(AİHS. m. 44, 34, 41, 6)
(Başvuru no: 41665/02)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
23 Ocak 2006
İşbu karar AIHS 'nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (41665/02) başvuru no'lu davanın nedeni, bu ülke vatandaşı Mehmet Emin Rodoplu'nun (başvuran) 12 Ekim 2002 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (Mahkeme) yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, Bursa Barosu avukatlarından L. Ezberci tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVA KOŞULLARI
1933 doğumlu olan başvuran Bursa'da ikamet etmektedir.
Başvuran, 24 ve 28 Nisan 1994 tarihlerinde Uludağ Üniversitesi Hastanesi'nde iki göz ameliyatı geçirmiştir. Bu ameliyatlar sonucunda, başvuranın sağ gözü işlevini yitirmiştir.
Ameliyatları gerçekleştiren doktorlar 9 Haziran 1994 tarihinde başvurana ortaya çıkan lezyonlar nedeniyle sağ gözünün bir daha eski haline dönemeyeceğini bildirmişlerdir.
Başvuran, Bursa Cumhuriyet Savcılığı'na, dikkatsizlik ve görevi ihmal iddiasıyla 22 Haziran 1994 tarihinde sözkonusu cerrahi müdahaleleri gerçekleştiren doktorlar hakkında şikayette bulunmuştur.
Sözkonusu şikayetin yetki sınırlarını aştığını kanaatine varan Savcılık olayı Uludağ Üniversitesi Rektörlüğü Hukuk ve İdare Komisyonu'na aktarmıştır.
Adıgeçen komisyon 10 Ocak 1995 tarihinde, tartışmalı cerrahi müdahalelerden sorumlu doktorların mesleki sorumlulukları itibariyle herhangi bir kusur işlemedikleri ve sözkonusu olaylar sebebiyle soruşturma açılmasına gerek bulunmadığı kanaatine varmıştır.
Başvuran 10 Eylül 1995 tarihinde Uludağ Üniversitesi'ne uğradığı zararın tazmini talebiyle müracaatta bulunmuştur.
Rektörlük 18 Eylül 1995 tarihinde bu talebi reddetmiştir. Rektörlük, konuyla ilgili tazminat ödenmesini emreden adli bir karar olmaması nedeniyle tazminat ihtimali hususunda görüş belirtmeye yetkili olmadığını dile getirmiştir.
Başvuran 13 Ekim 1995 tarihinde Bursa İdare Mahkemesi'nde adıgeçen Üniversite aleyhinde tazminat davası açmıştır.
Mahkeme idari yargılama usulüne ilişkin 2577 sayılı kanunun 13. maddesine dayanarak başvuranın talebinin 26 Şubat 1997 tarihi itibariyle zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle kabuledilemez olduğu hükmüne varmıştır. Mahkeme kararında, başvuranın görme kaybının kalıcı nitelikte olduğunun kendisine bildirildiği tarih olan 9 Haziran 1994 tarihinden itibaren bir yıl içinde başvuruda bulunmuş olması gerektiğini belirtmiştir.
Danıştay 7 Aralık 2000 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
Başvuran tarafından yapılan karar düzeltme talebi 17 Haziran 2002 tarihinde reddedilmiştir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS'NİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran yargılama süresinin «makul süre» ilkesine aykırı olduğunu iddia etmektedir. Ayrıca başvuran tazminat talebinin idari mahkemelerce reddedilmesinden şikayetçi olmaktadır. Bu noktada başvuran AİHS'nin 6 § 1. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet bu sava karşı çıkmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe dair
Hükümet içhukuk yollarının tüketilmediğini savunmaktadır. Bu cihetle Hükümet, idari yargılama usulüne ilişkin kanunun 13. maddesi uyarınca başvuranın, itiraz edilen işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde idare mahkemelerine başvurması gerektiği hususunun altını çizmektedir. Başvuran bu hususu ihmal etmiştir.
Hükümet ayrıca sözkonusu ihtilafın medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin olmaması sebebiyle AİHS'nin 6. maddesinin mevcut davada uygulanamaz olduğunu savunmaktadır.
Başvuran Hükümet'in argümanlarına karşı çıkmaktadır.
AİHS'nin 6 § 1. maddesinin uygulanabilirliğine ilişkin olarak AHHVI, dava konusu «mülkiyete» ilişkin ve mülkiyet haklarının ihlali iddiası üzerine kurulmuşsa uyuşmazlığın kaynağı ve idare mahkemelerinin yetkisi ne olursa olsun burada medeni bir hak sözkonusudur (Procola - Luxembourg, 28 Eylül 1995 tarihli karar, § 38). Mevcut durumda başvuran idare mahkemelerine, hastanenin sorumluluğunu kabul ederek bir tazminat ödemesi için başvurmuştu. Dolayısıyla bu davanın konusu bir mülkiyete ilişkin olup mülkiyet hakkıyla ilgili bir ihlal iddiasına dayanmaktaydı.
Bu nedenle AİHS'nin 6 § 1. maddesi mevcut davada uygulanabilirdir.
İdare mahkemelerinin başvuranın tazminat talebini reddetmesine ilişkin olarak ise AIHM bu talebin davanın esasına bakılmaksızın sükut-u hak gerekçesiyle reddedildiğini tespit etmektedir. Bu bakımdan AIHM, ulusal mevzuatı yorumlama görevinin ilk elde ulusal makamlara; bilhassa da mahkeme ve yüksek mahkemelere düştüğünü, kendi rolünün ise bu yorumların etkilerinin AİHS'ye uygun olup olmadığını tespit etmekten ibaret olduğunu hatırlatmaktadır. Bu durum özellikle, belge sunarken ve başvuruda bulunurken riayet edilmesi gereken süreleri belirleyen yargılama usullerinin mahkemeler tarafından yorumlanması sözkonusu olduğunda geçerlidir (Tejedor Garcia - İspanya, 16 Aralık 1997, § 31). AİHM bir başvuruda bulunmak için yerine getirilmesi gereken formaliteler ve riayet edilmesi gereken sürelerle ilgili düzenlemeyle adaletin iyi idaresinin ve bilhassa hukuki güvenliğe saygının temin edilmesinin amaçlandığını gözlemlemektedir. Buna karşın, sözkonusu düzenlemenin yahut bu düzenlemeye dayanılarak yapılan uygulamanın, yargılanabilirin müsait bir başvuru imkanından faydalanmasına mani olmaması gerekmektedir (Aepi S.A. - Yunanistan, no: 48679/99, § 23, 11 Nisan 2002). Son olarak AİHM «mahkeme hakkının» mutlak bir hak olmadığını ve mahkemeye başvurma hakkının bu hakkın bir parçasını teşkil ettiğini ve bu durumun zımnen özellikle de bir başvurunun kabuledilebilirlik koşullarını ilgilendiren sınırlandırmalara imkan tanıdığını hatırlatmaktadır. Zira, bu hak doğası gereği, belli bir takdir payına sahip olan Devlet tarafından düzenlenmelidir (Garda Manibardo - İspanya, no: 38695/97, § 36).
Mevcut davada AİHM, başvuranın içhukuk usulü kurallarına uygun hareket etmesine mani olacak herhangi bir durum tespit edememektedir. Her hal ü karda başvuran belirtilen kanuni süreler içerisinde başvuruda bulunabilme imkanına sahipti. Bu nedenle AİHM ulusal mahkemelerce verilen kabuledilemezlik kararının başvuranın mahkemeye başvurma hakkını ihlal etmediğini takdir etmektedir. Bu itibarla AİHM başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması sebebiyle AİHS'nin 35 §§ 3 ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerektiğini değerlendirmektedir.
AİHM başvurunun geriye kalan kısmının AİHS'nin 35 § 3. maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun ilan edilemeyeceğini tespit etmektedir. Ayrıca AİHM başvurunun hiçbir kabuledilemezlik gerekçesiyle karşılaşmamaktadır. Sonuç olarak AİHM yargılama süresi yönünden yapılan şikayetin kabuledilebilir olduğunu ilan etmektedir.
B. Esasa dair
AİHM Bursa İdare Mahkemesi'ne başvurunun 13 Ekim 1995 tarihinde yapıldığı hususunda tarafların hemfikir olduğunu gözlemlemektedir. Aynı şekilde yargılamanın Danıştay'ın başvuran tarafından yapılan karar düzeltme talebini reddettiği tarih olan 17 Haziran 2002 tarihinde sona erdiği hususunda herhangi bir ihtilaf olmadığını tespit etmektedir.
Bu bakımdan AİHM maddi hata düzeltme yargılamasının medeni bir hakka ilişkin olarak yapılmış bir itiraza cevap vermek veya ceza alanına giren bir suçlamanın hukuka uygunluğu hakkında hüküm vermek sözkonusu olduğunda AİHS'nin 6. maddesinin uygulama alanına girmeyeceği yönündeki içtihadını anımsatmaktadır (Wiot - Fransa, no: 43722/98, § 22, 7 Ocak 2003 ve Mehmet Özel ve diğerleri - Türkiye, no: 50913/99, § 34, 26 Nisan 2005). Ancak AİHM mevcut davada, başvuran tarafından yapılan karar düzeltme başvurusuyla maddi bir hatanın düzeltilmesi değil sükut-u hak kurallarının yorumundan kaynaklanan bir hukuk hatasının tespit edilmesine matuf olduğunu kaydetmektedir. Sonuç olarak AIHM, karar düzeltme safahatının dikkate alınmasının yerinde olacağını değerlendirmektedir.
Yargılamanın 13 Ekim 1995 tarihinde başlayarak 17 Haziran 2002 tarihinde bittiği hususunda taraflarla hemfikir olan AİHM böylelikle yargılamanın üç aşama için yaklaşık altı yıl sekiz ay sürdüğünü gözlemlemektedir.
Bu itibarla AİHM, bir davanın süresinin makul olup olmadığı konusunda değerlendirme yapılırken, dava koşullarına, AIHM' nin daha önceki içtihatlarında uyguladığı kriterlere ve özellikle de davanın karmaşıklığına, başvuranın ve yetkili mercilerin tutumlarına bakılması gerektiğini hatırlatmaktadır (bkz.diğerleri arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa no:25444/94).
AİHM, mevcut davada olduğu gibi geçmişte de buna benzer sorunları incelemiş ve AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bkz., diğerleri arasında, Frydlender -Fransa, no:30979/96, §§ 43-46)
Mevcut davada AİHM, Danıştay'ın temyiz incelemesinde gösterdiği aşırı yavaşlığı kaydetmektedir. Adıgeçen mahkemenin sükut-u hak kararı alması için yaklaşık üç yıl geçmesi gerekmiştir. AİHM'nin başvuranın davasının makul bir süre içerisinde görülmediği sonucuna varması için bu unsurlar kâfidir.
Bu nedenle AİHS'nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran maddi tazminat olarak 50.000.000.000 Türk Lirası (TL) (yaklaşık 34.039 Euro), manevi tazminat içinse 300.000 Yeni Türk Lirası (YTL) (yaklaşık 204.234 Euro) talep etmektedir.
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.
AİHM tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı tespit edemediğinden bu talebi reddetmektedir. Buna karşın AIHM manevi tazminat olarak başvurana hakkaniyete uygun olarak 900 Euro ödenmesinin yerinde olacağını takdir etmektedir.
B. Masraf ve harcamalar
Başvuran ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 2.017 YTL (yaklaşık 1099 Euro) talep etmektedir. Yaptığı masraf ve harcamaları ayrıntılandıran başvuran, ulusal mahkemeler önünde yaptığı masrafları için 17.000.000 TL (yaklaşık 9 Euro), AİHM önünde yaptığı masrafları içinse 2.000 YTL (yaklaşık 1090 Euro) talep etmektedir.
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.
AİHM'nin yerleşik içtihadına göre, bir başvuran yaptığı masraf ve harcamaların iadesini ancak sözkonusu masraf ve harcamaların gerçekliğini, zorunluluğunu ve makul oranda olduğunu ispatladığı sürece elde edebilir. Mevcut davada AIHM, elinde bulunan unsurlar ve yukanda anılan kriterler ışığında, başvurana, AİHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için talep ettiği rakamın ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM, OYBİRLİĞİYLE
1. Yargılama süresi yönünden yapılan şikayetin kabuledilebilir, geriye kalanının ise kabuledilemez olduğuna;
2. AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHS'nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, döviz kuru üzerinden Y.T.L.'ye çevrilmek üzere ve miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi tazminat olarak 900 Euro (dokuz yüz), masraf ve harcamaları içinse 1.090 Euro (bin doksan) ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
6. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine; Karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddesine uygun olarak 23 Ocak 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy