(AİHS m. 13, 29, 35, 1 NOLU EK PROTOKOL m. 1)
(Başvuru no: 34696/03)
Kabuledılebilirlik Kararının Özet Çevirisi
20 Kasım 2007
OLAYLAR
Türk vatandaşı olan başvuranlar, Hayrettin Birtane ve Mehmet Sadık Birtane, sırasıyla 1970 ve 1951 doğumlulardır ve Diyarbakır'da ikamet etmektedirler. Başvuranlar, AİHM önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından C. Batmanlı tarafından temsil edilmektedirler.
Dava koşulları
Tarafların anlattığı şekliyle dava olayları şu şekilde özetlenebilir:
1. İlk yargı süreci
12 Haziran 1990 tarihinde, başvuranlar hakkında, kadastro tespiti iptal davası açılmıştır.
7 Temmuz 1998 tarihli bir karar ile Silvan Kadastro Mahkemesi, davayı sonuçlandırmış ve başvuranların da aralarında olduğu birçok kişi arasında sözkonusu parseli paylaştırmıştır.
28 Ocak 1998 tarihinde, Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını onamış ve 19 Şubat 1999 tarihli karar düzeltme talebini reddetmiştir. Böylece ilk derece mahkemesinin kararı nihai hale gelmiştir.
2. İkinci yargı süreci
23 Mayıs 1998 tarihinde, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (idare), başvuranların da maliklerinden olduğu 107 nolu parseli kamulaştırmıştır.
Kıymet Takdir Komisyonu tarafından, taşınmazın değeri belirlenmiş ve kamulaştırma bedeli başvuranlara, devir tarihinde ödenmiştir.
3 Ekim 2000 tarihinde, idare tarafından ödenen tutarda anlaşmazlık doğması üzerine, başvuranlar, Silvan Asliye Hukuk Mahkemesi'nde bedel artırım davası açmışlardır.
14 Haziran 2002 tarihinde, mahkeme, başvuranları kısmen haklı bulmuş ve idareyi, başvuranlara ek kamulaştırma bedeli ödemeye mahkum etmiştir.
31 Mart 2003 tarihinde Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
9 Ekim 2003 tarihinde, İdare, kamulaştırma bedelini ödemiştir.
Bu ödemelere ilişkin ayrıntılar aşağıdaki tabloda yer almaktadır:
GECİKME FAİZİ
BAŞLANGIÇ
TARİHİ YARGITAY KARAR TARİHİ EK KAMULAŞTIRMA BEDELİ
(TL) ÖDEME TARİHİ ÖDEME TUTARI (TL) ve Euro olarak karşılığı
19.09.2000 31.03.2003 18 177 870 855 (12 780 Euro) 09.10.2003 46 345 320 000 (27 850 Euro)
7 Kasım 2003 tarihinde başvuranlar, gecikme faizinin hesaplanmasında idare tarafından hata yapıldığı iddiasıyla, Çınar İcra Müdürlüğü nezdinde idare hakkında cebri icra işlemi başlatmışlardır.
İdare, İcra Müdürlüğü tarafından tebliğ edilen ödeme ihtarına karşı çıkmış ve Çınar İcra Mahkemesi'ne bu ihtarın iptali için başvurmuştur.
15 Mart 2004 tarihinde Çınar İcra Mahkemesi, başvuranların talebini haklı bulmuş ve Yargıtay, 6 Mayıs 2004 tarihinde sözkonusu kararı onamıştır.
25 Mayıs 2004 tarihinde, idare, uygulanan gecikme faizi miktarına tekabül eden 24.503.960.000 TL (yaklaşık 13.600 Euro) değerinde ikinci bir ödeme gerçekleştirmiştir.
Enflasyonun Türkiye'deki etkileri Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından yayımlanan ayrıntılı fiyat endeksi listesinde belirtilmiştir.
ŞİKAYETLER
AİHS'nin 6. maddesine atıfta bulunarak, başvuranlar, yargılama süresinden ve ulusal mahkemeler önünde yürütülen yargılamaların hakkaniyetten yoksun olmasından şikayetçilerdir.
Başvuranlar, devlet tarafından ek kamulaştırma bedelinin gecikmeli olarak ödenmesi ve gecikme faizi oranının yetersiz olması nedeniyle mülkiyete saygı haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedirler. Bu bağlamda başvuranlar, 1 Nolu Ek Protokol'ün 1. maddesine atıfta bulunmaktadırlar.
Son olarak başvuranlar AİHS'nin 13. maddesine atıfta bulunarak, AİHS'nin ihlal edildiği iddialarını dile getirmek için iç hukukta etkili bir başvuru yolunun bulunmadığını ileri sürmektedirler.
HUKUK
İlk yargı sürecine ilişkin olarak başvuranlar, yargılamanın, makul süre ilkesine riayet etmemesi ve hakkaniyetten yoksun olmasından şikayetçilerdir.
Hükümet, bu iddialara karşı çıkmaktadır.
AİHM, ihtilaf konusu yargılamanın 12 Haziran 1990 tarihinde başladığını ve ilk derece mahkemesinin kararının nihai hale geldiği 19 Şubat 1999 tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir. Ayrıca başvuranlar, başvurularını 17 Ekim 2003 tarihinde yani kararın nihai hale gelmesinden yaklaşık beş yıl sonra sunmuşlardır.
Sonuç olarak, sözkonusu şikayet gecikmeli olarak yapılmıştır ve AİHS'nin 35/3. ve 35/4. maddeleri uyarınca altı ay kuralına riayet etmediğinden kabuledilemez niteliktedir.
İkinci yargı sürecine ilişkin olarak, başvuranlar, idare tarafından ek kamulaştırma bedelinin gecikmeli olarak ödenmesi ve gecikme faizi oranının yetersiz olması nedeniyle, mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmektedirler. Başvuranlar, ayrıca yargılama süresinden de şikayetçilerdir.
AİHM'nin Akkuş kararında benimsenen hesaplama yöntemine atıfta bulunarak Hükümet, başvuranların zararlarının tamamının idare tarafından tanzim edildiğini savunmaktadır.
AİHM, dosyada bulunan unsurların tamamını incelediğinde, Yargıtay kararını müteakip altı aylık süre içerisinde başvuranların alacaklarını ödeyerek idarenin yargı kararını yerine getirdiğini gözlemlemektedir. Bununla birlikte AİHM, başvuranların cebri icra işlemi başlatmalarının ardından, idarenin gecikme faizinin ödenmeyen kısmını içeren ikinci bir ödeme yaptığını saptamaktadır. İdare tarafından yapılan ödemedeki gecikmenin başvuranları maddi bir zarara uğratıp uğratmadığının belirlenmesi gerekmektedir.
Bu noktada, başvuranlara gerçekten yapılmış ödeme tutarı ile ödeme tutarı gecikme dönemindeki paranın değer kaybı dikkate alınarak belirlenseydi başvuranların ellerine geçecek miktar arasındaki farkın göz önüne alınması gerekmektedir (sözü edilen Akkuş).
Bu bağlamda, AIHM, hesaplama yönteminin Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından yayımlanan ayrıntılı fiyat endeksi listesinde belirtilen Türkiye'deki enflasyon sonuçlarını dikkate aldığını hatırlatmaktadır.
Sözkonusu hesaplama yöntemi göz önüne alındığında, AIHM, başvuranlarla ilgili olarak somut hiçbir kayıp tespit edememektedir. Başvuranların eline geçen tazminat miktarları, AİHM tarafından benimsenen hesaplama yönetimi uyarınca belirlenen miktarın tamamına hatta daha fazlasına tekabül etmektedir.
Sonuç olarak başvuranlar, 1 Nolu Ek Protokol'ün 1. maddesi açısından hiçbir zarara uğramamışlardır.
Başvuranların ikinci yargılama süresi hususunda yaptıkları şikayete ilişkin olarak ise AİHM, bu sürenin 3 Ekim 2000 tarihinde başladığını ve 6 Mayıs 2004 tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir. Sözkonusu yargılama süresi, iki kez başvurulan temyiz ile yaklaşık üç yıl yedi ay sürmüştür. Konuya ilişkin içtihadından doğan kriterleri göz önüne aldığında (Bkz. Comingersoll-Portekiz, başvuru no: 35382/97 ve Frydlender-Fransa, başvuru no: 30979/96) AİHM, bu zaman zarfının, makul süre ilkesinin ihlali olarak düşünülemeyeceği kanaatindedir.
Sonuç olarak, sözkonusu şikayet açıkça dayanaktan yoksundur ve AİHS'nin 35/3. ve 35/4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Başvuranların adil yargılanma Hakları kapsamında yapmış oldukları şikayete ilişkin olarak ise, AİHM, başvuranların iddialarını hiçbir şekilde desteklemediklerini ve ulusal mahkemelerin benimsediği çözümden esas bakımından şikayetçi olduklarını gözlemlemektedir. Oysa AIHM, bir mahkemenin böyle bir kararı ya da başka bir karar almasına neden olan davaya ilişkin unsurları incelemenin kendi görevi olmadığını, aksi takdirde üçüncü ya da dördüncü derece mahkemesi olacağını hatırlatmaktadır (Kemmache-Fransa (no:3), 24 Kasım 1994 tarihli karar). Ayrıca AİHM dosyadaki hiçbir unsurun ulusal mahkeme kararlarında keyfi herhangi bir unsur ortaya koymadığını gözlemlemektedir.
Sonuç olarak şikayetin bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve AİHS'nin 35/3. ve 35/4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Son olarak etkili başvuru hakkı kapsamında başvuranların yapmış oldukları şikayete ilişkin olarak ise AİHM, AİHS'nin 13. maddesinden ancak AİHS'ye dayanan "savunulabilir bir şikayeti" desteklemek amacıyla yararlanılabileceğini hatırlatmaktadır. Oysa mevcut davada böyle bir durum sözkonusu değildir. Bu durumda sözkonusu şikayet açıkça dayanaktan yoksundur ve AİHS'nin 35/3. ve 35/4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Sonuç olarak, AİHS'nin 29/3. maddesinin uygulanmasına son verilmesi ve başvurunun kabuledilemez ilan edilmesi uygun olacaktır.
Bu gerekçelere dayalı olarak, AİHM oybirliğiyle,
Başvuruların kabuledilemez olduğuna, karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy