(Başvuru no:73285/01)
KABULEDİLEBİLİRLİK KARARININ ÖZET ÇEVİRİSİ
OLAYLAR
1949 doğumlu başvuran Ahmet Turan Yılmaz Türk vatandaşı olup İzmir'de ikamet etmektedir. Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi "AİHM" önünde İzmir'de avukat olan S. Özay tarafından temsil edilmiştir.
DAVA KOŞULLARI
Başvuranın sunduğu üzere dava koşullan aşağıdaki gibi özetlenmiştir.
Başvuran, 5 Temmuz 1991 tarihinde işaretleme hatasından dolayı trafik kazası geçirmiştir. Başvuran İzmir İdari Mahkemesinde Karayolları İdaresine karşı maddi tazminat davası açmıştır.
Mahkeme, 10 Şubat 1994 tarihli kararla Karayolları İdaresini, fatura edilen maddi hasara denk gelen kazanın yol açtığı masraflar için başvurana 2 410 000 Türk Lirası (TL) ödemeye mahkum etmiştir. Mahkeme, başvuranın tazmine ilişkin diğer taleplerini sağlık raporunun mahkemeye sunulmadığı gerekçesiyle reddetmiştir.
Danıştay, 8 Kasım 1995 tarihli kararla İdari Mahkemenin kararını onamıştır.
Başvuran, 27 Ocak 1997 tarihinde icra infaz usulüne başvurmuştur.
Başvurana 5 Ağustos 2002 tarihinde 25 260 000 TL ödenmiştir.
ŞİKAYETLER
Başvuran, 1 nolu Protokolün 1. maddesini öne sürerek Karayolları İdaresinin, idari mahkemelerin ödenmesini kararlaştırdığı maddi tazminatı ödemede geç kalmasından şikayetçi olmuştur.
Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin "AİHS" 6 ve 14. maddelerini öne sürerek iç hukukta Karayolları İdaresinin ödemeyi gerçekleştirmesine zorlamak için etkili başvuru yolunun bulunmadığını, dolayısıyla kamu borçları ile kişilerin borçlarının ödenmesinde ayrımcılık yapıldığı yönünde şikayetçi olmuştur.
HUKUK AÇISINDAN
Başvuran, işaretleme hatasından dolayı geçirdiği trafik kazasından sonra kendisine verilen tazminatın ödenme süresinden şikayetçi olarak 1 nolu Protokolün 1.maddesini öne sürmüştür.
Hükümet görüşlerini 6 Aralık 2002 tarihinde sunmuştur. AİHM Daire Başkanı, Hükümetin neden göstermeksizin görüşlerim sunmakta geç kalmasından dolayı 16 Aralık 2002 tarihinde, AİHM yönetmeliğinin 38§1. maddesi gereğince ilgili görüşleri dosyaya koymama kararı almıştır.
Başvuran, idari mahkemelerin kendisine verdiği maddi tazminatların ödenmesinde geç kalındığını ve Türkiye'deki yüksek enflasyon oranından dolayı tazminatlara uygulanan gecikme faiz oranının yetersiz olduğunu belirtmiştir.
AİHM, başvurana kaza yeri fotoğrafları ve hastaneye gitmek için bindiği taksi gibi fatura edilen harcamalar için 2 410 000 TL tutarındaki maddi tazminatın verildiğini ortaya çıkarmıştır.
AİHM, ayrıca ilk derece mahkemesinin verdiği kararın 8 Kasım 1995 tarihinde nihaileştiğini gözlemlemiştir.
AİHM, daha önce sözü edilen Akkuş davasında uygulanan yönteme göre (9 Temmuz 1997 tarihli karar, 1997-IV, s. 1311, §35) başvuranın uğradığı maddi zararın tespiti için ilgiliye ödenen tutar ile alacağının ilgili kararın kesin hüküm kazanmasından sonra üç ay içinde ödendiğinde eline geçen tutar arasındaki farkı göz önünde bulundurmanın gerektiğine kanaat getirmiştir.
Davada, Karayolları İdaresi 5 Ağustos 2002 tarihinde 25 260 000 TL tutarındaki tazminatı ödemiştir.
AİHM'nin ilgilinin alacağına neden olan fiil, bu durumda adli karar, sırasındaki alacaklarının değeri ile mevcut ödeme sırasındaki maddi değer arasındaki mülkiyet hakkının korunması ile genel menfaatin gereklilikleri arasındaki dengeyi bozan bu önemli farkın başvuranın zarar görmesine neden olduğu kanaatine vardığı bir gerçektir. (Aka-Türkiye, 23 Eylül 1998 tarihli karar, 1998-VI, s.2682, §35)
Ancak AİHM, işbu davanın Aka davasından ve diğer benzeri davalardan aşağıdaki nedenlerden dolayı farklı olduğunu kaydetmiştir.
Öncelikle, kanuni gecikme faizlerine ilişkin kanunu düzelten 4489 sayılı kanunun yürürlüğe girmesinin ardından, kanun tarafından belirlenen bu faizlerin oranı, 1 Ocak 1998 tarihinden bu yana borçlara uygulanan paranın değerinin düşmesiyle orantılı olarak yeniden düzenlenmiştir ve Temmuz 2002 tarihinde başvurana ödenen miktar ile tazminatın Ocak 1996 tarihindeki yani Danıştay'ın verdiği karar tarihinden üç ay sonraki gerçek değeri arasında önemli bir açığın oluşmasına neden olacak nitelikte değildir.
Son olarak ekonomik göstergelerin değişkenliğinden ve ekonomik çalkantılardan dolayı gecikme faizlerinin oranı enflasyon oranından bazı durumlarda biraz yüksek bazı durumlarda ise düşük olabilir. AİHM daha önce, hesaplamada meydana gelen farkın hesaplama yönteminden kaynaklanan ihtiyat payı olarak nitelendirilebileceğine kanaat getirmiştir (Bkz. mutatis mutandis, Arabacı-Türkiye (karar), no: 65714/01, 7 Mart 2002).
AİHM, bu koşullarda, düzeltilen faiz oranlarının uygulanmasından sonra başvurana ödenen tutarın tazminatın tümüne tam olarak denk gelmediği gibi görünse de enflasyon oranına göre yeterince tutarlı olduğuna kanaat getirmiştir.
Buna göre AİHM, başvurunun bu kısmının dayanaktan yoksun olduğuna ve AİHS'nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları gereğince reddedilmesi gerektiğine kanaat getirmiştir.
AİHM, İdareyi ödemeyi gerçekleştirmesine zorlamak için iç hukukta etkili başvuru yolunun bulunmamasına ilişkin AİHS'nin 6 ve 14. maddelerine dayandırılan şikayetlerin, yapılan değerlendirmeler göz önünde bulundurulduğunda başvurunun bu bölümü de AİHS'nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları gereğince reddedilmesine kanaat getirmiştir.
Bu nedenlerden dolayı Mahkeme;
Başvurunun kabul edilemez olduğuna,
Oybirliğiyle karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy