(AİHS. m. 6, 13, 34, 35, 41, 44, 1 NOLU PROTOKOL) (506 S. K. m. 140) (1412 S. K. m. 302) (ÖZTÜRK - ALMANYA DAVASI) (SUTTER - İSVİÇRE DAVASI) (GÖÇ - TÜRKİYE DAVASI) (VILHO ESKELINEN VE DİĞERLERİ - FİNLANDİYA DAVASI)
(Başvuru no:11529/02)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
4 Mart 2008
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (11529/02) nolu davanın nedeni (T.C. vatandaşı) Hüseyin Turanın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 07 Ocak 2002 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, İzmir Barosu avukatlarından A. Terece tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran, 1963 doğumludur ve İzmirde ikamet etmektedir.
24 Şubat 1999 tarihinde Sosyal Sigortalar Kurumu İzmir Sigorta Müdürlüğüne bağlı bir müfettiş, başvuranın sahibi olduğu taşınmazın şantiyesine teftişe gitmiştir.
8 Temmuz 1999 tarihinde, çalışma belgesi ve bordroyu ibraz etmemekten 506 sayılı yasanın 140. maddesini çiğnediği gerekçesi ile Sosyal Sigortalar Kurumu başvuranı 716.625.000 TL (yaklaşık 1. 650 Euro) idari para cezasına çarptırmıştır.
16 Temmuz 1999 tarihinde, başvuran, Sosyal Sigortalar Kurumu Ünite Komisyonuna başvuruda bulunmuştur.
14 Ocak 2000 tarihinde, Komisyon, müfettişin şantiyeye gittiği gün düzenlenen tutanağa göre, başvuranın bir yakını olan Nuri Turanın, şantiyede, 1997 yılının Ocak, Şubat, Mart ve Nisan aylarında ayda on beş gün sigortasız çalıştığını beyan ettiğini tespit etmiştir. 16 Mart 1999 tarihli raporda, müfettiş, sözkonusu dönemde bir işçinin çalıştığının bildirildiğini, ancak sözkonusu işlerin tek bir işçi ile tamamlanmasının imkansız olduğu belirtmiştir. 24 Şubat 1999 tarihli teftişinde müfettiş, işlerin %76,26lık kısmının bittiğini not etmiş ve 1999 yılının Şubat ayı için çalıştırılan işgücünün eksik beyan edildiği sonucuna ulaşmıştır.
Sözkonusu noktaları tespit etmesinin ardından, Komisyon, gecikmeli yapılmış olması nedeniyle başvuranın başvurusunu reddetmiştir.
31 Ocak 2000 tarihinde, başvuranın avukatı, Bornova Sulh Ceza Mahkemesinde Komisyon kararına itiraz etmiş ve cezanın iptalini talep etmiştir. Başvuranın avukatı, Nuri Turanın sözkonusu dönemde şantiyede çalışmadığını belirtmiş ve müfettişin Şubat ayı için çalışan işgücünün eksik beyan edildiğine dair vardığı sonuca itiraz etmiştir. Bu bağlamda, taşınmazı satan kişinin işlerin bir kısmını önceden bitirdiğini belirtmiştir.
Aynı gün başvuran, 15 Temmuz 1999 tarihten itibaren işleyen gecikme faizi ile birlikte para cezasını ödemiştir.
19 Ağustos 2001 tarihinde, dosya üzerinden inceleme yapan ve kararı itiraza açık olmayan sulh ceza mahkemesi, başvuran tarafından düzenlenen itirazı kısmen haklı bulmuştur. Hakim, bordro verilmemesi nedeniyle Sosyal Güvenlik yasasının 140. maddesi uyarınca idari para cezası uygulanmayacağını belirtmiş ve 190.170.000 TLye tekabül eden sözkonusu cezayı iptal etmiştir.
Geri kalana ilişkin olarak ise, hakim, 24 Şubat 1999 tarihinde düzenlenen tutanağın Nuri Turan tarafından hiçbir şerh düşülmeden imzalandığını kaydetmiştir. Başvuranın, tutanakta belirtilen bilgilerin yeniden gözden geçirilmesini sağlayacak hiçbir belge sunmaması nedeniyle, hakim, belgelerde geçen olay ve bilgiler hakkındaki itirazın mesnetsiz olduğu ve bu bağlamda bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek olmadığı kanaatine varmıştır.
HUKUK
I. AİHSNİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, Sulh Ceza Mahkemesinde duruşma yapılmamasından ve sözkonusu mahkeme önündeki yargılamanın uzunluğundan şikayetçidir. Başvurana göre AİHSnin 6. maddesi ihlal edilmiştir.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
1. AİHSnin 6/1 maddesinin uygulanabilirliği
Hükümet, AİHSnin 6. maddesinin uygulanabilirliğine itiraz etmektedir. Hükümet, başvurana isnat edilen kabahatin ceza hukukundan kaynaklanmadığını belirtmektedir. Hükümet, ne suçun niteliğinin ne idari para cezasının ağırlık derecesinin sözkonusu maddenin uygulanabilirliği sonucuna ulaşma imkanı tanıdığını sözlerine eklemektedir.
Başvuran, Hükümetin iddialarına karşı çıkmaktadır.
AİHM yerleşik içtihadına göre, cezai yönden AİHSnin 6/1 maddesinin uygulanabilirliği çoğunlukla Engel kriterleri olarak bilinen üç kriter temelinde incelenmelidir: a) iç hukukta suçun sınıflandırılması b) suçun niteliği ve c) ilgili kişinin çarptırıldığı suçun ağırlık derecesi (Bkz, diğerleri arasından, Ezeh ve Connors - Birleşik Krallık, başvuru no: 39665/98 ve 40086/98). İkinci ve üçüncü kriterler alternatif olup ikisinin birlikte uygulanması şart değildir. AİHSnin 6. maddesinin uygulanabilmesi için sözkonusu suçun doğası gereği ceza yaptırımı gerektirmesi veya sözkonusu suç nedeniyle ilgili kişiye, niteliği ve ağırlık derecesi bakımından genel olarak ceza hukukunun yetkisine giren bir yaptırım uygulanması gerekmektedir. Kriterlerden her birinin ayrı ayrı incelenmesi ceza hukuku alanına giren bir suçlamanın varlığına ilişkin kesin bir sonuca ulaşma imkanı tanımıyorsa kümülatif yaklaşım da benimsenebilir (Bkz, Lauko - Slovakya, 2 Eylül 1998 tarihli karar, Jussila - Finlandiya, başvuru no: 73053/01 ve Zaicevs - Letonya, başvuru no: 65022/01).
Mevcut davada başvuran, Sosyal Güvenlik Kanununun 140. maddesi uyarınca sigortasız işçi çalıştırmaktan idari para cezasına çarptırılmıştır. Türk hukukunda, başvuranın suçlandığı olay, ceza hukuku alanına girmemektedir. Bununla birlikte, Savunmacı Devletin iç hukuku tarafından sunulan göstergeler yalnızca göreceli bir değer taşımaktadır. Suçun niteliğine ilişkin kriter çok daha önemli bir değerlendirme unsurudur (Bkz, Öztürk - Almanya, 21 Şubat 1984 tarihli karar ve sözü edilen Jussila).
Bu bağlamda, AİHM, başvuranın çarptırıldığı para cezasının genel hukuki hükümlere dayandığını kaydetmektedir. İlgili tarafından çiğnenen hukuki kural, vergi mükellefi sıfatıyla tüm vatandaşlar için geçerlidir. Sözkonusu hukuki kural uyarınca çalışan kişinin beyan edilmesi gibi birtakım işlemlerin yerine getirilmesi gerekmekte ve aksi takdirde yaptırım içermektedir. İhtilaflı para cezası, bir zararın maddi olarak tazmin edilmesine yönelik olmayıp suç unsuru davranışın tekrarının engellenmesi için cezalandırma amacı taşımaktaydı. Bu durumda başvuran tarafından çiğnenen yasal düzenlenmenin genel niteliği ile uygulanan yaptırımın önleyici ve zorlayıcı bir amaç taşıması ihtilaflı kabahatin cezai niteliğinin AİHSnin 6. maddesi bakımından ortaya konması için yeterlidir.
Üçüncü ilkeye ilişkin olarak ise AİHM, başvuranın çarptırıldığı para cezasının hafif olmasının, AİHSnin 6. maddesinin uygulanma alanı üzerinde bir etkisi olmadığı kanaatindedir. Bu noktada AİHM, ortada göreli olarak önemsiz bir durum olmasının bir kabahatin cezai niteliğini ortadan kaldırmaya yeterli olmadığını hatırlatmanın uygun olacağı kanaatindedir (bkz, sözü edilen Öztürk).
Yukarıda sözü edilenler göz önüne alındığında, AİHM, başvuran açısından cezai alanda bir suçlamanın sözkonusu olduğu kanaatindedir. AİHSnin 6. maddesi mevcut davaya uygulanmaktadır.
2. İç hukuk yollarının tüketilmesi
Hükümet, AİHMye, ünite komisyonuna itirazın gecikmeli olarak yapıldığını hatırlatarak iç hukuk yolları tüketilmediği için AİHSnin 6. maddesi kapsamında yapılan itirazı reddetme çağrısında bulunmaktadır.
Başvuran, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.
Ünite komisyonunun başvuranın başvurusunu gecikmeli olarak yapıldığı gerekçesi ile reddetmesinin ardından başvuran, sulh ceza mahkemesinde itiraz etmiştir. Sulh ceza mahkemesi davayı esastan incelemiştir. Dolayısıyla, AİHM, başvuranın iç hukuk yollarının tüketilmesi koşulunu yerine getirdiği kanaatindedir ve sözkonusu itirazı reddetmektedir.
3. Sulh ceza mahkemesi önündeki yargılama süresi
AİHM, dikkate alınacak dönemin 31 Ocak 2000 tarihinde sulh ceza mahkemesine yapılan başvuru ile başladığını ve 19 Ağustos 2001 tarihinde sona erdiğini kaydetmektedir. Sözkonusu süre tek dereceli yargılamada yaklaşık bir buçuk yıl sürmüştür.
AİHM, bir yargılama süresinin makul olup olmadığının, dava koşullarına göre ve başta davanın karmaşıklığı olmak üzere, AİHM tarafından benimsenen kriterler ile başvuran ve yetkili mercilerin tutumları dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır. (Bkz. diğerleri arasından, Pélissier ve Sassi-Fransa, başvuru no: 25444/94).
Konuya ilişkin içtihadını dikkate alarak, takdirine sunulan unsurları incelemesinin ardından AİHM, mevcut davada ihtilaflı yargılama süresinin çok uzun olmadığına ve makul süre gerekliliğini karşıladığına kanaat getirmektedir. Sözkonusu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
4. Sulh ceza mahkemesinde duruşma yapılmaması
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun bu kısmının dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
Hükümet, sulh ceza mahkemesinde duruşma yapılmamasının yargılamanın hakkaniyetine yönelik bir ihlal oluşturmadığını savunmaktadır. Hükümet, sulh ceza mahkemesinin yeni bir ceza vermediğini ya da cezanın sonuçlarını ağırlaştırmadığını ve mahkemenin sadece sözkonusu cezanın yasallığını denetlediğini belirtmektedir.
Başvuran iddialarını yinelemektedir ve AİHM içtihadı bakımından duruşma gerçekleştirmenin önemini hatırlatmaktadır.
AİHM, açık duruşma gerçekleştirmenin AİHSnin 6/1 maddesi ile öngörülen temel bir ilkeyi oluşturduğunu hatırlatmaktadır. Açık duruşma gerçekleştirme, halkın denetimini aşan gizli bir adalete karşı yargılanabilirleri korumakta ve böylece mahkemelere duyulan güvenin sürdürülmesine katkı sağlamaktadır. Açık duruşma sayesinde adalet şeffaf bir şekilde tecelli etmekte, böylece 6. maddenin amacı olan ve demokratik toplumlarda güvence altına alınması temel bir ilke olan, adil yargılanma ilkesi yerine getirilmektedir (bkz, Sutter - İsveç, 22 Şubat 1984 tarihli karar, Gautrin ve diğerleri - Fransa, 20 Mayıs 1998 tarihli karar ve Stefanelli - Saint Marin, başvuru no: 35396/97). AİHSnin 6. maddesinin gereklerini tam olarak yerine getiren bir ilk derece mahkemesinin olduğu (bkz, Findlay - Birleşik Krallık, 25 Şubat 1997) ve yasal olarak bir yargılanabilirin kendisinin dinlenmesini ve özellikle sözlü olarak kendisini savunma, aleyhindeki beyanları dinleme, tanıkları sorgulama ve karşı sorgulama imkanlarından faydalanabildiği ceza hukuku alanında duruşma gerçekleştirilmesi özel bir önem taşımaktadır.
Bazı ceza davalarında ortaya konan sorunların niteliği nedeniyle mahkemeler duruşma gerçekleştirmeyebilirler. Cezai sorumluluğun belirlenmesine ve zorlayıcı ve caydırıcı nitelikli tedbirlerin alınmasına konu olan ceza davalarının belli bir öneme haizini olduğunun göz önünde tutulması gerekli olsa da, bazı ceza davalarının, yöneldikleri kişiler açısından hiçbir yüz kızartıcı nitelik taşımadığı ve cezai suçlamalar açısından aynı ağırlığa sahip olmadığı durumlar da mevcuttur. Ayrıca, Engel kriterleri uyarınca cezai alanda suçlama ilkesinin özerk bir yorumunu benimseyen AİHS organları, AİHSnin 6. maddesinin cezai alanda uygulamasının, idari para cezaları, cezaevi disiplinin ihlali nedeniyle verilen cezalar, gümrük cezaları, rekabet hakkının ihlali nedeniyle verilen para cezaları ve finans mahkemeleri tarafından verilen cezalar gibi ceza hukukunun geleneksel kategorisine girmeyen alanlara doğru genişletilmesinin temellerini atmıştır (Bkz, Jussila).
AİHM yerleşik içtihadına göre, duruşma yapmamayı haklı gösteren istisnai durumlar olmadığı sürece, ilk ve tek derece mahkemesinin huzurundaki yargılamalarda, AİHSnin 6/1 maddesi uyarınca açık duruşma hakkı beraberinde duruşma isteme hakkını getirir (Bkz. örneğin, Hakansson ve Sturesson - İsveç, 21 Şubat 1990 tarihli karar; Fredin-İsveç (no:2), 23 Şubat 1994 tarihli karar, Allan Jacobsson - İsveç (no:2), 19 Şubat 1998 tarihli karar, Göç - Türkiye, başvuru no: 36590/97).
AİHM, olayların meydana geldiği dönemde, Sosyal Güvenlik Kanununun 140. maddesi uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itiraz hakkında karar vermek için sulh ceza mahkemesinin yetkili olduğunu kaydetmektedir. Sulh ceza mahkemesi önündeki yargılama duruşmasız gerçekleştirmiştir. Hakim, dosyaya dayanarak nihai bir karar vermiştir. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun eski 302. maddesinin hükümleri uyarınca, duruşma yapılması ancak yasa ile öngörülen durumlarda mümkündür.
Mevcut davada başvuranın davası ile ilgili karar verecek hakim huzuruna çıkma ve 16 Mart 1999 tarihli müfettiş raporunda geçen bilgilerin doğruluğuna itiraz ettiği halde sözlü olarak davasını savunma imkanı olmamıştır. Dava, idari para cezasına yol açan olaylara ilişkin ihtilaflardan kaynaklanmıştır. Dolayısıyla, sadece dosyaya dayanarak tatmin edici bir şekilde çözümlenebilecek teknik nitelikli sorunlar sözkonusu değildir. Aksine AİHM, sulh ceza mahkemesi önündeki bir duruşma sırasında olaylara ilişkin ihtilaflar özgürce tartışılsaydı adaletin daha iyi tecelli etmiş olacağı kanaatindedir. Zira başvuranın sosyal sigortalar müfettişini ve tanıkları sorgulatma imkanı olabilirdi.
Ayrıca AİHM, başvuranın kendisine duruşma yapılmasını talep etme imkanı tanınmadığını (bkz, à contrariro , Jussila ve Vilho Eskelinen ve diğerleri- Finlandiya) ve sulh ceza mahkemesinin kararına itiraz edilemeyeceğinden yargılamanın ilk dereceli tek mahkemede görüldüğünü kaydetmektedir.
Bu durumda AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
AİHSnin 13. maddesine atıfta bulunarak başvuran, sulh ceza mahkemesinin kararına itiraz edilememesinden şikayetçidir.
Sulh ceza mahkemesinde duruşma yapılmamasına ilişkin AİHSnin 6. maddesi kapsamındaki tespiti göz önüne alan AİHM, sözkonusu şikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir.
III. 1 NOLU EK PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, uzun bir yargılamanın sonunda para cezasının ancak bir kısmının kendisine geri ödenmesinin 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesinin ihlal ettiğini iler sürmektedir.
Yargılama süresine ilişkin olarak yukarıda ulaşılan sonuç göz önüne alındığında sözkonusu şikayet açıkça dayanaktan yoksundur ve AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca sözkonusu şikayetin reddedilmesi gerekmektedir.
IV. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran, kendisine ödenen idari para cezasına tekabül eden miktar olan 1.500 Euroyu maddi tazminat olarak istemektedir.
Başvuran maruz kaldığı manevi zarar için de 2.000 Euro talep etmektedir.
AİHM, yukarıda belirtilen eksikler gerçekleşmemiş olsaydı Türk mahkemelerinin ne karar vereceği konusunda spekülasyon yapmaya gerek duymamaktadır ve başvuranın maddi tazminat talebini reddetmektedir.
AİHM, başvuranın uğradığı manevi zararı telafi etmek için ihlal tespitinin kendisinin yeterli olduğu kanaatindedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran, ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için 2.000 Euro talep etmektedir. Başvuran, hiçbir belge sunmamaktadır.
AİHM içtihadına göre, bir başvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul olduğu ortaya konduğu sürece elde edebilir.
Sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alarak AİHM, yargılama masraf ve giderlerine ilişkin talebi reddetmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM,
1. Oy çokluğu ile başvurunun AİHSnin 6. maddesi kapsamında yapılan şikayete ilişkin kısmının kabuledilebilir, oybirliği ile başvurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. İkiye karşı beş oyla, AİHSnin 6. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Oybirliğiyle, AİHSnin 13. maddesi kapsamında yapılan şikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;
4. Oybirliğiyle, işbu davanın kendisinin, başvuranın maruz kaldığı manevi tazminat için yeterli adil tatmin oluşturduğuna;
5. Oybirliğiyle adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 4 Mart 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Mevcut karar ekinde, AİHSnin 45. maddesinin 2. paragrafı ve İçtüzüğün 74. maddesinin 2. paragrafına uygun olarak izleyen görüşler bulunmaktadır:
- Yargıç Mularoninin mutabık oy görüşü
- Yargıç Türmen ve Yargıç Jocienenin ayrık oy görüşleri. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy