(Başvuru no: 75946/01)
Kararın Özet Çevirisi
STRAZBURG
7 ŞUBAT 2006
İşbu karar Sözleşme 'nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 75946/01 başvuru nolu davanın nedeni, Türk vatandaşı Halis Doğan'ın (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) 5 Ekim 2001 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi'nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Adli yardımdan faydalanan başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından İ. Bilmez tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
1944 doğumlu başvuran İstanbul'da ikamet etmektedir. Başvuran olayların meydana geldiği dönemde Özgür Bakış gazetesinin sahibiydi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı 2 Şubat 2000 tarihinde, Özgür Bakış gazetesi eki olarak satılan "1900'den 2000'e Kronolojik Albüm: Kürtler" başlıklı özel sayının toplatılmasını istemiştir.
Aynı gün 5680 sayılı Basın Kanunu'na ek 2. maddesi uyarınca, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) söz konusu özel sayının toplatılmasına karar vermiştir. DGM gerekçelerinde, bazı makaleleri nedeniyle bu özel sayının ayrımcı propaganda yaptığını belirtmiştir.
İki polis memuru 3 Şubat 2000 tarihinde, toplatılma kararını tebliğ etmek amacıyla Özgür Bakış gazetesinin bürosuna gitmişlerdir. Aynı gün saat 14.30'da düzenlenen tutanakta dağıtımcı şirketin, özel sayının on iki bin nüshasını dağıtmış olduğu kaydedilmiştir. Herhangi bir el koyma gerçekleşmemiştir.
Başvuran, 4 Şubat 2000 tarihinde, DGM önünde toplatılma kararına itiraz başvurusunda bulunmuştur. DGM, 7 Şubat 2000 tarihinde başvuruyu reddetmiştir. Cumhuriyet Başsavcısı, 3713 sayılı Kanun'un 8§1 ve 3 ve Türk Ceza Kanunu'nun 36. maddesi uyarınca ve DGM gerekçelerine dayanarak, 16 Şubat 2000 tarihinde sunulan iddianameyle söz konusu sayının müsaderesini isteyerek başvuran aleyhinde ceza davası başlatmıştır.
DGM, 8 Aralık 2000 tarihli kararla, 3713 sayılı Kanun'un 8§3 maddesi uyarınca, başvuranı altı ay hapis ve 1.216.800.000 Türk Lirası (TL) para cezasına çarptırmıştır. DGM 5680 sayılı Kanun'un 16. maddesi uyarınca, hapis cezasını 547.560.000 TL para cezasına çevirmiştir. DGM, sonuç olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmaya yönelik bölücülük propagandası yapmaktan başvuranı toplam 1.764.360.000 TL para cezasına çarptırmıştır.
Başvuran 10 Ocak 2001 tarihinde temyiz başvurusunda bulunmuştur.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, 2 Mart 2001 tarihinde, başvurunun esasına ilişkin tebliğnamesini sunmuştur. Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay'ın 9. Ceza Dairesi'ne verilen tebliğnamesinde, ilk derece mahkemesindeki usul işlemleri, toplanan deliller, talebin konusu ve ilk derece mahkemesinin takdir yetkisi göz önüne alınırsa, DGM'nin verdiği kararın onanması gerektiğini bildirmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın tebliğnamesi başvurana tebliğ edilmemiştir.
Yargıtay, 10 Nisan 2001 tarihinde kararı onamıştır.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS'NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, kendisini savunamadığı ve delilleri toplayamadığından dolayı yargılamanın adil olmadığından şikâyetçi olmaktadır. Ayrıca başvuran, masumiyet karinesi ilkesinin tanınmadığını iddia etmektedir. Başvuran son olarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın temyiz başvurusunun esasına ilişkin tebliğnamesine cevap verme olanağının olmamasından dolayı Yargıtay önündeki yargılamanın adil olmadığından şikâyetçi olmaktadır. Başvuran AİHS'nin 6§1, 2 ve 3 maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
A. Kabul edilebilirlik Hakkında
1. DGM'nin tarafsız ve bağımsız olması hakkında ve masumiyet karinesi AİHM, şikâyetleri göz önüne alındığında başvuranın hiçbir açıklama getirmediğini ve argümanının bu yönde hiçbir şekilde desteklenmediğini not etmektedir. Başvuran gerçekte, ulusal makamlar tarafından iç hukukun uygulanmasını eleştirmektedir. AİHM, izlenen usul işlemlerinde hiçbir keyfiyeti tespit etmemekle birlikte, bu davada, ilk etapta yetkilerini değerlendirmek ve iç hukuku uygulama görevi bulunan ulusal mahkemelerin takdirini tartışmak için bir neden görmemektedir (Bkz. Fabre-Fransa, no: 69225/01, § 21, 2 Kasım 2004 ve Tosun).
Buradan şikâyetin AİHS'nin 35§3 ve 4 maddesi uyarınca dayanaktan açıkça yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır.
2. Savcı görüşünün tebliğ edilmemesi hakkında
AİHM, bu şikâyetin AİHS'nin 35§3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka hiçbir kabul edilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla şikâyeti kabul edilebilir ilan etmek uygun olacaktır.
B. Esas Hakkında
AİHM, başvuranın sunduğu şikâyete benzer bir şikâyeti incelediğini ve Cumhuriyet Başsavcısı görüşlerinin niteliğini ve yargılanan bir kimsenin bu görüşlere yazılı olarak cevap verme olasılığının bulunmamasını göz önüne alarak, tebliğnamenin tebliğ edilmemesinden dolayı AİHS'nin 6§1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. Göç, § 55 ve Abdullah Aydın-Türkiye (no: 2), no: 63739/00, § 30, 10 Kasım 2005).
AİHM, işbu davayı incelemiş ve Hükümet'in bu durumda farklı bir sonuca ulaşılmasını sağlayacak ne bir olay ne de argüman sunduğuna kanaat getirmiştir.
Dolayısıyla bu davada AİHS'nin 6§1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS'NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, cezaya mahkûm edilmesinin düşünce ve ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini savunmaktadır. Bu bağlamda, başvuran ulusal makamların özellikle bir etnik azınlığa ilişkin düşünce ve bilgileri alma ve verme, yayınlama ve dağıtma haklarını ihlal ettiklerini ileri sürmektedir. Başvuran, tek başına ya da AİHS'nin 14. maddesi ile birlikte 9 ve 10. maddelerinin yanı sıra 17 ve 18. maddelerini ileri sürmektedir. AİHM, bu şikâyeti 10. madde açısından incelemeye karar vermiştir.
Başvuran, söz konusu eserin, Kürtlerin yirminci yüzyılda yaşadıkları siyasi sosyal ve kültürel olaylarla ilgili bilgiler içeren bilimsel bir eser olduğunu ileri sürmektedir. Bu eserin yayınlanmasındaki amaç, sözü edilen olaylar hakkında kamuoyunu bilgilendirmektir. Kamuoyu, Devlet'in resmi makamlarının izni alınarak iletilen bilgiler ya da Devlet'in halk için uygun olarak değerlendirdiği ya da onayladığı bilgilerle sınırlandırılmamalıdır. Burada söz konusu olan, demokratik toplumun temel ilkelerinden biridir. Başvuran yasal olarak yayınlanan bir gazetenin sahibi olarak yayınlanan makalelerden sorumlu tutulmamalıdır.
Başvuran o dönemde ya da bu eserin yayınlanmasının ardından, PKK ya da yandaşları tarafından hiçbir terör ya da şiddet eyleminin işlenmediğini belirtmektedir. Eserin yayınlanmasıyla hiçbir şekilde teröre destek sağlanmamıştır.
Başvuran, cezasının para cezasına çevrilmesine rağmen, orantılı olmadığını savunmaktadır. Gazetenin sahibi olarak daha önce ödememiş olduğu başka para cezalarına da çarptırılmış ve sonuç olarak bunlar da hapis cezalarına çevrilmiştir.
Hükümet, ulusal mahkemelerin bölücülüğü öven sözlerden dolayı başvuranı mahkûm ettiklerini tespit etmektedir. Mahkûmiyeti AİHS'nin 10. maddesinin ikinci paragrafına uygun olup, söz konusu paragraf, milli güvenliğin sağlanması, toprak bütünlüğünün ve kamu güvenliğinin korunması söz konusu olduğunda benzeri tedbirlerin alınmasını sağlamaktadır.
AİHM'nin konuya ilişkin içtihadına atıfta bulunarak Hükümet, bazı sözlerin kanlı intikama çağrı olarak analiz edilebileceğini hatırlatmaktadır. Zira söz konusu sözler, ilkel içgüdüleri çağrıştırmakta ve şiddet yoluyla ifade edilen daha önce zihinlere yerleşmiş önyargıları güçlendirmektedir. Hükümet, geneli ele alındığında, silahlı mücadeleyi Kürtlerin ulusal bağımsızlığına ulaşması için yasal yol olarak gösteren söz konusu sözlerin, PKK'nın terör eylemlerinin propagandasını yapma amacı güttüğünü belirtmektedir. Yayında binlerce vatandaşın ölümüne neden olmanın, nihai amaca ulaşmak için gerekli olduğu belirtilmektedir.
Hükümet için müdahale, AİHS'nin yer verdiği ilkelere aykırı tehlikeli kavramların promosyonunu kararlı bir şekilde ortadan kaldırma amacını gütmektedir. İfade edilen sözlerin, hassas ve tehlikeli hatta patlama noktasındaki bir sosyal durumda, PKK'nın propagandasını yapma amacı vardı. Metnin bütünü göz önüne alınırsa, propaganda, şiddetin, terörün, savaşın ve kanın yayılmasını içermektedir. Hükümet, Zana-Türkiye (25 Kasım 1997 tarihli karar, 1997-VII) içtihadına atıfta bulunarak, aynı yorumun bu davada da uygulanması gerektiğini açıklamaktadır.
Hükümet, başvurana verilen cezanın güdülen amaç için uygun ve orantılı olduğunu savunmaktadır.
AİHM, başvuranın cezaya mahkûm edilmesinin AİHS'nin 10§1 maddesinin koruduğu ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluşturduğuna tarafların itiraz etmediğini not etmektedir. Ayrıca müdahalenin, 3713 sayılı Kanun'un 8§3 maddesi tarafından öngörüldüğüne ve 10§2 maddesi uyarınca ulusal güvenliğin sağlanması ve toprak bütünlüğünün korunmasının yanı sıra, düzenin korunması ve suçun önlenmesi gibi birçok amaçlar güttüğüne de itiraz edilmemektedir (Bkz. Baran-Türkiye, no: 48988/99, § 26, 10 Kasım 2004). AİHM, bu değerlendirmeyi benimsemiştir.
Buna karşın taraflar arasındaki uyuşmazlık müdahalenin "demokratik toplumda gerekli olup olmadığı" hususuna dayanmaktadır. AİHM, Yalçın Küçük-Türkiye (no: 28493/95, § 37, 5 Aralık 2002), sözü edilen Zona (s.2547-2548, § 51), Sundey Times-Birleşik Krallık (no:1) (26 Nisan 1979, A serisi no: 30, s.38, § 62) ve sözü edilen Tosun kararlarında açıkladığı şekliyle, 10. maddeye ilişkin içtihadından çıkan temel ilkeleri hatırlatmaktadır.
AİHM, Özgür Bakış gazetesinin sahibi olarak, Abdullah Öcalan'ın PKK'nın silahlı mücadelesi hakkındaki görüşlerinin yansıtıldığı "1900'den 2000'e Kronolojik Albüm: Kürtler" başlıklı özel sayıda makalelerin yayınlanması nedeniyle, basın yoluyla bölücü propaganda yaptığı gerekçesiyle başvuranın mahkûm edildiği sonucuna varmıştır. AİHM, söz konusu müdahalenin, bu durumda gazetenin özel sayısı gibi demokratik toplumda güncel konulara ilişkin basın yayınlarının temel rolünün göz önünde bulundurularak incelenmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında, Yalçın Küçük, § 38, Okçuoğlu-Türkiye, no 24246/94, § 44, 8 Temmuz 1999, Sürek-Türkiye (no 4), no 24762/94, § 54, 8 Temmuz 1999, Lingens-Avusturya, 8 Temmuz 1986 tarihli karar, A serisi no 103, s. 26, § 41, ve Fressoz ve Roire-Fransa, no 29183/95, §45, AİHM 1999-1). Devlet'in terör tehdidine karşı milli güvenlik ya da ülke bütünlüğü gibi yaşamsal çıkarlarının korunması veya düzenin korunması ya da suçun önlenmesi amacıyla belirlenen sınırları aşmaması gerekse de, kamuoyunu bölen sorunlarda dahil olmak üzere siyasi sorunlar hakkında bilgi ve görüş bildirme görevi basının üzerine düşmektedir. Basının bilgi yayma görevine, halkın haber alma hakkı eklenmektedir. Bilgi alma özgürlüğü, halka, kendisini yönetenlerin fikir ve tutumlarını tanımak ve değerlendirmek için en iyi yollardan birini sunmaktadır (Bkz, uygulanabildiği ölçüde, Lingens, s. 46, §§ 41-42).
Bu davada AİHM, makalelerde kullanılan terimlere ve yayınlandıkları bağlama önem vermiştir. Bu bağlamda, göreceği davanın bulunduğu koşulları ve özellikle terörle mücadeleye bağlı zorlukları göz önünde bulundurmaktadır (Bkz. İbrahim Aksoy-Türkiye, no: 28635/95, 30171/96 et 34535/97, § 60, 10 Ekim 2000 Yelncal-Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, 1998-IV, s. 1568, § 58).
Söz konusu makaleler yoluyla gazete, Abdullah Öcalan da dahil olmak üzere dört yazara, PKK'nın silahlı mücadelesi hakkındaki görüşlerini bildirmelerini sağlamaktadır. Yazarların sarf ettiği bazı sözler, bağlamdan çıkarak Kürt probleminin çözümüne çağrı konuşması ya da sosyal, kültürel ve tarihi olaylar hakkındaki saptamalar olarak görülebilir. Ancak AİHM, bazı ifadelerin kullanılmasının, çatışmadaki diğer tarafı savaşa sürüklemeye yönelik açık bir niyetin bulunduğunu ortaya koyduğunu belirtmektedir.
Bu nedenle, makalelerin genel içeriği, şiddete, silahlı mücadeleye ya da ayaklanmaya teşvik edici olarak değerlendirilebilir. Bu da AIHM'nin gözünde göz önüne alınması gereken önemli bir unsurdur (Bkz. uygulanabildiği ölçüde, Müslüm Gündüz-Türkiye (karar), no 59745/01, 13 Kasım 2003 ve Zana, § 60).
Ayrıca açıklamalarda bulunan yazarlardan biri olan Abdullah Öcalan'ın, daha radikal bir biçimde yeniden silahlı mücadeleyi başlatmakla tehdit ederek, geçmişte hüküm süren durumu hatırlattığını not etmek uygun olacaktır.
AİHM için, söz konusu makalelerin şiddeti övücü ve savaşa ya da en azından silahlı eylemlerin yeniden başlatılmasına çağrı yapar nitelikte olduklarının düşünülebileceği açıkça ortadadır. Makaleler, PKK fikirlerini oluşturmakta ve Türk Devleti'ne karşı silah gücünün kullanılmasına çağrı yapmaktadır. Kullanılan ifadeler, ilkel içgüdüleri çağrıştırmakta ve şiddet yoluyla ifade edilen daha önce zihinlere yerleşmiş önyargıları güçlendirmektedir. Oysa AİHM, makamların 1985 yılından bu yana, güvenlik güçleri ile PKK üyeleri arasında kasıp kavuran, birçok insanın ölümüne ve dolayısıyla bölgenin büyük bir kısmında olağanüstü hal ilan edilmesine neden olan ciddi çatışmaların yaşandığı Güneydoğu bölgesinde güvenlik konusunda hüküm süren durumu tırmandıracak nitelikte eylem ya da sözler konusundaki endişelerinin farkındadır (Zana, s. 2539, § 10). Bu bağlamda, okuyucu şiddete başvurmanın saldırgana karşı gerekli olan ve haklı gösterilen, kendini savunma yolu olduğu fikrine kapılmaktadır (Bkz. Sürek-Türkiye (no 1), no 26682/95, § 62, AİHM 1999-IV ve Sürek-Türkiye (no 3), no 24735/94, § 40, 8 Temmuz 1999).
AİHM, söz konusu sözlerin, özellikle silahlı mücadelenin yeniden başlatılacağına dair tehdit içerenlerin, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın söylediği sözler olduğunu kaydetmektedir. Böyle bir bağlamda, makalelerin Güneydoğu bölgesinde şiddeti artıracak nitelikte olduğunu tespit etmek gerekir. Bu açıdan AİHM, başvuranın mahkûmiyet gerekçelerinin, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale edilmesini haklı göstermek için yeterli ve uygun olduklarına karar vermiştir. Bu durumda, şiddetin övülmesi söz konusudur.
Başvuran makalelerde ifade edilen görüşleriyle bağdaştırılmasa da, kendisinin yazarlara şiddeti ve kini körükleyecek destek sağlamadığı söylenemez. AIHM, kendisi yazmadığı için makalelerin içeriği konusunda her türlü cezai sorumluluktan bağışık tutulması gerektiğine dair başvuranın argümanını kabul etmemektedir. Başvuran gazetenin sahibi olarak, çatışma ve tansiyonun bulunduğu durumlarda artan bir öneme sahip olan halka bilgi toplanması ve verilmesi görevi sırasında gazeteci ve yazı işleri müdürlerinin aldıkları "görev ve sorumluluklarını" paylaşmaktadır (Sürek (no 1), § 63, Betty PürceII ve diğerleri-İrlanda, no 15404/89, 16 Nisan 1991 tarihli Komisyon Kararı ve Tosun).
Bu bağlamda AİHM, başvurana gazetenin sahibi olarak verilen para cezasının "kaçınılmaz bir sosyal ihtiyaca" cevap vermiş olduğunun makul olarak düşünülebileceği ve başvuranın mahkûmiyetini açıklamak için makamların ileri sürdükleri gerekçelerin "uygun ve yeterli" olduğu sonucuna varmaktadır.
Böyle bir durumda ulusal makamların faydalandıkları takdir marjı göz önüne alındığında, söz konusu müdahale, AİHS'nin 10§2 maddesi uyarınca güdülen meşru amaçlarla orantılıdır. Buradan, AİHS'nin 35§3 ve 4 maddesi uyarınca, bu şikâyetin dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır.
III. AİHS'NİN 7. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, söz konusu gazetenin özel sayısının, yürürlükte olan yasa hükümlerine uygun olarak yayınlandığını ileri sürmektedir. Başvuran, suç oluşturmayan bir fiil gerekçesiyle mahkûm edildiğini savunmaktadır. Ayrıca DGM, kararını gerekçelendirmemiş ve bir suçun söz konusu olduğunu ortaya koymamıştır. Başvuran AİHS'nin 7. maddesini ileri sürmektedir.
AİHM bu durumda, müsadere kararının 5680 sayılı Basın Kanunu'nun ek 2. maddesi uyarınca alındığını ve DGM tarafından başvuranın Özgür Bakış gazetesinin sahibi olarak 3713 sayılı Kanun'un 8§3 maddesine dayanarak, kendisine atılı fiiller gerekçesiyle mahkûm edildiğini tespit etmektedir. Bu kanun hükümleri, AİHS'nin 7. maddesi tarafından öngörülen suç ve cezaların yasallığı ilkesine uygun olarak, söz konusu özel sayının yayınlanmasından önce yürürlükte idi (Bkz. aksine bir örnek için, Ecer ve Zeyrek-Türkiye, no: 29295/95 ve 29363/95, §§ 34-35, AİHM 2001-11).
Buradan, AİHS'nin 35§3 ve 4 maddesi uyarınca, bu şikâyetin dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır.
IV. 1 NO'LU PROTOKOL'UN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, Özgür Bakış gazetesi ile satılan özel sayının müsadere edilmesi ve yasaklanması önleminin, ticari kazanç sağlamaya çalışma amacının bulunmasından dolayı kendisine maddi zarar verdiğini savunmaktadır. Başvuran AİHS'nin 14. maddesi ile beraber 1 Nolu Protokol'ün 1. maddesini ileri sürmektedir. AİHM bu şikâyeti 1 Nolu Protokol'ün 1. maddesi açısından incelemeye karar vermiştir.
AİHM, iki polisin müsadere kararını tebliğ etmek amacıyla gazetenin bürosuna geldiğinde, söz konusu özel sayının on iki bin kopyasının daha önceden dağıtıldığını kaydetmektedir. Sonuç olarak müsadere gerçekleştirilememiştir.
AİHM, özel sayının yasaklanması konusunda, yasaklamanın daha sonra getirildiğinden dolayı bu sayının dağıtılmasında hiçbir etkisi olmadığını belirtmektedir.
Buradan, AİHS'nin 35§3 maddesi uyarınca, bu şikâyetin dayanaktan yoksun olduğu ve 3 5 §4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır.
V. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran, yayın masraflarından doğan 11.230 Euro tutarında maddi zarara uğradığını iddia etmektedir.
Başvuran, ayrıca 11.230 Euro tutarındaki manevi zararının karşılanmasını istemektedir.
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
AİHM, AİHS'nin 6§1 maddesinde tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında nedensellik bağı görmemektedir. Sonuç itibariyle AİHM, bu talebi reddetmektedir.
AİHM, manevi tazminat konusunda ise, benzeri davalar hakkındaki yerleşik içtihadına göre vardığı ihlal sonucu ile zararın yeterince telafi edildiğine kanaat getirmektedir (Bkz. Reinhardt ve Slimane-Ka'id -Fransa, 31 Mart 1998 tarihli karar, 1998-11, s. 668).
B. Masraf ve Harcamalar
Başvuran, AIHM önünde yapılan masraf ve harcamalar için 2.027 Euro istemektedir. Başvuran hiçbir kanıt sunmamaktadır.
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
AİHM, ücretle ilgili hiçbir not sunmamasına rağmen başvuranın avukatının gösterdiği çabayı dikkate alarak, 41. madde gereğince hakkaniyete uygun olarak, 1.000 Euro'dan Avrupa Konseyi'nin verdiği adli yardım adı altında alınan 685 Euro düşürülerek geri kalan miktarın başvurana ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme Faizi
Gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tebliğnamesinin tebliğ edilmemesine ilişkin şikâyet konusunda kabul edilebilir olduğuna, geri kalan kısmın kabul edilemez olduğuna;
2. AİHS'nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) Bu kararın, AİHS'nin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL'ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet'in başvurana:
i. masraf ve harcamalar için, 1.000 (bin) Euro'dan Avrupa Konseyi'nin verdiği adli yardım adı altında alınan 685 (altı yüz seksen beş) Euro düşürülerek geri kalan miktarı;
ii. miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödemesine;
b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankası'nın kredi faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;
4. Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve 7 Şubat 2006 tarihinde, İçtüzüğün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy