(AİHS m. 5)
(Başvuru No. 77649/01)
STRAZBURG
25 Nisan 2006
OLAYLAR
I. DAVA OLAYLARI
Başvuran, 1950 doğumludur ve Aydında ikamet etmektedir. PKKya yardım ve yataklık yaptığı şüphesiyle Nusaybin Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesine bağlı polisler tarafından 8 Temmuz 2001 tarihinde Nusaybinde tutuklanmıştır. Aynı gün, başvuran, tutuklu haklarının izah edildiği bir form imzalamıştır. Bu formda, gözaltına alınmasının yakınlarına haber verilmesi ve avukat yardımı hakkı ifade edilmekteydi. Nezaret kayıt defterine göre, polis, başvuranın kız kardeşinin kocasına, başvuranın gözaltına alındığı haberini vermiştir. Ayrıca, bu defterde başvuranın avukat yardımı istemediği de belirtilmiştir. Nusaybin Emniyet Müdürlüğüne bağlı polisler tarafından yapılan sorgusu sırasında, başvuran, PKK ile olan bağlantısını ayrıntısıyla itiraf etmiştir. 9 Temmuz 2001 tarihli sorgulama tutanaklarına göre, başvurana, soruşturmanın her safhasında avukat yardımından yararlanabileceği bildirilmiştir. 10 Temmuz 2001 tarihinde, başvuran, sorgulanmak üzere İzmir Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele birimine nakledilmiştir. 11 Temmuz 2001 tarihinde, İzmir Cumhuriyet Savcısı, başvuranın polis gözaltı süresini 13 Temmuz 2001 tarihine kadar uzatmıştır. 13 Temmuz 2001 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesinde sorgulanması esnasında, başvuran, PKK için yaptığı faaliyetleri anlatmıştır. Örgütün hapiste olan üyeleri için kurye olarak görev yaptığını itiraf etmiştir. Başvuran, aynı gün, İzmir Sulh Ceza Mahkemesine getirilmiştir. Nusaybin Emniyet Müdürlüğünde verdiği ifadesini inkâr etmiş ve baskı ve zorla alındığını belirtmiştir. Cumhuriyet Savcısına verdiği ifadesini teyit etmiştir. Sulh Ceza Mahkemesi, başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiştir. 14 Ağustos 2001 tarihinde, İzmir Cumhuriyet Savcısı, başvuranı, PKKya üye olmak ve bu örgüte yardım ve yataklık yapmakla suçlayan bir iddianame sunmuştur.19 Eylül 2002 tarihinde, mahkeme, başvuranı, Türk Ceza Kanununun 168 § 2. maddesi uyarınca yargılayarak on iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıştır. Başvuranın, duruşma esnasında PKK üyesi olmadığını iddia etmesine rağmen, örgütün faaliyetleriyle olan bağlantısını ayrıntılı olarak anlatmıştır. Ayrıca, diğer sanık da, başvuranın, örgüte yeni üye olanları dağlardaki gerilla savaşına katılmaları için ülkenin doğusuna götürdüğünü ve hapisteki PKK üyelerine kuryelik yaptığını teyit etmiştir. 4 Mart 2003 tarihinde, Yargıtay, 19 Eylül 2002 tarihli kararı onamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 128. maddesinin 4. fıkrasına (18 Kasım 1992 tarihinde 3842/9 sayılı Kanunla değişik) göre, tutuklanan, ve/veya bir savcının tutukluluk halinin devamına karar verdiği bir kişi, bu tedbire ilgili bölge hakimliğinde itiraz edebilir ve serbest bırakılabilir.
Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kişilere Tazminat Verilmesi Hakkında 466 sayılı Kanunun 1. Bölümüne göre:
1. Anayasa ve diğer kanunlarda gösterilen hal ve şartlar dışında yakalanan veya tutuklanan veyahut tutukluluklarının devamına karar verilen;
2. Yakalama veya tutuklama sebepleri ve haklarındaki iddialar kendilerine yazılı olarak hemen bildirilmeyen;
3. Yakalanıp veya tutuklanıp da kanuni süresi içinde hâkim önüne çıkarılmayan;
4. Hâkim önüne çıkarılmaları için kanunda belirtilen süre geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızın hürriyetlerinden yoksun kılınan;
5. Yakalanıp veya tutuklanıp da bu durumlar yakınlarına hemen bildirilmeyen;
6. Kanun dairesinde yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturma yapılmasına veya son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına veya beraatlarına veya ceza verilmesine mahal olmadığına karar verilen;
7. Mahkûm olup da tutuklu kaldığı süre hükümlülük süresinden fazla olan veya tutuklandıktan sonra sadece para cezasına mahkûm edilen kimselerin uğrayacakları her türlü zararlar, bu kanun hükümleri dairesinde Devletçe ödenir.
HUKUK
Başvuran, AİHSnin 5 § 3. maddesi kapsamında, gözaltı süresinin uzun olduğundan şikayetçi olmuştur. Ayrıca, AİHSnin 5 § 1. maddesi çerçevesinde, avukat yardımından faydalanamadığını ve gözaltındayken ailesini göremediğini iddia etmiştir. AİHM, başvuranın daha sonraki şikayetlerini, sırasıyla AİHSnin 6 §§ 1. ve 3 (c) maddesi kapsamında ele alacaktır.
I. KABULEDİLEBİLİRLİK
A.AİHSnin 5 § 3. maddesi
Hükümet, başvuranın gözaltı süresinin uzun olduğuna dair şikayetinin, AİHSnin 5 § 3. maddesinin gerektirdiği gibi iç hukuk yolları tüketilmediğinden reddedilmesi gerektiğini belirtmiştir. Hükümet, Türk Ceza Kanununun 128. maddesi uyarınca, başvuranın gözaltı süresine itiraz edebileceğini ileri sürmüştür. Başvuranın ayrıca, Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kişilere Tazminat Verilmesi Hakkında 466 sayılı Kanun çerçevesinde tazmin yolu arayabileceğini belirtmiştir.
AİHM, benzer davalarda Hükümetin ön itirazlarını halihazırda inceleyip reddettiğini tekrarlar (bkz özellikle, Öcalan - Türkiye (BD), no. 46221/99, §§ 66-71, AİHM 2005-
). AİHM, bu davada, içtihadından sapmayı gerektirebilecek hiçbir özel durum tespit etmemiştir.
Sonuç olarak, AİHM, Hükümetin ön itirazını reddeder. Ayrıca, bu şikâyetin herhangi bir gerekçeden dolayı kabuledilmez olmadığını, dolayısıyla kabuledilebilir ilan edilmesi gerektiğini not eder.
B.AİHSnin 6 §§ 1. ve 2 (c) maddeleri
Başvuran, gözaltındayken avukat yardımından yoksun bırakıldığını ileri sürerek şikâyetçi olmuştur.
Hükümet, başvuranın ön soruşturma sırasında yasal yardım talep etmediğini belirtmiştir.
AİHM içtihadına göre, yargılamanın adilliği, 6. madde hükümlerine soruşturmanın ilk safhalarında uygun hareket edilmemesi nedeniyle, ciddi olarak zarar görecek gibiyse ve zarar gördüğü sürece, 6. madde ve özellikle bu maddenin 3. fıkrası, davanın görülmeye başlanmasından önce uygun olabilir (bkz. Imbrioscia - İsviçre, 24 Kasım 1993, Seri A no. 275, s. 13, § 36). Ön soruşturma sırasında 6 §§ 1. ve 3 (c) maddesinin uygulanma şekli, ilgili işlemlere özgü nitelikler ve dava şartlarına bağlıdır. Buradaki husus, işlemlerin tamamı ışığında, ön soruşturma sırasında yasal temsilin bulunmamasının, sanığın adil yargılanmadan yoksun bırakıp bırakmadığıdır (John Murray - İngiltere, 8 Şubat 1996 kararı, Reports of Judgments and Decisions, 1996-I, § 63).
AİHM, sorgu tutanaklarına ve başvuran tarafından imzalanan forma göre, polis tarafından sorgulandığı sırada yasal yardım alma hakkının başvurana hatırlatıldığını gözlemler. Ayrıca, cezaevi kayıtlarında başvuranın yasal yardım talep etmediği de belirtilmiştir. Ancak, yetkililerin kendisine bir avukat bulmayı reddetmiş olması varsayılsa dahi, açık talebine rağmen, AİHMye göre, yargılamanın ilk safhasında yasal yardım bulunmaması, başvuranı adil yargılanma hakkından yoksun bırakmamıştır. Bu sonuca varırken, AİHM, yargılamanın tamamını ve özellikle başvuranın İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi ve Yargıtaydaki yargılamalarda bir avukatının olduğu gerçeğini dikkate almıştır. Ayrıca, AİHM, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin, nihai kararını, başvuranın yalnızca polise verdiği ifadelere değil, aynı zamanda duruşmalarda verdiği ifadelere, Cumhuriyet Savcısına verdiği ifadelere ve diğer sanıkların ifadelerine dayanarak verdiğini not eder (bkz. mutatis mutandis, Mamaç ve Diğerleri - İngiltere, no. 2986/95, 29487/95 ve 29853/96, § 48, 20 Nisan 2004, Sarıkaya - İngiltere, no. 36115/97, § 67, 22 Nisan 2004).
Dolayısıyla, başvuranın, ön soruşturma sırasında yasal yardıma ulaşamamasının, AİHSnin 6 §§ 1. ve 3 (c) maddesi kapsamında, başvuranı adil yargılanmadan yoksun bıraktığı düşünülemez.
AİHM, bu şikayetin AİHSnin 35 § 3. maddesi kapsamında temelsiz olduğu ve dolayısıyla kabuledilmez olduğunun ilan edilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
C.AİHSnin 8. maddesinin ihlal edildiği iddiası
Başvuran, gözaltındayken ailesine haber verilmediğini ileri sürerek şikâyetçi olmuştur. Nezaret kayıt defterinde belirtilenin aksine, kız kardeşinin kocasına haber verilmediğini iddia etmiştir. Daha sonra, gözaltında verdiği ifadeyi müteakip kız kardeşinin kocasının da gözaltına alındığını ileri sürmüştür.
Hükümet, başvuranın, 8 Temmuz 2001 tarihli formu imzaladığında, akrabalarıyla irtibat kurma hakkının kendisine söylendiğini belirtmiştir. Ayrıca, nezaret kayıt defterinde başvuranın akrabalarından birine, başvuranın gözaltında olduğunun haber verildiğinin belirtildiğini öne sürmüştür.
AİHM, başvuranın, gözaltında bulunduğu sürenin hiçbir safhasında ailesiyle haberleşme talebinde bulunmadığını gözlemler (a contrario, McVeigh, ONeill ve Evans - İngiltere, no. 8022/77, 8025/77 ve 8027/77, 18 Mart 1981 tarihli Komisyon raporu, Decisions and Reports (DR) 25, s. 52, § 237). Aynı şekilde, dava dosyasında, aile fertlerinden herhangi birinin başvuranla irtibata geçmeye çalıştığına dair hiçbir kanıt yoktur. Ayrıca, AİHM, başvuranın, nezaret kayıt defterine dikkatleri çekecek veya kız kardeşinin kocasına tutuklanmasının haber verilmediğini iddiasına ağırlık verilmesine neden olabilecek hiçbir kanıt sunmadığını gözlemler. Yukarıda anlatılanlar ışığında, AİHM, başvuranın iddiasını temele dayandıramadığı kanısına varmıştır.
Dolayısıyla, AİHM, başvuranın, yetkililerin, gözaltındayken ailesiyle irtibat kurma hakkına müdahale yaptığı iddiasına ilişkin şikâyetinin, AİHSnin 35 § 3. maddesi kapsamında temelsiz olduğu ve kabuledilmez olduğunun ilan edilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
II. ESASLAR
Başvuran, AİHSnin 5 § 3. maddesinde öngörüldüğü üzere, hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılmadan beş gün gözaltında tutulduğunu iddia etmiştir. Bu maddeye göre:
Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.
Hükümet, başvuranın gözaltı süresinin o tarihte yürürlükte olan mevzuatla uyumlu olduğunu belirtmiştir. İlgili kanunda AİHM içtihadına uygun olarak değişiklik yapılmış olduğundan, başvuranın iddiası temelsizdir.
AİHM, başvuranın gözaltı süresinin beş gün olduğunu not eder. Brogan ve Diğerleri - İngiltere davasında (29 Kasım 1988, Seri A no. 145 B, ss.33-34, § 62), yargı denetimi olmaksızın dört gün altı saat süren gözaltı halinin, amacının, toplumu bir bütün olarak teröre karşı korumak olmasına rağmen, AİHSnin 5 § 3. maddesindeki sıkı zaman sınırlamalarının dışında kaldığını tekrarlar (bkz. Brogan ve Diğerleri - İngiltere, 29 Kasım 1988 kararı, Seri A no. 145 B, ss. 33-34, § 62).
Bu davada sözkonusu olduğu gibi, terör suçlarının soruşturulmasının yetkililere belirli bazı sorunlar çıkarabilmesine karşın, AİHM, başvuranın, yargı denetimi olmaksızın beş gün tutulmasının gerekli olduğunu kabul edemez.
Dolayısıyla, AİHSnin 5 § 3. maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesi şöyledir:
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder.
A.Tazminat
Başvuran, 5.000 Euro manevi tazminat talep etmiştir.
Hükümet, başvuranın talep ettiği tutara itiraz etmiş ve bir ihlal tespitinin başlı başına yeterli tazmin teşkil edeceğini öne sürmüştür.
AİHM, başvuranın yalnızca bir AİHS ihlali tespitiyle yeterince tazmin edilemeyecek bir manevi zarara maruz kaldığı kanısındadır. Eşitlik temelinde yaptığı değerlendirme ile AİHM bu başlık altında 1.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.
B. Mahkeme Masrafları
Başvuranlar, ayrıca yerel mahkemelerde ve AİHMdeki mahkeme masrafları için 3.000 Euro talep etmiştir.
Hükümet, yalnızca gerçekten yapılmış masrafların geri ödenebileceğini ileri sürmüştür. Bu bağlamda, tüm masrafların başvuran veya temsilcisi tarafından belgelendirilmesi gereklidir ve ortalama sayılar veya listeler, masrafları kanıtlamada uygun ve gerekli belgeler olarak görülemez.
Eşitlik temelinde değerlendirme yaparak ve içtihadındaki ölçütleri dikkate alarak, AİHM, başvurana mahkeme masrafları için 1.500 Euro ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme faizi
AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar verir.
BU SEBEPLERLE, AİHM OYBİRLİĞİ İLE
1. Başvuranın, gözaltı süresine ilişkin şikâyetinin kabuledilebilir, başvurunun kalan kısmının ise kabuledilmez olduğuna;
2. AİHSnin 5 § 3.maddesinin ihlal edildiğine;
3. (a)Sorumlu Devletin başvurana, AİHSnin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden yeni Türk Lirasına çevrilerek başvuranın Türkiyedeki banka hesabına yatırılmak üzere,
(i) 1.000 Euro (bin Euro) manevi tazminat;
(ii) mahkeme masrafları için 1.500 Euro (bin beş yüz Euro);
(iii) yukarıdaki miktarlara uygulanabilecek her türlü vergiyi ödemesine ve
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Başvuranların adil tazmin talebinin kalanının reddine
KARAR VERMİŞTİR.
İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 25 Nisan 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy