(Başvuru no: 69912/01)
Kararın Özet Çevirisi
STRAZBURG
12 Ocak 2006
İşbu karar AIHS 'nin 44§2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (69912/01) başvuru nolu davanın nedeni, bu ülke vatandaşı Nazif Yavuz'un (başvuran) 4 Nisan 2001 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) yapmış olduğu başvurudur.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
1970 doğumlu başvuran İstanbul'da ikamet etmektedir. Olayların meydana geldiği sırada başvuran Komiser Yardımcısı olarak görev yapmaktadır.
14 Haziran 1996 tarihinde, başvuran Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi polisleri tarafından yakalanmış ve gözaltına alınmıştır. Başvuran suç örgütü kurmakla itham edilmiştir.
17 Haziran 1996 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı başvuranın 26 Haziran 1996 tarihine kadar gözaltında tutulmasına karar vermiştir.
18 Haziran 1996 tarihinde, başvuran adli tıp doktoru tarafından muayene edilmiş, vücudunda herhangi bir şiddet izine rastlanmamıştır.
26 Haziran 1996 tarihinde saat 11.00'de Adli Tıp Kurumu doktoru tarafından muayene edilen başvuranın sol gözünün altında ve gözkapağında ekimoz tespit edilmiş ve üç gün iş göremez raporu verilmiştir.
Belirtilmeyen bir tarihte, başvuran aleyhine iki ceza davası başlatılmıştır. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi'nde silahlı soygun yapmak ve özgürlüğün ihlal edilmesi suçlarıyla, DGM'de suç örgütüne mensup olma suçlarıyla itham edilmiştir. Dosyada yer alan unsurlardan, 28 Aralık 1998 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi delil yetersizliğinden başvuranın beraatına karar vermiştir. DGM'de başlatılan dava ise o tarihte halen devam etmekteydi.
1. Başvuran tarafından yapılan şikâyet, idari ve cezai soruşturma
3 Ekim 1996 tarihinde, Ümraniye Cezaevi'nde bulunan başvuran, kendisini yakalayan ve gözaltı süresinden sorumlu polisler aleyhine Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunmuştur. Gözaltında bulunduğu süre zarfında çeşitli işkencelere maruz kaldığını iddia etmiştir. Bu kötü muamelelerden sorumlu olan kişiler aleyhine soruşturma başlatılmasını ve bu kişilerin mahkûm edilmesini talep etmiştir.
25 Nisan 1997 tarihinde başvuran serbest bırakılmıştır.
9 Haziran 1997 tarihinde, memurin muhakematı hakkında kanun uyarınca yetkisiz olduğunu değerlendiren Cumhuriyet Başsavcısı Ankara Valiliği'nden soruşturma izni istemiştir.
22 Temmuz 1997 tarihinde, başvuranın şikâyetine ilişkin olarak soruşturma yapma görevi Ankara Valiliği'nce T. Erdemir'e verilmiştir.
İdari soruşturma çerçevesinde, 30 ve 31 Temmuz, 4 Ağustos ve 8, 10 ve 23 Ekim 1997 tarihlerinde T. Erdemir başvurana kötü muamele yaptıkları iddia edilen on bir polisin ifadesini almıştır. Sanıklar üzerlerine atılı suçları reddetmişlerdir.
20 Ocak 1998 tarihinde, olayların Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yetki alanında olduğuna karar veren Ankara İl İdare Kurulu, başvuranın iddiaları ile ilgili olarak yetkisizlik kararı vermiştir.
13 Mart 1998 tarihinde, Danıştay İl İdare Kurulu Kararını onamış ve soruşturmanın yapılabilmesi için soruşturma dosyasının yetkili Savcılığa sevk edilmesine karar vermiştir.
13 Mart 1998 tarihli karar başvurana tebliğ edilmemiştir. Başvuran ancak AİHM tarafından, Savunmacı Devlet'e davanın bildirilmesi ile kararın bir kopyasını elde edebildiğini belirtmiştir.
2. Başvuranın gözaltından sorumlu polisler aleyhine başlatılan disiplin soruşturmasına
Aynı zamanda, başvuranın şikâyeti üzerine, Emniyet Müdürlüğü bünyesinde de ayrıca idari soruşturma yapılmıştır.
1 Mayıs 1998 tarihinde, Ankara Emniyet Genel Müdürlüğü'ne bağlı polislere atılı fiillerin ortaya konulamadığını gözlemleyen Yüksek Disiplin Kurulu, dava konusu polislerin cezalandırılmalarına gerek olmadığına karar vermiştir.
Başvurana göre, Yüksek Disiplin Kurulu'nun vermiş olduğu muhakemenin men'i kararı kendisine 10 Kasım 2000 tarihinde tebliğ edilmiştir. Hükümet'e göre, söz konusu karar yalnızca dava konusu görevlilere tebliğ edilmiştir.
HUKUK AÇISINDAN
I. BAŞVURUNUN KABUL EDİLEBİLİRLİĞİ HAKKINDA
Hükümet, AİHS'nin 35§1 maddesi uyarınca, başvuranın altı ay süresini ihlal ettiğini belirtmektedir. Hükümet, başvurunun nihai iç hukuk kararının verildiği tarihten yaklaşık üç yıl sonra AİHM'ye başvurduğunu ifade etmektedir. Esasında, Danıştay'ın Ankara İl İdare Kurulu'nun kararını onayan karar 13 Mart 1998 tarihlidir. Başvuran ise 4 Nisan 2001 tarihinde başvurusunu yapmıştır.
Ayrıca, Hükümet, Yüksek Disiplin Kurulu'nun 1 Mayıs 1998 tarihli kararının başvurana hiçbir zaman tebliğ edilmediğini belirtmektedir.
Başvuran bu iddialara karşı çıkmaktadır. Başvuran, altı aylık sürenin, yalnızca ilgilinin nihai karardan etkili ve yeterli bir şekilde haberdar olduğu andan itibaren başladığını belirtmektedir. Mevcut başvuruyu yapmadan önce Danıştay'ın 13 Mart 1998 tarihli kararından haberdar olmadığını belirten başvuran, 1 Mayıs 1998 tarihli kararın 10 Kasım 2000 tarihinde kendisine tebliğ edildiğini ve ancak bu şekilde bu karardan haberdar olduğunu ifade etmiştir. Bu nedenle süre bu tarihten itibaren işlemeye başlamıştır. Bununla birlikte İstanbul Şehremini Şubesi polisleri aracılığıyla yapılan tebliğin ilgili belgesini sunma görevinin Hükümet'e düştüğünü ileri sürmektedir.
AİHM ilgili kişinin nihai karardan etkili ve yeterli bir şekilde haberdar olduğu andan itibaren altı aylık sürenin işlemeye başladığını hatırlatmaktadır. Bununla birlikte, ilgilinin hangi tarihte nihai karardan haberdar olduğunu belirtme görevi, altı aylık süre koşuluna uyulmadığını belirten Hükümet'e aittir (Baghli-Fransa, no: 34374/97, § 31, CEDH 1999-VIII).
Mevcut davada, AİHM Hükümet'in altı aylık sürenin Danıştay'ın, Ankara İl İdare Kurulu tarafından alınan kararı onadığı 13 Mart 1998 tarihinden itibaren işlemeye başladığını ifade ettiğini gözlemlemektedir. Bununla birlikte AİHM Danıştay'ın İdare Kurulu'ndan gelen kararı resen incelediğini, kararı onadığını ve aynı zamanda soruşturma dosyasının yetkili Savcılığa sevk edilmesine karar verdiğini tespit etmektedir. Geri gönderme kararının, başvuranın iddiaları ile ilgili olan başvuruyu sona erdiren bir karar olduğu düşünülse de, dosyada bu kararın başvurana tebliğ edildiğine dair herhangi bir bilgi yer almamaktadır.
Yüksek Disiplin Kurulu'nun 1 Mayıs 1998 tarihli kararı ile ilgili olarak, her ne kadar başvuran bu kararın 10 Kasım 2000 tarihinde kendisine tebliğ edildiğini iddia etse de, Hükümet bu kararın hiçbir zaman başvurana tebliğ edilmediğini belirtmektedir.
Yetkili Savcılığın muhakemenin men'i kararının ve soruşturma dosyasını kapatan Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimi'nin onayı bulunmamasından dolayı AİHM başvuranın 1 Mart 1998 tarihli karardan ancak 10 Kasım 2000 tarihinden haberdar olduğu yönündeki beyanını ikna edici bulmuştur. Bununla birlikte, Hükümet, başvuranın davasına ilişkin olarak alınan kararlardan bu tarihten önce haberdar edildiğine dair herhangi bir kanıt sunmamıştır. Bununla birlikte kararın alındığı 1 Mayıs 1998 tarihinden, tebliğ edildiği iddia edilen 10 Kasım 2000 tarihine kadar geçen uzun zaman zarfına karşın, AİHM ilgili tüm kararların tebliğ edilmemesi dikkate alındığında, böylesi bir kararın 35. maddenin amaç ve hedefine daha uygun düştüğü görüşündedir.
Bu nedenle Hükümet'in itirazının reddedilmesi uygun olacaktır.
AİHM, tarafların ileri sürdüğü argümanların tümü ışığı altında, AİHS'nin 3. ve 13. maddelerine ilişkin şikâyetlerin olaylar ve hukuk açısından, başvuru incelemesinin şu anki aşamasında çözüme kavuşturulamayan fakat esastan incelemeyi zorunlu kılan ciddi problemler ortaya çıkardığı kanaatindedir. Sonuç olarak, bu şikâyetler, AİHS'nin 35 § 3 maddesindeki anlamıyla açıkça dayanaktan yoksun olarak ilan edilemez. Başka hiçbir kabul edilemezlik gerekçesi bulunmamaktadır.
II. AİHS'NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran gözaltında kötü muamelelere maruz kaldığını iddia ederek AİHS'nin 3. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Başvuran, Terörle Mücadele Şubesi'nde gözaltında tutulduğu on iki gün boyunca kötü muamelelere maruz kaldığını iddia etmektedir. Filistin askısı, elektroşok yapıldığını ve hakarete uğradığını iddia etmektedir.
Hükümet bu iddiaların dayanaktan yoksun olduğunu belirtmektedir.
AİHM, bir kimsenin gözaltındayken, tamamen polis memurlarının denetimi altında olduğu halde yaralanması durumunda, bu süre içinde meydana gelen her türlü yaralanmanın güçlü maddi karinelere yol açtığını hatırlatır (Bkz. Salman-Türkiye (GC), no: 21986/93, § 100, CEDH 2000-VII). Dolayısıyla Hükümet söz konusu yaralanmaların nedeni hakkında makul bir açıklama sağlamalı ve başvuranın iddiaları, özellikle de sağlık raporları hakkında şüphe uyandıracak olayları tespit eden kanıtlar üretmelidir (Bkz., diğerleri arasında, Selmouni-Fransa (GC), no 25803/94, § 87, CEDH 1999-V, Altay -Türkiye, no 22279/93, § 50, 22 Mayıs 2001).
Esasında dosyada yer alan verilerden, başvuranın 14 Haziran 1996 tarihinde yakalandığını ve dört gün sonra yani 18 Haziran 1996 tarihinde doktor tarafından muayene edildiği anlaşılmaktadır. Muayene sonucunda hazırlanan sağlık belgesinde, başvuranın vücudunda herhangi bir darp izine rastlanılmadığı ifade edilmekteydi. Bununla birlikte, 26 Haziran 1996 tarihinde yani yakalandığı tarihten on iki gün sonra yapılan muayenede başvuranın sol gözünde ve gözkapağında ekimoz tespit edilmiştir. Bu nedenle adli tıp doktoru başvurana üç gün iş göremez raporu vermiştir.
AİHM, muhtemelen başvuranın gözaltında bulunduğu süre zarfından meydana gelen bu ekimozun, nasıl meydana gelmiş olabileceği ile ilgili herhangi bir açıklamada bulunmadığını not etmektedir. Bu ekimozun, başvuranın şikâyetçi olduğu kötü muamele şekillerinden kaynaklanabilecek ekimozlara benzemediği bir gerçektir. Bununla birlikte Hükümet'in buna makul bir açıklama getirmemiş olmasından dolayı, AİHM adli tıp doktoru tarafından hazırlanan raporda belirtilen ekimozun, Savunmacı Devlet'in sorumlusu bulunduğu insanlık dışı muamele teşkil ettiği kanaatindedir.
Sonuç olarak AİHS'nin 3. maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHS'NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran kötü muamele iddiaları ile ilgili olarak, yetkili makamların etkili bir şekilde hareket etmediğini iddia etmektedir.
Kendisine sunulan delillerden hareketle, AİHM Savunmacı Devlet'in 3. madde uyarınca sorumlu olduğuna kanaat getirmiştir. İlgili tarafından dile getirilen şikâyet 13. madde uyarınca "savunulabilir" olmaktadır. Bu nedenle yetkili makamların, bu maddenin gerekliliklerini yerine getirebilecek etkili bir soruşturma başlatma ve yürütme zorunluluğu bulunmaktaydı (Batı ve diğerleri-Türkiye, no: 33097/96 ve 57834/00, §§ 133-137, CEDH 2004-(kesit)).
AİHM, başvuranın şikâyetini dile getirmesinden sonra iki kurum tarafından aynı anda idari ve cezai soruşturma yürütülmüş olduğunu gözlemlemektedir.
İlk önce, Ankara Valiliği davanın soruşturulmasından sorumlu kişi olarak T. Erdemir'i atamıştır. Bu kişi soruşturma kapsamında bulunan memurlarla aynı mevkide bulunuyordu; bununla birlikte yalnızca bu kişilerin beyanlarını kaydetmekle yetinmiştir. Daha sonra, Ankara İl İdare Kurulu yetkisizlik kararı vermiş, bu karar Danıştay tarafından onanmıştır. Danıştay soruşturma dosyasını derinlemesine soruşturma yapılması amacıyla yetkili Savcılığa sevk etmiştir, soruşturmanın hiçbir ilerleme kaydetmediği anlaşılmaktadır.
Yüksek Disiplin Kurulu tarafından yürütülen disiplin soruşturması ile ilgili olarak, AİHM, 1 Mayıs 1998 tarihinde aldığı kararda Yüksek Disiplin Kurulu'nun, başvuranda şiddet ya da darp izine rastlanılmadığı gerekçesiyle, dava konusu polislerin cezalandırılmalarına gerek olmadığına karar verdiğinin altını çizmektedir. Bununla birlikte AİHM, 26 Haziran 1996 tarihli sağlık raporunun bu tespitin aksini gösterdiğini gözlemlemektedir.
Ayrıca AİHM, AİHS'nin 3. ve 13. maddelerinin gerektirdiği şekilde, bağımsız bir soruşturma yürütme konusunda, İdari makamların kapasiteleri ile ilgili olarak ciddi kaygılar taşıdığını ifade ettiğini hatırlatmaktadır ( Bkz., son olarak, Sunal-Türkiye, no : 43918/98, § 60, 25 Ocak 2005). Bununla birlikte, başvuranın şikayetleri ile ilgili kararların tebliğ edilmemiş olmasının, başvuranın etkili bir şekilde soruşturma usulüne dahil olmasına engel teşkil ettiğinin altını çizmek gerekmektedir (Batı ve diğerleri, adı geçen, § 137).
Sonuç olarak, mevcut davada yürütülen soruşturmanın dava konusu olaylardan sorumlu olan kişilerin kimliklerinin tespit edilmesi ve cezalandırılması yönünde etkili ve yeterli olduğu düşünülemez. Bu nedenle AİHS'nin 13. maddesi ihlal edilmiştir.
IV. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
AİHS'nin 41. maddesinde belirtilen unsurlar.
A. Tazminat
Başvuran 35.300 Euro (otuz beş bin üç yüz) tutarında maddi ve 50.000 Euro (elli bin) tutarında manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu tutarların aşırı olduğunu belirtmektedir. Olası bir adil tazminin makul tutar sınırlarını aşmaması ve haksız zenginliğe yol açmaması gerektiğini ifade etmektedir.
Tespit edilen şiddet olayları ile başvuranın dile getirdiği maddi zarar arasında nedensellik bağı bulunmayışı nedeniyle AIHM maddi tazminat talebinin kabul edilemeyeceğine kanaat getirmiştir. Buna karşılık AİHM manevi zarar için hakkaniyete uygun olarak için 5.000 Euro (beş bin) ödenmesine karar vermiştir.
B. Masraf ve Harcamalar
Başvuran yaptığı masraf ve harcamalar için 1.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet söz konusu talep kanıtlanmadığından ve fahiş tutarda olduğundan AİHM'den bunu reddetmesini talep etmektedir.
AİHM hakkaniyete uygun olarak ve bu alandaki uygulamaları dikkate alarak, başvuran tarafından talep edilen tutarın tamamının yani 1.000 Euro'nun başvurana ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilebilir olduğuna;
2. AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHS'nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) AİHS'nin 44§2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL' ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana,
i. manevi tazminat için 5.000 Euro (beş bin) ödenmesine;
ii. masraf ve harcamalar için 1.000 Euro (bin) ödenmesine;
iii. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AIHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3 maddesine uygun olarak 12 Ocak 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy