(AİHS. m. 3, 8, 41)
Başvuru No: 27473/02
KARAR (Özet Çeviri)
Strazburg
06.03.2007
Yağız/Türkiye Davasında, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Erdoğan Yağız'ın (başvurucu), 22.06.2002 tarihinde İnsan Haklarını ve Temel Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme'nin (sözleşme) 25. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine, Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna, sözleşmenin 3 ve 8. maddelerinin ihlal edildiği iddiasıyla yaptığı başvurudur.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi;
Başkan
Sn. F. Tulkans (Belçika) Yargıçlar,
Sn. A. Baka / (Macaristan)
Sn. İ. Cabral Barreto (Portekiz)
Sn. R. Türmen (Türkiye)
Sn. M.Ugrekhelidze (Gürcistan)
Sn. A. Mularoni (San Marino)
Sn. D. Jociere (Litvanya)
ve Bölüm Sekreteri Sally Dolle'nin katılımıyla 06.03.2007 tarihinde aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1954 doğumlu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Erdoğan Yağız, İstanbul'da yaşamaktadır. Başvurucu dava konusu olaylar anında İstanbul Emniyet Teşkilatı'nda 15 yıldır hekim olarak çalışmaktaydı.
1999 yılının Kasım ayında, bir kadın, emniyet örgütünü temsil eden Erdoğan Yağız tarafından korunduğunu, desteklendiğini iddia ettiği iki kişinin kendisini tehdit ettiğinden bahisle bir şikayette bulunmuştur.
05.02.2000 tarihinde saat 17:00 civarı, başvurucu, Emniyet Teşkilatı'nın otoparkında 3 polis memuru tarafından tutuklanmış ve kendisine kelepçe takılmıştır. Başvurucu; kendisinin Emniyet Teşkilatı için çalışan bir cerrah olduğu ve ortada bir yanlış anlaşılmanın söz konusu olabileceğini polislere söylemiş ve yüzlerce kişi önünde kendisine kelepçe takılmamasını polislerden rica etmiştir. Fakat başvurucu kelepçeli olarak aynı gün araştırma ve teşhis amaçlı evine işyerine götürülmüş daha sonra da Organize Suçların Silah Kaçakçılığı şubesinde gözaltına alınmıştır.
08.02.2000 tarihinde başvurucu serbest bırakılmıştır. Ertesi gün bir psikiyatrist, başvurucunun psikiyatrik şok geçirmiş olduğu tanısıyla başvurucuya 20 günlük iş göremezlik raporu vermiştir.
16.02.2000 tarihinde şantaj, yağma, organize çete elamanı olarak yolsuz hapsetme suçlarından mahkum olmuş kişilerle olan ilişkileri nedeniyle başvurucu hakkında başlatılmış olan ceza soruşturması sonuçlanıncaya kadar başvurucunun görevden uzaklaştırıldığı bildirilmiştir. Başvurucunun özel bir sözleşmeyle doktor olarak çalıştığı bir fabrika da üç gün sonra kendisinin işine gerekli özeni göstermediği ve psikiyatrik tedavi altında olduğu gerekçeleriyle işine son vermiştir.
09.03.2000 tarihinde kovuşturma makamları başvurucu hakkındaki davayı sona erdirdi. Başvurucu 2000 yılının Temmuz ayında Emniyet Örgütündeki eski görevine geri çağırılmıştır. Ancak ağır psikomatik semptomlara bağlı olarak ağır depresyon altında persekusyontip halüsinasyon teşhisinden dolayı, başvuran erken emekliye ayrılmış ve bir çok kez Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde nöropsikiyatri bölümünde tedavi görmüştür.
Başvurucu, 2001 yılının Ocak ayında kendisini kelepçeleyen beş polis memurunu kendisini ailesinin ve polis personellerinin önünde küçük düşürdükleri nedeniyle şikayet etmiştir. Bununla ilgili yasal prosedür aynı senenin Aralık ayında sona ermiş, bunun üzerine başvurucu 22.06.2002 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuştur.
ŞİKAYET
Başvurucu, kamu önünde kendisine kelepçe takılmış olması ve kelepçeli olarak evine ve işyerine götürülmüş olmasından dolayı şikayetçi olmuştur. Başvurucunun iddiasına göre kendisi maruz kaldığı bu insanlık dışı muameleden o kadar mağdur olmuştur ki psikolojik olarak başa çıkma kabiliyetini yitirmiş, işini kaybetmiş ve psikolojik tedavi görmeye başlamıştır. Başvurucu bu nedenlerle sözleşmenim 3 ve 8. maddelerine dayanarak şikayetçi olmuştur.
Madde 3
İşkence yasağı
Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.
Madde 8
Özel hayatın ve aile hayatının korunması
1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda, zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabilir.
KARAR
Mahkeme, yasal bir yakalamada veya gözaltında kelepçe takılmasının, her zaman kişiye sözleşmenin 3.maddesine dayanma hakkı tanımayacağını ve davanın şartları çerçevesinde ölçülü olarak uygulandığı takdirde aşın bir güç kullanımı veya kamuya teşhir sayılmayacağını daha önceki kararlarında olduğu gibi tekrarlar.
Ancak mahkeme, kamunun önünde kelepçe takılmasının kişinin itibarını zedeleyebileceğini ve kişiye psikolojik zarar verebileceğini de kabul etmektedir. Dava konusu olayda, tıbbi ve psikiyatrik raporlar göstermektedir ki Sn. Yağız verilen tedaviden zihinsel olarak etkilenmiştir. İşyerinde ve evinde kelepçeli olarak bulunmak, kendisinde şiddetli derecede küçük düşürülme ve utanç hislerine sebep olmuştur. Başvurucunun zihinsel durumu geri dönülmeyecek derecede bu olaya takılmıştır ve yaşadığı bu zorlu durumla başa çıkabilecek durumda değildir. Ayrıca, şu açık ki başvurucunun bu olayı kamunun önünde yaşaması küçük düşmüş olma hissinin artmasına sebep olmuştur.
Mahkeme, Türk Hükümetinin bu noktada hiçbir yorum yapmamış olmasının da göz önüne alarak, kelepçenin başvurucunun olaydaki tavırlarına karşı alınması gereken bir tedbir olarak görülmemesi gerektiğini düşünmektedir. Olayda başvurucuya kelepçe takılarak başvurucunun korkması, ızdırap çekmesi, aşağılanmış ve küçümsenmiş gibi hissetmesi ve itibarının zedelenerek muhtemelen ahlaki direncinin kırılması amaçlanmıştır.
Açıklanan bu nedenlerle mahkeme, başvurucuya olayda kelepçe takılmasını onur kırıcı bulmuş ve sözleşmenin 3.maddesinin ihlal edilmiş olduğu kararına varmıştır.
Mahkeme şikayeti sadece 3.madde kapsamında incelemeye değer görmüş, ayrıca 8.madde kapsamında incelenmemesi gerektiğine karar vermiştir.
Mahkeme, sözleşmenin 41. maddesi gereğince, başvurucuya maddi ve manevi zararı için 2,000avro, dava harcama ve giderleri için 1,000 avro ödenmesine hükmetmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy