(AİHS m. 6, 34, 35, 41) (765 S. K. m. 168, 169) (3713 S. K. m. 5) (5237 S. K. m. 314) (İNCAL - TÜRKİYE DAVASI) (ÇIRAKLAR - TÜRKİYE DAVASI)
Başvuru No. 67215/01
STRAZBURG
13 Aralık 2007
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 67215/01 nolu davanın nedeni T.C. vatandaşı olan İbrahim Kenarın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 18 Eylül 2000 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından H. Çekiç tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
Dava olayları taraflarca sunulduğu şekilde şöyle özetlenebilir:
1. Başvuranın yakalanması ve tutukluluğu
Başvuran 1972 doğumludur ve Edirnede yaşamaktadır. 7 Şubat 1996 tarihinde Edirne Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi polisleri tarafından, yasadışı silahlı DHKP-C örgütü mensubu olduğu şüphesiyle yakalanmıştır.
Edirne Emniyet Müdürlüğü 8 Şubat 1996 tarihli resmi yazı ile diğer örgüt üyelerinin yakalanması için şüphelilerin ayrıntılı olarak sorgulanması gerektiğini bildirerek gözaltı süresinin 12 Şubat 1996 tarihinde kadar uzatılmasını Başsavcılıktan talep etmiş, Başsavcılık gözaltı süresini 11 Şubat 1996 günü mesai bitimine kadar uzatmıştır.
Başvuran gözaltı süresinde çeşitli kötü muamelelere tâbi tutulduğunu ve belli ifadelerin kendisine zorla imzalatıldığını iddia etmiştir.
Gözaltı süresinin sona ermesini takiben 12 Şubat 1996 tarihinde Edirne Adli Tıp Kurumunda muayene edilen başvuranın vücudunda yaralanma ya da fiziksel şiddet izi tespit edilmemiştir. Aynı tarihte Edirne Sulh Ceza Mahkemesine çıkarılmış, mahkeme başvuranın tutukluluğuna karar vermiştir. Kötü muamele iddiasını burada da dile getirmiş ve İstanbul DGMdeki yargılamada kendisine yöneltilen suçlamaları reddetmiştir. Ancak iddia konusu kötü muamelenin ayrıntılarını vermemiş, sadece görevli polisler tarafından tehdit edildiğini ve içeriğini bilmediği belgelerin kendisine imzalatıldığını öne sürmüştür.
2. İstanbul DGMdeki yargılama
11 Mart 1996 tarihinde İstanbul DGM Başsavcısı başvuran ve diğer 4 sanığı yasadışı silahlı DHKP-C örgütü mensubu olmak ve örgüte yardım ve yataklıkla suçlayan bir iddianame sunmuştur. Suçlamalar TCKnın 168/2. ve 3713 sayılı Yasanın 5. maddesine dayanmaktaydı. İddianamede başvuranın suçlandığı üç eylem; 1. DHKP-C örgüt propagandasının yer aldığı broşürler dağıtmak, 2. Bir kamyona Molotof kokteyli atmak ve bir dükkanın girişine poster yapıştırmak 3. Bir stadyumun duvarlarına boya ile slogan yazmak şeklindeydi.
İstanbul DGMde 21 Mayıs 1996 tarihinde yapılan duruşmada başvuran, hakkındaki suçlamaları reddetmiş, gözaltında kötü muamele iddialarını tekrarlamış, gözaltında imzalamış olduğu ifadeleri reddetmiş, Başsavcı ve Tetkik Hakimine verdiği ifadelerin doğru olduğunu beyan etmiştir.
Savcı, esas hakkındaki mütalaasında başvuranın TCKnın 169 ve 3713 sayılı Yasanın 5. maddesi uyarınca cezalandırılmasını talep etmiştir. 8 Nisan 1997 tarihinde İstanbul DGM başvuranı TCKnın 169. maddesi uyarınca, DHKP-Cye yardım ve yataklık etmek suçundan 4 yıl 6 ay hapis cezasına mahkûm etmiştir.
3. Temyiz ve müteakip işlemler
Başvuran 21 Mayıs 1997 tarihinde Yargıtaya temyiz başvurusu yapmış, sadece karakolda kendisi ve diğer sanıkların baskı altında alınan ifadelerine dayanarak mahkûm edildiğini savunmuştur.
9 Aralık 1997 tarihinde Yargıtay birinci derece mahkemesinin kararını bozmuş, başvuranın eylemlerinin çeşitlilik ve süreklilik arzettiği, bu nedenle TCKnın 168/2. maddesinde belirtilen yasadışı silahlı örgüt üyesi olmak suçundan yargılanıp mahkûm edilmesi gerektiğine hükmetmiştir.
İstanbul DGM 7 Temmuz 1998 tarihli kararında bir kez daha başvuranın eylemlerinin TCKnın 169. maddesine uyduğuna hükmetmiş, dava Yargıtay Ceza Genel Kuruluna sevkedilmiştir.
11 Mayıs 1999 tarihinde Genel Kurul birinci derece mahkemesinin kararını bozmuş, dava dosyasında yer alan delillerin başvuranın örgütün faal bir üyesi olduğunu açıkça gösterdiğini belirtmiştir. Dava yeniden incelenmek üzere İstanbul DGMye gönderilmiştir.
Bu sırada Anayasada yapılan bir değişiklikle İstanbul DGM heyetinde yer alan askeri Yargıcın yerine 22 Haziran 1999 tarihinde sivil bir yargıç atanmıştır.
22 Temmuz 1999 tarihinde başvuran Edirne Adli Tıp Kurumunda muayene edilmiş, adli tabip başvuranın vücudunda kötü muamele ya da fiziksel şiddet izi bulunmadığını belirtmiştir.
Üç sivil yargıçtan oluşan İstanbul DGM heyeti 4 Nisan 2000 tarihli kararla Yargıtay kararına uymuş ve başvuranı TCKnın 168/2. maddesi uyarınca yasadışı DHKP-C örgütü üyeliğinden mahkûm etmiştir. Ancak mahkeme başvuranı bir kamyona Molotof kokteyli atmak ve bir bankanın para çekme makinesini yakmak suçlarından beraat ettirmiştir. Başvuran 12 yıl 6 ay hapse mahkûm olmuş, ayrıca kamu hizmetinden men edilmiştir.
Cezasının ertelenmesine karar verilen başvuran, 1 Şubat 2002 tarihinde salıverilmiştir.
1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni TCKnın 314/2. maddesinde başvuranın işlediği suç için daha hafif bir ceza öngörülmesini takiben 14 Ekim 2005 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın aldığı cezayı yeniden değerlendirmiş ve cezayı 6 yıl 3 ay hapse indirmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 6/1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde askeri bir yargıcın yer alması nedeniyle AİHSnin 6/1. maddesi bağlamında bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil yargılanmamaktan şikâyetçi olmuştur. Ayrıca mahkumiyetinin sadece baskı altında alınan ifadelerine dayandığını iddia etmiştir.
Hükümet iddialara karşı çıkmış, başvuran ısrarcı olmuştur.
A. Kabuledilebilirlik
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, başvurunun başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
1. Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı
Hükümet, askeri yargıcın yargılama tamamlanmadan değiştirilmiş olması nedeniyle başvuranın üç sivil yargıçtan oluşan bir devlet güvenlik mahkemesi tarafından mahkûm edildiğini ifade etmiştir.
Başvuran iddialarında ısrar etmiştir.
Mahkeme DGM heyetlerinde yer alan askeri yargıçların statülerinin belli yönlerinin onların yürütmeden bağımsızlıklarını tartışmalı hale getirdiğini sürekli olarak ifade etmiştir (bkz. İncal - Türkiye, Karar Raporları 1998-IV; Çıraklar - Türkiye, Raporlar 1998-VII). Mahkeme ayrıca Öcalan - Türkiye ((BD), no. 46221/99) davasında, askeri yargıcın yargılama sırasında yürürlükte kalan bir ya da daha fazla ara kararda yer alması halinde yargılama devam ederken karardan önce onun yerine sivil bir yargıcın getirilmesinin, DGMde uygulanan müteakip usul bunu gidermiyorsa başvuranın mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile ilgili makul şüphelerini dağıtamadığını tespit etmiştir.
Somut davada Mahkeme, İstanbul DGM heyetinde yer alan askeri yargıcın yargılamanın ancak son safhasında değiştirilmiş olduğunu gözlemler. Bu zamana kadar mahkeme başvuranın suçunu çoktan tespit etmiştir. Üç sivil yargıçtan oluşan heyet için Yargıtay Genel Kurulu kararından sonra sadece suçun yeniden tespiti ve nihai cezanın verilmesine karar vermek kalmıştır.
Bu bağlamda somut başvuru Mahkemenin Mahmut Yaşar - Türkiye (no. 46412/99) davasında vermiş olduğu karardan ayrılmaktadır. Söz konusu davada Mahkeme başvuranın Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız olmadığı iddiasını reddederken Yargıtay 9. Dairesinin karar bozmasını takiben üç sivil yargıçtan oluşan Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinin başvuranı yeniden mahkûm etmeden önce olayların tamamını yeniden incelemiş ve delilleri yeniden değerlendirmiş olmasını dikkate almıştır.
Bu şartlar altında Mahkeme askeri yargıcın yargılama tamamlanmadan önce değiştirilmesinin başvuranın mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile ilgili makul şüphelerini gideremediğini tespit etmiştir (bkz. Aslan ve Şancı - Türkiye, no. 58055/00).
Buna göre AİHSnin 6/1. maddesi ihlal edilmiştir.
2. Yargılamanın adil olmadığı iddiası
Başvuran İstanbul DGMnin kendisini işkence ile alınan ifadeleri temelinde mahkûm ettiğini savunmuştur.
Hükümet başvuranın iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olduğunu iddia etmiştir. Bu bağlamda ulusal mahkemelerin başvuranın iddialarını incelediğini ve özellikle 12 Şubat 1996 tarihli tıbbi rapor ve başvuranın iddialarını kanıtlayamamasını dikkate alarak bunların dayanaksız olduğunu tespit ettiğini kaydetmişlerdir.
Başvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yargılanma hakkının ihlal edildiği tespitini dikkate alan Mahkeme, somut dava koşullarında başvuranın yargılamanın adil olmadığı yönündeki şikâyetini incelemeye gerek görmemektedir.
II. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesine göre:
Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat
Başvuran 5,000 Euro maddi, 10,000 Euro manevi tazminat talep etmiştir.
Hükümet, bu başlık altında ödeme yapılmaması gerektiğini savunmuştur.
Maddi tazminata ilişkin olarak Mahkeme, AİHSnin ihlalinin gerçekleşmemesi halinde DGMdeki yargılamanın sonucunun ne olabileceği hakkında yorum yapamayacağı görüşündedir (bkz. Findlay - İngiltere, Raporlar 1997-I). Ayrıca başvuranın maddi tazminata ilişkin talebi delillerle desteklenmemiştir. Bu nedenle başvurana maddi tazminat ödenmesi uygun değildir.
Manevi tazminata ilişkin olarak Mahkeme, ihlal tespitinin başvuran tarafından uğranmış tüm manevi zararları tazmin için tek başına yeterli olduğu görüşündedir (bkz. Çıraklar, yukarıda anılan).
AİHM, söz konusu davada olduğu gibi, bir kişinin AİHSnin bağımsızlık ve tarafsızlık şartlarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından hüküm giymesi durumunda, istenirse yargılamanın yeniden yapılması veya davanın yeniden açılmasının, prensipte ihlalin düzeltilmesi için uygun bir yol olduğu görüşündedir (bkz. Öcalan - Türkiye, yukarıda anılan).
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran ayrıca AİHM önündeki masraflar için 5,500 Euro talep etmiştir.
Hükümet, başvuranın ilgili destekleyici belgelerle iddialarını kanıtlayamamış olması nedeniyle bu başlık altında ödeme yapılmaması gerektiğini savunmuştur.
AİHMnin içtihadına göre bir başvuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmış ise bunları geri almaya hak kazanmaktadır. Söz konusu davada yukarıdaki ölçütler ve başvuranın iddiasını kanıtlayamamasını göz önünde bulundurarak AİHM bu başlık altında tazminata hükmetmez.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığıyla ilgili şikâyete ilişkin olarak AİHSnin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Başvuranın AİHSnin 6. maddesine dayanan, yargılamanın adil olmasına ilişkin diğer şikâyetinin incelenmesine gerek bulunmadığına;
4. İhlal tespitinin başvuran tarafından uğranmış tüm manevi zararları tazmin için yeterli olduğuna;
5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine
Karar Vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2 ve 3. paragrafları uyarınca 13 Aralık 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy