(AİHS m. 6)
(Başvuru No. 70084/01 ve 70085/01)
STRAZBURG
19 Eylül 2006
USUL
Davanın nedeni, Türk vatandaşları Selim Kabasakal ve Hasan Atarın (başvuranlar), İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (AİHS) 34. Maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, 13 Aralık 2000 tarihinde yapmış olduğu 70084/01 ve 70085/01 nolu başvurulardır.
Başvuranları Ankarada yaşayan H. Erdoğan ve L. Kanat temsil etmektedir.
Başvuranlar, kendilerini yargılayan Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde askeri bir hakim bulunması nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil biçimde yargılanmadıklarını ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının tebliğnamesinin kendilerine bildirilmediğini iddia etmişlerdir.
OLAYLAR
DAVANIN OLAYLARI
Sırasıyla 1979 ve 1977 doğumlu başvuranlar Selim Kabasakal ve Hasan Atar, AİHMye başvuru yaptıkları tarihte Ordu cezaevinde bulunmaktaydılar.
Başvuranlar, 11 Kasım 1998 tarihinde, Sivas Emniyet Müdürlüğüne bağlı terörle mücadele şubesi tarafından, yasadışı TDP örgütüne üye oldukları gerekçesiyle gözaltına alınmışlardır.
18 Kasım 1998 tarihinde hakim huzuruna çıkarılmışlar ve tutuklu yargılanmalarına karar verilmiştir.
Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 31 Aralık 1998 tarihinde bir iddianame hazırlamış ve başvuranları, Türk Ceza Kanununun 168 § 2. Maddesi uyarınca yasadışı örgüt üyeliğiyle suçlamıştır.
Mahkeme, 5 Şubat 1999 tarihinde, başvuranları dinlemiştir. Kabasakal kendisine yöneltilen suçlamaları kısmen kabul ettiğini ifade etmiştir. Bu bağlamda, diğer hususlar meyanında, TDPnin silahlı güçlerine katılmak istediğini ve kırsal kesime doğru gitmekteyken, diğer sanıkla beraber gözaltına alındığını söylemiştir. Diğer başvuran Atar da, diğer hususlar meyanında, sanık Kabasakal ile birlikte örgütün kırsal kadrosuna katılamadan gözaltına alındığını ifade etmiştir. Atar örgütün üyesi değil sempatizanı olduğunu eklemiştir. Başvuranlar, polise verdikleri ifadeleri baskı altında verdiklerini öne sürerek reddetmişlerdir.
20 Nisan 1999 tarihinde, Kabasakal, sözkonusu örgütün üyesi olmadığını ve örgütün hiçbir eylemine katılmadığını, ayrıca örgüt üyeleriyle yapılacak bir toplantıya katılamadan gözaltına alındığını belirtmiştir.
13 Temmuz 1999 tarihinde yapılan duruşmada, askeri hakimin yerine getirilen sivil hakim, ilk kez, davayı gören mahkemenin üyesi olarak bulunmuştur. Bu duruşmada ve 10 Ağustos 1999 tarihinde yapılan bir sonraki duruşmada, mahkeme, usule ilişkin bazı kararlar almış ve sanıkları dinlemiştir.
12 Ekim 1999 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, başvuranların, Türk Ceza Kanununun 168 § 2. Maddesi ile 3713 Sayılı Kanunun 5. Maddesi uyarınca suçlu bulunup, mahkum edilmelerini talep etmiştir.
Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi, 26 Ekim 1999 tarihinde, başvuranları suçlu bulmuş ve on iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıştır.
Başvuranlar, 6 Aralık 1999 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararının temyizi için Yargıtaya başvurmuşlardır. Başvuranlar, dilekçelerinde, iç hukuku dayanak alan argümanlar sunmuşlar ve özellikle polise verdikleri ifadelerin gerçek olmadığını ileri sürmüşlerdir.
5 Haziran 2000 tarihinde yapılan duruşmanın ardından, Yargıtay, başvuranların temyiz talebini reddetmiş ve ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. Yargıtayın bu kararı, başvuranların vekili gıyabında, 14 Haziran 2000 tarihinde ilan edilmiştir.
Başvuranlar, belirlenemeyen bir tarihte cezaevinden salıverilmişlerdir.
HUKUK
I. AİHSNİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, davalarını gören Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde askeri hakim bulunması nedeniyle adil biçimde yargılanmadıklarından şikayetçi olmuşlardır. Ayrıca, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının tebliğnamesinin kendilerine bildirilmediğini, dolayısıyla karşı iddialarını sunma olanağından yoksun bırakıldıklarını belirtmişlerdir. Başvuranlar, AİHSnin 6. Maddesinin 1. fıkrası ile 3. fıkrasının (b) bendine dayanmışlardır.
AİHM, bu şikayetlerin yalnız 6 § 1. Madde bakımından incelenmesi gerektiğini kaydetmektedir. Bu maddeye göre:
Herkes,
kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının
hakkaniyete uygun
olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.
A. Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı
Hükümet, 18 Haziran 1999 tarih ve 4388 Sayılı Kanun uyarınca, AİHSnin koşullarını yerine getirmek amacıyla, Devlet Güvenlik Mahkemeleri heyetlerinden askeri hakimlerin çıkarılmaları için düzenlemeler yapıldığını belirtmiştir. Bununla bağlantılı olarak, Hükümet, bu davada, Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde bulunan askeri yargıcın, başvuranların avukatı davanın esaslarına ilişkin savunmalarını sunmadan önce zaten sivil bir hakimle değiştirildiğine ve başvuranların üç sivil hakimden oluşan Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından suçlu bulunduğuna işaret etmiştir.
Başvuranlar Hükümetin argümanlarını kabul etmemişlerdir. Özellikle, Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesinin, askeri hakimin iştirak ettiği işlemleri, askeri hakimin yerine sivil hakim getirildikten sonra yinelemediğini belirtmiştir.
AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemelerinde görev yapan askeri hakimlerin statüleriyle ilgili belirli bazı yönlerin, bu hakimlerin yürütmeden bağımsızlıklarını şüpheli kıldığı kanısındadır (bkz. Incal - Türkiye, § 68 ve Çıraklar - Türkiye, § 39). AİHM, ayrıca, Öcalan - Türkiye davasında da, askeri hakim, ilgili cezai yargılamalarda yürürlükte olmaya devam eden ara kararlara iştirak ettiğinde, bu yargılamalar sırasında, karar verilmeden önce, askeri hakimin sivil hakimle değiştirilmesinin, başvuranın davayı gören mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığıyla ilgili haklı olarak sahip olduğu endişeleri, Devlet Güvenlik Mahkemelerinde sonradan izlenen usullerin bu endişeleri yeterince bertaraf ettiği belirlenmediği sürece, ortadan kaldırmayı sağlamadığı sonucuna varmıştır.
Bu davada, AİHM, askeri hakimin, 13 Temmuz 1999 tarihinde mahkeme heyetinden çıkarılmadan önce, bir hazırlık duruşması ile esas hakkında altı duruşmada yer aldığını kaydeder. Bu duruşmalarda, ulusal mahkeme, hem başvuranlar da dahil sanıkları hem de şahitliği başvuranların davasıyla bağlantısı olmayan bir tanığı pek çok kez dinlemiştir. Ayrıca, ulusal mahkeme, usule ilişkin ikinci derece tedbirler de almıştır. Öte yandan, ulusal mahkeme, bu duruşmalar sırasında, önem taşıyan, özellikle de başvuranların savunma hakları yararına hiçbir ara karar almamıştır. Bu bağlamda, AİHM, askeri hakimin yerini sivil hakim aldıktan sonra, ulusal mahkemenin, esas hakkında beş duruşma daha yaptığını ve bu duruşmalar sırasında başvuran da dahil sanıkları birkaç kez dinlediğini kaydeder. Ayrıca, hem Cumhuriyet Savcısının hem de başvuranların nihai görüş ve savunmaları, üç sivil hakimden oluşan mahkeme heyeti huzurunda okunmuştur. Bu nedenle, özellikle askeri yargıcın sivil hakimle değiştirilmesinin öncesi ve sonrasında yapılan adli işlemlerin her birinin önemini gözönüne alarak, AİHM, bu davada askeri yargıcın iştirak ettiği işlemlerin hiçbirisinin, askeri yargıcın gitmesinin ardından acilen yenilenmeyi gerektirmediği sonucuna varmıştır (bkz. Ceylan - Türkiye, 68953/01).
Dava bütün olarak yorumlandığında, AİHM, davanın özel koşullarında, dava sona ermeden askeri yargıcın sivil hakimle değiştirilmesinin, başvuranların davayı gören mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığıyla ilgili haklı olarak sahip olduğu endişeleri ortadan kaldırdığı sonucuna varmıştır (Yılmaz - Türkiye, 62230/00).
Dolayısıyla, bu başlık altında, AİHSnin 6 § 1. Maddesi ihlal edilmemiştir.
B. Yargılamanın hakkaniyete uygunluğu
Hükümet, Cumhuriyet Başsavcısının tebliğnamesinin bağlayıcı nitelik taşımadığını ve bunun, genellikle, ilk derece mahkemesinin kararının onanması mı yoksa bozulması mı gerektiğini kısaca ifade eden bir sayfalık bir belge olduğunu öne sürmüştür. Hükümet, Yargıtay Kanununun 99. Maddesi uyarınca, Yargıtaya sunulmuş tüm belgelerin taraflarca incelenebilmesi nedeniyle, başvuranların, Cumhuriyet Başsavcısının yazılı görüşlerini telefon veya faks yoluyla ya da bizzat kendilerinin öğrenebileceğine işaret etmiştir.
Başvuranlar Hükümetin argümanlarını reddetmiştir. Özellikle, Cumhuriyet Başsavcısının tebliğnamesinin içeriğini ilk kez Yargıtayda yapılan duruşma sırasında öğrendiklerinden ötürü, savunmalarını hazırlamak için yeterli süreye sahip olmadıklarını iddia etmişlerdir.
AİHM, aynı şikayeti geçmişte de incelediğini ve AİHSnin 6 § 1. Maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını kaydeder (bkz. Abdullah Aydın - Türkiye (no.2) 63739/00 ve Ayçoban ve Diğerleri - Türkiye, 42208/02, 43491/02 ve 43495/02).
AİHM bu davayı incelemiş ve yukarıda bahsedilen davalarda tespit ettiklerinden sapmasını gerektirecek özel koşullar tespit etmemiştir.
Buna göre, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının yazılı görüşlerinin başvuranlara bildirilmemesi nedeniyle, AİHSnin 6 § 1. Maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. Maddesine göre:
Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat
Başvuranlar, toplam olarak, maddi zararları için 30.000 Euro, manevi zararları için ise 20.000 Euro talep etmişlerdir.
Hükümet görüş belirtmemiştir.
Başvuranların maruz kaldıklarını iddia ettikleri maddi zararla ilgili olarak ise, AİHM, başvuranların bu taleplerini destekleyici hiçbir makbuz veya belge ibraz edemediklerini kaydeder. Buna göre, AİHM, bu talebi reddeder.
AİHM, ayrıca, ortada bir ihlal olduğunun tespit edilmesinin, başvuranların maruz kaldığı her türlü manevi zarar için başlı başına yeterli tazmin teşkil ettiği kanısındadır (bkz. Parsil - Türkiye, 39465/98 ve yukarıda kaydedilen, Ayçoban ve Diğerleri § 32).
B. Mahkeme masrafları
Başvuranlar, avukatlık masrafları için 10.000 Euro, hem ulusal mahkemelerde hem de AİHMde meydana gelen mahkeme masrafları için ise 1000 Euro talep etmişlerdir. Başvuranlar, taleplerini, Ankara Barolar Birliğinin tavsiye ettiği asgari ücret tarifesine dayandırmışlardır. Öte yandan, taleplerini desteklemek için herhangi bir makbuz veya belge sunmamışlardır.
Hükümet görüş bildirmemişlerdir.
AİHMnin içtihadına göre, mahkeme masrafları, ancak gerçekliği ve gerekliliği kanıtlandığı ve makul bir meblağ olduğu takdirde başvurana geri ödenir. Bu davada, AİHM, sahip olduğu bilgiler ve yukarıda bahsedilen ölçütler ışığında, iç hukuktaki süreçte oluşan mahkeme masraflarının karşılanması talebini reddetmiş ve başvurana, AİHMde açılan dava için 1000 Euro tutarında tazminat ödenmesinin makul olduğu sonucuna varmıştır.
C. Gecikme faizi
AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
BU NEDENLERLE, AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvuranlara karşı açılan davanın bir bölümünde Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde askeri hakim bulunması nedeniyle AİHSnin 6 § 1. Maddesinin ihlal edilmediğine;
2. Cumhuriyet Başsavcısının Yargıtaya sunduğu tebliğnamenin başvuranlara bildirilmemesiyle ilgili olarak AİHSnin 6 § 1. Maddesinin ihlal edildiğine;
3. (a) Sorumlu Devletin, mahkeme masrafları için 1000 Euro (bin euro) yargılama masraflarının, AİHSnin 44 § 2. Maddesine göre nihai kararın verildiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde uygulanan kur üzerinden Sorumlu Devletin ulusal para birimine çevirip, ek olarak bu miktarlara tabi olacak her türlü vergiyi başvuranlara ödemesine;
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona ermesinden, ödeme gününe kadar geçen süre için, yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Başvuranların adil tazmin taleplerinin geri kalanının reddine
KARAR VERİR.
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğünün 77. Maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 19 Eylül 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy