(Başvuru no. 21768/02)
KARAR STRAZBURG
10 Ocak 2006
Söz konusu karar AÎHS'nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak, şekle ilişkin değişiklik yapılabilir.
Selçuk/Türkiye davasında,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Dördüncü Daire),
Sn. Nicolas BRATZA , Başkan,
Sn. G. BONELLO,
Sn. R. TÜRMEN,
Sn. K. TRAJA,
Sn. L. GARLICKI,
Sn. J. BORREGO BORREGO
Sn. L. MIJOYIC, yargıçlar, Ve Bölüm Sekreteri Sn. M. O'BOYLE'nin katılımı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Heyeti olarak toplanmış,
8 Aralık 2005 tarihindeki gizli görüşme sonucunda, Yukarıda anılan tarihte benimsenmiş olan aşağıdaki karara varmıştır:
USULİ İŞLEMLER
1. Davanın nedeni, Türk vatandaşı Vehbi Selçuk'un (başvuran), 27 Mayıs 2002 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleşme'nin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na (Komisyon) yaptığı başvurudur (başvuru no. 21768/02).
2. Başvuranı, görevlerini İzmir'de ifa etmekte olan avukat S. Kayaalp temsil etmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet), bu dava için bir Ajan tayin etmemiştir.
3. 8 Kasım 2004 tarihinde AIHM, başvuruyu Hükümet'e tebliğ etmeye karar vermiştir.
AİHS'nin 29 § 3. maddesi uyarınca başvurunun esaslarını, kabul edilebilirliği ile birlikte incelemeye karar vermiştir.
OLAYLAR
4. Başvuran, 1985 doğumludur ve İzmir'de yaşamaktadır.
5. 27 Aralık 2001 tarihinde, söz konusu tarihte on altı yaşında olan başvuran, bir ilkokulda yapılan soyguna ilişkin devam etmekte olan soruşturma ile bağlantılı olarak Karşıyaka Polis Karakolu polis memurlarınca yakalanmıştır. Polise vermiş olduğu ifadesinde başvuran, iki arkadaşı ile birlikte 26 Kasım 2001 tarihli bir soyguna dahil olduğunu itiraf etmiştir. Arkadaşlarına, ilkokuldan bir bilgisayar taşımalarında yardım ettiğini açıklamıştır. Aynı gün Cumhuriyet Savcısı huzuruna, daha sonra, polise vermiş olduğu ifadeyi tekrarladığı Karşıyaka Sulh Mahkemesi hakimi huzuruna çıkarılmıştır. Dosyada mevcut delilleri ve başvuranın kaçma riskini gözönünde bulunduran hakim, başvuranın yetişkinlerle birlikte bir hapishanede tutuklu bulundurulurken, yargılanmasına da devam edilmesini öngörmüştür.
6. Başvuranın temsilcisi, Karşıyaka Ceza Mahkemesi huzurunda verilen söz konusu karara itiraz etmiş ve dosyada mevcut delilin, müvekkilinin gözaltında tutulması için yeterli olmadığını ileri sürmüştür. AİHS'nin 5. ve 6. maddelerine dayanarak başvuranın, serbest bırakılmasını talep etmiştir.
7. 10 Ocak 2002 tarihinde Karşıyaka Cumhuriyet Savcısı, Karşıyaka Ceza Mahkemesi'nde bulunan başvuran aleyhinde cezai takibat başlatmıştır. Başvuranı, Ceza Kanunu'nun 493. maddesi uyarınca soygun suçuyla itham etmiştir.
8. 14 Ocak 2002 tarihinde Karşıyaka Ceza Mahkemesi, başvuran aleyhindeki yargılamayı başlatmıştır. Suçun ciddiyetini ve dava dosyasındaki delili gözönünde bulunduran Mahkeme, başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiştir.
9. 16 Ocak 2002 tarihinde başvuranın temsilcisi, söz konusu karara itiraz etmiştir. İtirazını, AİHS'nin 5. ve 6. maddelerine dayandırarak, dava dosyasında müvekkilinin gözaltında tutulması için yeterli delil olmadığını iddia etmiştir. Ayrıca, CMUK'un 104. maddesi uyarınca kişinin, yalnızca kaçma ve/veya delili değiştirme riski bulunması halinde tutuksuz yargılanabileceğim ileri sürmüştür. Yetkili makamların, başvuranın nerede oturduğunu bildiklerini ve başvuranın kaçmaya çalışacağına inanmak için bir gerekçe olmadığını belirtmiştir. Ayrıca, avukata göre, davaya ilişkin deliller yetkili makamlarca zaten toplanmış olduğu için, delillerin değiştirilmesi gibi bir risk bulunmamaktadır.
10. 30 Ocak 2002 tarihinde Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın, suçlamanın niteliği ve ciddiyeti ile dava dosyasındaki delillere dayanarak serbest bırakılma talebini reddetmiştir.
11. 8 Şubat 2002 tarihinde düzenlenen duruşma sırasında Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın ifadesini dinlemiştir. Başvuran, Mahkeme huzurunda kendisine yöneltilen suçlamaları reddetmiş ve soyguna dahil olmadığını belirtmiştir. Başvuranın reşit olmadığını vurgulayan temsilcisi, Mahkeme'den müvekkilinin serbest bırakılmasını istemiştir. Suçun niteliğini ve gözaltında geçirilen süreyi gözönünde bulunduran Mahkeme, başvuranın gözaltında tutulmasının devamına karar vermiştir.
12. 7 Mart 2002 tarihinde başvuranın temsilcisi, Karşıyaka Ceza Mahkemesi'nden müvekkilinin serbest bırakılmasını istemiştir. 27 Aralık 2002 tarihinden bu yana gözaltında tutulduğunu ileri sürmüş ve gözaltında tutulmasının devamı için yeterli delillerin mevcut olmadığını belirtmiştir. Mahkeme bir kez daha talebi reddetmiştir.
13. 28 Mart 2002 tarihinde başvuranın temsilcisi ayrıca AİHS'nin 5. maddesine değinerek müvekkilinin serbest bırakılmasını talep etmiştir. Mahkeme'nin, serbest bırakılma taleplerini etraflıca incelememekte olduğunu belirtmiştir. Başvuranın serbest bırakılmasının, kamu düzeni için bir tehdit oluşturmayacağını ileri sürmüştür. Buna ek olarak, başvuranın kaçma riski bulunmadığını garanti etmeye hazır olduğunu belirtmiştir.
14. 29 Mart 2002 tarihinde Karşıyaka Ceza Mahkemesi, başvuranın dosyada bulunan delillere ve suçun ciddiyetine dayanarak sunduğu talebi reddetmiştir.
15. 5 Nisan 2002 tarihinde Karşıyaka Ceza Mahkemesi, sonucunda başvuranın tutuklu yargılanmasına devam edilmesi kararını verdiği başka bir duruşma düzenlemiştir.
16. 9 Nisan 2002 tarihinde başvuranın avukatı, Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda söz konusu karara itiraz etmiştir. Müvekkilinin henüz reşit olmadığını ve bu kadar uzun bir süre gözaltında tutulmaması gerektiğini ileri sürmüştür. Bu hususta iddiasını, AİHS'nin 5. maddesine ve Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin 37. (b) maddesine dayandırmıştır.
17. 10 Nisan 2002 tarihinde Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi, dava dosyasındaki delillerin niteliğine, gözaltında harcanan süreye ve suçun niteliğine dayanılarak sunulan serbest bırakılma talebini reddetmiştir.
18. 1 Mayıs 2002 tarihinde, yaklaşık dört ay boyunca tutuklu olarak yargılanması ardından, başvuranın tutuksuz yargılanmasına başlanmıştır.
19. Başvuran aleyhindeki takibat halen devam etmektedir.
HUKUK
I. AİHS'NİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
A. AİHS'nin 5 § 1. (c) maddesine ilişkin
20. Başvuran, AİHS'nin 5 § 1. (c) maddesine dayanarak kendisinin suçu işlediğine dair "makul bir şüphe" bulunmaması nedeniyle kanuna aykırı olarak gözaltına alınmış olduğu hususunda şikayette bulunmuştur.
21. Hükümet, iddiaları reddetmiştir. Başvuranın, soyguna dahil olduğundan şüphe edildiği için gözaltına alınmış olduğunu belirtmiştir.
22. AİHM, yakalamanın gerekçesi olarak gösterilmesi gereken şüphenin "makul olması" durumunun, keyfi olarak yakalamaya ve AİHS'nin 5 § 1. (c) maddesinde belirtilen gözaltına almaya karşı alınan tedbirin önemli bir parçasını oluşturduğunu hatırlatır. Bu durum objektif bir gözlemciyi, makul olduğu kabul edilen durum, tüm dava koşullarına bağlı olacağı halde, ilgili kişinin suçu işlemiş olabileceğine ikna edecek bazı olay veya bilgilerin mevcudiyetini gerektirir (bkz. Fox, Campbell ve Hartley/İngiltere, 30 Ağustos 1990 tarihli karar, A Serisi no. 182, sayfa 16, § 32).
23. Ayrıca söz konusu maddede ortaya konan makul şüphenin, şüphelinin işlediği suçun tespit edilmesi ve yakalandığı zaman kanıtlanması gerektiği anlamına gelmediğini gözlemler. 5 § 1. maddenin (c) alt paragrafı bağlamındaki gözaltı sırasında sorgulamanın amacı, yakalamanın temelindeki somut şüpheyi doğrulama veya giderme yoluyla ceza soruşturmasını devam ettirmektir. Bu nedenle şüphe uyandıran olayların, mahkumiyeti haklı çıkarmak için gerekli olaylarla, hatta cezai takibat sürecinin bir sonraki aşamasında getirilen suçlama ile bile aynı seviyede olması gerekmez (bkz. Brogan ve Diğerleri/İngiltere, 29 Kasım 1988 tarihli karar, A Serisi no. 145-B, sayfa 29, § 53, ve Murray/İngiltere, 28 Ekim 1994 tarihli karar, A Serisi no. 300-A, sayfa 27, § 55).
24. AİHM bu bağlamda başvuranın, 26 Kasım 2001 tarihinde bir ilkokulda gerçekleşen soygunla ilgili yürütülen soruşturma sırasında yakalanmış olduğunu belirtir. Bu koşullar altında başvuran aleyhindeki şüphe, özgürlükten mahrum bırakmanın amacı, başvuranın soyguna dahil olmasına ilişkin şüpheyi doğrulamak veya gidermek olduğu için başvuran aleyhindeki şüphenin, 5 § 1. (c) maddenin gerektirdiği seviyeye ulaşmış olduğu düşünülebilir. Dolayısıyla olaylar, AİHS'nin 5 § 1. (c) maddesinin ihlal edildiği gibi bir bulguyu ortaya koymamaktadır.
25. Bu nedenle başvurunun söz konusu kısmı, AİHS'nin 35 §§ 3. ve 4. maddeleri bağlamında temelden yoksun olduğu için reddedilmelidir.
B. AİHS'nin 5 § 3. maddesine ilişkin
26. Başvuran, tutuklu yargılanmasının, AİHS'nin aşağıda kaydedilen "makul süre" gereğini aşmış olduğu hususunda şikayette bulunmuştur:
"Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir."
Hükümet söz konusu iddiaya itiraz etmiştir.
1. Kabul edilebilirlik
27. AIHM söz konusu şikayetin, AİHS'nin 35 § 3. maddesi bağlamında temelden yoksun olmadığını belirtir. Ayrıca, kabul edilemez olduğu sonucuna varmak için başka bir gerekçe görmemektedir. Bu nedenle, kabul edilebilir olduğu sonucuna varılmalıdır.
2. Esaslar
28. Hükümet, başvuranın yaklaşık dört ay süren tutuklu yargılanmasının, dava koşullan altında makul olduğunun kabul edilmesinin gerektiğini belirtmiştir. Bu bakımdan, başvuranın itham edildiği suçun, ciddi bir nitelikte olduğunu ve başvuranın gözaltına alınmasının, başka suçlar işlemesine veya kaçmaya çalışmasına engel olmak için gerekli olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet ayrıca yerel mahkemelerin, görgü tanıklarını etkilemesinden veya delilleri değiştirmesinden korkmaları nedeniyle, başvuranı serbest bırakmaktan kaçınmış olduklarını belirtmiştir. Son olarak, gözaltında tutulmasının devamının, kamu yararına olduğunu ileri sürmüştür.
29. Başvuran, söz konusu iddialara itiraz etmiştir. Serbest bırakılma talebini incelerken, yerel mahkemelerin yalnızca dava dosyasındaki delile ve itham edildiği suçun niteliğine dayanarak karara vardıklarını belirtmiştir. Başvurana göre, gerçekten bir kaçma ya da delili değiştirme riskinin mevcut olup olmadığı hiçbir zaman tespit edilmemiş olduğu için talepleri, mahkemeler huzurunda etraflıca değerlendirilmemiştir.
30. AİHM, bakılan bir davada, yargılanmasına devam edilen suçlunun gözaltında tutulmasının, makul süreyi aşmamış olduğunu garanti etmenin öncelikle yerel adli makamların yükümlülüğünde olduğunu yineler. Bu amaçla, masumiyet karinesi ilkesini gözönünde bulundurarak, kişisel özgürlüğe saygı kuralını terk etmeyi haklı çıkaran gerçek bir kamu yararı gereğinin mevcut olduğunu veya olmadığını ortaya koyan tüm olayları incelemeli ve bunları, serbest bırakılma başvurularında verdikleri kararlarda gözönüne sermelidirler. Öncelikle söz konusu kararlarda gösterilen nedenlere ve başvurularında başvuran tarafından sunulan saptanmış gerçeklere dayanarak AİHM, AİHS'nin 5 § 3. maddesinin ihlal edilip edilmediğine karar vermelidir (bkz. Assenov ve Diğerleri/Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları 1998-VIII, § 154).
31. Yakalanan kişinin suçu işlediğine dair makul şüphenin devamı, devam etmekte olan gözaltının geçerliliği için mutlaka aranılan bir şarttır {sine qua nori) ancak, belli bir süre sonra, artık yeterli olmaz. Bu durumda AİHM, adli makamlarca öne sürülen gerekçelerin, özgürlükten mahrum bırakmayı haklı çıkarmaya devam edip etmediğini tespit etmelidir (bkz., Ilijkov/Bulgaristan, no. 33977/96, § 77, 26 Temmuz 2001, ve Labita/İtalya (BD), no. 26772/95, §§ 152-153, ECHR 2000-1V).
32. AIHM, söz konusu davada, gözönünde bulundurulması gereken sürenin 27 Aralık 2001 tarihinde başladığını ve söz konusu tarihte henüz reşit olmayan başvuranın tutuksuz yargılanmaya başlandığı 1 Mayıs 2002 tarihinde bittiğini belirtmiştir. Sonuç olarak dört aydan fazla devam etmiştir. Bu süre boyunca Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın gözaltında tutulmasını, "suçun niteliğini, delillerin durumunu ve gözaltı süresinin uzunluğunu gözönüne alarak" gibi benzer kalıplaşmış terimler kullanarak uzatmıştır.
33. Hükümet'in görüşlerinde, tutuklu yargılama süresinin uzatılmasıyla yerel makamların, başvuranın kaçma veya benzer bir suç işleme riskini engellemeyi amaçladıkları belirtilmektedir. Hükümet ayrıca, başvuranın gözaltında tutulmasının uzamasının kamu yararına olduğunu ileri sürmüştür. AİHM bu noktada, kaçma riskinin yanı sıra, Hükümetçe öne sürülen diğer iddiaların, yerel mahkemelerin kararlarında kullanılmamış olduğunu hatırlatır.
34. AİHM öncelikle, kaçma tehlikesinin, yalnızca riske atılan hükümlünün gücüne dayanarak değerlendirilemeyeceğini, fakat ilgili bir grup diğer ek unsurlara değinilerek değerlendirilmesi gerektiğini; söz konusu unsurların, bu tür bir suçun mevcudiyetini doğrulayabileceğini veya tutuklu yargılamayı haklı çıkaramayacak kadar zayıf kalacağını yineler (bkz. Mülki-/Fransa, 17 Mart 1997 tarihli karar, Raporlar 1997 II, § 43; Letellier/Fransa, 26 Haziran 1991 tarihli karar, A Serisi no. 207, § 43). Ağır ceza beklentisi ve delilin ispat kuvveti, durumla ilgili olsa da kesin değildir ve garanti temin etme olasılığının, doğabilecek bir riski ortadan kaldırmak için kullanılmak durumunda kalınmış olması mümkündür (bkz. Baginski/Polonya, no. 37444/97, § 72, 11 Ekim 2005). Bu bağlamda AİHM ayrıca, söz konusu davada başvuranın avukatı, yerel mahkemeye garanti vermeyi teklif etmiş olduğu halde, dava dosyasından söz konusu teklifin, ulusal mahkemelerce değerlendirmeye alınmadığının anlaşıldığını gözlemlemektedir. Bu nedenle yerel mahkemeler, başvuranın kaçma riskinin mevcudiyetini gösteren fiili gerçek durumları dile getirmemişlerdir. Bununla birlikte yetkili makamlar, önceden verilmiş ve başvuranın serbest bırakılması halinde yeni bir suç işlemesine ilişkin makul bir endişeye mahal verebilecek hiçbir mahkumiyet kararına değinmemişlerdir (bkz. Toth/Avusturya, 12 Aralık 1991 tarihli karar, A Serisi no. 224, § 70). Kamuya yöneltilen tehlike hususunda söz konusu iddia, dava koşulları altında tek başına ikna edici bir nitelik taşımamaktadır (bkz. Romanov/Rusya, no. 63993/00, § 94, 20 Ekim 2005). AİHM ayrıca, genelde "delil durumu"nun deyimi, ciddi suç göstergelerinin mevcudiyeti ve devamlılığı hususunda ilgili bir etken olma ihtimali olsa da, söz konusu davada tek başına, başvuranın şikayette bulunmuş olduğu gözaltının uzunluğunu haklı çıkaramaz (bkz. Letellier, Tomasi/Fransa, 27 Ağustos 1992 tarihli karar, A Serisi, no. 241 -A, Mansur/Türkiye, 8 Haziran 1995 tarihli karar, A Serisi no. 319-B, § 55).
35. Son olarak AİHM, başvuranın avukatının devamlı olarak, yetkili makamların dikkatini, başvuranın henüz reşit olmadığı gerçeğine çekmiş ve Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin 37. (b) maddesine dayanarak Mahkeme'den, başvuranın serbest bırakılmasını talep etmiştir (bkz. Paragraf 16). Dava dosyasından, yerel makamların, başvuranın gözaltında tutulmasının devamına karar verirken yaşını gözönüne almadıkları anlaşılmaktadır.
36. Yukarıda kaydedilenler ve özellikle, başvuranın söz konusu tarihte henüz reşit
olmadığı gerçeği ışığında AİHM, yetkili makamların, başvuranın dört aydan fazla gözaltında tutulması için bir gerekçe göstermedikleri sonucuna varmıştır.
37. Dolayısıyla, AİHS'nin 5 § 3. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
38. AİHS'nin 41. maddesi aşağıda kaydedilmiştir:
"Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder."
A. Zarar
39. Başvuran, maddi zarar için 2,000 Euro ve manevi zarar için 10,000 Euro tazminat talep etmiştir.
40. Hükümet, söz konusu taleplerin haddinden fazla olduğunu ileri sürmüştür.
41. AİHM, tespit edilen ihlal ve ileri sürülen maddi zarar arasında nedensel bir bağlantı görememiştir; bu nedenle, söz konusu talebi reddetmiştir. Diğer yandan, başvurana manevi zarar için 750 Euro ödenmesine karar vermiştir.
B. Mahkeme Masrafları
42. Başvuran ayrıca haberleşme ve tercüme masrafları için 360 Euro ve avukat
masrafları için 5,000 Euro tazminat talep etmiştir.
43. Hükümet, söz konusu taleplerin gerekçeleri olmadığını ileri sürmüştür.
44. AİHM içtihadına göre başvuran, masraf ve harcamaların gerektiği için yapıldığının ve miktarlarının makul olduğunun gösterilmesi durumunda, masraflarının telafi edilmesi hakkını kazanır. Söz konusu davada, huzurunda sunulan bilgileri ve yukarıda kaydedilen kriterleri gözönünde bulunduran AIHM, idari masraflara ilişkin sunulan söz konusu taleplerin, gerektiği için sunulduğunun kabul edilebileceği ve bu başlık altında başvurana 1,500 Euro tazminat verilmesinin makul olduğu kanısındadır.
C. Gecikme Faizi
45. AİHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası'nın uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle oluşacak faiz oranına göre belirlenmesini uygun bulmuştur.
YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE
1. Başvuranın tutuklu yargılanmasının uzunluğuna ilişkin şikayetin kabul edilebilir, başvurunun kalan kısmının kabul edilemez olduğuna,
2. AİHS'nin 5 § 3. maddesinin ihlal edilmiş olduğuna,
3. a) sorumlu Devlet'in, kararın AİHS'nin 44 § 2 Maddesi'ne göre kesinlik kazandığı tarihten itibaren üç ay içerisinde başvurana, uygulanabilecek her tür vergi çıkarıldıktan sonra, ödeme tarihinde uygulanan kur üzerinden sorumlu Devlet'in ulusal para birimine çevrilmek üzere aşağıdaki miktarları ödemesine:
(i) manevi zarar için 750 Euro (yedi yüz elli Euro),
(ii) masraf ve harcamalar için 1,500 Euro (bin beş yüz Euro),
b) yukarıda kaydedilmiş olan üç aylık sürenin bitiminden ödeme gününe kadar, Avrupa Merkez Bankası'nın uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle oluşacak faiz oranına göre yukarıda belirtilen miktarlarda ödenecek basit faizi ödemekle yükümlü olduğuna karar vermiş,
4. Başvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmını reddetmiştir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış olup 10 Ocak 2006 tarihinde, İçtüzüğün 77. Maddesi'nin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.(¤¤)
Michael O'BOYLE Nicolas BRATZA
Sekreter Başkan
Full & Egal Universal Law Academy