(AİHS m. 6, 10, 41, 44) (3713 S. K. m. 5, 8) (765 S. K. m. 36, 169) (5680 S. K. m. 16, Ek m. 2) (GÖÇ - TÜRKİYE DAVASI) (ABDULLAH AYDIN - TÜRKİYE DAVASI (NO 2)) (ZEYNEP TOSUN - TÜRKİYE DAVASI) (BARAN - TÜRKİYE DAVASI) (HALİS DOĞAN - TÜRKİYE DAVASI) (YALÇIN KÜÇÜK - TÜRKİYE DAVASI) (ZANA - TÜRKİYE DAVASI) (SUNDAY TIMES - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (SÜREK - TÜRKİYE DAVASI (4)) (LİNGENS - AVUSTURYA DAVASI) (MÜSLÜM GÜNDÜZ - TÜRKİYE DAVASI) (SÜREK - TÜRKİYE DAVASI) (SÜREK - TÜRKİYE DAVASI (3))
(Başvuru no: 4119/02)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
10 EKİM 2006
İşbu karar Sözleşmenin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 4119/02 başvuru nolu davanın nedeni, Türk vatandaşı Halis Doğanın (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) 23 Şubat 2001 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran, adli yardımdan faydalanarak, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından İ. Bilmez tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
1944 doğumlu başvuran İstanbulda ikamet etmektedir.
Başvuran, sahibi olduğu Özgür Bakış gazetesini 18 Nisan 1999- 23 Nisan 2000 tarihleri arasında yayınlamıştır.
Cumhuriyet Başsavcısı, 3713 sayılı Kanunun 5 ve 8§1 ve 2 ve Türk Ceza Kanununun 36 ve 169. maddeleri uyarınca 16 Ağustos 1999 tarihinde sunduğu iddianameyle, 8 Temmuz 1999 tarihli 82 sayılı derginin 2 ve 3. sayfalarındaki Analiz başlıklı sütundaki Komplonun yeni aşaması ve Doğum başlıklı iki makalenin yayınlanmasından dolayı mahkum edilmesini isteyerek, basın yoluyla ayrımcı propaganda yaptığı gerekçesiyle başvuran aleyhinde ceza davası başlatmıştır.
Başvuran, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinde yaptığı savunmasında konuya ilişkin AİHM içtihadına atıfta bulunarak, kendisine atılı suçun oluşmadığını ve sadece ifade özgürlüğünü kullandığını savunmaktadır. Başvuran kendisine atılı olayların ifade özgürlüğü ışığında incelenmesinin gerektiğini belirtmiştir.
DGM, 17 Şubat 2000 tarihli kararla, 5680 sayılı Basın Kanununun 16 ve 3713 sayılı Kanunun 8§2 maddeleri uyarınca, gazetenin sahibi olarak ve suç unsuru teşkil eden makaleleri yayınlaması nedeniyle, başvuranı 1.971.270.000 Türk Lirası (TL) para cezasına çarptırmıştır. DGM, 5680 sayılı Kanunun ek 2. maddesi uyarınca, gazetenin altı gün süreyle yayınlanmasının yasaklanmasına karar vermiştir.
Başvuran 18 Şubat 2000 tarihinde temyiz başvurusunda bulunmuştur.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tebliğnamesi başvurana tebliğ edilmemiştir.
Yargıtay, 6 Temmuz 2000 tarihli kararla temyize gidilen kararı onamıştır. Başvuran bu karardan 29 Ağustos 2000 tarihinde haberdar olmuştur.
I. AİHSNİN 6§1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tebliğnamesinin tebliğ edilmemesinden şikayetçi olmaktadır. Başvuran AİHSnin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
AİHM, başvuranın sunduğu şikayete benzer bir şikayeti incelediğini ve Cumhuriyet Başsavcısı görüşlerinin niteliğini ve yargılanan bir kimsenin bu görüşlere yazılı olarak cevap verme olasılığının bulunmamasını gözönüne alarak, tebliğnamenin tebliğ edilmemesinden dolayı AİHSnin 6§1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. Göç-Türkiye, no: 36590/97, Abdullah Aydın-Türkiye (no: 2), no: 63739/00 ve Tosun-Türkiye, no: 4124/02).
AİHM, işbu davayı incelemiş ve Hükümetin bu durumda farklı bir sonuca ulaşılmasını sağlayacak ne bir olay ne de argüman sunduğuna kanaat getirmektedir.
Dolayısıyla bu davada AİHSnin 6§1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, cezaya mahkum edildiğinden dolayı, düşünce ve ifade özgürlüğü haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedir.
Hükümet, PKK liderinin yakalanmasına ve olaydan sonra Türkiyede süregelen hoşgörü havasına atıfta bulunarak, içerikleri bakımından dava konusu iki makalenin açık bir şekilde terör örgütü faaliyetlerini savunduğunu ve Kürt halkını ayrımcı eylemlerine devam etmeye çağırdığını savunmaktadır. Yayınlanan sözler AİHM içtihadının getirdiği sınırların ötesine geçmektedir.
Ulusal hakim, AİHSnin 10§2 maddesinin öngördüğü sınırlandırmalar uyarınca ifade özgürlüğünün kullanılmasına yapılan müdahalenin gerekliliğini incelerken en geniş takdir payından faydalanmaktadır. Bu bağlamda bu makalelerin terör örgütü PKKnın propagandasını yaptığına kanaat getirmiştir. Kanun tarafından öngörülen bu müdahale, ulusal güvenliği, toprak bütünlüğünü ve kamu güvenliğini korumak amacıyla demokratik toplumda gerekli olan bir tedbirdir.
Hükümet, bu makalelerin yayınlandığı zamanki koşulları gözönünde bulundurmak gerektiğini savunmaktadır. Geneli itibariyle bu makaleler, PKKnın terör eylemlerini Kürtlerin ulusal bağımsızlığı için bir mücadele olarak tanıtma amacını gütmektedirler. Sözkonusu makalelerin içeriklerinde, binlerce vatandaşın ölümüne sebep olan terör faaliyetlerinin Kürtlerin bağımsızlığını kazanmaları için haklı gösterildiği mesajı verilmektedir. Hükümet, AİHM içtihadına atıfta bulunarak ve makamların şiddeti arttırabilecek eylemlere karşı göstermeleri gereken dikkat ve güvenlik alanlarında Türkiyenin Güneydoğusunda hüküm süren durumun hassasiyetini dikkate alarak, dava konusu müdahalenin ifade özgürlüğünü ihlal etmediğini savunmaktadır.
Bu açıklamalar ışığında ve bu dönemde Türkiyenin bulunduğu özel koşulları dikkate alarak ulusal makamlar, liderlerinin mahkum edilip cezaevine konulduğu terör örgütünü öven benzeri yayınların, Türk toplumunda tansiyonu yükseltebileceğine kanaat getirmişlerdir. Başvuranın para cezasına çarptırılması kamu düzenini koruma amacı ile orantılıdır.
Başvuran bu argümanlara itiraz etmektedir. Sahibi olduğu gazetenin, halkı, kamuoyunu ve Devleti bilgilendirme amacı vardı. Para cezasına çarptırılması ve gazetenin yayınlanmasının yasaklanması izlenen amaçla orantısızdır.
AİHM, başvuranın cezaya mahkum edilmesinin AİHSnin 10§1 maddesinin koruduğu ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluşturduğuna tarafların itiraz etmediğini not etmektedir. Ayrıca müdahalenin, kanun -3713 sayılı Kanunun 8§2 ve 5680 sayılı Kanunun 16. maddeleri- tarafından öngörüldüğüne ve 10§2 maddesi uyarınca ulusal güvenliğin sağlanması ve toprak bütünlüğünün korunmasının yanısıra, düzenin korunması ve suçun önlenmesi gibi birçok amaçlar güttüğüne de itiraz edilmemektedir (Bkz. Baran-Türkiye, no: 48988/99). AİHM, bu değerlendirmeyi benimsemiştir.
Buna karşın taraflar arasındaki uyuşmazlık, müdahalenin demokratik toplumda gerekli olup olmadığı hususuna dayanmaktadır. AİHM, özellikle Halis Doğan-Türkiye (no: 75946/01), Yalçın Küçük-Türkiye (no: 28493/95), Zana-Türkiye (25 Kasım 1997) ve Sundey Times-Birleşik Krallık (no:1) (26 Nisan 1979) kararlarında belirttiği gibi, 10. maddeye ilişkin içtihadından çıkan temel ilkeleri hatırlatmaktadır.
AİHM, Özgür Bakış gazetesinin sahibi olarak, lideri Abdullah Öcalanın yakalanmasından sonra PKKnın mücadele yürütmesi gerektiği hakkındaki Komplonun yeni aşaması ve Doğum başlıklı makalelerin yayınlanması nedeniyle, basın yoluyla bölücü propaganda yaptığı gerekçesiyle başvuranın mahkum edildiği sonucuna varmıştır. AİHM, sözkonusu müdahalenin, bu durumda gazete gibi demokratik toplumda güncel konulara ilişkin basında yer alan yayınlar temel rolü gözönünde bulundurularak incelenmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında, Yalçın Küçük, § 38, Okçuoğlu-Türkiye, no 24246/94, 8 Temmuz 1999, Sürek-Türkiye (no 4), no 24762/94, 8 Temmuz 1999, Lingens-Avusturya, 8 Temmuz 1986 tarihli karar ve Fressoz ve Roire-Fransa, no 29183/95). Devletin terör tehdidine karşı milli güvenlik ya da ülke bütünlüğü gibi yaşamsal çıkarlarının korunması veya düzenin korunması ya da suçun önlenmesi amacıyla belirlenen sınırları aşmaması gerekse de, kamuoyunu bölen sorunlar da dahil olmak üzere siyasi sorunlar hakkında bilgi ve görüş bildirme görevi basının üzerine düşmektedir. Basının bilgi yayma görevine, halkın haber alma hakkı eklenmektedir. Bilgi alma özgürlüğü, halka, kendisini yönetenlerin fikir ve tutumlarını tanımak ve değerlendirmek için en iyi yollardan birini sunmaktadır (Bkz, mutatis mutandis, Lingens, s. 46,).
Bu davada AİHM, makalelerde kullanılan terimlere ve yayınlandıkları bağlama önem vermiştir. Bu bağlamda, göreceği davanın bulunduğu koşulları ve özellikle terörle mücadeleye bağlı zorlukları gözönünde bulundurmaktadır (Bkz. İbrahim Aksoy-Türkiye, nos 28635/95, 30171/96 et 34535/97 ve Incal-Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar).
Sözkonusu iki makale yoluyla gazete, yasadışı silahlı örgüt PKKnın yürüttüğü yeni mücadele hakkında görüş bildirmektedir. Makalelerde kullanılan bazı sözler, ne Kürt probleminin barış yoluyla çözümüne çağrı konuşması, ne sosyal, kültürel ve tarihi olaylar hakkındaki saptamalar olarak görülebilir. AİHM, aksine (şimdi) ulusal seferberlik zamanıdır. Eğer bütün güçler, yetenekler ve olanaklar faaliyete geçmezse, ne zaman faaliyete geçecekler? Kürtlerin hatıralarında ve kültürlerinde onur günü kavramı vardır. İşte bugün onur gününden daha farklı bir gün sözkonusudur. Ve hatta durum böyle iken, bizim tek garantimiz, tam bir özgürlük kazanmak için her türlü fedakarlığı yapmaya ve 21. yüzyılın esaret zincirlerini kırmaya hazır olan halkımızın isteğidir. Bu bizim özgürlük mücadelemizi parlayan bir aşamaya taşıyacak öncü politikamızdır. Gerçek fedakarlığı gösteren şahinlerimiz. Makalelerin genel içeriği, şiddete, silahlı mücadeleye ya da ayaklanmaya teşvik edici olarak değerlendirilebilir. Bu da AİHMnin gözünde bulundurması gereken önemli bir unsurdur (Bkz. mutatis mutandis, Müslüm Gündüz-Türkiye (karar), no 59745/01, 13 Kasım 2003 ve Zana, § 60). Bu sözler Abdullah Öcalanın yakalanmasından sonra bir gazetede yayınlanan iki makaleden alınmıştır ve içerik olarak, Kürtlerin davasını savunanları şiddete teşvik etmektedir. Böyle bir bağlamda, makalelerin Güneydoğu Anadolu bölgesinde şiddeti arttırıcı nitelikte olduğunu tespit etmek yanlış olmaz. Bu bakımdan AİHM, başvuranın mahkum edilme gerekçelerinin, başvuranın ifade özgürlüğüne müdahaleyi haklı göstermek için yeterli ve yerinde olduğuna hükmetmektedir. AİHM sadece bilgi ya da fikirlerin çatışmasının, şaşırtmasının ya da endişeye yol açmasının, benzeri bir müdahaleyi haklı göstermeye yetmeyeceğini hatırlatmaktadır. Ancak bu durumda şiddet yanlısı bir kışkırtma sözkonusudur.
AİHM için, sözkonusu makalelerin şiddeti övücü ve savaşa ya da en azından silahlı eylemlerin yeniden başlatılmasına çağrı yapar nitelikte olduklarının düşünülebileceği açıkça ortadadır. Makaleler, PKKnın fikirleriyle bağdaşmakta ve Türk Devletine karşı silahlı gücün kullanılmasına çağrı yapmaktadır. Kullanılan ifadeler, içgüdüleri uyandırıcıdır ve şiddet yoluyla ifade edilen daha önce zihinlere yerleşmiş önyargıları güçlendirmektedir. Oysa AİHM, makamların 1985 yılından bu yana, güvenlik güçleri ile PKK üyeleri arasında, kasıp kavuran, birçok insanın ölümüne ve dolayısıyla bölgenin büyük bir kısmında olağanüstü hal ilan edilmesine neden olan ciddi çatışmaların yaşandığı Güneydoğu bölgesinde güvenlik konusunda hüküm süren durumu tırmandıracak nitelikte eylem ya da sözler konusundaki endişelerinin farkındadır (Zana). Bu bağlamda, okuyucu şiddete başvurmanın saldırgana karşı gerekli olan ve haklı gösterilen, kendini savunma yolu olduğu fikrine kapılmaktadır (Bkz. Sürek-Türkiye (no 1), no 26682/95 ve Sürek-Türkiye (no 3), no 24735/94).
Başvuran makalelerde ifade edilen görüşleriyle bağdaştırılmasa da, kendisinin yazarlara şiddeti ve kini körüklemeye yönelik destek sağlamadığı söylenemez. Başvuran gazetenin sahibi olarak, çatışma ve tansiyonun bulunduğu durumlarda artan bir öneme sahip olan bilgi toplanması ve halka bilgi verilmesi görevi sırasında gazeteci ve yazı işleri müdürlerinin aldıkları görev ve sorumluluklarını paylaşmaktadır (Sürek (no 1), Betty Purcell ve diğerleri-İrlanda, no 15404/89).
Bu bağlamda AİHM, başvurana gazetenin sahibi olarak verilen para cezasının zorunlu bir sosyal ihtiyaca cevap vermiş olduğunun makul olarak düşünülebileceği ve başvuranın mahkumiyetini açıklamak için makamların ileri sürdükleri gerekçelerin uygun ve yeterli olduğu sonucuna varmaktadır.
Böyle bir durumda ulusal makamların faydalandıkları takdir marjı gözönüne alındığında, sözkonusu müdahale, AİHSnin 10§2 maddesi uyarınca güdülen meşru amaçlarla orantılıdır.
Dolayısıyla AİHSnin 10. maddesi ihlal edilmemiştir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Başvuran, kendisine gönderilen 10 Mart 2006 tarihli mektupta, AİHSnin 41. maddesi uyarınca her türlü adil tazmin talebinin esasa dair yazılı görüşlerde dile getirilmesi gerektiği hükmünü düzenleyen İçtüzüğün 60. maddesine dikkat çekilse de, kabuledilebilirlik kararından sonra hiçbir adil tazmin talebinde bulunmamıştır. Ayrıca başvuran, masraf ve harcama adı altında hiçbir talepte bulunmazken, AİHM, adli yardım adı altında kendisine ödenen miktarın masraf ve harcamalarını yeteri kadar karşıladığına kanaat getirmektedir. Dolayısıyla AİHM, başvurana adil tazmin ödenmesinin gerekli olmadığına kanaat getirmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. AİHSnin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;
2. AİHSnin 10. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve 10 Ekim 2006 tarihinde, İçtüzüğün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy