(AİHS m. 3 , 29, 37)
(Başvuru No:14292/04)
Strazburg
20 Ekim 2005
OLAYLAR
1969 doğumlu başvuran Zülfikar Taraf Türk vatandaşıdır. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde Bursa Barosu avukatlarından A. Batumlu tarafından temsil edilmektedir.
A. Davanın koşulları
17 Mayıs 2000 tarihinde, başvuran İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) tarafından terör örgütüne mensup olduğu gerekçesiyle on iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırılmıştır.
Başvuran, Kırşehir Cezaevinde yatmaktayken bir açlık grevi başlatmıştır.
Sağlık durumunun bozulması üzerine başvuran Adli Tıp Kurumuna sevk edilmiştir. Adli Tıp Kurumu 9 Aralık 2002 tarihli bir raporla başvuranda Wernicke-Korsakoff hastalığı bulunduğunu teşhis etmiş ve cezasının altı ay süreyle ertelenmesi gerektiğini belirtmiştir.
13 Aralık 2002 tarihinde, Kırşehir Cumhuriyet Başsavcısı, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun (CMUK) 399. maddesi uyarınca başvuranın altı ay süreyle serbest bırakılmasına karar vermiştir.
Daha sonra başvuran Adli Tıp Kurumu tarafından tekrar muayene edilmiştir. Adli Tıp Kurumu 30 Haziran 2003 tarihli bir raporla, başvuranın cezasının tekrar ertelenmesi gerektiğini ve bununla ilgili olarak herhangi bir süre belirtmenin mümkün olmadığını ifade etmiştir.
14 Temmuz 2003 tarihinde, Kırşehir Cumhuriyet Başsavcısı düzenli muayenelerin yapılması kaydıyla başvuranın cezasını belirtilmeyen bir tarihe kadar ertelemiştir.
Cumhuriyet Başsavcısı daha sonra Adli Tıp Kurumundan, başvuranın sağlık durumunun, Anayasanın 104. maddesi uyarınca Cumhurbaşkanı affı kapsamına girip girmediğinin tespit edilmesi amacıyla başvuranın muayene edilmesini istemiştir.
Adli Tıp Kurumu 5 Mart 2004 tarihli raporla, başvuranın sağlık durumunun Cumhurbaşkanı affı kapsamına girmediğini belirtmiştir.
Kurumun 29 mart 2004 tarihli raporunda ise başvuranın cezasını çekebileceği ifade edilmiştir.
Bu rapor üzerine, 13 Nisan 2004 tarihinde, Kırşehir Cumhuriyet başsavcısı başvuran aleyhine yakalama müzekkeresi çıkarmıştır.
12 Ekim 2004 tarihinde yeni Türk Ceza Kanunu resmi gazetede yayınlanmıştır. 1 Nisan 2005 tarihinde yürürlüğe girmesi öngörülmüştür.
26 Kasım 2004 tarihinde, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, yeni TCKnın mevcut davada işlenen suç için daha az bir ceza öngördüğü ve başvuranın bu cezasını çektiği gerekçesiyle başvuranın cezasının infazını durdurma kararı almıştır.
Aynı gün, Cumhuriyet Başsavcısı yakalama müzekkeresini kaldırılmasına karar vermiştir.
31 Mart 2005 tarihli Kanunla, yeni TCKnın yürürlüğe giriş tarihi 1 Haziran 2005 tarihine ertelenmiştir.
ŞİKAYETLER
Bilimsel bir dayanağı olmayan bir rapora dayanılarak, cezasının infazının ertelenmesi kararının kaldırıldığını belirten başvuran, Wernicke-Korsakoff Sendromu rahatsızlığının bulunduğunu ileri sürmekte ve yeniden hapse konulmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 3. ve 5. maddelerini ihlal edeceğini savunmaktadır.
AİHMDEKİ USUL İŞLEMLERİ
Elli üç adet başvurunun bir tanesini oluşturan mevcut davada (Bkz. Tekin Yıldız-Türkiye, no: 22913/04, 10 Kasım 2005) AİHM, İç Tüzüğünün Ek A1 maddesi uyarınca, esas hakkında incelemesi için ilgili olayların tespit edilmesi amacıyla soruşturma heyeti oluşturmuştur.
AİHM üyeleri arasından üç delegeyi, Türkiyedeki ceza infaz kurumları ile hastanelerde ziyarette bulunmakla görevlendirmiş ve üç uzman doktordan oluşan bir bilirkişi heyetini, öncelikle aralarında başvuranın da bulunduğu ilgili kişilerin sağlık öykülerini değerlendirmek, ardından da bu kişilerin özgürlükten yoksun bırakıcı bir cezayı çekip çekemeyeceklerini belirlemek amacıyla nöropsikiyatrik muayeneler yürütmekle görevlendirmiştir.
23 Ağustos 2004 tarihinde bu görevin en iyi şekilde yürütülmesi amacıyla, AİHM Hükümetten, İç Tüzüğünün 39. maddesi uyarınca, amaçlanan muayenelerin Bilirkişi Kurulu tarafından yürütülebilmesi için, firari durumda olan başvuranın 6 Eylül-13 Eylül 2004 tarihleri arasında yakalanmamasını talep etmiştir.
AİHM bu görevi çerçevesinde, başvurandan, 11 Eylül 2004 tarihinde muayene edileceği İstanbul Üniversitesi Çapa Hastanesine gitmesini istemiştir. AİHM başvurana, geçerli bir mazereti olmadan bu çağrıya uymaması halinde, AİHSnin 37§1 c) maddesi uyarınca başvurusunun kayıttan düşeceğini de bildirmiştir.
AİHMnin bu şekilde gerçekleştirdiği inceleme ziyaretine ilişkin bilgi Tekin Yıldız-Türkiye kararında yer almaktadır.
11 Eylül 2004 tarihinde başvuran AİHM Bilirkişi Kurulu tarafından muayene edilmiştir. Bu tarihte, tıbbi görüşlerini sunmak için uzmanlar, başvuranın psikiyatrik muayenesi sonrasında verilmiş olması gereken tamamlayıcı raporu istemişlerdir.
14 Eylül 2004 tarihinde, davanın koşulları dikkate alınarak, AİHM yeni bir emre kadar yukarıda belirtilen geçici tedbiri uzatmış ve Hükümeti başvuranı hapsetmemeye davet etmiştir.
Aynı kararla, başvuran AİHMye iletilmek üzere bir sağlık raporunun hazırlanması amacıyla psikiyatrik gözlem yapılması için Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine çağrılmıştır.
8 Haziran 2005 tarihinde, davanın tamamına ilişkin AİHM Bilirkişi Kurulu sağlık raporu taraflara tebliğ edilmiştir.
Uzmanlar görüşlerini, başvuranla ilgili olan yukarıda belirtilen psikiyatrik gözlem sonuçları için saklı tutmuştur.
Başvuran iç tüzüğün 39. maddesi uyarınca, AİHM tarafından istenen sağlık raporunu iletmemiştir.
15 Mart 2005 tarihli bir yazıyla mahkeme kalemi, başvurana 22 Mart 2005 tarihine kadar sözkonusu sağlık raporunu vermemesi halinde AİHSnin 37. maddesi uyarınca başvurusunun kayıttan düşeceğini bildirmiştir.
10 Mayıs 2005 tarihinde, sözkonusu raporu hala iletmeyen başvuran, başvurusunun kayıttan düşebileceği konusunda bir kez daha uyarılmıştır. Başvuran buna uymamıştır.
24 Mayıs 2005 tarihinde, AİHM Hükümetten istenen başvuranın yakalanmaması ve hapsedilmemesi ile ilgili olan geçici tedbiri kaldırma kararı almıştır.
HUKUK AÇISINDAN
6 Ocak 2005 tarihli bir yazıyla Hükümet, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 26 Kasım 2004 tarihli yeni TCK uyarınca, ilgilinin cezasının infazına son verilmesi konusundaki kararına uygun olarak, başvuran aleyhindeki yakalama müzekkeresinin iptal edildiğini bildirmiştir. Hükümet, 9 Aralık 2002 tarihinden beri hapsedilmeyen başvuranın, mağdur sıfatı bulunmadığı gerekçesiyle, AİHMyi başvuruyu kabul edilemez ilan etmeye davet etmektedir.
Başvuran bu konuda görüş bildirmemiştir.
AİHMnin tüzüğünün 39. maddesi uyarınca kendisinden istenen sağlık raporu ile ilgili uyarılar sonrasında, başvuranın avukatı bu durumu başvuranın tedavi görmesine imkan vermeyen maddi durumu ile açıklamak istemiştir. Başvuranın avukatı ayrıca, müvekkili adına bir yakalama müzekkeresi çıkarıldığını ve bunun tebliğ edilmediğini iddia etmiştir.
Başvuranın avukatı 18 Temmuz 2005 tarihli bir yazıyla, Uludağ Üniversitesi psikiyatri servisi tarafından düzenlenen 7 Temmuz 2005 tarihli bir sağlık raporu iletmiştir.
Aynı yazıda, başvuran sözkonusu raporu alabilmek için yeterli maddi imkana ve zamana sahip olmadığını iddia etmektedir. Bununla birlikte AİHMyi AİHSnin 3. maddesini ihlal edildiğine karar vermeye davet etmiş ve adil tazmin taleplerini bildirmiştir.
AİHM, başvuranın belgelenmeyen ve desteklenmeyen argümanlarının, hiçbir geçerli nedene ve anlaşılabilir bir kaygıya dayanmadığı kanaatindedir.
Öncelikle başvuranın yargılamanın hiçbir safhasında AİHMden adli yardım talebinde bulunmamıştır ve sözkonusu raporu almasına imkan veremeyen maddi durumundan bahsetmemiştir.
Yeniden hapsedilme riski ile ilgili iddia konusunda, AİHM başvuranın yakalama müzekkeresini tebliğ etmediğini ve Hükümet tarafından iletilen belgeleri inkar etmediğini gözlemlemektedir.
Hükümet ise, buna benzer olaylar çerçevesinde kendisine belirtilen bütün geçici tedbirlere riayet etmekle kalmayıp, ayrıca inceleme ziyaretinin düzenlenmesinde ve yürütülmesinde de örnek oluşturacak şekilde destekte bulunmuştur.
Başvuran tarafından da bilinen bu koşullar altında, başvuran Hükümetten kaynaklanabilecek herhangi bir zararın olduğunu ileri süremeyecektir, çünkü böyle bir durum gerçekleşse bile bundan sonuç çıkarmak AİHMnin görevidir.
Sonuç itibariyle AİHM, başvuranın mağdur sıfatını incelemekle vakit kaybetmek istememektedir (Bkz. Amuur-Fransa, 25 Haziran 1996 tarihli karar, 1996-III, s. 846, § 36, Dalban-Romanya (GC), no: 28114/95, § 44, CEDH 1999-VI ve mutatis mutandis, S.T. -Türkiye (karar), no: 32431/96, 6 Mayıs 2003). Başvuran görünürde neden göstermeksizin ve bu konu ile ilgili olarak kendisine yapılan uyarılara rağmen, kendi davasını ilişkin olguları bu şekilde engellememeliydi.
AİHM sonuç olarak, AİHSnin 29§3 maddesinin uygulanmasına son verilmesinin uygun olacağına ve AİHSnin 37§1 -c maddesi uyarınca başvurunun incelenmesine gerek olmadığına kanaat getirmektedir.
Bu gerekçelere dayalı olarak AİHM, oybirliğiyle,
Davanın kayıttan düşürülmesine karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy