(AİHS m. 6, 41, 44) (7201 S. K. m. 35) (GOLDER - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (BERGER - FRANSA DAVASI)
Başvuru No:70830/01
STRAZBURG
3 MAYIS 2007
OLAYLAR
Başvuran 8 Şubat 1992 tarihinde, bir Rus şirketle satış sözleşmesi yapmıştır. Taraflar tahkim şartıyla aralarında çıkabilecek ihtilafların Stockholm Ticaret Odası Tahkim Kurumuna götürüleceğini taahhüt etmişlerdir.
Taraflar 11 Eylül 1992 tarihinde, tahkim şartında değişikliğe gitmiş ve sözleşmeden doğacak ihtilafların, Rus hukuku uygulanarak Rusya Federasyonu Endüstri ve Ticaret Odasının Uluslararası Ticari Tahkim Mahkemesi (UTTM CIAC) tarafından görülebileceğine karar vermişlerdir. Tahkim üyelerini belirleme hakkı, ihtilafı UTTM huzuruna taşıyan tarafa (Davacı) tanınmıştır.
Başvuran 30 Ekim 1995 tarihinde, 14 Kasım 1995 tarihinden itibaren şirketin merkezini taşımaya karar vermiştir. 14 Kasım 1995 tarihinde başvuran Ankara Ticaret Sicil Müdürlüğüne şirketin merkezinin taşınmasına ilişkin beyanını sunmuştur. Başvuran 22 Kasım 1995 tarihinde de mahalle muhtarını da bu konudan haberdar etmiştir. Ticaret Sicil memuru 18 Aralık 1995 tarihinde şirketin yeni adresini taşıyan kayıt numarasını gösterir bir belge çıkarmıştır.
Rus şirketi 26 Aralık 1995 tarihinde başvurandan tahsil edilmesi gereken alacağının tespit edilmesi amacıyla UTTMye başvurmuştur. UTTM 29 Ekim 1996 tarihinde başvuranın katılmadığı yargılama sonucunda bu talebi haklı bulmuştur.
Rus Şirket 25 Nisan 1997 tarihinde Ankara Ticaret Mahkemesinden 29 Ekim 1996 tarihli nihai hakem kararının tenfizini istemiştir.
Ticaret Mahkemesi 10 Mayıs 1997 tarihinde başvurana davaya başlama çağrısı göndermiş ve 29 Mayıs 1997 tarihinde hakim huzuruna çıkacağını belirtmiştir. Mahkeme celbi şirketin eski adresine posta yoluyla tebliğ edilmiştir.
Ticaret Mahkemesi 29 Mayıs 1997 tarihli duruşmada, usul belgesinin başvurana ulaştırılamadığını belirlemiştir. Ticaret Mahkemesi bu konuda Ticaret Sicil Müdürlüğüne başvurmaya karar vermiş ve Tebligat Kanununun 35. maddesi uyarınca tebliğin gerçekleştirilmesi talimatı vermiştir.
Ticaret Sicil Müdürlüğü 24 Temmuz 1997 tarihinde Ticaret Mahkemesine başvuranla ilgili dosyanın bulunamadığına dair bilgi vermiştir.
Ticaret Mahkemesinin başvurusu üzerine Ankara Ticaret Odası 11 Ağustos 1997 tarihinde şirketin eski merkezini gösteren bilgi fişini iletmiştir.
Ticaret Mahkemesi 25 Şubat 1998 tarihinde Rus şirketinin talebini reddetmiştir. Ticaret Mahkemesi tahkim şartının yazılı olmadığını, zira iki tahkim mahkemesine yetkinin sözlü olarak verildiğine kanaat getirmiştir. Mahkeme, davacı tarafın hakemleri belirlemesinin Türk kamu düzenine aykırı olduğuna kanaat getirmektedir. Son olarak Rus şirketin hakem kararının nihai niteliğini ortaya koyma durumunda olmadığını belirtmektedir.
Yargıtay 8 Temmuz 1998 tarihinde verilen bu kararı bozmuştur. Yargıtay, tarafların aralarında çıkabilecek ihtilafları hakemlik yoluna götürüleceğine dair isteklerini dile getirirken, hiçbir hükmün iki tahkim mahkemesini sözlü olarak belirlemeyi engellemediğini belirtmektedir. Yargıtay, davacı tarafın yani her iki tarafın hakemleri belirleme hakkı bulunduğunu ve sonuç olarak konuya ilişkin hükmün bu noktada kamu düzenine aykırı olmadığını not etmiştir. Yargıtay, taraflar arasında yapılan sözleşme uyarınca hakem kararı nihai olup, yaptırım niteliği taşımaktadır. Ayrıca UTTMye götürülen ihtilafların çözümüne ilişkin hükümler kararın derhal infaz edilmesini öngörmekteydi.
Ticaret Mahkemesi 13 Kasım 1998 tarihinde, hakem kararı nihai olup yaptırım niteliği taşıdığı ve hakemlerin belirlenme şeklinin Türk kamu düzenine aykırı olduğu gerekçesiyle Yargıtay kararına uymayı reddetmiştir. Ticaret Mahkemesi başvuranın davaya katılmadığını not etmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 9 Haziran 1999 tarihinde bu kararı bozmuştur.
Ticaret Mahkemesi 8 Aralık 1999 tarihinde Yargıtay kararına uyarak, hakem kararının tenfizine karar vermiştir. Ticaret Mahkemesi, başvuranın kendisine gönderilen tebligata rağmen mahkemeye çıkmadığını ve görüş ifade etmediğini belirtmiştir. Karar metninde başvuranın eski şirket merkezi yer almaktadır.
Başvuran 9 Şubat 2000 tarihinde, 9 Haziran 1999 tarihli kararın düzeltilmesini istemiştir. Sözkonusu talep gecikmeli yapıldığı gerekçesiyle 26 Nisan 2000 tarihinde reddedilmiştir.
Başvuran yine aynı tarihte temyiz başvurusunda bulunmuştur. Başvuran kendisine tebligatın yanlış yapıldığından dolayı davaya katılamadığını ileri sürmüştür. Başvuran ayrıca UTTMnin yetkisine itiraz etmiş, bir önceki sözleşmede yapılan değişikliğin kamu düzenine ve ahlaka aykırı olduğunu savunmuş ve uluslararası özel hukuk ve usule ilişkin kanun hükümleri ve New-York Sözleşmesi uyarınca bu kararın tenfiz edilemeyeceğini eklemiştir.
Yargıtay 29 Haziran 2000 tarihinde, 8 Aralık 1999 tarihli kararı bozmuştur. Yargıtay, Ticaret Mahkemesinin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararına uyduğuna, kesinleşen sorunlara ilişkin bozma gerekçelerinin incelenmeyeceğine ve özellikle mahkemeye başvurma belgesinin başvurana doğru bir şekilde tebliğ edildiğine kanaat getirerek, başvuranın ileri sürdüğü bütün bozma gerekçelerini reddetmiştir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHSNİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, ulusal mahkemelerin savunma haklarının tanınmadığı adil olmayan bir yargılama sonucunda, hakem kararını tenfiz etmediklerinden şikayetçi olmaktadır. Bu bağlamda, başvuran Ticaret Sicil Müdürlüğüne şirketin merkezinin taşındığını bildirmesine rağmen, tebligatın şirketin eski adresine gönderildiğine dikkat çekmektedir. Başvuran AİHSnin 6. maddesini ileri sürmektedir.
Hükümet başvuranın şirketin yeni adresini ticaret sicil kaydına tescil ettirme zorunluluğunun olduğunu, ancak başvuranın bunu yapmadığını savunmaktadır. Hükümete göre tebligatlar Tebligat Kanununun 35. maddesi uyarınca düzgün bir şekilde gönderilmiştir.
Başvuran, Ticaret Sicil Müdürlüğüne şirket merkezinin adres değişikliği konusunda bilgi vermiş olduğundan dolayı, şirketin eski adresine gönderilen ve Tebligat Kanununun 35. maddesine uygun olarak yapılan tebligatın düzgün bir şekilde yapılmadığını iddia etmektedir. Başvuran, tahkime ilişkin usul işlemine katılamadığını, bunun da savunma haklarının ihlalini artırdığını eklemektedir. Başvuran, Ankara Ticaret Mahkemesi huzurunda başka davaların görüldüğü sırada tamamen rastlantı sonucu tenfiz usulünden haberdar olduğunu belirtmektedir.
AİHM, yargıya başvurma hakkının bir yönünü oluşturan mahkemeye başvurma hakkının mutlak olmadığını (bkz. Golder-Birleşik Krallık, 21 Şubat 1975 tarihli karar) ve üstü kapalı olarak kabul edilmiş olan sınırlandırmalara tabi olabileceğini hatırlatmaktadır. Bununla birlikte yapılan sınırlandırmalar, kişiye açık olan yargıya bir şekilde başvurulmasını engellememeli ya da mahkemeye başvurma hakkını özü bakımından ihlal edecek şekilde kısıtlamamalıdır. Ayrıca söz konusu sınırlandırmalar meşru amaç güttükleri ve kullanılan yollar ile hedeflenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi bulunduğu takdirde, AİHSnin 6§1 maddesi ile bağdaşabilir (bkz. Tolstoy Miloslavsky-Birleşik Krallık, 13 Temmuz 1995 tarihli karar ve Berger-Fransa, no: 48221/99).
Başvuru yapmak için uyulması gereken işlem ve sürelere ilişkin düzenleme, yargının en iyi şekilde işlemesini ve özellikle hukuki güvence ilkesine saygı gösterilmesini sağlamayı amaçlamaktadır. İlgililer bu kuralların uygulanmasını beklemelidir. Ancak sözkonusu kurallar ya da bu kuralların uygulanması, yargılanabilir kişinin mevcut başvuru yolunu kullanmasını engellememelidir (Perez de Rada Cavanilles-İspanya, 28 Ekim 1998 tarihli karar).
AİHM, ulusal mahkemelerin yerine geçme görevinin olmadığını hatırlatmaktadır. Ulusal mevzuatı yorumlamak ilk olarak ulusal makamların ve özellikle mahkemelerin görevidir. Burada AİHMnin rolü, böyle bir yorumdan doğacak etkilerin AİHS ile bağdaşıp bağdaşmadığını kontrol etmekle sınırlıdır. Bu bağlamda AİHMnin görevinin ilgili mevzuatı ve uygulamaları in abstracto incelemek değil, başvuranın bu mevzuat ve uygulamalardan etkilenme şeklinin AİHSyi ihlal edip etmediğini araştırmak olduğunu hatırlatmak yerinde olacaktır (bkz. Kaufmann-İtalya, no: 14021/02).
Tebligat Kanununun 35. maddesine göre, bir kimseye ya da adrese tebligat ulaştırmakla sorumlu olan bir kimse, gönderen adli makama daha sonraki adres değişikliği konusunda bilgi vermek zorundadır. Bu koşul yerine getirilmediği takdirde ya da yeni adresin tespit edilmesinin mümkün olmaması durumunda, daha sonra yapılacak tebligatlar afiş asma yoluyla gerçekleştirilir. Aynı kural, aralarında Ticaret Sicil Müdürlüğünün de yer aldığı bazı kurumlara iletilen adres değişikliklerine de uygulanır.
Bu davada Ticaret Mahkemesi 29 Mayıs 1997 tarihli duruşmada, posta yoluyla gönderilen mahkeme celbinin başvurana iletilemediğini belirtmiş ve tebligat Kanununun 35. maddesi uyarınca tebligatın gerçekleştirilmesine karar vermiştir. Aynı duruşmada, Ticaret Mahkemesi, başvuran şirketin yeni adresini bildirmemiş olan Ticaret Sicil memurunun da sorgulanmasına karar vermiştir. Oysa adres değişikliği konusunda bilgi verilmemesinden başvuran şirket sorumlu tutulamaz. Başvuran, 18 Aralık 1995 tarihinden, yani tenfiz usulü başlamadan çok önce şirket merkezinin taşınmasından Ticaret Sicil Müdürlüğünü haberdar ettiğinden dolayı, usul kurallarına riayet etmemekle suçlanamaz.
Buradan yargılamanın hiçbir aşamasında kendisine tebligatların başvurana ulaşmadığı sonucu ortaya çıkmaktadır. 8 Aralık 1999 tarihli karardan sonra tesadüfen haberdar olan başvuran, temyiz başvurusunda bulunmuştur. Ancak Yargıtay, davanın mahkemede görülmeye başlanacağına dair belgenin uygun bir şekilde tebliğ edilmediği gerekçesiyle ortaya konulan gerekçeleri reddetmiştir.
AİHM bu koşullarda, Ticaret Sicil Müdürlüğünün şirketin merkezinin yeni adresini Ticaret Mahkemesine iletmemesinin ve Yargıtayın bu koşulu gözönünde bulundurmamasının, ulusal mahkemeler huzurunda tenfiz usulüne katılma olanağından başvuranı mahrum bıraktığına kanaat getirmektedir (bkz. Mutatis Mutandis Barbier-Fransa, no: 76093/01).
Dolayısıyla AİHSnin 6. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran, davacı şirkete 1.460.358 Amerikan Doları ödemek zorunda kaldığı için maddi zarara uğradığını iddia etmektedir.
Ayrıca başvuran 500.000 Euro tutarındaki manevi zararının ödenmesini istemektedir.
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
AİHM, ortaya konulan eksiklikler sonucunda ulusal mahkemelerin vardığı sonuçlara dayanmamakta ve başvuranın maddi zararına ilişkin talebini reddetmektedir.
Ancak AİHM, başvuranın bir takım manevi zarara uğramış olabileceğine ve dolayısıyla bu bakımdan 3.000 Euro ödenmesinin yerinde olacağına kanaat getirmektedir.
B. Masraf ve Harcamalar
Başvuran, avukat ücreti olarak 146.000 Euro ve ulusal mahkemeler ile AİHM huzurunda yapılan masraf ve harcamalar için 58.210.00 TL (yaklaşık 35 Euro) istemektedir. Delil olarak başvuran yargılama masraflarına ilişkin makbuzları sunmuştur.
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
AİHM içtihadına göre başvuran ancak gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları sabitlenen masraf ve harcamaların ödenmesini sağlayabilir. AİHM, elinde bulunan unsurları ve yukarıda belirtilen kriterleri gözönüne alarak, yapılan bütün masraflar için başvurana 1.000 Euro ödenmesinin makul olduğuna kanaat getirmektedir.
C. Gecikme faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3 puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. AİHSnin 6. maddesinin ihlal edildiğine;
2. a) AİHSnin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, döviz kuru üzerinden Y.T.L.ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana:
i. manevi tazminat için 3.000 (üç bin) Euro;
ii. masraf ve harcamalar için 1.000 (bin) Euro;
iii. miktarlara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödenmesine,
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
3. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddesine uygun olarak 3 Mayıs 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy