madde 294 § 3 - Wetboek van Strafvordering, CCP).
15- Avukat tarafından sanıkların sorgusu esnasında, başvurucunun meslektaşı Bayan S. haber kaynağından haberdar olduğunu ama kendisiyle hiç görüşmediğin belirtmiştir. Bu gerçeğe ilaveten haber kaynağıyla doğrudan bağlantılı olan bir gazetecinin (başvurucunun) tutuklu olması gerçeğini dikkate alarak, İstinaf Mahkemesi Bayan S.nin kaynağını açıklamakla yükümlü olmadığı görüşündedir.
16- Başvurucuya 25 Eylül 2000 tarihli gerekçe belirtmeyen bir karar tebliğ edilmiştir. 27 Eylül 2000 tarihinde ise 22 Eylül 2000 tarihli İstinaf Mahkemesinin duruşmada aldığı kararlan ve nedenlerini içeren duruşma kayıtlarının bir nüshası verilmiştir.
17- 22 Eylül 2000nin sonunda başvurucu İstinaf Mahkemesinden tutuklamanın sona erdirilmesi ve serbest bırakılmasını istemiştir. 27 Eylül 2000de, bu talebin incelenmesinden önce başvurucu sadece 25 Eylül akşamı olmak üzere bir kez avukatına danışabilmiştir. Avukatın, 22, 23, 24, 25 (öğleden sonra), 26 ve 27 Eylül 2000de başvurucuyu ziyaret talepleri reddedilmiştir. Serbest bırakılma talebi tutuklama kararını veren yargıçlardan oluşan İstinaf Mahkemesi Üyelerine yapılmaktadır (raadkamer)
18- 27 Eylül 2000deki duruşmada Umumi Vekil, 22 Eylüldeki duruşmadaki başvurucunun beyanını takiben polis müfettişinin sanık K hakkındaki birinci ve ikinci soruşturmayı yürüten sekiz polis memuru hakkında iç soruşturma görevini yerine getirdiğini bildirmiştir. Soruşturma kapsamındaki tüm polis memurları başvurucu ile daha önce iletişim kurmadıklarına dair yemin vermişlerdir.
19- İç polis soruşturmasının sonuçlarının bilgilendirilmesinden sonra, başvurucu kaynağını açıklamak istemediği konusunda ısrarını yinelemiştir. Başvurucu, gazeteci olduğunu ve eğer kaynaklarını açıklamaya başlarsa mesleki kariyerini bırakmak zorunda kalmanın yanı sıra, anonim kalmak isteyen hiçbir kaynağın kendisine ihbarda bulunmaya daha fazla istekli olmayacaklarını belirtmiştir. Başvurucu, İstinaf Mahkemesi Başkanı tarafından haber kaynağını açıklamama hakkının mutlak olmadığı ve daha geniş bir yararın tehlike altında kalabileceği konusunda uyarılmıştır. Mevcut davada üç sanık hakkında özellikle polis memurlarınca düzenlen resmi kayıtlara dayanarak uzun hapis cezasına hükmedilmiştir. Başvurucu kaynağının iç polis soruşturmasında yemin verenler arasında olmadığını belirtmeye razı olduğunu yanıtlamıştır.
20- Başvurucunun avukatı gerçeğe ulaşma anlamında, gazetecinin başvurulacak birinci kişi değil son kişi olması gerektiğini savunmuştur. Avukata göre üç sanık tarafından çağrılan tanıklar ilk önce dinlenmesi gerekmektedir. Spitsda yayınlanan yazılarda olduğu gibi 8 Ocak 2000de haftalık haber dergisi Vrij Nederlandde görünen yazılardaki bu tanıklar yüzleştirilebilirdi. Bu sonraki makale aynı zamanda binadaki su baskının çıktığını anımsatmış ve makalenin yazarı yazıdaki bilgilerin başvurucunun dayandığı aynı kaynaktan gelmediği konusunda başvurucunun avukatını bilgilendirmiştir. Başvurucunun avukatı bunlara ilaveten, Devlet Ceza Soruşturma Bölümünün (Rijksrecherche) polis kuvvetlerine bir soruşturma yürütebileceğini ileri sürmüştür. Sonuç olarak mahkemenin başvurucu tarafından yazılan yazının değerini tayin etmesi gerektiğini (aynı mahkemenin aynı zamanda yazıyı dikkate almama kararını da verebileceğini) belirtmiştir.
21- İstinaf Mahkemesi 28 Eylül 2000 tarihli kararı ile başvurucunun tutuklama kararının kaldırılması talebini reddetmiştir. Mahkeme kararında, sanıkların yararı ve polis ve yargı makamlarının yararlarının başvurucunun haber kaynağının açıklamama hakkından daha önemli gördüğünü tekrarlamıştır. Başvurucunun kaynağı için polis yetkilileri tarafından bir sonuca ulaşılmadığını ortaya çıkarmak için yapılan itirazına ek olarak İç polis soruşturması sonuçları dikkate alındığında İstinaf Mahkemesi, Sel baskının nedenini ile K., Van S. ve H.ye karşı yürütülen soruşturmayı ciddi olarak erteleyen soruşturmayı bütünüyle birbirinden ayırarak Devlet Suç Soruşturması Bölümünce yürütülen bu soruşturmanın, makul süre içinde kuşkuya yer bırakmayacak şekilde aydınlatacağını gözetmiştir. İstinaf Mahkemesi benzer biçimde, savunma tarafından önerilen söz konusu tanıkların bu konuda daha önce geniş biçimde dinlenmiş olması sebebiyle dinlenilmesi isteğini reddetmiştir. Bu nedenlerden ötürü mahkeme başvurucunun tutuklanmasının ölçülülük ve yerindelik ilkesini ihlal etmediğine inanmaktadır.
22- İstinaf Mahkemesi 22 Eylül 2000deki duruşmada başvurucunun tutuklama kararına itirazına ilaveten bu tür kararlara karşı temyiz yolunun olmamasını da dikkate almıştır. Aynı zamanda başvurucuya 22 Eylüldeki duruşma kayıtlarından anlaşılacağı üzere tutuklama kararının sözlü olarak verildiği ve kararın 24 saat içinde tebliğ edilmemesine ilişkin tartışmayı dikkate almamıştır. Sonuç olarak İstinaf Mahkemesi başvurucu ile avukatı arasındaki görüşme olasılığını cezaevi mevzuatında belirtildiğini dile getirmiş ve İstinaf Mahkemesinin bu mevzuatı değerlendirmesinin söz konusu olmadığını ifade etmiştir
23- Başvurucu İstinaf Mahkemesinin kararma karşı hukuki hususları temyiz etmek için Yüksek Mahkemeye (Yargıtaya) (Hoge Raad) başvurmuştur.
24- Van S. ve H.ye karşı yürütülen ceza kovuşturması kapsamındaki, İstinaf Mahkemesi öncesi, ikinci duruşma 9 Ekim 2000 tarihinde gerçekleşmiştir. Başvurucu kaynağını açıklamayı tekrar reddetmiştir. Bunun üzerine İstinaf Mahkemesi başvurucu hakkındaki tutukluluk kararının kaldırılmasına karar vermiştir. Karar başvurucunun bilgiyi elde ettiği ve sanık Kye karşı her iki soruşturma kapsamında görev yapmış polis memuru ile ilgili ifadesine diğer kişiler ve/veya belge içeriklerinden destek ya da doğrulamanın bulunmadığını dikkate almaktadır. Buna karşın başvurucunun ifadesi on polis memuru tarafından yalanlanmıştır. Bu nedenle, ifadesine itibar edilmemiştir. Mahkeme bu durumun varlığında, başvurucunun daha fazla tutuklanması hiçbir amaca hizmet etmeyecektir.
25- 9 Ekim 2000 tarihli duruşmada ve İstinaf Mahkemesinin başvurucunun tutukluluk kararının kaldırılmasını takiben, sanık Knin avukatı İstinaf Mahkemesi üyelerine karşı reddi hâkim talebinde bulunmuştur. Farklı üyeler bu talebi aynı zamanda 9 Ekim 2000de onaylamışlardır. İstinaf Mahkemesince Van S. ve H.ye karşı yürütülen kovuşturmada, başvurucunun ifadesindeki görüşün itibar görmemesi şeklinde yapılan açıklamanın Kye karşı yürütülen kovuşturmadaki, kararda da başvurulabilme olasılığı göz önüne alınmalıdır. Bu sonuçta sanıkların hâkim tarafından ön yargılı olarak nesnel yargılama yapılamayacağı konusunda önemli bir kanıt sağlayan istisnai bir duruma yol açmıştır.
26- Üç sanığa karşı yürütülen ceza kovuşturmasına İstinaf Mahkemesinin yeni üyelerden oluştuğu 30 Ekim 2000e kadar devam edilmiştir. Başvurucu sel baskını olasılığını ortaya koyan ve Kye karşı dava ile ilgili olarak makale yayınlamış diğer yedi gazeteci gibi tekrar tanık olarak dinlenmiştir. İstinaf Mahkemesi ayrıca iki muslukçuyu ve binanın kapıcısını da dinlenmiştir.
27- Tutukluluk kararının kaldırılması kararını takiben başvurucu salıverilmesinin temyiz etmesindeki hukuki yararının menfaatten yoksun kalması sebebiyle temyiz talebini geri almıştır.
28- Hükümete göre K., Van S. ve Hye karşı ceza kovuşturması sonuçlandırma aşamasına getirilmiştir.
B. Diğer Basın Raporları
29- Başvurucu yazılı basından kesilmiş iki fotokopiyi mahkemeye sunmuştur.
30- Bunlardan ilki 24 Eylül 1999 tarihli okuyucu kitlesinin fazla olduğu günlük gazete De Telegraaf da yayınlanan bir rapordur. Orada Amsterdamda ikinci bir binada sel baskını üzerine polis tarafından büyük miktarda bulunan silahlar aşağıdaki raporda belirtilmiştir. Başvurucun davasındaki sanıklar Messrs K., Van S.ve Hden, o esnada ilişkili olabileceklerin dolayı şüphelenilmemiştir, silahların bir terör örgütüne ait olduğu düşünülmüştür. Rapor Nachtwachtlaan davası ile bu yeni dava arasındaki silahların bulunuş biçimleri göz önüne alındığındaki benzerliğe dikkat çekmektedir. Polis raporlarında yabancı istihbarat servislerine, muhbirlerini korumak adına olayların kurnazca düzenlendiği belirtilmiştir.
31- İkincisi, 8 Ocak 2000 tarihinde haftalık dergi Vrij Nederlandda yayınlanan bir makaledir. Yazı İki olay arasında bağlantı kurmakta ve isim vermediği bir kaynağa dayanarak Hollanda Ulusal Güvenlik Servisi (Binnenlandse Veiligheidsdienst - the BVD) tarafından bilfiil kullanıldıklarını belirtmektedir.
32- Hem De Telegraaf'da yayınlanan rapor hem de Vrij Nederlandda yayınlanan yazının her ikisinin de başvurucu dışındaki gazeteciler tarafından yazıldığı görülmektedir.
33- Başvurucu aynı zamanda Amsterdam günlük gazetesi Het Paroolun internet web sayfasından 27 Eylül 2000 tarihinde alman bir çıktısını da mahkemeye sunmuştur. Yazı su sızıntısını tamir için çağrılan iki muslukçunun, zarara kasıtlı olarak yol açıldığının gözden kaçırıldığı gibi bazı iddialar olduğunu belirten alıntılar içermektedir. Gerçek ise, eski binalarda su sızıntıların sıklıkla rastlanan bir durum olmasıdır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE ULUSLARARASI HUKUK
A. Hollanda Ceza Usul Kanunu
34- Ceza Usul Kanunun davaya ilişkin olarak hükümleri şöyledir:
Madde 218
Mesleğin erdemi nedeniyle, meslekleri ya da işleri nedeniyle elde ettikleri bilgileri gizlemek mecburiyetindedir... Bu meslek grubundakiler konuyla ilgili olarak konumları itibariyle kendilerine ulaşan bilgileri kanıt vermeyi ya da özel soruları yanıtlamayı reddedebilir.
Madde 294
1. Sorgu sırasında tanık hukuki bir gerekçe göstermeksizin kendisine yöneltilen soruyu yanıtlamayı reddederse ya da yemin vermez ve onaylamazsa mahkeme soruşturmanın aciliyeti bunu gerektiriyorsa tutuklanmasına karar verebilir. (gijzeling).
2. Karar verilmeden önce tanıklar ve vekillerin reddetme sebepleri dinlenmelidir.
3. Tutuklama kararı otuz günden fazla olmamalıdır; mahkeme aynı zamanda tanık yeniden huzura çıkarılmadan da karar verebilir. Karara karşı düzeltme talebi mümkün değildir.
4. Mahkeme tanığın yükümlülüklerini yerine getirir getirmez ya da soruşturma sona erdiğinde tutuklama kararını kaldırabilir, tanıkta kaldırılma talebinde bulunabilir. Madde 223 § 3 uygulanabilir.
5. Madde 224 ve 225 uygulanabilir.
35- Bu yolla açıklanan 223, 224 ve 225. maddeler tanıklarla davanın görülmesi sırasında bizzat soruşturmacı yargıç tarafından uygulanabilme imkânı tanımaktadır.
36- 223 § 3 maddesinin ilgili bölümü tutuklu tanığın resmi bildirimden sonra üç gün içinde temyizini öngörmektedir.
37- 224. madde tutuklama emri ya da tutukluluğun devamı ya da tutuklamanın kaldırılması talebinin reddini içeren tüm kararlarını, tanıkların 24 saat içinde yazılı olarak bilgilendirilmesini öngörmektedir.
38- 225. madde tanıkların avukata danışma haklarına sahip olabileceğini düzenlemektedir. Avukat, tanığı özel olarak görmeye ve tutuklamanın konusunda gizli olarak karşılıklı yazışmaya izinli olduğu tanığa sınırsız erişim hakkına sahiptir. (vrije toegang) Avukatın aynı zamanda tanığın sorgulanması ile ilgili resmi kayıtlara ceza soruşturması kapsamında elde edilen bilgilere ve dosyanın geri kalanına da erişme hakkı vardır.
39- Bu düzenlemeler ilk derece mahkemesinde, İstinaf Mahkemesinden önce, yazılış biçimi ile uygulanmasına rağmen 415. madde delaletiyle kıyas yoluyla Temyiz Mahkemesi sürecinde uygulanmıştır.
B. Polis Faaliyetleri ile ilgili Basının durumu hakkında yönerge
40- Polis Faaliyetleri ile ilgili Basının durumu hakkında yönerge (Leidraad över de positie van de pers bij politieoptreden) Adalet Bakanlığı tarafından 19 Mayıs 1988de yayınlanmıştır (Minister van Justitie). Olayların şikâyet edildiği zamanlarda ilgili bölümde şu ifadelere yer verilmiştir:
7. Gazeteciliğe ait eşyalara el konulması
Gazeteciliğe ait eşyalara Ceza Usul Kanununda gösterilen hallerde el konulabilir. Gazeteciler el konulma ile iki biçimde karşılaşabilirler.
A. Polis, olayın durumuna göre, kamu savcısının (officier van justitie) ya da yardımcısının (hulpofflcier van justitie) talimatı ile ya da talimatı olmaksızın suç işlediğinden şüphe duyduğu gazeteciyi yakalayabilir ve o mahaldeki ona ait her şeye el koyabilir. Bu durumda belirli suç eylemi ile gazeteciliğe ait eşya arasında suçun işlenmesi ile bir bağlantı olmak zorundadır. Bu durumda gazeteci sıradan vatandaş gibi tutuklanır.
Eğer kovuşturma halen sürüyorsa, ele geçirilen -yayınlanmamış- malzeme hakkında ne yapılacağı hakkındaki son kararı bağımsız yargıç verecektir.
B. Gazetecilik mesleği ile ilgili eşyalara bağımsız (soruşturmacı) yargıcın kararı ile de el konulabilir. Hâkimin görüşüne göre yasal hazırlık soruşturmasında bazı gerçeklerin aydınlatılmasına faydası olabilecek bazı eşyalara...
41- Yönergenin bu bölümü 1 Nisan 2002 tarihli Gazetecilere zorlayıcı tedbirlerin uygulanması Direktifi Directive on the application of coercive measures to journalists (Aanwijzing toepassing chvangmiddelen bij journal-isten)nin etkisiyle değiştirilmiş ve Genel Savcılar Kurulu tarafından yayınlanmıştır (College van procureurs-generaal). Bu direktif mahkemenin içtihatlarına kapsamlı göndermeler yapmaktadır. Gazetecinin kaynağı bu konuda korunması söz konusu ise gazetecilere zorlayıcı tedbirlerin uygulanması, sözleşmenin 10 § 2ye uygun olmalı ve yerindelik ve ölçülülük ilkelerinin gereklerine saygı göstermelidir.
C. İlgili iç hukuk içtihatları
42- Rüşvet iddialarına ismi karışan kişiler tarafından, resmi kaynaklardan sızdırılan bilgileri kullanan iki gazeteciye karşı açılan bir özel hukuk davasında Yüksek Mahkeme önceki kararlarının aksine bir karar vermiştir. 10 Mayıs 1996 tarihli karar, Nederlandse Jurisprudentie (Hollanda Hukuk Raporları) 1996, no. 578)
Kararda belirtildiği üzere (i.e. Goodwin v. İngiltere kararı 27 Mart 1996, Kararlar Rapora 1996-11) Sözleşmenin 10 § 1'e göre gazetecinin vereceği cevap nedeniyle kaynağını tehlikeye atacak nitelikteki soruları yanıtlamayı reddetmesi ilke olarak kabul edilmelidir. Bununla birlikte mahkeme gazetecileri tanık olarak çağıran kişilerce açılmış davalarda, bu hakkın davanın dayandığı özel şartlarını göz önünde bulundurularak, mahkeme kaynağın açıklanmasının demokratik bir toplumda gerekliliği iddiası ile bir ya da birkaç amaca ulaşmak için maddenin ikinci paragrafındaki sınırlandırmalara dayanan iddiaları her zaman kabul etmek zorunda değildir.
... İstinaf Mahkemesinin kararından da ve dava dosyasının içeriğindeki diğer belgelerden de anlaşılacağı üzere mevcut dava, davacı tarafından belirtildiği gibi sızan bilgilerin Limburg şehrindeki bazı yerel yönetim memurları hakkındaki ceza soruşturması kapsamıyla ilgili olduğu belirtilebilir. Bu bilgi ile, bu tür rüşvet davaların kamuoyu ilgilendirmesi nedeniyle De Limburger gazetesinin de ortaya çıkardığı sonuçların zarar verdiği iddiası ile dava açılmıştır. (...). Dolayısıyla davacı kimin bilgiyi sızdırdığını" öğrenmekten çok davalının kaynaklarını açıklamasındaki diğer yararları iddia etmiştir çünkü ileride devlete ve onlarla ilgili kişilerin verdikleri zarar nedeniyle ve aynı zamanda daha fazla bilgi sızmasını" engellemeye yönelik talimat verenlerin ortaya çıkarılması için dava etmeyi düşünmektedirler. Ancak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararında bahsedilen Yüksek Mahkemenin bu yararı, davalının kaynaklarının korunmasına ait kamu yararından daha önemli bulunmasının dengelenmesinde yetersiz bulmasına ilişkindir
D. R(2000) 7 numaralı Gazetecilerin Bilgi Kaynaklarını Açıklamamaları Hakkında Avrupa Konseyi Tavsiyesi
43- R(2000) 7 numaralı Gazetecilerin Bilgi Kaynaklarını Açıklamama Hakkına İlişkin Tavsiyesi, Bakanlar Komitesi tarafından 08 Mart 2000 tarihinde, Bakan Temsilcilerinin 701 inci oturumda kabul edilmiştir. Konuyla ilgisi bakımından şunu saptamaktadır.
Üye Devletler hükümetlerine aşağıdaki hususlarda tavsiyede bulunur:
1. Ulusal mevzuat ve uygulamalarını bu Tavsiye Kararına ekli ilkeleri rehber alarak gerçekleştirmeleri,
2. Bu Tavsiye Kararını ve ona ekli ilkeleri gerekli yerlerde tercümeleriyle birlikte, en geniş ölçüde dağılımını sağlamaları,
3. Bu Tavsiye Kararı ile ona ekli ilkeleri, kamu makamlarının, polis yetkililerinin ve yargı mensuplarının dikkatine sunmaları ve bunları, gazetecilerin, medyanın ve onların meslek örgütlerinin edinmelerini mümkün kılmaları.
No. R (2000) 7 sayılı Tavsiye Kararının Eki
Gazetecilerin Bilgi Kaynaklarını Açıklamama Hakkına İlişkin İlkeler
Tanımlar
Bu Tavsiye Kararının amaçlan bakımından;
a. "Gazeteci", herhangi bir kitle iletişim aracını kullanarak, kamu için bilgi toplama ve bunu yayma faaliyetiyle düzenli biçimde ya da mesleki olarak uğraşan herhangi bir gerçek ya da tüzel kişi anlamına gelir;
b. Bilgi, herhangi bir olgunun, görüşün ya da fikrin yazılı metin, sesli ve/veya görsel kayıt şeklindeki ifadesi anlamına gelir;
c."Kaynak", bir gazeteciye bilgi sağlayan herhangi bir kişi anlamına gelir;
d. Kaynağı belli bilgi, kaynağın kimliğinin olabildiği ölçüde tespit edilebilir olması anlamına gelir:
i. Kaynağın isminin ve kimliğine ilişkin verilerin yanı sıra, sesinin ve görüntüsünün olması,
ii. Gazeteci tarafından bir kaynaktan bilgi edinilmesine ilişkin olgusal şartların belirgin olması,
iii. Bir kaynak tarafından gazeteciye yayınlanmamış içerikli bilginin sağlanmış olması,
iv. Mesleki faaliyetine ilişkin olarak gazetecilerin ve onların işverenlerinin kimliklerine ilişkin verilerin bulunması.
İlke 1 (Gazetecilerin bilgi kaynağını açıklamama hakkı) Üye Devletler ulusal mevzuatı ve uygulaması, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesi (bundan böyle, Sözleşme olarak anılacaktır) Madde 10'a ve burada düzenlenen ilkelere uygun olarak, ve bu hak bağlamındaki asgari standartlar olarak mütalaa edilecek olan, gazetecilerin bir kaynağın kimliğine ilişkin bilgiyi açıklamama hakkını temin etmelidir.
İlke 2 (Diğer kişilerin bilgi kaynağını açıklamama hakkı) Bilginin toplanmasında, bu bilginin yayınlanması işlemlerinde ya da dağıtımında üstlendikleri rolle gazetecilerle mesleki ilişkilerinden ötürü bir kaynağın kimliğine ilişkin bilgiye sahip olan diğer kişiler de, eşit biçimde, burada düzenlenen ilkeler çerçevesinde korunacaktır.
İlke 3 (Bilgi kaynağını açıklamama hakkının sınırları)
a. Gazetecinin bir kaynağın kimliğine ilişkin bilgiyi açıklamama hakkı, Sözleşme Madde 10, paragraf 2'de belirtilenlerden başka hiçbir kayıtlamaya tabi olmamalıdır. Sözleşme Madde 10, paragraf 2'nin kapsamına girer şekilde bir kaynağın açıklanmasındaki meşru bir yararın bir kaynağın kimliğine ilişkin bilginin açıklanmamasındaki kamu yararına daha üstün gelip gelmediğini belirlemede, üye Devletler yetkili makamları, kaynağın açıklanmaması hakkının taşıdığı öneme ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarında bu hakka atfedilen üstün konuma özel bir dikkat göstereceklerdir ve paragraf b. hükmüne tabi olarak, kaynağın açıklanması emrini sadece, kamu yararı bakımından kaynağı açıklamamayı geri plana iten gereklilik bulunması halinde ve eğer yeterli yaşamsal önem ve ciddi nitelikteki şartlar var ise, verebilirler.
b. Bir kaynağın kimliğine ilişkin bilgiyi açıklama, aşağıda belirtilen zorunlu şartların mevcudiyeti kesinleşmedikçe, gerekli olarak mütalaa edilmeyecektir:
i. Kaynağı açıklamaya ilişkin makul seçenek önlemlerin mevcut olmaması ya da kaynağın açıklanmasını isteyen kişiler ya da kamu makamları tarafından söz konusu makul seçeneklerin denenmiş olması ve
ii. Kaynağın açıklanmasındaki meşru yararın açıkça kaynağın açıklanmamasındaki kamu yararına üstün gelmesi ki bu halde aşağıdaki unsurlar dikkate alınmalıdır:
Kaynağın açıklanmasına ilişkin üstün yarar kanıtlanmış olmalıdır,
Duruma ilişkin şartlar yeterli yaşamsal önem ve ciddi nitelik taşıyor olmalıdır,
Kaynağın açıklanması gerekliliğinin, baskın bir sosyal ihtiyaca karşılayan nitelikte olduğu tespit edilmelidir ve
Üye Devletler, bu ihtiyacın var olup olmadığının değerlendirilmesinde belli bir takdir payı kullanırlar; ancak bu takdir yetkisi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin gözetim/denetim yetkisi ile birlikte söz konusudur.
c. Yukarıda belirtilen koşullar ve gereklilikler, kaynağın açıklanmaması hakkına dayanılmasının söz konusu olduğu herhangi bir işlemin/davanın tüm aşamalarında uygulanmalıdır.
İlke 4 (Gazetecilerin bilgi kaynaklan bakımından seçenek kanıtlar) Bir kişinin şeref ve şöhretine zarar verdiği iddiasıyla bir gazeteci aleyhine açılan bir davada, makamlar, gerçeğin ya da iddiaların kanıtlanması amacıyla, ulusal usul hukuku çerçevesinde temin edebildikleri tüm delilleri dikkate almalıdırlar ve bu amaç için, bir gazeteciden kaynağının kimliğini açıklaması isteminde bulunmamalıdırlar.
İlke 5 (Bilgi kaynağının açıklanmasına ilişkin koşullar)
a. Yetkili bir makam tarafından bir kaynağın kimliğine ilişkin bilginin açıklanmasını amaçlayan bir işlem yahut talep konulu herhangi bir tasarruf, sadece, bu bilginin açıklanmasında doğrudan bir meşru yararı bulunan kişiler yahut kamu makamlan tarafından başlatılabilir.
b. Gazeteciler, yetkili makamlar tarafından, bir kaynağın kimliğine ilişkin bilginin açıklanmamasına dair hakları ve yanı sıra, bu hakkın sınırlan konusunda, kendilerinden kaynağı açıklamaları talep edilmeden önce, bilgilendirilmelidirler.
c. Bir kaynağın kimliğine ilişkin bilginin açıklanmaması sebebiyle gazetecilere uygulanacak yaptıranlar ancak, Sözleşme Madde 6 uyarınca ilgili gazetecilerin duruşmada bulunmaları olanağı tanınmış şekilde, davanın yürütümü sırasında yetkili yargısal makamlar tarafından verilmelidir.
d. Gazetecilerin, bir kaynağın kimliğini açıklamamalarından ötürü haklarında verilen yaptıran kararının, bir başka yargısal makam önünde yeniden gözden geçirilmesi hakkı olmalıdır.
e. Gazetecilerin, bir kaynağın kimliğinin açıklanmasına ilişkin bir talep ya da emri yanıtlamak durumunda kalması halinde, yetkili makamlar, örneğin, uygun hallerde, Sözleşme Madde 6 düzenlemesine gereğince saygı gösterilmesi suretiyle, kamunun bu bilgi açıklamasının dışında tutulması ve bizzat yetkili makamların açıklanan bu bilginin mahremiyetine riayet etmesi gibi usullerle, bu açıklamanın kapsamını sınırlayacak türdeki önlemlerin uygulanmasını dikkate almalıdırlar.
İlke 6 (İletişimin kaydedilmesi, izlenmesi ve yargısal arama ve el koyma)
a. Aşağıdaki önlemler, bu ilkeler düzenlemesi çerçevesinde, gazetecilerin bir kaynağın kimliğine ilişkin bilgiyi açıklamama hakkını bertaraf etme amacını taşıması halinde, uygulanmamalıdır:
i. Gazetecilerin ya da onların işverenlerinin haberleşmelerinin ve yazışmalarının durdurulmasına/kaydedilmesine ilişkin olarak verilen emirler ya da eylemler,
ii. Gazetecilere, onların irtibatta bulunduklarına ya da işverenlerine ilişkin olarak verilen izleme emirleri ya da eylemleri, ya da
iii. Gazetecilerin ya da işverenlerinin, özel ya da iş yaşamı çerçevesindeki bina ve müştemilatına, şahıslarına ait eşyalara yahut yazışmalarına, ya da mesleki faaliyetleriyle bağlantılı kişisel verilerine ilişkin olarak verilen arama ve elkoyma emirleri ya da eylemleri.
b. Söz konusu yöntemlerin öngörülen amaçlarından olmamasına rağmen, bir kaynağın kimliğine ilişkin bilginin polis ya da yargısal makamlar tarafından yukarıda belirtilen herhangi bir yöntemle usulüne uygun biçimde öğrenilmesi halinde, İlke 3 çerçevesinde bu bilginin açıklanmasını haklı kılacak sebepler ortaya çıkmadığı müddetçe, bu bilginin mahkemeler önünde kanıt olarak bilahare kullanılmasını engelleyecek önlemler mutlaka alınmalıdır.
İlke 7 (Kendini suçlamaya karşı korunma) Bu belgede düzenlenen ilkeler, bir ceza davasında kendini suçlamaya karşı korunma hususundaki ulusal mevzuatı hiçbir biçimde sınırlamayacaktır ve gazeteciler, bu tür mevzuatın uygulanabilir olduğu ölçüde, bir kaynağın kimliğine ilişkin bilgiyi açıklama hususunda bu kapsamdaki bir korumadan yararlanmalıdırlar.
44. Tavsiyenin tam olarak uygulanması için açıklayıcı notta belirli terimlere açıklık getirilmiştir. Kaynak kavramı hakkında açıklayıcı not aşağıdaki gibidir:
c. Kaynak
17. Gazeteciye bilgi sağlayan herkes gazetecin kaynağıdır. Gazeteci ile kaynağı arasındaki ilişkinin korunması haber kaynağını açıklamamanın, medya özgürlüğünü harekete geçirmeye yönelik düzenlemelerde potansiyel olarak caydırıcı etkisi nedeniyle bu tavsiyenin amacıdır. (Bkz, Goodwin v. the United Kingdom Kararı, 27 Mart 1996, paragraf 39).
Gazetecilere bilgi her tür kaynaktan ulaşabilmektedir. Bu yüzden bu kavramın geniş biçimde yorumlanması gerekir. Gazeteciye bilginin güncel karşılığı, kaynak tarafından farklı biçimlerde ulaştırılmaktadır örneğin kaynağın gazeteciyi araması ya da gazeteciye yazması veya ona kayıtlı bilgi ya da fotoğrafları göndermesi gibi. aynı zamanda, kaynağın edilgen kalması ya da gazeteciye fotoğraf çekmesi ya da kayda alması gibi bilgiye ulaşması konusunda izin vermesi durumunda bilgi, "şartlı" olarak sağlanmış varsayılır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 10. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
45- Başvurucu gazeteci olarak bilgi kaynağını açıklamama hakkının inkâr edilmesini ve kaynağını açıklamaya zorlamak için tutuklanmasının haksız olduğunu aşağıda da belirtilen sözleşmenin 10. maddesine dayanarak şikâyet etmiştir:
1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamları tarafından müdahale olmaksızın ve ulusal sınırlar dikkate alınmaksızın, görüşlere sahip olma ve bilgi ve düşünceleri edinme ve bunları yayma özgürlüğünü içerecektir. Bu Madde, Devletlerin, radyo televizyon ya da sinema işletmeciliğinin izne/ruhsata bağlanması isteminde bulunmalarını engellemeyecektir.
2. Bu özgürlüklerin kullanımı, ödevler ve sorumluluklar ile yürütüleceğinden, ulusal güvenliğin, ülke bütünlüğünün ya da kamu emniyetinin yararı, düzensizliğin ya da suçun önlenmesi için, sağlığın ya da ahlakın korunması için, başkalarının şöhret ve haklarının korunması için, gizli bilginin edinilerek açığa çıkmasının önlenmesi için yahut yargılama organlarının yetke ve tarafsızlığının muhafaza edilmesi için, hukukun öngördüğü ve demokratik bir toplumda gerekli bulunan türdeki formalitelere, koşullara, kayıtlamalara ya da cezalara tabi tutulabilir.
46- Hükümet herhangi bir ihlalin olduğunu reddetmektedir.
A. Kabul Edilebilirlik
47- Hükümet ilk olarak başvurucunun hukuki konularda temyiz hakkını aramadığı için itiraz etmiştir. (bkz paragraf 27) Devamında da iç hukuk yollarının tüketilmediğini ifade etmiştir Ancak Yüksek Mahkemenin bu temyiz talebini başvurucunun tutukluğunun kararının kaldırılmasından dolayı kabul etmeyeceği saikiyle 2 Mart 2006 tarihli bir mektupla bu itirazlarından vazgeçmiştir.
B. Davanın Esası
1. Başvurucunun Sözleşmenin 10. Maddesinde korunan hakkına bir müdahalenin olup olmadığı sorunu
49- Her iki tarafta Sözleşmenin 10. maddesinde korunan başvurucunun hakkına bir müdahale söz konusu olduğunda hem fikirdir. Gerçekten de başvurucunun istinaf mahkemesine yol gösterecek olan kaynağının ismini açıklamayı reddetmesi üzerine konuşmaya mecbur etmek için tutuklama emrinin verilmesi gibi formaliteler, şartlar, kısıtlamalar ya da cezalara maruz bırakıldığı açıktır.
2. Bu müdahalenin kanunen öngörülüp öngörülmediği sorunu
50- Hükümet başvurucunun tutuklanmasının kanuna uygun olarak yüksek mahkeme içtihatları ile açıklanan, Ceza Usul Kanununun 294. maddesinin bir uygulanma biçimi olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca bunun uygun usulü bir koruma yöntemi olduğu belirtilmiştir.
51- Başvurucu İstinaf Mahkemesinin gerçek bir nedene dayanarak Kararı kurmadığı görüşü ile buna karşı çıkmıştır. Tanıklık yapmayı reddetme saikiyle madde 294 § 1in acil ön şart olarak aradığını ifade etmiştir.
52- Mahkeme başvurucunun iddialarını müdahalenin meşru olmadığında değil de daha çok demokratik bir toplumda gereklilik ve o başlığın altına çok daha uygun olarak tartışılması gerektiğini dikkate almıştır.
53- Mahkeme ilaveten başvurucunun tutuklanmasının Ceza Usul Kanununun 294 § 1. maddesinin bir ilkesinin düzenlemesi olarak uygulandığını tespit etmiştir. Sözleşmenin 10. maddesinin amacıyla, mahkeme iç hukuktaki ilkenin başvurucunun tutuklanması açısından uygun olduğunu belirlemiştir.
3. Bu müdahalenin meşru bir amaç taşıyıp taşımadığı sorunu
54- Hükümet, müdahalenin Başkalarının şöhret ve haklarının korunması" amacıyla şöyle ki, yargının ve Amsterdam polisinin onurunun korunması adına gerçekleştirildiğini belirtmiştir. Aynı zamanda kamu güvenliği ve düzensizliğin ve suçun önlenmesi gibi meşru amaçlara atıfta bulunmuşlardır.
55- Başvurucu davasının şartlan altında yargının ve Amsterdam polisinin onurunun, resmi görevin kötüye kullanılması karşısında kaynağını gizlerken bunu açıklamaya maruz bırakılmasını gerektirmediğini ileri sürmüştür. Ayrıca kendisinin savunmasın talebi üzerine ceza muhakemesi sürecine tanık olarak çağrıldığını, yargının ya da polisin onurunun tek başına dava konusu süreçle ilgisi olmadığını ifade etmiştir.
56- Mahkeme müdahalenin herhalukarda suçun önlenmesine yardım etmek amaçlı olduğu konusunda ikna olmuştur.
4. Bu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı sorunu
57- Hükümet R (2000) 7 numaralı gazetecilerin bilgi kaynaklarını açıklamamaları hakkında tavsiye kararının 3. ilkesinde belirtilen bilgi kaynağının açıklamanın sınırlarına atıfta bulunarak (Bkz. paragraf 43) onun uygulandığını ileri sürmüştür. Özellikle yerindelik ve ölçülülük gereklerinin uygulandığı ileri sürülmüştür.
58. İlk olarak yerindelik açısından, bilgiyi ulaşılıp almayı olanaklı kılacak mantıklı bir alternatif araç olmadığını beyan etmişlerdir. Başvurucunun tutuklanmasından uzun bir süre önce Bay Knin avukatı tarafından polisin görevini kötüye kullanması iddialarının ardından yargı makamları tarafından bir soruşturma yürütülmüştür. Fakat bu konuda herhangi bir bilgi verilmemiştir.
Başvurucu tutuklandığında, Bay Knin soruşturmasını gerçekleştiren polis memurlarına yönelen soruşturmanın ihtiyati tedbir niteliğinde olduğu lanse edilmiştir. Bu soruşturma aynı zamanda -önemli bir ceza soruşturmasında ciddi iddialarda bulunmaya yol açacak nitelikte olan ve ağır yankılarla yüz yüze kalabilecek polis memurlarından gerekli bilginin sağlanıp sağlanmadığı konusunda- umulan herhangi bir bilgiyi sağlamamıştır.
Devlet Suç Soruşturmaları Bölümünün (Rijksrecherche), ek soruşturmalarında polisin yanlış uygulama iddialarına ilişkin olarak Bay Knin duruşmasında kabul görmeyen resmi bir heyet görevlendirmiştir.
59- İkinci olarak ölçülülük ilkesine gelince, başvurucunun ifadeleri Amsterdam bölgesindeki polis ve yargı otoritelerinin itibarına doğrudan yönelmektedir. Eğer başvurucunun yayınladığı iddialar doğru olması durumunda Hollandadaki hukuk devleti ilkesine etkisi feci olacaktır. Ayrıca, başvurucunun iddialarının uzun süreli hapis cezasına mahkûm edilen sanıkların mahkûmiyetlerine ve haksız biçimde ele geçirilen delillerle haklarında soruşturma yapılanlar hakkında da doğrudan etkisi vardır.
60- Üçüncü ve son olarak başvurucu 17 günden daha fazla tutuklu olarak tutulmamış ve mahkemenin tutuklamanın gereksiz olduğunu düşünmesine ilişkin kararını verir vermez de tutuklama kararı kaldırılmıştır.
61- Başvurucu ise aynı fikirde değildir. Amsterdam İstinaf Mahkemesinin savunma ya da başka bir hakkın gerekip gerekmediği konusundaki ilgi ile 10. maddedeki dengeyi kurmada hataya düştüğünü iddia etmiştir. Ayrıca silah kaçakçılığının Bakanlar Komitesi tavsiyesinde gazetecinin kaynağını açıklamak zorunda bırakılmasını haklı kılacak derecede sayılan ciddi suçlar arasında yer almadığını belirtmiştir. Nachtwachtlaan binasında bulunan silahlarla ilgili tüm olaylarda bulunduğu gibi ele geçirilmiştir bu nedenle, olaylar hakkında şikâyette bulunulduğu zaman, kamu için tehlike oluşturmadığı kanaatinde olduğunu ifade etmiştir.
62- İkinci olarak, yerindelik ilkesine uygun hareket edilmemiştir. Savunma tarafından o zaman çağrılan 14 tanıktan kendisi dâhil sadece 3 kişinin celp edildiğini; İstinaf mahkemesinin diğer Hnin celp talebini reddettiğini belirtmiştir. Ayrıca hükümetin belirttiği gibi ikinci soruşturmanın yapılmış olmasına rağmen bu soruşturma başvurucunun tutuklanmasından sonra yapılmıştır. İstinaf Mahkemesi, benzer biçimde su baskını meselesi hakkında röportajı yayınlanan diğer gazeteciyi de başvurucunun tutuklanmasından sonra dinlemiştir. Sonuç olarak hükümetin Devlet Suç Soruşturmaları Bölümünce yürütülen soruşturmanın ikrarı dikkate alındığını ancak olayda var olan olasılıkların amaca uygun olarak karar verildiği yönündedir.
63- Mahkeme aşağıdaki ilkelerin genel olarak uygulanabileceğini belirtmektedir. (bkz. Cump_n_ and Maz_re v. Romanya (GC), no. 33348/96, §§ 88-91, AİHM 2004-XI içtihatları)
88- Başvurucu tarafından yapılan şikâyet edilen müdahalenin Demokratik bir toplumda gereklilik ölçütü bakımından incelemesinde, mahkemenin acil bir sosyal ihtiyacı' tanımlaması gerekmektedir. Sözleşmeye taraf olan devletler böyle bir ihtiyacın gerekli olup olmadığı konusundaki takdirin tayin edilmesinde kesin bir sınıra sahiptirler fakat bu Avrupa gözetiminde hem yasal düzenlemeler hem de bağımsız mahkemelerce verilmiş olmalarına rağmen, kararların uygulanmasının teşmili ile elden ele geçmektedir. Bu nedenle mahkeme sınırlandırmanın 10. maddede korunan ifade özgürlüğü ile bağdaşabilir olup olmadığı hakkında son kararı vermekle yetkilidir (...).
89- Mahkemenin görevi, denetleme işlevi nedeniyle, yetkili yerel mahkemelerin yerine geçmekten çok 10. madde kapsamında alınan kararları takdir hakkına uygun olarak değerlendirmektir (...). Bu denetimin sadece muhatap devletin uygulamasındaki takdir hakkının akla uygun, dikkatli ya da iyi niyetli olup olmadığını tespit etmekle sınırlı olduğu anlamına gelmemektedir; mahkemenin yaptığı şey şikâyet konusu olan müdahaleye, başvuruculara karşı görüşleri de içerenler dâhil tüm davanın ışığında ve yapılanlara bu bağlamda, bakmaktır. (...).
90- Mahkeme özellikle ulusal makamlar tarafından yapılan müdahalenin ilgili ve uygun alınan tedbirlerin ulaşılmak istenen amaca uygun, yasal ve ölçülü olup olmadığı konusunda haklılığını ileri süren nedenlerinin uygun olup olmadığını saptamalıdır (...). Mahkeme, bunu yaparken ulusal makamların dayandığı ilgili olaylarda kullanılan, kabul edilebilir bir takdir yetkisinde 10. maddede somutlaştırılmış ilkelerdeki standartların uygulandığı konusunda ikna olmalıdır(...).
64- 1985ten bu yana mahkeme sık sık basının bilgi sağlama ve kamu bekçi köpeği görevinden söz etmektedir. (Barthold v. Almanya kararı 25 Mart 1985, Seri A no. 90, s. 26, § 58; Lingens v. Avusturya kararı 8 Temmuz 1986, Seri A no. 103, s. 27, § 44; Thorgeir Thorgeirson v. İzlanda kararı 25 Haziran 1992, Seri A no. 239, s. 27, § 63; Cump_n_ and Maz_re, yukarıda paragraf § 93e bakınız).
65- Gazeteciliğe ait kaynakların korunması, basın özgürlüğünün genel kabul görmüş ve yukarıda paragraf 43te değinilen Bakanlar Komitesi Tavsiyesinde de belirtildiği gibi farklı uluslararası hukuki belgelere yansımış olan temel ilkelerinden biridir. Bunun gibi bir koruma olmaksızın, kaynaklar kamu yararını ilgilendiren meselelerde basını bilgilendirmeye yardımcı olmaktan kaçınabileceklerdir. Sonuç olarak basının, kamu-bekçi köpeği olmasının önemli rolü zayıflatılabilecek ve basının doğru ve güvenilir bilgi sağlaması olumsuz biçimde etkilenecektir. Gazeteciliğe ait kaynakların demokratik bir toplumda basın özgürlüğü adına korunması ve bu hakkın kullanımında, kaynağı açıklamaya zorlamanın potansiyel caydırıcı etkisi dikkate alındığında kamu yararının gereği olarak daha üstün nitelikli bir gereksinim olmadıkça Sözleşmenin 10. maddesine uygun bir tedbir alınmamalıdır. (bkz. Goodwin v. İngiltere, kararı 27 Mart 1996, 1996-11, Kararlar Raporu s. 500, § 39; mutatis mutandis, Roemen and Schmit v. Lüksemburg, no. 51772/99, § 46, ECHR 2003-IV).
66- Mahkemenin, hükümetin ileri sürdüğü iddialardan anladığı üzere, başvurucu iki nedenle kaynağını açıklamalıdır: birincisi Amsterdam Polisinin onurunu korumak; ikincisi sanıkların adil yargılanmasını sağlamaktır.
67- Mahkeme bu durumda herhangi bir şart altında olaya taraf olanları görevinin adil yargılamayı sağlama görevi ile gazetecinin kaynağını açıklamaya zorlanabilmesini ihtiyaç olarak görmemektedir. İstinaf Mahkemesinin ceza kovuşturma sürecinde, başvurucudan elde etmeye çalıştığı bilginin potansiyel önemi ne olursa olsun, mahkemenin üç sanığa karşı görevinin esasları dikkate alındığında herhangi bir biçimde engellenmediği görülmüştür. Diğer tanıkların ifadeleri, başvurucudan alınmak istenen ifadelerin yerine konulabilirdi (bkz paragraf 26). Bu nedenle suçlamaya yönelik girişim kabul edilmemiştir.
68- Bu durum başvurucunun kaynağını açıklamasını kendi amaçlan için isteyen hükümetin dayandığı yarar ve ilgileri mahkemenin göz ardı etmesine yol açmıştır.
69- Mahkeme başvurucunun yayınladığı iddiaların doğru olup olmadığını onaylamak durumunda değildir. Mahkeme, Hem umumi vekilin hem de Temyiz Mahkemesinin başvurucunun iki haftadan fazla süren tutuklanmasın yeterince ciddiye aldığına işaret etmektedir ve benzer iddialar Spits gazetesi dışındaki yazılı basın tarafından da dile getirilmiştir fakat Temyiz mahkemesi başvurucu tarafından yapılan röportajı inandırıcı bulmadığı için sonunda bertaraf etmiştir.
70- Mahkeme bir yandan Hükümetin, kamu otoritesinin özellikle eğer yanlışsa, hileli davranışa ilişkin herhangi bir teklifin olası etkisine ilişkin kaygısını anlamaktadır Fakat diğer taraftan Hukukun üstünlüğüne dayanan demokratik bir devlette, kamuoyunun bilgilenme hakkının bulunduğu bu tür olaylarda kamu otoritelileri tarafından uygun olmayan yöntemlerin kullanılması düşünmeye sevk etmektedir. (örneğin yukarıda bahsedilen Thorgeir Thorgeirson, s. 28, § 67 ile karşılaştırınız ve Cump_n_ and Maz_re, yukarıda, § 95 değinilen). Bu ışık altında Mahkeme Hükümetin kabulünü (Umumi vekilce görünüşteki yalanlama-paragraf 10a bakınız) eğer başvurucu kaynağını açıklanmaya mecbur bırakılsaydı başvurucunun kaynağı ağır yankılarla yüz yüze geleceği şeklinde mütalaa etmektedir.
71- Kaynaklar için sonuçları ne olursa olsun, Hollanda yetkililerince kaynağın kimliğini öğrenmeye yönelik düzenlemelerin uzunluğu mahkemenin işleyişine darbe vurmuştur. Bu tür geniş kapsamlı tedbirler, bu olaydaki gibi yanlış uygulamalara ilişkin olarak doğru ve eksiksiz bilgiye sahip kişilerin ileride meydana gelecek olaylarda ortaya çıkmasını ve bilgilerin basınla paylaşmasının önünü tıkayacaktır.
72- Mahkeme dava konusu olaylarda yanşan hakların dengesini gözeterek demokratik toplumda özgür basını korumak ve güçlendirme lehine olması gerektiğini düşünmüştür. Mahkeme, mevcut davanın olayları açısından Hükümetin, başvurucunun kaynağının kimliğini bilmesinden elde edeceği faydanın uygunluğunun, başvurucunun onu gizlemesindeki yararından daha üstün bulmamıştır. (yukarıda belirtilen Goodwin kararı ile karşılaştırın. s. 502, § 45)
73- Bu bulgular mahkemenin, hükümetin geriye kalan tartışmalarını dikkate almasının önüne geçmektedir, şöyle ki, bu kapsamdaki menfaatlerle ilgisi incelendiğinde, başvurucunun tutukluluk süresinin uzunluğu ölçülü değildir.
74- Sonuç olarak Sözleşmenin 10. maddesinin ihlali vardır.
II. SÖZLEŞMENİN 5 § 1 MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
75- Başvurucu iç hukuka aykırı olarak 24 saat içinde yazılması gereken ve bir kopyasının kendisine verilmesi gereken tutuklama emri olmaksızın tutuklanmasını şikâyet etmiştir. Aynı zamanda gecikmeli olarak ulaşan yazılı kopyada tutuklamanın sebebinin ne olduğu belirtilmemiş olmasını şikâyet etmiştir. Başvurucu, sözleşmenin aşağıda belirtilen ilgili bölümüne dayanmıştır:
1. Herkes kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahiptir. Hiç kimse, ... yasayla öngörülen bir usule uygun olması durumu hariç özgürlüğünden yoksun bırakılmayacaktır...
76- Hükümet, başvurucunun iddia edilen ihlalin mağduru olduğunu reddetmektedir.
A. Kabul Edilebilirlik
1. Hükümetin İlk İtirazları
77- Başvurucunun şikâyetçi olduğu konunun sonucu olarak gerçek bir olumsuzluğa maruz kalmadığı fikrindedir. Unutulmamalıdır ki başvurucunun kendisine karşı alman yaptırımın ve nedenlerinin farkında olduğundan şüphe yoktur. İstinaf Mahkemesi kararı soruşturma aşamasında başvurucuya şahsen sözlü olarak açıklamıştır. Hükümete göre, bu nedenle başvurucu, sözleşmenin 34. maddesi anlamında mağduriyet iddiasında bulunamayacaktır.
78- Başvurucu iç hukukun öngördüğü gibi 24 saat içinde tutuklamanın haklı bir gerekçesi gösterilmediğini yinelemiştir.
79- Mahkemenin daha önceki kararlarında defalarca belirttiği üzere herhangi bir hasar ya da zarar olmasa dahi ihlalin varlığı düşünülebilir; sorun başvurucunun Sözleşmenin 34. ve 41. maddelerine göre tayin edilen duruma uygun olup olmadığıdır. (Marckx v. Belçika, 13 Haziran 1979, Series A no. 31, s. 13, § 27, The Moscow Branch of the Salvation Army v. Rusya no. 72881/01, § 65, AİHM 2006-...). Başvurucuya uygulanabilecek herhangi bir tedbirin yokluğunda, yerel makamlar tarafından ihlalin onaylanmasına ek olarak (_danoka v. Litvanya (GC), no. 58278/00, § 69, AİHM 2006-...) Mahkeme de mevcut davada farklı yönde bir karar vermeyi düşünmemektedir. Bu nedenle Hükümetin ilk itirazı üzerinde durulmamalıdır.
2. Kabul edilebilirlik Kararı
80- Mahkeme bu şikâyeti sözleşmenin 35 § 3 anlamında açıkça dayanaktan yoksun görmemektedir. Bu nedenle kabul edilebilir olduğu açıklanmalıdır.
B. Davanın Esası
81- Hükümet iç hukukun uygunluğunu tartışma girişiminde bulunmamıştır.
82- Mahkemenin birçok kez tutuklamanın yasal olmadığı sorusunu sürdürdüğü gibi Sözleşme esas olarak iç hukuka, onun bağımsız olarak düzenlenmiş usul ve kurallarına uyma zorunluluğunun yeniden değerlendirilmesi için havale etmektedir. (Wassink v. Hollanda kararı 27 Eylül 1990, Series A no. 185-A, s. 11, § 24; Öcalan v. Türkiye (GC), no. 46221/99, § 83, 12 Mayıs 2005; and Nakach v. Hollanda, no. 5379/02, § 37, 30 Haziran 2005).
83- Mahkeme başvurucunun tutuklanması kararının, tanıklık etmekten kaçınması üzerine verilmiş olmasına rağmen başvurucunun belirttiği gibi bir nedenin gereksiz olduğunu gözlemlemiştir. İç hukuk kuralları tutuklama kararının 24 saat içinde yazılı olarak bildirilmesini şart koşmaktadır. (Ceza Usul Kanunu Madde 224 - yukarıda paragraf 37ye bakın). Hükümet tutuklama emrinin yazılı kopyasının üç gün sonra sağlandığını inkâr etmemektedir. Mahkeme bu nedenle kanunen öngörülen bir usul izlenmediğini tespit etmiştir. Dolayısıyla Sözleşmenin 5 § 1 maddesinin ihlalli vardır.
III. SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
84- Başvurucu sözleşmenin 5. maddesine göre yaptığı aynı şikâyetleri sözleşmenin 6. maddesi anlamında genişletmiştir. Sözleşmenin 6. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
Medeni hak ve yükümlülüklerinin ya da kendisine isnat edilen herhangi bir suçun belirlenmesinde, herkes, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından, ... adil yargılanma ve aleni duruşma hakkına sahiptir...
85- Hükümet herhangi bir yorumda bulunmamıştır.
86- Mahkeme, hukukun egemen olduğu demokratik bir toplumda ceza muhakemesi sürecinde tanıklık etmek görevinin sıradan bir medeni görev olarak değerlendirmektedir. Tanıklık yapmaya zorlamak ne tanığın medeni hak ve yükümlülüklerindeki tanımda (bkz British Broadcasting Corporation v. İngiltere, no. 25798/94, 18 Ocak 1996 tarihli komisyon kararı); ne de iddianamede tanıklara karşı tanımda yer almamaktadır. Bu nedenle bu şikâyetin sözleşmenin 35 § 3 anlamında 6. madde ile konu bakımından bağdaşmadığını ve 35 § 4.e göre kabul edilemez olduğunu bildirmektedir.
IV. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNE GÖRE BAŞVURU
87- Sözleşmenin 41. maddesi şu hakları sağlamaktadır.
Sözleşme ya da onun Protokollerinin bir ihlali bulunduğunu bulursa ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku ancak kısmi bir giderime elveriyorsa, Mahkeme, gerekli olduğunda, zarar gören tarafın hakkaniyete uygun biçimde tatmin edilmesini temin edecektir.
88- Başvurucu zarara ilişkin bir iddiada bulunmamıştır.
89- Başvurucu Katma değer vergileri de dâhil olmak üzere davanın mahkemeye sunulmasına kadar maliyet ve masraf bedeli olarak 23,104.77 EURO talep etmiştir.
90- Hükümet bu iddiaları fahiş bulmuştur.
91- Mahkemenin içtihatlarına göre maliyet ve masraflar sözleşmenin 41. maddesinde belirtildiği gibi sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder. Buna ilaveten maliyet ve masraflar gerçekten maruz kalman meblağda olmalı, gerekli ve aynı zamanda makul miktarlarda olmalıdır. (bkz, Dudgeon v. the United Kingdom (eski madde 50), 24 Şubat 1983 tarihli karar, Seri A no. 59, s. 9, § 20).
92- Başvurucunun temsilcisi tarafından yapılan masraflar Sp!ts gazetesinin de sahibi olan Telegraaf Media Groep N.V.ya faturalanmıştır. Başvurucunun masraflardan yükümlü olacağına ilişkin bir durum gösterilmemiştir. Bu durumda mahkeme başvurucunun talebini reddetmiştir (bakınız Dudgeon (eski Madde 50), s. 10, § 22).
MAHKEME BU NEDENLERLE, OYBİRLİĞİ İLE
1. Başvurucunun Sözleşmenin 10. maddesi ile 5 § 1 maddesine göre şikâyetinin kabul edilebilir olduğuna,
2. Başvurucun diğer taleplerini uygun bulunmadığına,
3. Sözleşmenin 10. maddesinin ihlal edildiğine,
4. Sözleşmenin 5 § 1 maddesinin ihlal edildiğine,
5. Başvurucunun adli tatmin amaçlı taleplerinin reddine, karar vermiştir.
Karar İngilizce olarak alınmış ve Kural 77 §§ 2 ve Mahkeme Kuralları 3. kuralına uygun olarak 22 Kasım 2007 tarihinde yazılarak tebliğ edilmiştir.
Santiago Quesada Bostjan M. Zupancic / Zabit Kâtibi Başkanı
Sözleşmenin 45 § 2. maddesi ve Mahkeme Kuralları 74 § 2ye uygun olarak Bayan Thomassen tarafından yazılan mutabık görüş metni hükme eklenmiştir.
YARGIÇ WILHELMINA THOMASSENİN MUTABIK GÖRÜŞÜ
Bu davadaki hükme tümüyle katılıyorum. Ancak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama kararına karşı iç hukuk yollarının yetersizliği hususunda ek gözlemlerde bulunmayı uygun buluyorum. Ceza Usul Yasası 294 § 3 hükümleri başvurucu hakkında uygulanan tutuklama kararına karşı hukuk yolunun olmadığını belirtmektedir. Buna karşın 223 § 3 hükmü başvurucuya tahliye talebinin reddine ilişkin olarak Yüksek Mahkemeye (Hoge Raad) temyiz başvurusunda yasal bir sorun temelinde temyizde başvuru olanağı vermektedir. Başvurucu kanunen tahliye talebinin reddine ilişkin olarak kanunen temyiz hakkını kullanmıştır. Bu temyiz tutuklama kararını da veren aynı hâkimler tarafından reddedilmiştir. Akabinde başvurucu yasal bir sorun temelinde Yüksek Mahkemeye temyiz başvurusunda bulunmuş fakat tahliye edilmesinden sonra ve mahkemenin hükmünü vermesinden önce başvurusunu geri çekmiştir. Başlangıçta hükümet, başvurucunun Yüksek Mahkemeye temyiz başvurusunu geri çekmesini iç hukuk yollarının tüketilmediği yönünde olduğunu ileri sürmüştür. Daha sonra bu ilk itirazlarını, başvurucunun davasının incelenebileceği sırada başvurucunun tutuklu olmayacağı nedeniyle Yüksek Mahkemenin bu temyizi kabul edilemez bulacağı düşüncesine vararak, geri çekmişlerdir. (2 Mart 2006 tarihli Hükümet Mektubu.)
Görünüşe göre, başvurucunun salıverilmesinden ötürü menfaatten yoksunluk nedeniyle Yüksek Mahkemenin bu temyizi reddedeceğine dair şüphe olmadığı görüşü Hükümet tarafından benimsenmiştir.
Eğer bu varsayım doğruysa, iç hukuk düzeyindeki koruma yetersizdir. (Eğer böyleyse) bu durum, başvurucuların tutukluluklarının hukukiliği hakkında, tutuklama kararını veren Temyiz Mahkemesinden başka bir mahkeme önünde itiraz edilemeyeceği anlamına gelir. Yalnızca başvuranın yargılama sırasında salıverilmesi nedeniyle, Yüksek Mahkeme tarafından ne tutuklamanın hukukiliğine göre ne de 10. maddeye uygunluğuna göre hukuki hususları açıklığa kavuşturmayacağı anlamına gelir.
Temel hakların etkili bir koruma gerektirmesi nedeniyle bu dava, gelecek bakımından bulunabilecek olası çözümlerin ne olduğu sorusunu ortaya çıkarmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ulusal düzene yalnızca ikincil koruma anlamında müdahale etmelidir. Ayrıca Mahkemenin artan işyükü bakımından iç hukuk düzeyinde etkili bir koruma gerekir. (Ayrıca bkz. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından 12 Mayıs 2004 tarihinde kabul edilen, temel sistematik sorunları ortaya koyan hükümler hakkındaki Res (2004)3 Tavsiye Kararı)
Bence, ya Sözleşme'den doğan, Yüksek Mahkemenin görevi gereği yapılacak temyiz incelemesi yolu ile ya da belki de Yüksek Mahkemenin bu konudaki görevlerini düzenleyen yasal hükümlerin düzenlenmesi yolu ile, kişi salıverilmiş olsa bile tutuklama kararının temyizine ve Yüksek Mahkemenin, tutuklama kararının hukukiliğine karşı şikâyetleri incelemesine izin vererek böyle bir çözüm bulunabilir. Bu bağlamda Mahkeme'nin, şikâyetleri kabul etmesinden, yani yedi yıldan daha uzun bir süre önce, 22 Eylül 2000 tarihinden itibaren tutuklanmış olmaları dikkate alınmalıdır. Yüksek Mahkeme, Sözleşme'nin 5. ve 10. maddelerine dayanan makul itirazları incelemiş olsaydı, büyük bir ihtimalle 2000 yılında ya da buna nazaran biraz daha sonra, 2001 yılında, başvurucu hukuka uykun bir hüküm elde edebilirdi. Ayrıca böyle bir hüküm, konunun canlılığını koruduğu bir zamanda, ulusal düzeydeki bir tartışmayı başlatabilirdi. Eğer ulusal mahkeme başvurucunun tutuklanmasının Sözleşme'nin 5. ve 10. maddelerini ihlal ettiği sonucuna da varmış olsaydı, başvurucu makul bir zamanda bir kanun yoluna başvurabilirdi ve Mahkeme'ye sunulan başvuru, iç hukuk yollarının tüketilmediği nedeniyle kabul edilemez bulunurdu. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy