(AİHS m. 5, 6)
(Başvuru no:12439/03)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
20 Şubat 2007
İşbu karar AİHSnin 44§2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (12439/03) başvuru no'lu davanın nedeni, bu ülke vatandaşı Ahmet Yurt'un (başvuran) 27 Mart 2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (Mahkeme) yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından M. Filorinalı ve Y. Basara tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVA KOŞULLARI
1974 doğumlu olan başvuran İstanbul'da ikamet etmektedir.
Başvuran 2 Aralık 1997 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'ne bağlı polislerce yasadışı silahlı bir örgüte mensup olduğu şüphesiyle gözaltına alınmıştır.
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı 8 Aralık 1997 tarihli bir iddianameyle başvuranla birlikte diğer sekiz sanığı yasadışı aşırı sol bir örgüt olan THKP/C MLSPB'ye yardım ve yataklık etmek ve patlayıcı madde atmak suçlarıyla itham etmiştir. Savcı, Türk Ceza Kanunu'nun 168 §§ 6 ve 264 §§ 6 ve 8 maddeleriyle 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca başvuranın mahkumiyetini talep etmiştir.
Başvuran, 17 Aralık 1997 tarihinde İstanbul DGM yedek hakimi önüne çıkarılmıştır. Hakim, başvuranın tutuklu yargılanmasına hükmetmiştir.
DGM, yaptığı yirmi bir duruşma boyunca, başvuranın meşruten tahliye taleplerini «atılı suçun niteliği ve delillerin durumu» gibi gerekçelerle reddetmiştir.
27 Ocak 2003 tarihinde DGM'de yapılan duruşmada AİHS'nin 5 § 3 maddesine de atıfta bulunan başvuran tutuklu yargılanmaya itiraz etmiştir.
Başvuranın bu talebi 28 Ocak 2003 tarihinde ise «isnat edilen suçların sayısı, niteliği ve ciddiyetiyle beraber kaçma tehlikesi ve delil durumu» gibi gerekçeler göz önünde bulundurularak geri çevrilmiştir.
İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 8 Eylül 2004 tarihinde başvuranın serbest bırakılması talimatı vermiştir.
Yargılama süreci İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde halen devam etmektedir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS'NİN 5 § 3 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran tutuklu yargılanma süresinin uzunluğundan yakınmaktadır. Bu hususta başvuran AİHS'nin 5 § 3 maddesine atıfta bulunmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe dair
İçhukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle itirazda bulunan Hükümet, Anayasa'da öngörülen güvencelerle birlikte Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nda yer verilen düzenlemelere dikkat çekmektedir. AİHS'nin 35 § 1 maddesine atıfta bulunan Hükümet, başvuranın ulusal mahkemeler önünde hiçbir zaman AİHS'nin 5 § 3 maddesine ilişkin bir şikayette bulunmadığını savunmaktadır. Hükümet ayrıca, başvuranın tutuklanmasından doğan zararının tazmini için bir dava açma hakkına sahip olduğunu savunmaktadır.
Başvuran bu hususta görüş belirtmemektedir.
AİHM, bir ilgilinin AIHM önünde sunmaya niyet ettiği şikayetleri «en azından esas itibariyle içhukukta öngörülen süre ve koşullar içerisinde» ulusal merciler önünde dile getirmesinin yeterli olacağını hatırlatmaktadır (Castells - İspanya, 23 Nisan 1992 tarihli karar, § 27, ve Adıvar ve diğerleri - Türkiye, 16 Eylül 1996, § 65-69). Mevcut davada başvuran, 27 Ocak 2003 tarihinde derhal ulusal mahkemeler önünde AİHS'nin 5 § 3 maddesinde öngörülen düzenlemeleri dile getirmiştir. Ayrıca, başvuranın şikayet konusu, yapılan duruşmalar esnasında içhukuk açısından incelenmiştir. Tartışmalı yargılama sürecinde ulusal mahkemeler, ilgilinin tutukluluk halinin devamı konusunda ulusal yargıca tutuklu yargılamanın devamının gerekli olup olmadığı huşunda her bir duruşmada re'sen hüküm verme yetkisi tanıyan Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda yer alan imtiyaz hakkını kullanarak re'sen incelemişlerdir. Bu koşullar altında AİHM, ulusal mahkemelerin aşırı olduğu iddia edilen tutukluluk süresini sona erdirerek (bkz. Acunbay - Türkiye, no: 61442/00 ve 61445/00, 31 Mayıs 2005 ve Temel ve Taşkın - Türkiye, no: 40159/98, 14 Kasım 2002) kendileri aleyhinde ileri sürülen eksiklik iddialarından kaçınmalarının mümkün olduğu kanaatindedir.
466 sayılı kanunla öngörülen başvuru yoluna ilişkin olarak ise AIHM başvuranın bir tazminat elde etmesi için bir başvuru yolu bulunmadığından değil, tutuklu yargılanma süresinin aşırılığından şikayetçi olduğunu tespit etmektedir. Başvuran şikayetini AİHS'nin 5 § 3 maddesi yönünden yapmış olup Hükümet'in ileri sürdüğü başvuru yolu yalnızca AİHS'nin 5 § 5 maddesini ilgilendirmektedir (bkz. Yağcı ve Sargın - Türkiye, no: 42554/98, § 25, 7 Şubat 2006). Bu itibarla Hükümet tarafından yapılan ön itirazı reddetmek yerinde olacaktır.
Mevcut unsurları göz önünde bulunduran AİHM yerleşik içtihadından doğan ölçütlerin ışığında, AİHS'nin 5 § 3 maddesi yönünden yapılan şikayetin esastan incelenmesi gerektiği kanaatindedir. AIHM ayrıca, bu şikayetin herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesi ile karşılaşmadığını tespit etmektedir.
B. Esasa dair
AİHM, tutukluluk süresi için dikkate alınması gereken dönemin, 2 Aralık 1997 tarihinde başvuranın yakalanmasıyla başlayıp, 8 Eylül 2004 tarihinde salıverilmesiyle sona erdiğini kaydetmektedir. Böylelikle başvuranın tutukluluğu altı yıl dokuz ay beş gün sürmüştür.
Bu noktada AİHM'ye göre, belli bir vakada bir sanığın tutuklu yargılanma süresinin makul sınırı aşıp aşmadığını gözetmek görevi ulusal adli makamlara düşer. Bu maksatla ulusal makamlar, masumiyet karinesini de göz önünde tutarak, bireysel özgürlüğe saygı kuralına ilişkin bir istisnayı kamu menfaati bakımından meşru kılan hakiki bir gereklilik olduğunu ortaya koyar ya da reddeder nitelikteki tüm koşulları incelemeli ve salıverilme taleplerine ilişkin ret kararı verirken bu hususu hesaba katmalıdırlar. AİHS'nin 5 § 3 maddesinin ihlal edilip edilmediği noktasında AİHM, sözkonusu kararlarda yer verilen gerekçelere ve ilgilinin dilekçelerinde belirttiği olgulara istinaden bir karar verecektir (bkz. Assenov ve diğerleri -Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar, § 154).
Bu bakımdan yakalanan kimsenin bir suç işlediği hususunda makul şüphelerin sürekliliği, tutukluluğun devamının yasaya uygunluğu bakımından için olmazsa olmaz bir koşuldur. Ancak bu gerekçe belli bir süre sonra yetersiz hale gelir. Bu durumda AIHM, adli makamlar tarafından kabul edilen gerekçelerin özgürlük kısıtlamasını meşru kılmaya devam edip etmediğini ortaya koymalıdır. Bu gerekçelerin uygun ve yeterli olduğu kanısına varıldığı taktirde AIHM, ulusal makamların yargılamanın devamı hususunda özel bir ihtimam gösterip göstermediklerini araştıracaktır (bkz., diğerleri arasında, Mansur - Türkiye, 8 Haziran 1995 tarihli karar, § 52, ve Ali Hıdır Polat - Türkiye, no: 61446/00, § 26, 5 Nisan 2005).
Ulusal mahkemelerin, başvuranın müteaddit defalar yinelediği salıverilme taleplerini «atılı suçun cinsi/niteliği», «kanıtların durumu» ve bir defasında da «kaçma tehlikesi» gibi gerekçelere dayanarak reddettikleri hususu dosya unsurlarından anlaşılmaktadır.
Kaçma tehlikesiyle ilişkili olarak AİHM, bu tehlikenin yalnızca mahkumiyet halinde alınabilecek cezanın ağırlığı temelinde değil, bu türden bir tehlikenin bulunduğunu teyit edebilecek veya tutuklu yargılanmayı haklı çıkaramayacak kadar hafif gösterebilecek ek unsurların tamamının dikkate alınarak incelenmesi gerektiğini anımsatmaktadır.
Mevcut davada ulusal yargıcın, karar gerekçesinde, değerlendirmelerini hangi temele dayandırdığını, hangi durumda kaçma tehlikesinin belirleyici hale geldiğini ve neden bu gerekçenin bu denli uzun süre geçerliliğini koruduğunu belirtmemiş olması esef vericidir (bkz., diğerleri arasında, Letellier - Fransa, 26 Haziran 1991 tarihli karar, ve Acunbay, adıgeçen, § 60).
AİHM, «delil durumu» ölçütünün, ciddi suç emarelerinin varlığı ve sürekliliği olarak kabul edildiğinde, bu koşulların genelde uygun etkenler teşkil etseler dahi mevcut davada böylesi uzun bir tutuklu yargılamanın sürdürülmesini haklı çıkaramayacağı görüşündedir (Ali Hıdır Polat, adıgeçen, § 28).
Mevcut davadaki uzun tutuklu yargılama süresini göz önünde bulunduran AIHM bu koşullarda AİHS'nin 5 § 3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. AİHS'NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
AİHS'nin 6 § 1 maddesine atıfta bulunan başvuran, mevcut davada yargılama süresinin «makul süre» ilkesini çiğnediğini iddia etmektedir.
Hükümet bu sava karşı çıkmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe dair
AİHM bu şikayetin AİHS'nin 35 § 3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun ilan edilemeyeceğine kanaat getirmektedir. Bu şikayete ilişkin olarak herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesi tespit edilememiştir.
B. Esasa dair
Hükümet, mevcut dava koşulları dikkate alındığında yargılama süresinin gayrı makul olarak değerlendirilemeyeceği kanaatindedir. Hükümet'e göre bu dava karmaşık bir dava olup başvurana isnat edilen suçlar ağır niteliktedir. Ayrıca tartışmalı ceza yargılaması uzun ve titiz soruşturmalar yapılmasını gerektirmiştir. Netice olarak ulusal mercilerin atalet içinde hareket ettiği ya da ihmalkârlıkta bulunduğu iddia edilemez.
Başvuran bu sava itiraz etmektedir.
AİHM, hesaba katılması gereken dönemin 2 Aralık 1997 tarihinde başvuranın yakalanmasıyla başladığını kaydetmektedir. Yargılama süreci halen devam etmekte olup Devlet Güvenlik Mahkemesi ve bu mahkemenin yerini alan Ağır Ceza Mahkemesi olmak üzere iki aşamada dokuz yıl bir ay yirmi sekiz gündür sürmektedir.
AİHM, bir yargılama süresinin makuliyetinin, dava koşulları, AİHM'nin bu husustaki içtihadı ve bilhassa davanın karmaşıklığı ve başvuran ve yetkili makamların tutumlarının göz önünde bulundurularak değerlendirilmesi gerektiğini anımsatmaktadır (bkz., diğerleri arasında, Pelissier ve Sassi - Fransa, no: 25444/94, § 67).
AİHM daha önce de müteaddit defalar, mevcut davadakine benzer sorunları gündeme getiren başka birçok davayı incelemiş ve AİHS'nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği tespitinde bulunmuştur.
Kendisine sunulan tüm unsurları inceleyen AİHM, Hükümet'in mevcut davada farklı bir sonuca varmasını sağlayacak ne bir olgu ne de bir argüman sunmadığına kanaat getirmiştir. Bu alandaki içtihadı uyarınca AİHM mevcut davada, tartışmalı yargılama süresinin aşırı olduğu ve «makul süre» ilkesine cevap vermediği kanaatine varmıştır.
Bu itibarla AİHS'nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran 28.000 Euro maddi ve 50.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.
AİHM, bulunulan ihlal tespiti ile talep edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı görememekte ve bu nedenle bu talebi reddetmektedir. Buna karşın AIHM, uzun tutuklu yargılanma süresi nedeniyle başvuranın manevi bir zarara maruz kaldığını ve bunun basit bir ihlal tespitiyle yeterince tazmin edilemeyeceğini kabul etmektedir (bkz., bilhassa, Kudla -Polonya, no: 30210/96, § 165, ve Acunbay, adıgeçen, § 70). AİHM, hakkaniyete uygun olarak başvurana manevi tazminat sıfatıyla 10.000 Euro ödenmesinin yerinde olacağını takdir etmektedir.
B. Masraf ve harcamalar
Başvuran ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 1.110 Euro talep etmektedir. Başvuran ayrıca avukatlık ücreti için yaptığı 4.116 Euro tutarındaki masrafın iadesini talep etmektedir. Bu maksatla başvuran, İstanbul Barosu avukatlık ücret tarifesini gösterir bir belge sunmaktadır.
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.
AİHM, başvuranın talebine bağlı olarak yaptığı masraf ve harcamaların kesin olarak hesaplanmasını sağlayacak herhangi bir belge sunmadığını gözlemlemektedir. AIHM'nin yerleşik içtihadına göre bir başvuran, yaptığı masraf ve harcamaların iadesini, ancak sözkonusu masraf ve harcamaların gerçekliğini, gerekliliğini ve makul oranda olduğunu ispatladığı sürece elde edebilir. Sonuç olarak AİHM, mevcut dava koşullarında bu sıfatla bir tazminat ödenmesine yer olmadığını takdir etmektedir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun geriye kalanının kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHS'nin 5 § 3 maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHS'nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) AİHS'nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, döviz kuru üzerinden Y.T.L.'ye çevrilmek üzere ve miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi tazminat olarak 10.000 Euro (on bin) ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
Karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddesine uygun olarak 20 Şubat 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy