(AİHS m. 3, 6, 34, 44)
(Başvuru no: 74500/01)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
26 Haziran 2007
İşbu karar AIHS 'nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (74500/01) başvuru no'lu davanın nedeni bu ülke vatandaşları olan Güllü Çelik (G.Ç.), Yemiş Altıntaş (Y.A.), Fatma Sevük (F.S.), Emine Kıyançiçek (E.K.) ve Naciye Sevük'ün (N.S.) (başvuranlar), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİFJJVI) 5 Haziran 2001 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin Temel İnsan Haklarını güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.
Başvuranlar AİHM önünde Ankara Barosu avukatlarından K. Genç ve G. Zorcu tarafından temsil edilmektedirler.
OLAYLAR
I. DAVA KOŞULLARI
Başvuranlar sırasıyla 1938, 1939, 1925, 1926, 1980 ve 1944 doğumlu olup Tunceli'de ikamet etmektedirler.
Başvuranlara göre, G.Ç., Y.A., F.S., E.K. ve A.A. zazaca konuşmaktadır ve Türkçe bilmemektedirler.
Başvuranlar, 6 Ekim 1999 tarihinde PKK üyeleri aleyhinde yürütülen bir operasyon sonrasında gözaltına alınmışlardır. Operasyon sırasında bu örgütün iki üyesi öldürülmüştür.
6 Ekim 1999 tarihinde düzenlenen olay yeri tespit tutanağında ölen kişilerin üzerlerinde bulunan iki tüfeğe, bu tüfeklere ait kurşunlara ve el bombasına el konulduğu belirtilmiştir.
7 ve 8 Ekim 1999 tarihlerinde düzenlenen tutanaklara göre başvuranlar jandarma tarafından sorgulanmıştır. Yakalanan kişilerin arasında bulunan N.S., tercüman olarak G.Ç., Y.A., F.S. ve E. K. adına ifade tutanaklarını imzalamış sözkonusu kişiler de bu tutanaklara parmak basmışlardır. N.S. aynı zamanda diğer beş başvuranın da PKK'ya yardım eden kişiler olduklarını ifade etmiştir. PKK'nın Çiğdem Gedik (Ç.G) ve Semra Arslan (S.A.) isimli iki eski üyesi başvuranlar kendilerini görmeksizin başvuranları teşhis etmişlerdir. Ayrıca başvuranlar operasyon sırasında ölen PKK üyelerini fotoğraflardan yola çıkarak teşhis etmişlerdir. İki maktulün üzerlerinde başvuranların kod adlarının yazılı olduğu bir not defterinin bulunduğu belirtilmiştir.
8 Ekim 1999 tarihinde başvuranlar, kendilerine isnat edilen suçlamaları ve gözaltında bulundukları sırada verdikleri ifadeleri Cumhuriyet Başsavcısı huzurunda reddetmiştir. Başvuranlar PKK'nın eski üyeleri ile kendi aralarında herhangi bir çatışmanın olmadığını belirtmişlerdir. Tunceli Adalet Sarayı'nda görev yapan A.Arslan, Türkçe bilmediklerini ifade eden G.Ç., Y.A., F.S. ve E.K. isimli başvuranların tercümanı sıfatıyla sorguya katılmıştır.
Aynı gün Cumhuriyet Başsavcısı tutanak düzenlemiş ve bu tutanakta Jandarma'ya telefon açarak başvuranlarla yüzleştirilmeleri amacıyla PKK'nın eski üyelerinin getirilmesi talep edilmiştir. Jandarma sözkonusu kişilerin kendi denetimleri altında bulunmadığını fakat ertesi gün getirebileceklerini beyan etmişlerdir.
Cumhuriyet Başsavcısı, delillerin durumunu, sabit bir ikametgâhlarının bulunmasını ve N.S.'nin diğer dört başvurana tercümanlık yapmadığını beyan etmesini dikkate alarak başvuranların tutuksuz olarak yargılanmalarına karar vermiştir.
20 Ekim 1999 tarihinde Tunceli Sulh Mahkemesi Hakimi, N.S. ve A.A.'mn ifadelerine başvurmuştur. Hakim N.S. ve A.A.'mn tutuklu olarak yargılanmasına gerek olmadığına karar vermiştir.
Tunceli Cumhuriyet Başsavcısı, 20 Ekim 1999 tarihinde ratione materiae bakımından yetkisizlik kararı vermiş ve dosyayı Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne (DGM) sevk etmiştir.
Cumhuriyet Başsavcısı, 28 Ekim 1999 tarihinde sunulan bir iddianameyle başvuranların Türk Ceza Kanunu'nun 169. maddesi uyarınca mahkum edilmelerini talep etmiştir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi 8 Kasım 1999 tarihinde Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi'nden başvuranların ifadelerini almasını istemiştir. Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi aynı zamanda Tunceli İli Jandarma Komutanlığı'ndan, öldürülen PKK'lıların üzerilerinde bulunan not defterlerinin gönderilmesini istemiştir.
Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi, 16 Kasım 1999 tarihinde Tunceli Cumhuriyet Başsavcısı'na Komutanlık kayıtlarında not defterlerine ilişkin herhangi bir tutanağın mevcut olmadığını bildirmiş ve 6 Ekim 1999 tarihli olay yeri tespit tutanağını göndermiştir.
Ağır Ceza Mahkemesi, 30 Kasım 1999 tarihinde istinabe yoluyla başvuranların ifadelerini almıştır. G.Ç., Y.A., F.S. ve E.K. isimli başvuranlara bu sorgulama sırasında tercüman yardımı sağlanmıştır. Başvuranlar kendilerine isnat edilen suçlamaların tamamını reddetmişlerdir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 7 Aralık 1999 tarihinde gerçekleştirilen duruşmada olay yeri tespit tutanağını ve maktullerin üzerlerinde bulunan ve Tunceli Jandarması tarafından gönderilen not defterlerini dosyaya eklemiştir.
29 Aralık 1999 ve 27 Ocak 2000 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından Ç.G. ve S. A. isimli aleyhte tanıkların ifadeleri alınmıştır.
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 27 Ocak 2000 tarihli bir kararla TCK'nın 169. maddesi ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca başvuranların suçlu olduklarına kanaat getirmiş ve her birinin üç yıl dokuz ay hapis cezasına mahkum edilmelerine karar vermiştir. Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranların suçlu olduklarına kanaat getirirken gözaltında bulundukları sırada verdikleri ifadeleri ve PKK'nın eski üyeleri ile yüzleştirme tutanaklarını dikkate almıştır. Mahkeme aynı zamanda başvuranların, 5 Ekim 1999 tarihinde öldürülen PKK üyelerini teşhis ettikleri tutanakları ve maktullerin üzerlerinde bulunan not defterlerini dikkate almıştır.
15 Mayıs 2000 tarihinde başvuranlar temyiz talebinde bulunmuşlardır. Başvuranlar mahkemeye sundukları lâyihalarında aralarından beş kişinin Türkçe okuma ve yazma bilmediğini, yalnızca zazaca konuştuklarını ve N.S.'nin iyi ile kötüyü birbirinden ayırt edebilecek yetenekte biri olmadığını belirtmişlerdir. Başvuranlar ifadelerin gerçek olmadığını ve PKK'nın eski üyeleri ile yüzleştirme tutanaklarının var olmadığını ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar, PKK üyelerinin 1999 yılının Mart ve Nisan aylarında yakalanmaları sonrasında alınan ve içerisinde başvuranların köyü ile ilgili herhangi bir bilginin yer almadığı ifadelere atıfta bulunmuşlardır. Başvuranlar ayrıca 6 Ekim 1999 tarihinde düzenlenen olay yeri tespit tutanağına ve Tunceli İli Jandarma Komutanlığı'nın 16 Kasım 1999 tarihli yazısına dayanarak 5 Ekim 1999 tarihinde öldürülen PKK üyelerinin üzerlerinde herhangi bir not defterinin bulunmadığını iddia etmişlerdir. Başvuranlar usul kaidelerine ve hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle kararın bozulmasını talep etmişlerdir.
8 Aralık 2000 tarihinde alınan ve 13 Aralık 2000 tarihinde açıklanan bir kararla Yargıtay temyiz edilen kararı onamıştır.
20 Mart 2001 tarihinde A.A., N.S. ve F.S., 24 Mart 2001 tarihinde Y.A., G.Ç. ve E.K. cezalarını çekmeye başlamışlardır. A.A., F.S., Y.A., G.Ç. ve E.K. 9 Ağustos 2003 tarihinde tahliye edilmişlerdir.N.S. ise 11 Ağustos 2003 tarihinde tahliye edilmiştir.
ŞİKAYETLER
AİHS'nin 6 §§ 1 ve 3 a), b) ve c) maddelerine atıfta bulunan başvuranlar, Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi önüne çıkarılmamaları sebebiyle adil olarak yargılanmadıklarını ileri sürmektedirler. Başvuranlar ayrıca kendilerine anladıkları bir dilde bilgi verilmemesi ve jandarmaya ifade verdikleri sırada tercüman yardımının sağlanmaması nedeniyle davalarının hakkaniyete uygun olarak görülmediğini iddia etmektedirler. Başvuranlar mahkumiyet kararlarının bu ifadelere dayanarak alındığını ileri sürmektedirler. Son olarak başvuranlar Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın tebliğnamesinin kendilerine tebliğ edilmediğinden dolayı şikayetçi olmaktadırlar.
HUKUK BAKIMINDAN
I. KABULEDİLEBİLİRLİK HAKKINDA
AİHM, tarafların argümanlarının tümü ışığında başvurunun incelenmesinin bu aşamasında çözülemeyecek fakat olaylar ve hukuk açısından, esastan incelemeyi zorunlu kılan ciddi sorular ortaya koyduğu kanaatindedir; sonuç olarak başvuru AİHS'nin 35 § 3. maddesine göre açıkça dayanaktan yoksun olarak ilan edilemez. Başvuruda başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi tespit edilmemiştir. Bu nedenle başvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.
II. AİHS'NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi önüne çıkarılmamaları nedeniyle adil olarak yargılanmadıklarından dolayı şikayetçi olmaktadırlar. Başvuranlar ayrıca kendilerine anladıkları bir dilde bilgi verilmemesi ve jandarmaya ifade verdikleri sırada tercüman yardımının sağlanmaması nedeniyle davalarının hakkaniyete uygun olarak görülmediğini iddia etmektedirler. Başvuranlar mahkumiyet kararlarının bu ifadelere dayanarak alındığını ileri sürmektedirler. Son olarak başvuranlar Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın tebliğnamesinin kendilerine tebliğ edilmediğinden dolayı şikayetçi olmaktadırlar. Başvuranlar bu itibarla AİHS'nin 6 §§ 1 ve 3 a), b) ve c) maddesine atıfta bulunmaktadırlar.
1. Başvuranların Devlet Güvenlik Mahkemesinde gerçekleştirilen duruşmaya katılmamaları hususunda
Hükümet, başvuranların ikamet ettikleri Tunceli ilinin, yargılandıkları Malatya ilinden uzak olması sebebiyle başvuranların ifadelerinin istinabe yoluyla alındığını belirtmektedir. İstinabe Komisyonu'nun Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kurulmasından önce Mahkeme tarafından başvuranlara bu muhakeme usulünü kabul edip etmedikleri sorulmuştur. Hükümet'e göre başvuranlar kendi istekleri ile duruşmalara katılmamışlardır ve bunun sorumluluğu da kendilerine aittir.
Başvuranlar kendileri yargılayan mahkemenin duruşma gününü kendilerine tebliğ etmediğini ifade etmişlerdir. Başvuranlar istinabe yoluna giden Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tebliğ edilen tebliğnameyi almışlardır. Başvuranlar, Türkçe konuşmadıklarından ve okuma yazma bilmediklerinden dolayı "istinabe komisyonu" ifadesinin ne anlama geldiğini bilmediklerini ileri sürmüşlerdir. Ayrıca başvuranlara göre Yargıtay önünde bir avukat tarafından temsil edilmiş olmaları bu durumu telafi etmemiştir.
AİHM sanığın duruşmaya katılmasının sağlanmasının AİHS'nin 6. maddesinin amaç ve hedefleri arasında bulunduğunu hatırlatmaktadır. Ayrıca 3. paragrafta yer alan c) ve d) bentleri "her sanığa" kendini savunma" ve "tanıkları sorguya çekmek veya çektirme" hakkını tanımaktadır, ilgili kişi mevcut olmadan bu hakların kullanılması mümkün değildir (Colozza-İtalya, 12 Şubat 1985, Monnell ve Morris-Birleşik Krallık, 2 Mart 1987 tarihli karar, Zana-Türkiye, 25 Kasım 1997 tarihli karar, Derleme Kararlar ve Hükümler).
6. maddenin 3. paragrafında yer alan güvenceler, 1. paragrafta ifade edilen adil yargılanma hakkının kendine özgü unsurlarını teşkil ettiğinden dolayı AİHM başvuranlar tarafından ileri sürülen şikayetlerin bu iki paragraf dikkate alınarak değerlendirilmesinin uygun olacağına kanaat getirmektedir (Bkz, diğerleri arasında, Van Geyseghem-Belçika (Büyük Daire), no: 26103/95).
AİHM mevcut davada başvuranların kendilerini üç yıl dokuz ay hapis cezasına mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde gerçekleştirilen duruşmaya çağrılmadıklarını tespit etmektedir. Ağır Ceza Mahkemesi, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 226 § 4. maddesine uygun olarak başvuranların savunma ifadelerini almakla görevlendirilmiştir.
AİHM, Türkçeyi iyi bilmedikleri anlaşılan başvuranların içinde bulundukları durum dikkate alındığında Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin davanın adil olarak görülmesini sekteye uğratmadan, aşağıda yer alan nedenlerden dolayı başvuranların şahsi tanıklıklarını doğrudan değerlendirmeden karar vermesinin mümkün olmadığı kanaatindedir (Bkz., mutatis mutandis, Zana, ve Kalem).
Öncelikle başvuranlar hakkında verilen mahkumiyet kararının temel olarak soruşturma safhasında elde edilen delil unsurlarına dayandığı konusu kuşku götürmemektedir. Bu delil unsurları, soruşturma safhasında başvuranlardan alınan ifadeler, 5 Ekim 1999 tarihinde öldürülen PKK üyelerinin başvuranlar tarafından teşhis edildiğine dair tutanaklar ve ölen kişilerin üzerlerinde bulunan not defterlerinden oluşmaktadır. Aynı şekilde PKK'nın iki eski üyesi ile yapılan yüzleştirmeye ilişkin tutanaklar da soruşturma safhasında düzenlenmiştir. Üstelik iddia tanıkların esasa bakan hakimler tarafından dinlenmiş olması hususu hiçbir şekilde bu durumu telafi etmemiş zira başvuranlar tanıkların dinlenmesi sırasında orada bulunmamış, tanıkları sorguya çekememiş veya çektirememiş ve onlarla yüzleştirilmemişlerdir.
AİHM'nin, Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde gerçekleştirilen duruşmaya katılmama sorumluluğun yalnızca başvuranlara ait olduğunu belirten Hükümet görüşüne katılması mümkün değildir. AİHM bu itibarla AİHS ile güvence altına alınan bir hakkın kullanımından feragat edildiğinin, şüphe götürmeyecek şekilde ortaya konulması gerektiğini vurgulamaktadır (Bkz., diğerleri arasında, Colozza-İtalya, 12 Şubat 1985 tarihli karar, Zana karan, Sejdovic-İtalya, no: 56581/00, ve Kalem kararı). Zira başvuranların, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ifadelerinin alınması sırasında duruşmaya katılmak istememeleri hususu, hiçbir şekilde kendilerini savunmaktan vazgeçtikleri ve mahkeme önüne çıkmayı reddettikleri anlamına gelmemektedir.
Esasında başvuranların davranışlarını ve ifadelerinin inandırıcılığını yakından inceleyebilecek olan esasa bakan mahkeme tarafından başvuranların ifadelerinin alınması büyük önem arz etmiştir. Bu şekilde başvuranlar bazı delillerin inandırıcı olup olmadıklarını ileri sürebilir, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ifadelerinin alınması sonrasında toplanan deliller hakkında görüş bildirebilir, iddia tanıklarını sorgulayabilir veya sorguya çektirebilir ve bu tanıklıkların inandırıcılıkları hakkında görüş bildirebilirlerdi (Bkz., mutatis mutandis, Kalem kararı). Kuşkusuz esasa bakan hakimler istinabe yoluyla alınan ifadeleri büyük bir titizlikle incelemiş ve başvuranlara bunlara itiraz etme imkanını sağlamıştır fakat bu durum, bir duruşmanın gerçekleşmesi ya da doğrudan hakim karşısında çıkılması yerine geçmemektedir.
AİHS uyarınca adil yargılanma hakkının demokratik bir toplumdaki önemini dikkate alan AİHM, bu nedenlerden dolayı savunma haklarına yönelik bu türden bir ihlalin haklı gösterilemeyeceğine kanaat getirmektedir.
Sonuç olarak AİHS'nin 6 §§ 1 ve 3 c) maddesi ihlal edilmiştir.
2. "iddianın " en kısa sürede ve başvuranların anlayacakları bir dilde tebliğ edilmemiş olması hususunda
AİHM, 6. maddenin 3 paragrafının a) bendine yer alan hükümlerin ilgili kişiye kendisine yöneltilen suçlama hakkında bilgi verilmesi gerekliliğini vurguladığını hatırlatmaktadır. İddianame, cezai soruşturmalarda belirleyici bir rol oynamaktadır: tebliğ edilmesi ile birlikte, sözkonusu kişi hukuki esaslar ve olgusal hususlar hakkında resmi olarak bilgilendirilir (Kamasinski-Avusturya, 19 Aralık 1989 tarihli karar). AİHS'nin 6 § 3 a) maddesi sanığa, yöneltilen suçlamanın yalnız nedeninden yani iddianamenin dayandırıldığı aleyhindeki maddi olaylardan değil aynı zamanda suçlamanın niteliğinden de haberdar edilme hakkını tanımaktadır ve bu Komisyon'un da belirttiği üzere ayrıntılı bir şekilde olmalıdır (Pelissier ve Sassi-Fransa (Büyük Daire), no: 25444/94).
Bu maddenin kapsamı, özellikle AİHS'nin 6. maddesinin 1. paragrafı tarafından güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ışığında değerlendirilmelidir (Bkz., mutatis mutandis, Deweer-Belçika, 27 Şubat 1980 tarihli karar; Artico-İtalya, 13 Mayıs 1980 tarihli karar; Goddi-İtalya, 9 Nisan 1984 tarihli karar; Colozza-İtalya, 12 Şubat 1985 tarihli karar). AİHM ceza alanında bir sanık aleyhine yöneltilen suçlamalar ve dolayısıyla mahkemenin aleyhinde kabul edebileceği hukuki nitelendirme hakkında tam ve kesin bir bilginin verilmesi, adil yargılanma için vazgeçilmez temel koşullardan birisini teşkil etmektedir (Pelissier ve Sassi-Fransa kararı).
Buna karşılık AİHM her ne kadar gözaltı süresince yapılan tercümenin gerçekleştiği koşullar taraflar arasında tartışma konusu olsa da başvuranların yargılama süresince üç defa tercüman yardımından faydalandıklarını tespit etmektedir. Bununla birlikte 8 Ekim 1999 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı huzurunda bir görevli ve 30 Kasım 1999 tarihinde Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda ise bir tercüman kendilerine tercümanlık etmiş ve bu şekilde başvuranlar kendilerine yöneltilen suçlamanın niteliği hakkında bilgilendirilmişlerdir. Bu hususta AİHM 6 § 3 a) maddesi hükümlerinin, sanığın kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve nedeninden ne şekilde haberdar edileceği hususunda herhangi bir usulün şart koşulmadığını hatırlatmaktadır (Pelissier ve Sassi-Fransa kararı).
Sonuç olarak AİHS'nin 6 §§ 1 ve 3 a) maddesi ihlal edilmiştir.
3. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı 'nın tebliğnamesinin başvuranlara tebliğ edilmemesi hususunda
AİHM başvuranlar tarafından dile getirilen şikayete benzer şikayetleri daha önce incelediğini ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın tebliğnamesinin başvuranlara tebliğ edilmemesi sebebiyle ve yargılanabilir bir kişinin yazılı olarak buna cevap verememesini göz önüne alarak AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiği yönünde karar aldığını hatırlatmaktadır (Bkz. Göç-Türkiye (Büyük Daire), no: 36590/97, ve Abdullah Aydın-Türkiye (no: 2) (Büyük Daire), no: 63739/00, 10 Kasım 2005 tarihli karar).
AİHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümet'in davayı farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığına kanaat getirmiştir.
Sonuç olarak mevcut davada AİHS'nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuranların her biri 8.915 Euro tutarında maddi zarara uğradığını iddia etmektedir. Bu tutar 283 Euro tutarındaki asgari ücret temel alınarak hesaplanmış olup otuz bir ayı aşkın bir süre cezaevinde kalmaları nedeniyle uğradıkları gelir kaybına tekabül etmektedir. Başvuranların her biri ayrıca 50.000 Euro tutarında manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
AİHM mevcut davada adil tazmine gidilmesine sebep olacak tek unsurun, başvuranların 6 §§ 1 ve 3 c) maddelerinde belirtilen güvencelerden faydalanamadıkları hususunun olacağını tespit etmektedir. AİHM'nin aksi durumda davanın ne şekilde sonuçlanacağı hususunda spekülasyon yapması hiç kuşkusuz mümkün değildir.
Buna karşın AIHM, başvuranların mevcut kararda yer alan ihlal tespitinin telafi edemeyeceği şekilde bir takım manevi zarara uğramış olabileceklerini kabul etmektedir. AİHS'nin 41. maddesi uyarınca hakkaniyete uygun olarak başvuranların her birine manevi tazminat olarak 10.000 Euro ödenmesinin uygun olacağına kanaat getirmektedir.
B. Masraf ve Harcamalar
Başvuranlar, AİHM önünde temsil edilmek amacıyla yaptıkları masraf ve harcamalar adına 9.491 Euro (avukatlık masrafı olan 8.691 Euro ile 800 Euro tutarındaki genel masraflar) talep etmektedirler. Başvuranlar taleplerini desteklemek amacıyla ilgili belgeleri sunmuşlardır.
AİHM elindeki mevcut unsurları dikkate alarak başvuranlara tüm masraflarla birlikte toplu olarak 2.500 Euro ödenmesinin uygun olacağına kanaat getirmektedir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE;
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. Başvuranların Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde gerçekleştirilen duruşmaya katılmamış olmaları sebebiyle AİHS'nin 6 §§ 1 ve 3 c) maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHS'nin 6 §§ 1 ve 3 a) maddesinin ihlal edilmediğine;
4. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın tebliğnamesinin tebliğ edilmemiş olması sebebiyle AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
5. a) AİHS'nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası'na çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvuranlara:
i. manevi tazminat olarak başvuranların her birine 10.000 Euro (on bin) ödenmesine;
ii. masraf ve harcamalar için toplu olarak 2.500 Euro (iki bin beş yüz) ödenmesine;
iii. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;
b)Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Hükümet'in, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
6. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;
Karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AIHM İçtüzüğü'nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi gereğince 26 Haziran 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy