(AİHS m. 6, 8, 13) (Çetin - Türkiye Davası) (Veysel Turhan - Türkiye Davası) (Çetin Ve Diğerleri - Türkiye Davası)
Başvuru No: 77097/01
STRAZBURG
30 Ocak 2007
OLAYLAR
Başvuranlar sırasıyla 1957 ve 1968 doğumludur. Başvurunun yapıldığı sırada başvuranlar Niğde cezaevinde bulunmaktaydı.
Belirtilmeyen bir tarihte başvuranlar açlık grevine başlamıştır.
Adı geçenler terörist bir örgüte üye olmaktan mahkum edildikleri cezalarını çekmekteyken 6 Kasım 1998 tarihinde cezaevi yönetimine karşı ayaklanma suçu ile itham edilmiş ve Ankara Asliye Ceza Mahkemesi önüne çıkarılmıştır.
19 Aralık 2000 tarihinde iç hukuk yetkilileri tarafından cezaevlerine yönelik olarak düzenlenen «Hayata dönüş operasyonu» sırasında güvenlik güçleri ile hükümlüler arasında çatışma meydana gelmiş, başvuranlar bu operasyon sırasında kötü muamele gördüklerini ileri sürmüştür.
Başvuranların yasal temsilcisi K. Bayraktar 10 Ocak 2001de müvekkilleri ile görüşme talebinde bulunmuş, bu talep aynı gün reddedilmiştir.
K. Bayraktar 19 Haziran 2001 tarihinde Ankara Cumhuriyet Savcısına giderek Ankara Devlet hastanesinde tedavi gören E. Ekinci ile görüşme talebinde bulunmuş, Savcı başvuranın mahkum olduğu gerekçesiyle bu talebi geri çevirmiştir.
K. Bayraktar 24 Ocak 2001 tarihinde başvuranların her birine birer mektup göndererek aileleri tarafından kendisinin Niğde cezaevinde meydana gelen olaylar üzerine avukatları olarak tayin edildiğini bildirmiş ve savunma hazırlayabilmesi için cezaevinde meydana gelen olayları ayrıntılarıyla kendisine aktarmalarını istemiştir.
Başvuranlar 16 Şubat 2001tarihli bir faks ile avukatlarına Cumhuriyet Savcısının denetimi sırasında bu yazışmalara el koyduğunu ve yanıt veremedikleri bilgisini vermiştir.
Hükümetin yazılı görüşlerinde 19 Şubat 2001 tarihinde Niğde cezaevi mektup okuma komisyonunun başvuranların polis operasyonu sırasında jandarmalar hakkında suçlamalarda bulunan mektuplarının incelenmesinin ardından Savcılığa iletildiği belirtilmiştir.
K. Bayraktar 5 Temmuz 2001 tarihinde AİHMye F. Akalının Gebze cezaevine nakledildiğini ve o tarihten bu yana ziyaretinin engellendiğini, aynı şekilde E. Ekinci ile görüşmelerinde de güçlükler yaşadığını bildirmiştir.
K. Bayraktar 6 Ağustos 2001 tarihinde AİHMye Wernicke-Korsakoff hastalığına yakalanan başvuranların cezalarının altı ay süreyle ertelendiğini ve serbest bırakıldıkları bilgisini iletmiştir.
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 15 Ekim 2001 tarihinde başvuranların avukatının yapmış olduğu şikayete değin takipsizlik kararı vermiştir.
Başvuranların avukatı AİHMye gönderdiği 19 Eylül 2003 tarihli bir yazı ile müvekkilleri hakkında Ankara Asliye Ceza Mahkemesinde açılan davanın 4416 sayılı Kanun uyarınca muhakemenin men-i kararı ile beş yıl süreyle ertelendiğini ve Ağır ceza mahkemesindeki yargı sürecinin halen sürdüğünü bildirmiştir.
HUKUK AÇISINDAN
Başvuranlar avukatları ile görüşmelerinin olanaksız olduğunu, bu durumun adil yargılanma ve haberleşme özgürlüğüne yönelik bir ihlali oluşturduğunu ileri sürmektedir. Başvuranlar ayrıca bu engellemelerin maruz kaldıkları kötü muameleye karşı bir başvuruda bulunmayı imkansız kıldığını iddia etmekte, bu bağlamda AİHSnin 6 § 3 c) maddesine göndermede bulunmaktadır.
I. KABULEDİLEBİLİRLİK HAKKINDA
Hükümet iç hukuk yolları tüketilmediğinden AİHMden başvuruyu reddetmesini talep etmektedir. Hükümet bu bağlamda, başvuranların avukatının Savcılığın kararına itiraz etmediğini belirtmektedir. Ayrıca, 4675 sayılı Kanunun 4. maddesinde yer alan esaslara göre tutukluların dışarıya olan bağlantıları infaz hakiminin yetkisi alanındadır.
Hükümet mahkum statüsündeki kişilerin hukuki ehliyetlerinin kısıtlı olduğunu ve vesayet altında bulunduklarını belirtmektedir. Vasileri yalnızca temsil edilmeleri amacıyla bir avukata vekâlet vermekle yetkili kılınmıştır. Bununla birlikte K. Bayraktar adına düzenlenen vekâletler başvuranların mahkumiyetlerinden önce düzenlenmiş olup bu tarihten sonra geçerli sayılmamaktadır. Başvuranların avukatı sıfatından yoksun olan K.Bayraktar üçüncü şahıs olarak Ceza evi kurumları ve cezaların infazı yönetmeliğinin 152 § 2. maddesi gereğince izne tabidir.
A. AİHSnin 8. maddesi hakkındaki şikayet
Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği şikayeti ile ilgili AİHM, olayların meydana geldiği dönemde Ceza İnfaz Kanununun yürürlükte olmadığını ve başvuranların bu doğrultuda yapabilecekleri bir başvuru olanaklarının bulunmadığını hatırlatmaktadır (Bkz. Ali Koç-Türkiye kararı, no: 39862/02, 1 Şubat 2005). Yapılan şikayet bu nedenle kabul edilmemektedir.
AİHM, bu şikayetin AİHSnin 35 § 3. maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olmadığı tespitinde bulunmaktadır. Şikayetin kabuledilemezliği hakkında hiçbir gerekçe yer almamaktadır, başvuru kabuledilmelidir.
B. AİHSnin 6 § 3 c) maddesi hakkındaki şikayet
Hakkaniyete uygun bir yargıdan yoksun kalındığı şikayetine ilişkin AİHM, dava dosyasında yer alan belgeler ışığında ve taraflardan edinilen bilgilere göre Ankara Asliye Ceza Mahkemesinde devam eden yargının başvuranlar hakkında hiçbir mahkumiyet cezasına yer olmadığı şeklinde ileri bir tarihe ertelendiğini ifade etmektedir. AİHM sözkonusu ertelemenin geri alınıp alınmadığı sonucu hakkında yorum yapmayı gerekli görmemekle birlikte, ilgililerin -avukatları ile görüşme hakkı- da dahil olmak üzere adil yargılanmaya ilişkin şikayetlerini dile getirme olanağını bulmaları gerekmektedir (Bkz. mutatis mutandis, Veysel Turhan-Türkiye kararı, no: 53648/00, 17 Haziran 2004 ve Öktem-Türkiye kararı, no: 74306/01, 1 Eylül 2005).
Yapılan şikayetin bu bölümünün dayanaktan yoksun bulunması nedeniyle AİHSnin 35 §§ 3. ve 4. maddelerinin uygulanmasına istinaden reddedilmesi gerekmektedir.
Ankara Ağır ceza mahkemesi önündeki yargı sürecine gelince, taraflarca sunulan bilgilerin okunmasıyla yargılamanın halen sürdüğünü söylemek gerekir. Bu nedenle başvuranların bu noktadaki şikayetleri erken yapılmış görünmektedir. Şikayetin bu bölümü AİHSnin 35 §§ 1. ve 4. maddelerine uygun olarak iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddedilmektedir.
C. AİHSnin 13. maddesi hakkındaki şikayet
AİHM bu şikayetin AİHSnin 35 § 3. maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olmadığı tespitini yapmaktadır. Şikayetin kabuledilemezliği hakkında hiçbir gerekçe yer almamakta, dolayısıyla şikayet kabuledilmelidir.
II. AİHSNİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
A. Bir müdahalenin varlığı
AİHM, başvuranların mektuplarının yerine ulaştırılmamasının AİHSnin 8 § 2. maddesi uyarınca başvuranların haberleşme hakkına yönelik bir müdahaleyi oluşturduğu hususunun taraflar arasında ihtilafa yol açmadığını not etmektedir.
AİHM bu hususu değerlendirecektir.
B. Müdahalenin doğrulanması
Benzer bir müdahale şayet «yasa ile öngörülmüş» değilse, 2. paragraf bakımından bir veya birden fazla meşru amacı taşımıyor, üstelik «demokratik bir toplum için gereklilik» oluşturmuyor ise 8. maddenin ihlalini teşkil etmektedir (Bkz. özellikle, Calogero Diana-İtalya kararı, 15 Kasım 1996).
1. «Meşru bir amacı» izleyen «yasa ile öngörülen» bir müdahale
AİHM sözkonusu müdahalenin cezaevleri kurumlarında bulunan bir hükümlünün yazışmalarının ön bir denetimden geçirilmesini öngören 647 sayılı Ceza İnfaz Kurumları ile Tevkif evlerinin Yönetimine ve Cezaların İnfazına Dair Tüzüğün 147. maddesine dayandığını not etmektedir. Bu maddenin hükümleri uyarınca disiplin kurulunun kararının ardından bir hükümlüye gelen veya ondan giden, «sakıncalı» addedilen her mektubun akışı kesilebilir, mektup kısmen sansürlenebilir veya imha edilebilir.
Müdahalenin bu açıdan iç hukukta yasal dayanağı vardı.
Bu müdahalenin öngörülebilirliği ve meşruluğuna gelince, gerekliliği konusunda vardığı sonuç ışığında AİHM bu sorular üzerinde durmayı yersiz görmektedir (10. madde ile ilgili Çetin vd.-Türkiye kararı, no: 40153/98 ve 40160/98, 11. madde açısından Çetinkaya-Türkiye kararı, no: 75569/01, 27 Haziran 2006).
2. «Demokratik bir toplum için gereklilik»
Hükümet başvuranların yazmış oldukları mektuplarında güvenlik görevlililerinin cezaevlerinde sürdürdükleri operasyonları hakkında bilgi vermeleri ölçüsünde sözkonusu müdahalenin gerekli olduğunu savunmaktadır. Bu müdahale hali hazırda hassas bir konuyu teşkil eden cezaevlerinde yeni bir ayaklanmanın ortaya çıkmasını engelleme amacını taşıdığı kadar sözkonusu tahkiklerin sağlıklı bir biçimde değerlendirilmesine de imkân tanımaktadır.
AİHM, gereklilik kavramının sosyal bir ihtiyacı karşılamayı ve özellikle izlenen meşru amacın orantılılığını kapsadığını hatırlatmaktadır. Bu bağlamda, AİHM hükümlülerin mektuplarının bazı kontrollerden geçirilmesinin olağan zorunluluklar ve makul gerekçeli mahkumiyetlerde AİHS ile çakışmadığını kabul etmektedir. Genel olarak, benzer bir denetimi hoş görülebilir bir önlem olarak kabul etmek için bir hükümlü açısından bu mektupların kimi kez dış dünya ile tek bağlantıları olduğunu unutmamak gerekir (Bkz. Campbell-Birleşik Krallık kararı, 25 Mart 1992).
Mevcut başvuruda AİHM, başvuranların mektuplarının içeriği ve neden engellendiği hakkında adı geçenler tarafından bilgi verilmediğini ifade etmektedir. Aynı şekilde, iç hukuk mercilerinin sözkonusu engelleme kararı da yer almamaktadır. Hükümetin yazılı görüşlerinin okunmasından ve başvuranlar tarafından sunulan bilgilerden AİHM, güvenlik güçlerinin cezaevlerinde sürdürdükleri operasyonların ve adı geçenlerin bu esnada maruz kaldıkları kötü muamelelerin ortaya konduğuna dikkat çekmektedir.
Ayrıca, dava dosyasında yer alan delillerin okunmasından, Bayan Bayraktarın başvuranların avukatı sıfatıyla haklarında yürütülen ceza yargı sürecinde yer aldığı ve ilgililerin mahkum edilmelerinin ardından bile yardımını ve hukuki desteğini sürdürdüğü açıkça görülmektedir.
AİHM, bir avukat ile görüşmenin neticesi ne şekilde olursa olsun AİHSnin 8. maddesi uyarınca ayrıcalıklı bir statüden yararlanmak olduğunu hatırlatarak bu iletişimin ayrıca bir hükümlünün maruz kaldığı muameleleri dile getirmesi bakımından bir ön başvuru hakkını sağladığını belirtmektedir (Bkz. diğerleri arasında, Campbell ve Golder-Birleşik Krallık kararı, 21 Şubat 1975). AİHM ayrıca daha önce «cezaevi yönetimini karalama» veya «cezaevi yetkilileri hakkında hakaretler» içeren şahsi mektuplarının akışının durdurulmasının «demokratik bir toplum için gereklilik» oluşturmadığı sonucuna vardığının altını çizmektedir (Bkz. Silver vd. kararı, §§ 64 ve 99 c)). Aynı şekilde cezaevi personeli hakkındaki iddialara karşı kısıtlamalarda da benzer sonuca varmıştır. Bu sonuçtan ayrı tutulmayı gerektirecek hiçbir gerekçe bulunmamaktadır.
Bu nedenle AİHM, AİHSnin 8. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
III. AİHSNİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
AİHM dava dosyasında yer alan delil unsurlarının okunmasından başvuranların kötü muamele iddialarından bilgilendiğini, bu bağlamda Bayan Bayraktarın müvekkillerini ziyaret etmeye ve onlarla görüşmeye getirilen engelleme nedeniyle mevcut yasal başvuru yollarına müracaat etmekten vazgeçtiğini kaydetmektedir.
AİHM bu şikayetin AİHSnin 6 § 3 c) ve 8. maddeleri çerçevesinde dile getirilen olaylarla aynı olduğunun altını çizmekte, bu sonuçla ve 8. maddeye dair alınan karar doğrultusunda sözkonusu bu şikayeti ayrıca incelemeyi gerekli görmemektedir.
IV. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Tazminat
Başvuranların her biri 15.000 Euro maddi, 10.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.
AİHM ihlal tespiti ile öne sürülen maddi zarar arasında hiçbir illiyet bağı görememekte ve bu talebi reddetmektedir. Buna karşın, AİHM başvuranların her birine 1.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.
B. Masraf ve harcamalar
Başvuranlar AİHM nezdinde yapmış oldukları yargı giderleri için 3.000, avukatlık ücreti olarak da 3.237 Euro talep etmektedir.
Hükümet bu miktara itirazda bulunmaktadır.
Mahkemenin bu yöndeki yerleşik içtihadı göz önünde bulundurulduğunda AİHM, tüm yargı giderleri için Avrupa Konseyi tarafından adli yardım başlığı altında verilen 715 Euro düşülmek kaydıyla başvuranlara birlikte 1.500 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3 puanlık bir artış eklenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. AİHSnin 8. ve 13. maddeleri hakkındaki şikayetlerin kabuledilebilir, bunun dışındakilerin kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHSnin 13. maddesi hakkındaki şikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;
4 a) AİHSnin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf tutulmak üzere Savunmacı Hükümetin başvuranların her birine 1.000 (bin) Euro manevi tazminat ve yargı giderleri için Avrupa Konseyi tarafından adli yardım başlığı altında verilen 715 (yedi yüz on beş) Euro düşülmek kaydıyla 1.500 (bin beş yüz) Euro ödemesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
Karar Vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddesine uygun olarak 30 Ocak 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy