(Başvuru no: 77109/01)
Kararın Özet Çevirisi
STRAZBURG
7 Mart 2006
İşbu karar AÎHS 'nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup, şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (77109/01) başvuru nolu davanın nedeni bu ülke vatandaşı Sevinç Hocaoğulları'nın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne 21 Haziran 2001 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin Temel İnsan Haklarını güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul barosu avukatlarından O. Ersoy Ataman tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
Başvuran 1976 doğumlu olup İstanbul'da ikamet etmektedir.
Cumhuriyet Savcısı'nın talebi üzerine 14 Ekim 1999 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi yetkili hakimi başvuranın yazı işleri sorumlusu olduğu ve sahibi bulunduğu "Özgürlük ve Sosyalizm Mücadelesinde Devrimci Gençlik" başlıklı aylık derginin ilk sayısının (Ekim 1999) toplatılmasını kararlaştırmıştır.
Cumhuriyet Savcısı 26 Ekim 1999 tarihli bir iddianame ile söz konusu dergide yayımlanan "Hangi barış?" ve "Gençlik İsyan Demektir" başlıklı iki makaleye atıfta bulunarak TCK'nın 169. ve 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5. ve 8. maddelerinde öngörülen suç kapsamında başvuranı bölücü terör örgütü PKK'nın ve yasadışı örgüt DHKP'nin (Devrimci Halk Kurtuluş Partisi) propagandasını yapmakla suçlamıştır.
AİHM kararında bu iki makaleden alıntılar yapılmıştır.
Devlet Güvenlik Mahkemesi 6 Temmuz 2000 tarihli bir kararla başvuranı hakkında yapılan ithamlardan suçlu bulmuş ve yirmi taksitle ödeyebileceği 3.071.000.666 TL. (yaklaşık 5.209 Euro) para cezasına çarptırmış ve dergiye 30 gün yayın yasağı getirmiştir.
Yargıtay 21 Aralık 2000 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS'NİN 6. MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın tebliğnamesinin kendisine iletilmediğinden ve adil yargılanma hakkından yoksun kaldığından şikâyetçi olmakta ve AİHS'nin 6 §§ 1. ve 3 b) maddesine atıfta bulunmaktadır.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
Hükümet altı ay kuralına riayet edilmemesi nedeniyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın görüşünün tebliğ edilmemesi hakkındaki şikayetin reddedilmesi gerektiğini savunmaktadır. Olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte bulunan Kanun taraflara bu görüşün tebliğ edilmesini öngörmemekteydi, diğer yandan, Yargıtay'ın bu şikâyet hakkında görüş bildirme yetkisi bulunmamaktaydı. Sonuç itibariyle, iç hukukta tüketilecek başvuru yolları bulunmadığından başvuranın dava dosyasını aldığı andan itibaren altı ay içinde başvurusunu yapması gerekirdi. Hükümet, dava dosyasına incelenmesi için gönderildiği ilgili daireden 7 Aralık 2000 tarihinden itibaren ulaşılabileceğini ifade etmektedir. Böylece, AIHM önündeki başvurunun bu tarihten itibaren altı ay içinde yapılması gerekirdi, oysa başvuru 21 Haziran 2001 tarihinde yapılmıştır.
Başvuran, Hükümetin savına karşı çıkmaktadır.
AİHM, yerleşik içtihadına göre AİHS'nin 6. maddesinde yer alan zamanaşımı ilkelerine uygunluğun belirlenmesi için başvuran hakkında sürdürülen ceza yargı sürecinin tümünün dikkate alınması gerektiğini hatırlatır (Bkz. özellikle, Özdemir-Türkiye no: 59659/00, § 26, 6 Şubat 2003 ve John Murray-İngiltere 8 Şubat 1996 kararları, 1996-1, s. 54-55, § 63). Bu çerçevede, Yargıtay tarafından alınan karar başvuran açısından son yargı kararıdır.
AİHM, başvurunun geç yapıldığı itirazını reddetmektedir.
AİHM, yapılan şikâyetin AİHS'nin 35 § 3. maddesince dayanaktan yoksun olmadığı tespitini yapmakta, şikâyetin kabul edilemez bulunması için hiçbir gerekçenin yer almadığını ifade etmektedir.
B. Esas hakkında
AİHM, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın başvuran tarafından yapılan temyiz başvurularının esası ile ilgili görüş bildirmesi ve ilk derece mahkemesinin kararının onanıp onanmayacağı konusunda tebliğnamesini yazılı iletmesi gerektiğini gözlemlemektedir.
AİHM'ye göre daha önce de benzer davalarda kaydedildiği üzere, Başsavcının tebliğnamesinin niteliği ve başvuranın buna cevaben yazılı görüş bildirme olanağının tanınmaması göz önünde bulundurulduğunda, AİHS'nin 6 § 1. maddesince başvuranın çekişmeli yargı hakkının ihlal edildiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu hak ilke olarak, kararı etkilemek üzere yargıca sunulan her kanıt ya da değerlendirmenin taraflara iletilmesini ve taraflarca tartışılmasını içerir. Bu, bağımsız bir savcının değerlendirmesini de kapsar. (Bkz. sözü edilen Göç kararı, §§ 55-58).
AİHM, mevcut davayı incelemiş ve Hükümetin davanın seyrini farklı şekilde sonlandıracak hiçbir tespiti ve delili sunmadığı, başvuranın ikinci derece mahkemesinde silahların eşitliği ilkesinden yararlanma talebinin anlaşılabilir olduğu tespitini yapmaktadır. Sonuç olarak, hakkaniyete uygun olarak, başvuranın Yargıtay önünde bulunan görüşten yeterince bilgilendirilme hakkı bulunmaktaydı.
Bu nedenle AİHM, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın tebliğnamesinin başvurana tebliğ edilmemesinin AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlalini oluşturduğu sonucuna varmaktadır.
II. AİHS'NİN 10. MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran mahkûmiyetinin ifade özgürlüğünün ihlaline yol açtığından şikâyetçi olmakta, bu yönde AİHS'nin 10. maddesine gönderme yapmaktadır.
AİHM, bu şikâyetin AİHS'nin 35 § 3. maddesince dayanaktan yoksun olmadığı tespitini yapmakta, şikâyetin kabul edilemez bulunması için hiçbir gerekçenin bulunmadığını kaydetmektedir.
Başvuran ilk makaleyi "Hangi barış?" yayımlamaktaki amacının Türkiye'de yıllardan beri süren savaş hakkında kamuoyunu bilgilendirmek ve barış isteğini vurgulamak olduğunu ileri sürmektedir. İkinci makale "Gençlik İsyan Demektir" ise tarihi devrimlerden söz etmektedir. Başvuran bu makaleleri yayımlayarak ifade özgürlüğü ve kamuoyunu bilgilendirme hakkından yararlandığını ileri sürmektedir.
Hükümet, olayların meydana geldiği dönemde başvuranın söz konusu derginin yazı işleri sorumlusu olduğunu hatırlatarak, başvuranın mahkûmiyet kararının ulusal güvenliğin sağlanması, toprak bütünlüğünün ve kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suçun önlenmesi gibi birçok meşru amacı izlediğini belirtmektedir. Hükümet, makaleler bütün olarak ele alındığında şiddete ve savaşa çağrı niteliğini oluşturduğunun, terörist eylemlere övgüde bulunan ve bu eylemleri yapanları kahraman olarak nitelendiren bu yazıların kamuoyuna etkisinde ilgilinin dikkatsiz ve sorumsuzca davranmasının bir göstergesi olduğunun altını çizmektedir. Bu makalelerin bazı bölümleri hiç tartışmasız kamu düzenine bir tehdidi meydana getirmekte, suçu teşvik etmekte ve halkın bir bölümünü isyana kışkırtmaktadır.
Hükümet, yapılan müdahalenin AİHS ile güvence altına alınan ilkelere karşı sert bir üslup taşıyan ve tehlike arz eden fikirlerin yayılmasını durdurma amacını taşıdığı görüşündedir. Bu bağlamda, metnin tamamı dikkate alındığında, yapılan propaganda şiddete, teröre, savaşa ve kan dökmeye dayalıdır. Hükümet, Zana-Türkiye (25 Kasım 1997 tarihli karar, 1997-VII) kararındaki yerleşik içtihada atıfta bulunarak aynı gerekçenin bu davaya da uygulanması gerektiğini dile getirmektedir. Bu noktada, PKK terör örgütü elebaşının yakalanması sonrasındaki durumu tahlil eden, ülkede hüküm süren tansiyonu yatıştırmaya dönük ciddi makaleler söz konusu değildir.
Hükümet, başvurana verilen cezanın para cezası ile sınırlandırılmasının izlenen meşru amaç ile orantılı olduğunu savunmaktadır.
AİHM, başvuranın cezaya çarptırılmasının 10 § 1. madde ile güvence altına alınan ifade özgürlüğüne bir müdahaleyi oluşturduğu hususunda taraflar arasında ihtilaf bulunmadığını not etmektedir. Söz konusu müdahalenin -TCK'nın 169. maddesi ile öngörüldüğüne- ve 10 § 2. madde gereğince ulusal güvenliğin sağlanması, toprak bütünlüğünün ve kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suçun önlenmesi gibi birçok meşru amacı izlediğine karşı çıkılmamaktadır (Bkz. Baran-Türkiye kararı, no: 48988/99, § 26, 10 Kasım 2004). AİHM, bu noktayı dikkate almaktadır, bununla birlikte, sözü edilen müdahalenin "demokratik bir toplum için gereklilik" oluşturup oluşturmadığının bilinmesi gerekmektedir.
AİHM, 10. maddeye ilişkin yerleşik içtihadındaki temel ilkeleri hatırlatmaktadır (Bkz. özellikle Yalçın Küçük-Türkiye kararı, (no: 28493/95, § 37, 5 Aralık 2002) ve sözü edilen Zana kararı (parag. 2547-2548, § 51) ve Sunday Times-İngiltere (nol) (26 Nisan 1979, seri A no:30, s. 38, § 62).
AİHM bu çerçevede, demokratik bir toplumda basının temel bir rolünün olduğunu hatırlatır (Bkz. Goodwin-İngiltere kararı, 27 Mart 1996, 1996-11, parag. 500, § 59, AİHM 1999-III). Kamu yararına dönük her türlü bilgi, görüş, fikir alanında iletişimi sağlama, sorumluluk üstlenme, başkalarına saygı ilkeleri dikkate alınırsa, basının özellikle başkalarının ününe ve haklarına karşı kimi sınırları aşmaması gerekir (Bkz. Thoma-Lüksemburg, no: 38432/97, § 45, AİHM s. 23, § 31, ve De Haes ve Gijsels-Belçika kararı, 24 Şubat 1997, parag. 233-234, § 37). Basın özgürlüğü bazen aşırılığı, provokasyonu içerse de (Bkz. Prager ve Oberschlick-Avusturya kararı, 26 Nisan 1995, seri: A no: 313, s. 19, § 38) sorumlu kişilerin doğru bilgileri vermek adına iyi niyetle ve gazetecilik etik kurallarına uygun hareket etmeleri zorunludur (Bkz. sözü edilen Bladet Tromso ve Stensaas kararı, § 65 ve Fressoz ve Roire-Fransa kararı, no: 29183/95, § 54, AİHM 1999-1 ). Bununla birlikte, suç unsuru oluşturan görüşler, bir kişiye, bir Devlet görevlisine ve halkın bir bölümüne karşı şiddet kullanımını teşvik ettiğinde, ifade özgürlüğünün kullanımında ihtiyaç duyulan müdahalenin değerlendirilmesinde ulusal yetkililer daha geniş bir takdir yetkisinden yararlanırlar (Bkz. Sürek-Türkiye kararı (no:1), no: 26682/95, § 62, AİHM 1999-IV).
AİHM, başvuranın derginin yazı işleri sorumlusu olarak yayımladığı iki makale nedeniyle bölücülük propagandası yapma suçundan mahkum edildiğini kaydetmekte, söz konusu müdahalenin demokrasi hakkında güncel bir konuda aylık yayımlanan yayınların dikkate alınarak incelenmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında, sözü edilen Yalçın Küçük, § 38, Okçuoğlu-Türkiye no: 24246/94, § 44, 8 Temmuz 1999, Sürek-Türkiye (no:4) no:24762/94, § 54, 8 Temmuz 1999, Lingens-Avusturya 8 Temmuz 1986, seri A no: 103, s. 26, § 41, ve Fressoz ve Roire kararları, § 45). AİHM, birkaç kez basının demokratik bir toplumdaki yerine değinmiştir. Şayet basının, özellikle de kamu düzeninin korunması gibi, bir takım sınırları aşmaması gerekiyorsa, basına görev ve sorumlulukları çerçevesinde, kamu yararına ilişkin haber ve fikirleri iletme görevi düşmektedir. Basının haber yapma görevine aynı zamanda kamuoyunun haber alma hakkı da eklenmektedir. AİHM ayrıca demokratik bir sistemde, Hükümetin eylemlerinin, adli ve yasal güçlerin, basının ve aynı zamanda kamuoyunun denetimi altında bulunması gerektiğini hatırlatmaktadır. Haber alma özgürlüğü, yöneticilerin tutumlarını ve düşüncelerini tanıyıp, değerlendirmek bakımından kamuoyunun en etkili araçlarından birini teşkil etmektedir (Bkz. mutatis mutandis, sözü edilen Lingens kararı, s. 46, §§ 41-42).
Bu başvuruda AİHM, makalelerde yer alan terimlere ve yayımlandıkları bağlamına özellikle dikkat etmektedir. Bu çerçevede, meydana gelen olayları özellikle terörle mücadeleye bağlı güçlükleri dikkate almak gerekmektedir.(Bkz. İbrahim Aksoy-Türkiye kararları no:28635/95, 30171/96 ve 34535/97, § 60, 10 Ekim 2000 ve sözü edilen Incal kararı, s. 1568, § 58).
İlk makale, yazar tarafından "faşizm" olarak nitelendirilen Türkiye'de sürdürülen siyasi rejimi eleştirmekte, PKK'nın ortaya çıkışını ve gelişimini açıklamaktadır. Kullanılan dil AİHS'nin 10. maddesi uyarınca kabul edilebilir eleştiri sınırları içinde sayılsa bile, AİHM, iki metin arasında bir bağ bulunduğunu kaydettiği ikinci makalede kullanılan terimlere özellikle önem atfetmektedir. "Gençlik İsyan Demektir" başlıklı makalede Türkiye'de olduğu kadar Vietnam'daki ayaklanmalarda ve tarihi savaşlarda hayatını kaybeden gençliğe övgüde bulunulmaktadır. Gençlere seslenen ve hiçbir devrimin insan zayiatı olmadan gerçekleşemeyeceği görüşünü savunan yazarın dili barışa ve siyasi sorunların çözümüne çağrı olarak kabul edilemez. AİHM "(...) Diyarbakır zindanlarında işkenceci faşistlere sır verip ser vermeyerek ve Kızıldere 'de düşmanları: "biz buraya dönmeye değil ölmeye geldik, diye selamlayarak dönenlere kavgalarının gelip geçici olmadığını bildirirler. Hem de canları pahasına. Evet, belki yenildiler. Ama direndiler. Çünkü gerçek zaferin böyle küçük ama kararlı direnişlerle kazanılacağını biliyorlardı" gibi ifadelerinin kullanımıyla net bir biçimde mücadelenin geçici olmadığı düşüncesinin vurgulandığını hatırlatmaktadır. Bunun yanı sıra, bütünü itibariyle şiddet kullanımını, silahlı direnişi veya başkaldırıyı tahrik eder bir makale olarak değerlendirilebilir; AİHM nezdinde göz önünde bulundurulması gereken temel unsur budur (Bkz. sözü edilen Zana kararı, § 60).
Bu makalenin Türkiye'de şiddeti teşvik ettiğini tespit etmek gerekir; söz konusu yazı hoşgörü anlayışı ve AİHS'nin önsözünde yer alan barış ve adalet gibi temel değerler ile bağdaşmamaktadır. Bu açıdan değerlendirildiğinde, AİHM, başvuranın mahkûmiyetinde yer alan gerekçelerin ilgilinin ifade özgürlüğüne yönelik müdahalenin meşruiyeti bakımından yerinde ve yeterli olduğu kanaatindedir. AİHM, "bilgi" ve "görüşlerin" sadece kırıcı, şaşırtıcı veya rahatsız edici olmasının müdahalenin haklı gösterilmesi için yeterli olmayacağını yinelemektedir. Mevcut başvuruda söz konusu olan şiddeti kışkırtmak ve yüceltmektir.
Başvuranın bu makalede yer alan görüşler ile şahsen bağlantılı olmadığının doğru olmasına rağmen, yazarının şiddete ve nefrete daha az yer vermesi için çaba sarf etmemiştir. AIHM, yazarı olmadığı gerekçesi ile makalenin içeriğine ilişkin her türlü cezai sorumluluktan muaf tutulması gerektiği yönünde başvuran tarafından ileri sürülen iddiayı reddetmektedir. Başvuran derginin yazı işleri sorumlusu olarak yazı işleri yönetimini şekillendirme hakkına sahiptir. Bu nedenle, başvuran halk için bilgi toplanması ve dağıtılması konusunda derginin yazı işleri ve muhabir personelinin görev ve sorumlulukları açısından vekaleten sorumlu olup, bu durum çatışma ve gerginlik durumlarında daha büyük önem arz etmektedir (Bkz. sözü edilen Sürek kararı (no: 1), § 63, ve Betty Purcell ve diğerleri-İrlanda kararı, no: 15404/89, Komisyonun 16 Nisan 1991 tarihli kararı).
Başvuranın yalnızca para cezasına çarptırıldığını not etmek gerekir. AİHM bu çerçevede, yapılan müdahalenin orantılığı söz konusu olduğunda verilen cezanın ağırlığının kaydedilmesi gerekli hususlar arasında yer aldığını ifade etmektedir. Bu nedenle, derginin sahibi ve yazı işleri sorumlusu olarak başvurana verilen ceza "sosyal bir ihtiyacı" karşılamakta ve yetkililer tarafından öne sürülen gerekçeler "ilgili ve yerinde" sayılmaktadır.
AİHS'nin 10 § 2. maddesine uygun olarak yetkililerin kullandıkları takdir yetkisi öngörülen meşru amaçlar doğrultusunda orantılı bulunmaktadır.
Bu nedenle, AİHM, AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.
III. AİHS'NİN 41. MADDESİ'NİN UYGULANMASI
A. Tazminat
Başvuran rakam belirtmeksizin uğradığı manevi zararın tazmin edilmesini talep etmektedir.
Hükümet bu talebe karşı çıkmıştır.
AİHM bu konudaki yerleşik içtihadına uygun olarak, AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlal tespitinin iddia edilen manevi zarar için adil bir tazmini oluşturacağı kanısındadır (Bkz. Göç-Türkiye kararı, no: 36590/97, § 41, 9 Kasım 2000 ve Göç Büyük Daire kararı, § 60).
B. Masraf ve harcamalar
Başvuran rakam belirtmeksizin ve kanıtlayıcı belge olmaksızın AİHM nezdinde yapmış olduğu yargı giderlerinin giderilmesini istemiştir.
AİHM, AİHS'nin 41. maddesi uyarınca yalnızca gerçekliği ispat edilmiş, makul miktarlardaki yargı giderlerinin karşılandığını hatırlatmaktadır (Bkz. Nikolova-Bulgaristan kararı (Büyük Daire) no: 31195/96, 79, AİHM 1999-11). AİHM, yargı giderleri için başvurana 1.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kalan kısmının kabul edilebilir olduğuna;
2. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın tebliğnamesinin başvurana tebliğ edilmemesi nedeniyle AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edilmediğine;
4. AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlalinin tespitinin başvuranın uğradığı manevi zarar için adil bir tazmini oluşturduğuna;
5. a) AİHS'nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.' ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf tutulmak üzere Savunmacı Hükümetin başvurana masraf ve harcamalar için 1.000 (bin) Euro ödemesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin uygulanmasına;
6. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddelerine uygun olarak 7 Mart 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy