(AİHS m. 3, 6, 10, 1 NOLU EK PROTOKOL m. 1) (765 S. K. m. 169) (YAŞAR KAPLAN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 10054/03)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
3 Mayıs 2007
İşbu karar AİHSnin 44§2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (10054/03) başvuru nolu davanın nedeni, bu ülke vatandaşı olan İlyas Emir'in (başvuran) 17 Şubat 2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (Mahkeme) yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından Ö. Kılıç tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVA KOŞULLARI
1946 doğumlu olan başvuran İstanbul'da ikamet etmektedir.
Başvuranın yazı işleri müdürü olduğu üç ayda bir çıkan Güney Kültür-Sanat-Edebiyat Dergisi Ocak-Şubat-Mart sayısında güvenlik güçlerinin Türk cezaevlerine yaptığı müdahale sonucunda birçok tutuklunun yaralandığı ve öldüğü 19 Aralık 2000 tarihli olaylara ilişkin bir dizi yazı yayınlamıştır.
Derginin 14, 15 ve 16. sayfalarında başvuran tarafından kaleme alınan 'Susma sustukça sıra sana gelecek' başlıklı bir yazı yayınlanmıştır.
Ayrıca derginin 15, 16 ve 17. sayfalarında güvenlik güçlerinin müdahalesiyle karşı karşıya kalan tutukluların beyanlarına yer verilen 'Bizi diri diri yaktılar' başlıklı bir yazı daha yayınlanmıştır.
Derginin 18, 19, 20 ve 21. sayfalarında açlık grevi yapan DHKP/C mensubu iki tutuklu tarafından 19 Aralık 2000 tarihinden önce yazılmış iki mektuba yer verilmiştir. 'Sessiz mi kalacaksınız' ve 'Mutlaka kazanacağız' başlığını taşıyan bu mektuplarda Türk cezaevlerindeki koşulları ve açlık grevi yapan tutukluların talepleri dile getirilmiştir.
Mürsel Kaya mektubunda yapılan sert müdahaleden ve tutukluların maruz kaldığını iddia ettiği kötü muamele ve işkence eylemlerinden şikayet edilmektedir.
23. sayfada bir grup aydın tarafından yayınlanan 'Bu nasıl pervasızlıktır ki, öldürdüğüne kurtardım der' başlıklı bildiriye yer verilmiştir.
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı DGM Hakiminden derginin bu sayısının toplatılması talebinde bulunmuştur.
Yine aynı tarihte DGM Hakimi Anayasa'nın 28., Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 86. ve 5680 sayılı Basın Kanunu'nun 2§1 ek maddesi uyarınca bu talebi yerinde görmüştür. DGM Hakimi, DHKP/C üyesi tarafından kaleme alınan bu yazıda adıgeçen örgütün propagandası yapılmak suretiyle övüldüğünü ve cezaevlerinde açlık grevi yapan yasadışı örgüt üyelerinin desteklendiğini tespit etmiştir.
Aynı gün saat 17:10 itibariyle düzenlenen tutanakta derginin sözkonusu sayısının 6.000 nüsha olarak basıldığı, ancak derginin diğer nüshalarının dağıtımının yapılmış olması sebebiyle dergiyi basan matbaanın elinde yalnızca 120 nüsha bulunduğu belirtilmiştir. Polis kalan nüshalara el koymuştur.
Cumhuriyet Savcısı 1 Şubat 2001 tarihinde başvuranla birlikte derginin sahibini yasadışı bir örgüte yardım ve yataklık etmekle itham etmiştir. Savcı Türk Ceza Kanunu'nun 31, 36 ve 169. maddeleri, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5. maddesi ve 5680 sayılı kanunun ek 2§1 maddesi yönünden mahkumiyetlerini talep etmiştir.
Üç sivil yargıçtan oluşan DGM, 7 Mayıs 2001 tarihli duruşmada başvuranın savunmasını almıştır. Başvuran hakkında tahkikat yapılan yazılardan yalnızca birini kendisinin yazdığını belirtmiştir. Kendisine gönderilen yazıları hiç okumadan yayınladığını, bu yazıların içeriğinin yazan kişileri bağladığını ve bu yazıların kendisiyle hiçbir ilgisinin bulunmadığını belirtmiştir. Masumiyet iddiasında bulunan başvuran beraatını talep etmiştir.
3 Haziran 2002 tarihinde yapılan duruşmada başvuranın avukatı, Savcının taleplerine cevaben tartışmalı yazıların basın özgürlüğü çerçevesinde bilgilendirme amaçlı olarak yayınlandığını savunmuştur. Bu duruşmanın sonunda mahkeme, TCK'nın 169. ve 3713 sayılı kanunun 5. maddesi uyarınca başvuranı üç yıl dokuz ay hapse mahkum etmiştir. Mahkeme ayrıca bu cezayı yirmi dört ay zarfında ödenmesi kaydıyla 6.477.634.800 TL para cezasına çarptırmıştır. Mahkeme ayrıca 5680 sayılı kanunun 2§1 maddesi uyarınca tartışmalı derginin bir hafta süreyle kapatılmasına ve TCK'nın 36. maddesi uyarınca, derginin el konulan 120 nüshasının müsadere edilmesine karar vermiştir.
Başvuran bu kararın bozulması için 21 Haziran 2002 tarihinde Yargıtay'a başvurmuştur. Başvuran temyiz talebinde bulunurken AİHS'nin 10. maddesine ve AİHM'nin ilgili içtihadına atıfta bulunmuştur.
Yargıtay, Başsavcının başvurana tebliğ edilmeyen mütalaasına istinaden ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
Cumhuriyet Savcısı 4963 sayılı kanunun 169. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle DGM'den yargılamanın yeniden başlatılmasını talep etmiştir.
DGM TCK'nın 169. maddesinde yapılan değişiklikle başvurana isnat edilen olayların suç olma niteliğini yitirdiklerini tespit ederek başvuranın mahkum edildiği ağır para cezasının kaldırılmasına karar vermiştir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS'NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, hakkında verilen ceza mahkumiyeti kararının ve derginin toplatılarak yedi gün süreyle kapatılmasının ifade özgürlüğü, haber verme ve görüşlerini açıklama haklarına yönelik bir ihlal teşkil ettiğini savunmaktadır.
Başvuran bu hususta AİHS'nin 10. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet bu sava karşı çıkmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe dair
Hükümet TCK'nın 169 maddesinin kaldırılmasıyla birlikte başvuran hakkında verilen cezanın ortadan kalkmış olması sebebiyle başvurunun dayanaktan yoksun olduğunu savunmaktadır.
Hükümet'in bu argümanına itiraz eden başvuran hakkında verilen cezanın kaldırılması ve ceza yasalarında değişiklik yapılmasının AİHS'nin 10. maddesi yönünden mağduru olduğu ihlali kısmen giderici nitelikte olduğunu ve ayrıca ulusal mahkemelerin adıgeçen derginin yedi gün süreyle kapatılmasına hükmettiğini anımsatmaktadır.
AİHM başvuran lehinde alınan herhangi bir karar ya da tedbirin, ulusal mahkemeler AİHS'nin ihlal edildiğini açıkça ya da özü itibariyle kabul ederek sözkonusu ihlali telafi yoluna gitmiş olsalar dahi, ilke olarak başvuranın 'mağdur' sıfatını yitirmesi için yeterli olmayacağını hatırlatmaktadır (Öztürk - Türkiye, no: 22479/93, § 73). AIHM mevcut davada başvuranın ağır para cezasına mahkum edilmesinin dışında, 5680 sayılı kanunun ek 2 § 1 maddesi uyarınca ulusal mahkemelerin derginin yedi gün süreyle kapatılmasına hükmettiklerini ve TCK'nın 36. maddesi gereğince derginin 120 nüshasına el konulduğunu gözlemlemektedir. Oysa AİHS'nin 10. maddesine göre yayın organlarının amaçlarından biri de kamuoyunu etkilemektir {Ekin Derneği - Fransa, no: 39822/98, 18 Ocak 2000). Bu tür durumlar basın özgürlüğünü kısmen engelleyici ve kamuya açık bir tartışmada yeri olan eleştiriyi caydırıcı nitelik taşımaktadır, (bkz. diğerleri arasında Sürek - Türkiye (no:2), no: 24122/94, § 41, 8 Temmuzl999; Erdoğdu - Türkiye, no: 25723/94, § 72, ve Yaşar Kaplan -Türkiye, no: 56566/00, § 32, 24 Ocak 2006).
Bu itibarla AİHM, TCK'nın 169. maddesinde değişiklik yapan 17 Ekim 2003 tarihli 4963 sayılı kanun hükümlerinin başvuranın şikayetçi olduğu durumu telafi edici nitelikte olmadığı kanaatindedir. Zira bu kanunla yapılan değişikliğin, başvuranın ifade özgürlüğünü kullanması noktasında gerçekleşen ihlal nedeniyle doğrudan maruz kaldığı sonuçlan telafi ettiği iddia edilemez.
AİHM bu şikayetin AİHS'nin 35 § 3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun olmadığı kanaatindedir. AİHM ayrıca bu şikayetin herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesiyle karşılaşmadığını tespit etmektedir. Bu itibarla sözkonusu şikayeti kabuledilebilir ilan etmek yerinde olacaktır.
B. Esasa dair
AİHM tartışmalı mahkumiyet kararının başvuranın AİHS'nin 10 § 1 maddesiyle korunan ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiği noktasında taraflar arasında bir ihtilaf bulunmadığını kaydetmektedir. Ayrıca sözkonusu müdahalenin AİHS'nin 10 § 2 maddesi anlamında yasayla öngörülmüş, ulusal güvenliğin ve kamu düzeninin korunması gibi meşru bir hedef gözettiği hususunda da bir ihtilaf mevcut değildir (bkz. Yağmurdereli -Türkiye, no: 29590/96, § 40). AIHM bu değerlendirmeye katılmaktadır. Mevcut anlaşmazlık, sözkonusu müdahalenin 'demokratik bir toplumda zorunlu' olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır.
Mevcut davadakine benzer sorunlan gündeme getiren başka davaları da incelemiş ola AIHM, bu davalarda AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiği tespitinde bulunmuştu, (bkz. özellikle, Kızılyaprak - Türkiye, no: 27528/95, § 43, 2 Ekim 2003, ve Ali Erol - Türkiye (no:2), no: 47796/99, § 36, 27 Ekim 2005).
Davayı kendi içtihatları ışığında inceleyen AİHM, mevcut davada Hükümet'in daha önceki davalarda vardığı sonuçlardan farklı bir sonuca varması için ikna edici ne bir olay ne de bir argüman sunduğunu değerlendirmektedir. AİHM adıgeçen yayın organında çıkan yazılara ve yayınlandıkları bağlama özel bir önem atfetmiştir. Bu hususta AİHM davayı çevreleyen koşulları ve bilhassa terörle mücadeleye bağlı güçlükleri hesaba katmıştır (bkz. İbrahim Aksoy, adıgeçen, § 60, ve lncal- Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar).
Sol görüşlü bir dergide yayınlanan tartışmalı metinler, güvenlik güçlerinin 19 Aralık 2000 tarihinde Türk cezaevlerine yaptıkları müdahaleye ilişkin bir yazı dizisinden ibarettir. Bu müdahaleler sonucunda tutuklulardan ölen ve yaralananlar olmuştur. Ayrıca güvenlik güçlerinden de yaralananlar olmuştur. Bu yazı dizisi bilhassa başvuran tarafından kaleme alınan bir yazıdan müteşekkildi. Bu yazıda güvenlik güçlerinin müdahalesi ile karşı karşıya kalan DHKP/C üyesi iki tutukludan gelen iki mektupta yazılanlar aktarılarak bir grup aydın tarafından yayınlanan bir bildiriye yer verilmiştir.
DGM tartışmalı metinlerin, içeriğinde yasadışı DHKP/C örgütünün propagandası niteliği taşıyan beyanatlar barındırmak suretiyle sözkonusu örgüte yardım ve yataklık ettiği ve güvenlik güçlerinin cezaevlerindeki müdahalesine yönelik bir eleştiri niteliği taşıdığı kanaatine varmıştır.
Ulusal mahkemelerin kararlarında yer verilen gerekçeleri inceleyen AİHM, sözkonusu gerekçelerin başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahaleyi haklı çıkarmak için yeterli olarak değerlendirilemeyeceği kanaatindedir (bkz, mutatis mutandis, Sürek - Türkiye (no:4), no: 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999). Bu hususta AİHM tartışmalı metinlerin ulusal makamları son derece olumsuz bir şekilde resmettiğini ve sözkonusu makamların cezaevlerindeki uygulamalarını son derece sert bir biçimde eleştirdiğini gözlemlemektedir. Ayrıca tutukluların bir ' katliam' yaşadıkları ve polis şiddetine maruz kaldıkları şeklindeki ifadelerinin yayınlanması ve taleplerinin yayımlanması güncel olayların 'nötr' bir şeklide tasviri olarak anlaşılamaz. Yasadışı örgüte mensubiyetleri bilinen tutukluların Türkiye'deki cezaevi koşullarını betimleyen mektupları yayınlanırken, bilgileri aktaran kaynakların adları açıkça belirtilmiş ve olayların daha iyi anlaşılması için bir sunum yazısıyla birlikte verilmiştir. AİHM, haberin bu tarzda ele alınarak sunulmasının olaylara daha bireysel görünüm verdiğini ve tanıklıkların daha kişisel bir bakış açısıyla aktarıldığını ve böylelikle ulusal makamlarca yürütülen operasyonun daha öznel bir biçimde takdim edildiğini kabul etmektedir. Bununla birlikte AİHM ne kendisinin ne de ulusal mahkemelerin, gazetecilerin haberleri sunarken nasıl bir teknik kullanacaklarını söyleme durumunda olmadığını hatırlatmaktadır. Sonuç olarak yalnızca ifade edilen fikir ve haberlerin özü değil ifade etme tarzı da AİHS'nin 10. maddesi tarafından korunmaktadır (Jersild - Danimarka, 23 Eylül 1994 tarihli karar, § 31)
Mevcut davada tartışmalı yazıların ulusal makamları, eylemleri ve eylemleri gerçekleştirirken kullandığı araçlar nedeniyle kınadığı hususunda kuşku yoktur. Bu yazılar ayrıca hem başlıkları hem de içeriğiyle kamuoyunu harekete geçirmek için okuyucuyu eleştirdiği olaylar karşısında 'sessiz kalmamaya' ve 'susmamaya' çağırmaktaydı. Bununla birlikte AİHM, Hükümet sözkonusu olduğunda kabuledilebilir eleştiri sınırlarının sıradan bir vatandaşınkinden ve bir siyasetçininkinden daha geniş olduğunu hatırlatmaktadır. Demokratik bir toplumda Hükümet'in eylem ve ihmalleri yalnızca yasama ve yargının dikkatli denetimi altında değil aynı zamanda kamuoyu denetimi altında da olmalıdır (Sürek - Türkiye (no:1), no: 26682/95, adıgeçen, § 62, ve Gerger - Türkiye, no: 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999). Ayrıca kullanılan üslubun sertliğine rağmen AİHM, tartışmalı yazıların şiddete, silahlı direnişe ya da isyana teşvik edici nitelikte olmayıp bir nefret söylemi de olmadığını gözlemlemektedir. AİHM nezdinde bu durum dikkate alınması gereken esas unsurdur (bkz., a contrario, Sürek- Türkiye (no:l), adıgeçen, § 62, ve Gerger - Türkiye, no: 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999).
AİHM müdahalenin orantılılığını ölçmek söz konusu olduğunda verilen cezaların cinsi ve ağırlığının da dikkate alınması gereken unsurlar olduğunu tespit etmektedir.
AİHM, mevcut davada başvuran hakkında hükmedilen ceza kararının kaldırılması yoluna gidildiğini tespit etmektedir. Bununla birlikte sözkonusu cezanın kaldırılmasından önce başvuran hakkında kesinleşmiş bulunan ceza bir yıl boyunca geçerliliğini devam ettirmiştir. Bu hususta AİHM, cezanın kaldırılması işleminin başvuranın durumunu telafi etmek amacıyla değil yalnızca TCK'nın 169. maddesinde değişiklik yapılması sonucu gerçekleştiğini hatırlatmaktadır. Oysa AİHM, yerleşik içtihadı uyarınca, ulusal makamlar AİHS'nin ihlal edildiğini açıkça ya da öz itibariyle kabul ederek bu ihlali telafi etmiş olsalar dahi lehinde alınan bir karar ya da tedbirin bir başvuranın 'mağdur' sıfatını yitirmesi için yeterli olmayacağını hatırlatmaktadır {Aslı Güneş - Türkiye, adıgeçen). Ayrıca AİHM, tartışmalı yazıların yayımlanmasının ardından ulusal makamların derginin toplatılması ve 120 nüshasının müsadere edilmesi yoluna giderek yedi gün süreyle kapatılmasına hükmettiklerini tespit etmektedir. AİHM'ye göre bu tür tedbirler izlenen hedeflerle orantılı olmayıp 'demokratik bir toplumda zorunlu' değillerdir.
Bu nedenle AİHS'nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS'NİN 6 §§ 1 VE 3 d) MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, Yargıtay Başsavcısının mütalaasının kendisine tebliğ edilmemesi nedeniyle ulusal mahkemeler önünde yapılan yargılamanın adil olmadığından şikayetçi olmaktadır.
Hükümet bu sava karşı çıkmaktadır.
AİHM, başvuran hakkında verilen cezanın kaldırılmasının ardından Başsavcının mütalaasının tebliğ edilmemesi yönünden yapılan şikayetle ilgili zarara yol açan sonuçların ortadan kalktığını gözlemlemektedir. Başvuran şikayetine konu olan tartışmalı mahkumiyet kararından hiçbir şekilde etkilenmemiş olması itibariyle AİHS'nin 34. maddesi anlamında başvurunun bu bölümünün incelenmesine devam edilmesinde bir yararı olduğunu iddia edemez {Aslı Güneş - Türkiye, adıgeçen).
III. 1 NO'LU EK PROTOKOL'ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran tartışmalı derginin toplatılmasından ve dergiyle ilgili olarak geçici kapatma tedbiri alınmasından yakınmaktadır. Başvuran bu hususta 1 Nolu Ek Protokol'ün 1. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
AİHM, bu şikayetin yukarıda AİHS'nin 10. maddesi bakımından incelenen şikayetle ilintili olduğunu ve bu nedenle aynı şekilde kabuledilebilir ilan edilmesi gerektiğini tespit etmektedir.
Bu hususta AİHM, başvuranın yakındığı tedbir kararlarının hakkında verilen ceza mahkumiyeti kararının ikinci dereceden etkisi mesabesinde olduğunu tespit etmektedir. Netice itibariyle bu şikayeti ayrıca incelemeye gerek yoktur (bkz. Öztürk - Türkiye, no: 22479/96, § 76).
IV. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran 2.000 Euro tutarında maddi zarara uğradığını iddia etmektedir. Başvuran ayrıca 3.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.
AİHM maddi tazminata ilişkin olarak sunulan delillerin, AİHS'nin 10. maddesinin ihlali sonucunda başvuran açısından meydana gelen zararı kesin olarak nicelendirilebilmesine imkan vermediğini değerlendirmektedir (bkz., aynı anlamda, Karakoç ve diğerleri - Türkiye, no: 27692/95, 28138/95 ve 28498/95, § 69, 15 Ekim 2002). Bu nedenle AİHM bu talebi reddeder. Manevi tazminat talebine ilişkin olarak ise AİHM, başvuranın dava koşullan nedeniyle belli bir sıkıntı yaşamış olabileceği kanaatine varmıştır. AİHS'nin 41. maddesi uyarınca AİHM hakkaniyete uygun olarak başvurana 1.000 Euro ödenmesine hükmetmektedir.
B. Masraf ve harcamalar
Başvuran AİHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 3.600 Euro talep etmektedir. Bu hususta başvuran avukat ücreti makbuzlarını belge olarak sunmaktadır.
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.
AİHM'nin içtihadına göre bir başvurana masraf ve harcamalarının geri ödemesi ancak, gerçekliği, zorunluluğu ve oranlarının makul olduğu ortaya konulduğu sürece yapılmaktadır. Hal i hazırda başvuran avukatı tarafından gerçekleştirilen çalışmaların dekontunu delil olarak sunmaktadır. Ancak başvuran yaptığını iddia ettiği harcamalara ilişkin bir belge sunmamıştır. Mevcut unsurları ve bu konudaki içtihadını göz önünde bulunduran AİHM, başvurana kendi nezdinde yaptığı harcamaları için 2.000 Euro tutarında bir ödeme yapılmasının makul olacağını takdir etmektedir.
C. Gecikme faizi
AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklenmesinin uygun olacağına hükmetmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. AİHS'nin 10. maddesi ve 1 Nolu Ek Protokol'ün 1. maddesi yönünden yapılan şikayetlerin kabuledilebilir, geriye kalanının ise kabuledilemez olduğuna;
2. AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. 1 Nolu Ek Protokol'ün 1. maddesi yönünden yapılan şikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;
a) AİHS'nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, döviz kuru üzerinden Y.T.L.'ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana:
i. manevi tazminat olarak 1.000 Euro (bin),
ii. masraf ve harcamaları için ise 2.000 Euro (iki bin) ödenmesine;
iii. bu miktarın yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutulmasına;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
Karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddesine uygun olarak 3 Mayıs 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy