(AİHS m. 5)
(Başvuru no: 7328/03)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
Bu karar AÎHM tüzüğünün 81. maddesine uygun olarak 30 Ağustos 2007 tarihinde değişikliğe uğramıştır.
STRAZBURG
3 Mayıs 2007
İşbu karar AİHS 'nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (7328/03) başvuru nolu davanın nedeni, bu ülke vatandaşı Übeydullah Kapar'ın (başvuran) 5 Şubat 2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (Mahkeme) yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Beştaş tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
1983 doğumlu olan başvuran Diyarbakır'da ikamet etmektedir.
Başvuran, 29 Haziran 2001 tarihinde polis tarafından yakalanarak gözaltına alınmıştır. Düzenlenen tutanakta başvuranın silahlı soygun suçundan gözaltına alındığı belirtilmiştir. Yine aynı tarihte polis ve savcı tarafından başvuranın ifadesi alınarak Bismil Sulh Ceza Mahkemesi'ne sevk edilmiştir. Sulh Ceza Mahkemesi yargıcı 'isnad edilen suçun cinsi, delil durumu, sanığın suçlamaları kabul etmesi ve kaçma tehlikesi' gibi unsurları göz önünde bulundurarak başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir. Yapılan duruşmada başvuranın avukatı, müvekkilinin ne dediğini bilmediğini ve akli dengesinin yerinde olmadığını ileri sürmüştür. Avukat başvuranın tedavisi için mahkemenin gerekeni yapmasını istemiştir.
Sulh Ceza Mahkemesi Savcısı görevsizlik kararı vererek davayı Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi'ne sevk etmiştir.
Diyarbakır Savcılığı 3 Ağustos 2001 tarihli bir iddianameyle başvuran hakkında silahlı soygun suçundan bir ceza davası açmıştır.
Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi 7 Aralık 2001 tarihli duruşmada 'isnad edilen suçun niteliği, delil durumu' gibi unsurları göz önünde bulundurarak başvuranın tutukluluk halinin devamına hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca başvuranın ifadesinin 31 Ağustos 2001 tarihine kadar dinlenmesini talep etmiştir.
Mahkeme 6 Eylül 2001 tarihinde yapılan duruşmada 'isnad edilen suçun cinsi ve delil durumu' gibi unsurları göz önünde bulundurarak başvuranın tutukluluk halinin devamına hükmetmiştir.
5 Ekim ve 2 Kasım 2001 tarihlerinde yapılan duruşmalarda 'isnad edilen suçun niteliği, delil durumu ve karşı karşıya bulunduğu ceza sınırı' gibi unsurları göz önünde bulundurarak başvuranın tutukluluk halinin devamına hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca başvuranın psikiyatrik bilirkişi muayenesine tabi tutulması talimatını vermiştir.
Mahkeme 30 Kasım 2001, 25 Ocak, 19 Şubat ve 12 Mart 2002 tarihli duruşmalarda 'isnad edilen suçun niteliği, delil durumu ve karşı karşıya bulunduğu ceza sınırı' gibi unsurları göz önünde bulundurarak başvuranın tutukluluk halinin devamına hükmetmiştir. Mahkeme başvuranın Adli Tıp Kurumu'nda bulunan tıbbi raporunun dava dosyasına aktarılmadığını tespit etmiştir.
12 Mart 2002 tarihinde düzenlenen raporda kendisine isnad edilen olayların meydana geldiği dönemde başvuranın akıl sağlığının yerinde olduğu belirtilmiştir.
12 Nisan ve 25 Mayıs 2002 tarihli duruşmalarda 'isnad edilen suçun niteliği, delil durumu ve karşı karşıya bulunduğu cezanın sınırı' gibi unsurları göz önünde bulunduran Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın serbest bırakılma taleplerini reddederek tutukluluk halinin devamına hükmetmiştir. Adli Tıp Kurumunca düzenlenen sağlık raporu dosyaya aktarılmıştır. Başvuranın ailesinin başvuranın tıbbi tedavi gördüğü yönündeki beyanları üzerine, Ağır Ceza Mahkemesi, Adli Tıp Kurumu'ndan, başvuranın tedavi gördüğü yeri ve tedavinin türünü belirleyerek gerekli evrakı kendisine göndermesini talep etmiştir. Mahkeme ayrıca, bahsedilen evrakın dosyaya aktarılmasını müteakip başvuranın akıl sağlının yerinde olup olmadığının yeniden değerlendirilmesini istemiştir.
28 Mayıs ve 25 Haziran 2002 tarihli duruşmalarda 'isnad edilen suçun niteliği, delil durumu ve karşı karşıya bulunduğu cezanın sınırı' gibi unsurları göz önünde bulunduran Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın serbest bırakılması yönündeki talepleri reddederek tutukluluğunun devamına hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca başvuranın tedavisinden sorumlu doktor A. Rezak Cebe'nin ifadesine başvurulmasını emretmiştir.
16 Temmuz 2002 tarihli duruşmada A. Rezak Cebe'yi dinleyen Ağır Ceza Mahkemesi, 'isnad edilen suçun niteliği, delil durumu ve karşı karşıya bulunduğu cezanın sınırı' gibi unsurları göz önünde bulundurarak başvuranın serbest bırakılması yönündeki talepleri reddetmiş ve tutukluluğunun devamına hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca Adli Tıp Kurumu'ndan başvuranı yeniden muayene etmesini istemiştir.
Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi 19 Temmuz 2002 tarihinde başvuranın yeniden bir bilirkişi incelemesine tabi tutulmasını emretmiştir. 13 Ağustos, 10 Eylül, 8 Ekim ve 5 Kasım 2002 tarihlerinde yapılan duruşmalarda Ağır Ceza Mahkemesi 'isnad edilen suçun niteliği, delil durumu ve tutuklu olarak geçirilen sürenin sınırı' gibi gerekçelerle serbest bırakma yönündeki talepleri reddederek başvuranın tutukluluğunun devamına hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca, başvurana ait tıbbi dosyanın, Adli tıp Kurumu tarafından gönderilmesini beklediğini belirtmiştir.
Adli Tıp Kurumu tarafından 27 Kasım 2002 tarihinde hazırlanan rapor 12 Mart 2002 tarihli raporu teyid eder niteliktedir.
Ağır Ceza Mahkemesi 21 Ocak 2003 tarihinde verdiği kararla başvuranı iki yıl dokuz ay on gün hapis cezasına mahkum etmiştir. Başvuranın tutuklu kaldığı süreyi göz önünde tutan mahkeme başvuranın şartlı salıverilmesine karar vermiştir.
Başvuran anılan karara karşı 6 Mart 2003 tarihinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunmuştur. Mevcut dosya unsurlarından anlaşıldığı üzere temyiz davası Yargıtay önünde halen devam etmektedir.
HUKUK AÇISINDAN
I. KABULEDİLEBİLİRLİĞE DAİR
Hükümet, içhukuk yollarının tüketilmediği ve altı ay kuralına riayet edilmediği itirazında bulunmaktadır. Hükümet'e göre başvuran, uzun yargılama süresi nedeniyle bir tazminat elde edebilmek amacıyla 466 sayılı kanun uyarınca tazminat davası açma imkanına sahip bulunmaktaydı. Ancak başvuran bu yola başvurmamıştır. Ayrıca başvuran aleyhinde açılan davanın halen devam ediyor olması sebebiyle mevcut başvuru 'ulusal mahkemenin kararının kesinleştiği tarihten itibaren altı ay içinde' sunulmamıştır.
Hükümet bu sava karşı çıkmaktadır.
AİHM başvuranın 21 Ocak 2003 tarihinde son bulan tutuklu yargılanma süresinden şikayetçi olduğunu tespit etmektedir. Sözkonusu tarihte serbest bırakılan başvuran aleyhinde açılan dava ulusal mahkemeler önünde halen devam etmekteydi. Ancak AİHM başvuranın 5 Şubat 2003 tarihinde yani 21 Ocak 2003 tarihinden itibaren altı ay içinde başvuruda bulunduğunu tespit etmektedir. Türkiye aleyhinde açılan bazı davalarda buna benzer itirazları reddeden AİHM, (bkz. diğerleri arasında Temel ve Taşkın - Türkiye, no: 40159/98, 14 Kasım 2002, Acunbay - Türkiye, no: 61442/00 ve 61445/00, § 48, 31 Mayıs 2005; 466 sayılı kanunla ilgili olarak bakınız, bilhassa, Yağcı ve Sargın - Türkiye, 8 Haziran 1995 tarihli karar, § 44) bu davada da daha önce verdiği kararlardan ayrılmasını gerektirecek herhangi bir unsur tespit etmemektedir. Bu itibarla AİHM, Hükümet'in itirazlarını reddetmektedir. AİHM, başvurunun bu kısmının AİHS'nin 35 § 3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun ilan edilemeyeceğini ve herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesiyle karşılaşmadığını tespit etmektedir. Bu nedenle başvurunun geriye kalanını kabuledilebilir ilan etmek yerinde olacaktır.
1. 30 Ağustos 2007 tarihinde yapılan düzeltme: Bu paragrafın önceki hali 'Bu itibarla AİHM, Hükümet'in itirazlarım reddetmektedir. AİHM, başvurunun AİHS'nin 35 § 3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun ilan edilemeyeceğini ve herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesiyle karşılaşmadığım tespit etmektedir. Bu nedenle başvuruyu kabuledilebilir ilan etmek yerinde olacaktır.' şeklindeydi.
II. AİHS'NİN 5 § 3 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran uzun tutuklu yargılanma süresinden şikayetçi olmaktadır. Başvuran bu hususta AİHS'nin 5 § 3 maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet bu sava karşı çıkmaktadır.
AİHM, AİHS'nin 5 § 3 maddesinde hedeflenen dönemin son süresinin 'ilk etapta, iddianın yerindeliğine hükmedildiği tarih' olduğunu hatırlatmaktadır (bkz. Wemhoff - Almanya, 27 Haziran 1968 tarihli karar, § 9, ve Labita - İtalya, no: 26772/95, § 147).
Mevcut davada AİHM başvuranın 29 Haziran 2001 tarihinde tutuklu yargılanmasına karar verilerek 21 Ocak 2003 tarihinde salıverildiğini tespit etmektedir. Ağır Ceza Mahkemesi 21 Ocak 2003 tarihinde başvuranı bir hapis cezasına çarptırmıştır. Bu itibarla AİHS'nin 5 § 3 maddesi uyarınca dikkate alınması gereken tutuklu yargılanma süresi bir yıl yedi aydır.
AİHM, bir sanığın bir davadaki tutuklu yargılanma süresinin makul sınırı aşmamasına özen gösterme görevinin ilk olarak ulusal adli mercilere düştüğünü hatırlatmaktadır. Bu maksatla adli merciler, masumiyet karinesini göz önünde tutarak, bireysel özgürlük kuralı noktasında bir istisnaya gidilmesini gerektirir nitelikte gerçek bir kamu menfaati bulunup bulunmadığını tespit etmek üzere tüm dava koşullarını tetkik ederek salıverme taleplerini reddettikleri kararlarında bu hususları belirtmelidirler. Bilhassa sözkonusu kararlarda yer verilen gerekçeler ve ilgilinin başvurusunda belirttiği ihtilafa yol açmayan olaylar temelinde AİHM, AİHS'nin 5 § 3 maddesinin ihlal edilip edilmediği hususunda bir karara varmak durumundadır (bkz. Assenov ve diğerleri - Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar).
Bu hususta yakalanan kimsenin bir suç işlediğinden şüphe etmek için makul nedenlerin süreklilik arz etmesi tutukluluğun devam ettirilmesinin yasallığının olmazsa olmaz koşuludur. Ancak bir süre sonra bu da yetersiz hale gelir. Bu durumda AİHM adli mercilerce benimsenmiş diğer gerekçelerin özgürlük mahrumiyetini meşru kılmaya devam edip etmediğini ortaya koymalıdır. Şayet sözkonusu gerekçelerin 'uygun' ve 'yeterli' olduğu ortaya çıkar ise AİHM, ulusal makamların yargılamanın devamına özel bir önem atfedip atfetmediklerini araştırır (bkz. diğerleri arasında, Mansur - Türkiye, 8 Haziran 1995 tarihli karar, § 52, Ali Hıdır Polat - Türkiye, no: 61446/00, § 26, 5 Nisan 2005, ve Baltacı - Türkiye, no: 495/02, § 48, 18 Temmuz 2006). Özellikle Smirnova - Rusya davasında (no: 46133/99 ve 48183/99, § 59) AİHM tutukluluğun devamını meşru kılan makul dört temel neden belirlemiştir. Sanığın duruşmaya çıkmama tehlikesi, (Stögmüller - Avusturya, 10 Kasım 1969 tarihli karar), sanığın serbest bırakıldıktan sonra adaletin iyi idaresine zarar verecek tarzda önlemler alabilecek olması tehlikesi (bkz. JYemhoff, adıgeçen, § 14) ya da daha sonra başka zararlar verebilmesi tehlikesi (bkz. Matznetter -Avusturya, 10 kasım 1969 tarihli karar, § 9) ya da kamu düzenini bozma tehlikesi (bkz. Letellier - Fransa, 26 Haziran 1991 tarihli karar, § 51). Kaçma tehlikesi yalnızca bir mahkumiyet kararının ağırlığıyla ilgili olarak değerlendirilemez. Sanığın kişiliği, alışkanlıkları, varlıkları, yargılandığı ülke ile ilişkileri ve uluslararası bağlantıları gibi hesaba katılması gereken önemli sayıda başka etkenler de vardır. Bu etkenler gerçek bir tehlike olup olmadığını ortaya koyucu nitelikte etkenlerdir. Gerçek bir tehlikenin olmaması durumunda tutukluluğun devamı meşruiyetini kaybeder.
Mevcut davada Ağır Ceza Mahkemesi'nin başvuranın tutukluluk halinin devamına karar verirken, hiçbir izahat vermeksizin, isnad edilen suç, delillerin durumu ve başvuranın mahkum olması muhtemel cezanın sınırı gibi birbirinin benzeri, hatta birbirinin kopyası ifadeler kullandığı uygun dosya unsurlarından anlaşılmaktadır. Bu kararlarda sözkonusu suçtan soyut bir biçimde bahsedilmekle yetinilerek sözü edilen tehlikelerin gerekçelerini tem ellendirmek üzere herhangi bir unsura yer verilmemiş ve başvuranın kaçma tehlikesine ilişkin gerçekler ortaya konulmamıştır. Sözgelimi ulusal mahkemeler başvuranın sabit bir ikametgaha sahip olup olmadığı hususunu incelememiş ve mahkeme huzuruna çıkmama tehlikesine ilişkin açıklık getirmemişlerdir. Ayrıca AİHM'ye göre başvuranın kendisine isnad edilen olayların meydana geldiği dönemde on sekiz yaşında olduğu ve kişilik bozukluğundan muzdarip olduğunun göründüğü mevcut davaya özel bir önem atfetmek gerekiyordu (bkz. bilhassa Batı ve diğerleri - Türkiye, no: 33097/96 ve 57834/00, § 162).
Mevcut davanın özel koşullarını ve bilhassa başvuranın ilk derece mahkemesi tarafından mahkum edildiği cezayı dikkate alan AİHM, AİHS'nin 5 § 3 maddesi bakımından tutuklu yargılama süresinin meşru olmadığı sonucuna varmaktadır.
Bu nedenle AİHS'nin 5 § 3 maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
1. 30 Ağustos 2007 tarihinde yapılan değişiklik: AİHS'nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği iddiası ile ilgili bölüm karardan çıkarılmıştır.
A. Tazminat
Başvuran uğradığını iddia ettiği manevi zararlar için 30.000 Yeni Türk Lirası (YTL) (yaklaşık 16.515 Euro) manevi tazminat talep etmektedir. Başvuran ayrıca 3.558 Yeni Türk Lirası (YTL) (1.933 Euro) maddi tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
Talep edilen maddi tazminat ile yapılan ihlal tespiti arasında bir illiyet bağına rastlamayan AİHM bu talebi reddetmektedir. Öte taraftan AIHM, başvuranın uzun tutuklu yargılanma süresi ve uzun tutukluluk süresi sebebiyle belli bir manevi zarara maruz kaldığı ve bu durumun telafisi için ihlal tespitinin yeterli olmayacağı kanaatindedir (bkz., bilhassa, Kudla -Polonya, no: 30210/96, § 165, ve Acunbay - Türkiye, no:61442/00 ve 61445/00, § 70, 31 Mayıs 2005). AİHM hakkaniyete uygun olarak başvurana manevi tazminat adı altında 3.000 Euro ödenmesine hükmetmiştir.
1. 30 Ağustos 2007 tarihinde yapılan düzeltme: Bu paragrafın önceki hali 'Talep edilen maddi tazminat ile yapılan ihlal tespiti arasında bir illiyet bağına rastlamayan AİHM bu talebi reddetmektedir. Öte taraftan AİHM, başvuranın uzun tutuklu yargılanma süresi ve uzun tutukluluk süresi sebebiyle belli bir manevi zarara maruz kaldığı ve bu durumun telafisi için ihlal tespitinin yeterli olmayacağı kanaatindedir (bkz., bilhassa Kudla - Polonya, no: 30210/96, § 165, ve Acunbay - Türkiye, no:61442/00 ve 61445/00, § 70, 31 Mayıs 2005). AİHM hakkaniyete uygun olarak başvurana manevi tazminat adı altında 4.500 Euro ödenmesine hükmetmiştir.' şeklindeydi.
2. 30 Ağustos 2007 tarihinde yapılan düzeltmeyle 'AİHM ayrıca, taraflarca sunulan bilgilere göre davanın beş yıl on ay geçmesine karşın ulusal mahkemeler önünde halen devam etmekte olduğunu kaydetmektedir. Şayet hal-i hazırda durum bu yönde ise, AİHS'nin 6 § 1 maddesinde öngörülen adaletin iyi idaresinin gerekleri dikkate alındığında yargılama süresinden doğan ihlali sona erdirmek için en uygun yolun davayı mümkün olan en kısa süre içerisinde bitirmek olduğu kanaatindedir.' şeklindeki paragraf karardan çıkarılmıştır.
B. Masraf ve harcamalar
Başvuran, ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 9.700 Yeni Türk Lirası (yaklaşık 5.270 Euro) talep etmektedir. Başvuran belge olarak bir avukatlık ücret tarifesi sunmaktadır.
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.
AİHM'nin içtihadına göre bir başvuran, masraf ve harcamalarının iadesini ancak bu masraf ve harcamaların gerçek, zorunlu ve makul olduğunu kanıtladığı sürece elde edebilir. Elindeki mevcut bilgilerin ve yukarıda anılan ölçütlerin ışığında AİHM mevcut davada başvurana tüm masraf ve harcamaları için 1.500 Euro ödenmesinin makul olacağına kanaat getirmektedir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM, OYBİRLİĞİYLE
1. Başvurunun geriye kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHS'nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHS'nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, döviz kuru üzerinden Y.T.L.'ye çevrilmek üzere ve miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi tazminat olarak 3.000 Euro2 (dört bin beş yüz) ve masraf ve harcamaları için 1.500 Euro (bin beş yüz) ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
Karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddesine uygun olarak 3 Mayıs 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
1. 30 Ağustos 2007 tarihinde yapılan düzeltmeyle hükmün eski 3. fıkrası karardan çıkarılmıştır.
2. 30 Ağustos 2007 tarihli düzeltme: daha önce 4.500 Euro (dört bin beş yüz) tutarında manevi tazminata hükmedilmişti. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy