(AİHS m. 9, 1 NOLU EK PROTOKOL m. 2) (Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi m. 18)
(Başvuru no. 1448/04)
9 Ekim 2007
Yargıçlar:
J.-P. Costa, (Başkan), A.B. Baka, I. Cabral Barreto, R. Türmen, M. Ugrekhelidze, A. Mularoni, E. Fura-Sandström, Yazı İşleri Md. Yrd: F. Elens-Passos.
USUL
1. Dava, iki Türk vatandaşı olan Hasan Zengin ve Eylem Zengin'in İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına ilişkin Sözleşme'nin ("Sözleşme''') 34. maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı 2 Ocak 2004 tarihinde Mahkeme'ye sundukları başvuru ile meydana gelmiştir.
2. Başvurucular adli yardım almışlardır.
3. Başvurucular, özellikle zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin öğretilme tarzının, Sözleşme'nin 9'uncu maddesinde ve 1 Nolu Protokol'ün 2'inci maddesinin ikinci cümlesinde güvence altına alman haklarını ihlal ettiğini ileri sürmüşlerdir.
4. 6 Haziran 2006 tarihli kararında Daire başvuruyu kabul edilebilir bulmuştur.
5. 3 Ekim 2006'da, Strasbourg'daki İnsan Hakları binasında aleni duruşma yapılmıştır. (Mahkeme İç Tüzüğü 59/3).
K.Genç başvurucular adına, M. Özmen hükümet adına Mahkeme'de söz almışlardır.
DAVANIN ESASI
I. Dava konusu olaylar
6. 1960 doğumlu Hasan Zengin ve 1988 doğumlu Eylem Zengin, İstanbul'da yaşamaktadırlar.
Hasan Zengin, kendisi ve kızı adına başvuruda bulunduğu sırada, kızı İstanbul Avcılardaki bir devlet okulunda 7'inci sınıf öğrencisiydi.
A. Davanın ardalanı
7. Hasan Zengin, ailesinin Alevi olduğunu belirtmekteydi
8. Alevilik, Ona Asya menşeli olup, büyük bir ölçüde Türkiye'de gelişmiştir. Bu dini hareketin ortaya çıkışında iki önemli Sufi'nin önemli etkisi vardır: Hoca Ahmet Yesevi ve Hacı Bektaşi Veli (14. yy.). Türk toplumunda ve tarihinde derin kökleri olan ve genel olarak İslam'ın bir kolu olarak kabul edilen bu inanç sistemi, özellikle Sufizm ve belirli İslam öncesi inanışların etkisi altında kalmıştır. (Alevilik) dua, oruç ve hac gibi dini uygulamalarında Sünni kolundan farklıdır. (Türkiye nüfusunun çoğunluğu İslam'ın ılımlı yorumu olan Hanefi mezhebindendir).
9. Başvurucuya göre Alevilik, diğer kültürlerden, dinlerden ve felsefelerden etkilenen bir inanç ya da felsefedir. Alevilik, Sünni İslam'ın (dört mezhebinden biri olan) Hanefilik mezhebinden sonra Türkiye'de temsil edilen en yaygın inançtır. Alevilik, İslami inanç içerisinde doğa ile yakın ilişkiyi, hoşgörüyü, tevazuu ve komşuluk sevgisini savunur. Aleviler, şeriatı (Ortodoks İslamın hukuk kurallarını) ve sünneti (Ortodoks İslam'ın davranış biçimlerini ve şekli kurallarını) reddeder; din özgürlüğünü, insan haklarım, kadın haklarını, hümanizmi, demokrasiyi, akılcılığı, çağdaşlığı, evrenselliği, hoşgörüyü ve laikliği savunur. Aleviler, Sünniler gibi ibadet etmezler (özellikle beş vakit namaz yükümlülüğüne uymazlar), fakat ibadetlerim dini şarkı (ilahi) ve danslarla (semah) yerine getirirler; camiye gitmezler, fakat düzenli olarak dini törenler için cem evinde toplanırlar. Aynı şekilde Aleviler, Mekke'ye hac ziyaretini bir dini yükümlülük saymazlar. Aleviler, Allah'ın her insanda mevcut olduğuna inanırlar. Aleviliğe göre Allah, Adem'i kendi suretinde yaratmıştır ve onun tüm bildirileri insan şeklindedir. Allah ne göktedir ne de cennette fakat insanın kal-bindedir.
B. Başvurucuların muafiyet talebi ve kararın iptali için başvuru
10. Başvurucu 23 Şubat 2001'de, kızının din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinden muafiyetini sağlamak için İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğüne başvurmuştur. Başvurucu ailesinin Aleviliğe bağlı olduğunu bildirerek, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi örneğindeki gibi, ailelerin, çocuklarının alacağı eğitimin şeklinin seçiminde haklarının olduğunu vurgulamıştır. Ek olarak, zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin laiklik ilkesi ile bağdaşır olmadığını iddia etmiştir.
11. Milli Eğitim Müdürlüğü 2 Nisan 2001'de, muafiyet verilmesinin mümkün olmadığı cevabını vermiş ve özellikle şunları belirtmiştir:
Anayasanın 24. maddesi "Din ve ahlak eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve orta-öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır" hükmünü getirmiştir.
1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanununun 12. maddesi ise "Türk milli eğitiminde laiklik esastır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilkokul ve ortaokullar ile lise ve dengi okullarda okutulan zorunlu dersler arasında yer alır" hükmünü getirmiştir.
Bu nedenlerle talebinizi yerine getiremiyoruz."
12. Başvurucu, Milli Eğitim Müdürlüğünün red kararının ardından, İstanbul İdare Mahkemesine iptal davası (judicial review) açmıştır. Başvurucu, zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin esasen Hanefi İslam'ın temel kuralları üzerine kurulduğunu ve kendi inancına ilişkin hiçbir şey öğretilmediğini iddia etmiştir. Başvurucu diğer konuların yanı sıra, dersin zorunlu niteliğine de itiraz etmiştir.
13. İdare Mahkemesi 28 Aralık 2001 tarihli kararında başvurucunun talebini reddetmiştir. İdare Mahkemesi kararında diğer konuların yanı sıra, şöyle demiştir:
"Anayasanın 24'üncü maddesinde, din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin ilk ve orta dereceli okullarda zorunlu dersler arasında okutulmasını ve 1739 sayılı Kanunun 12'nci maddesinde (yine) din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin ilk ve orta dereceli okullarda zorunlu dersler arasında okutulmasını düzenlenmektedir.
Bu bağlamda, davacının talebinin reddi hukuka aykırı değildir..."
14. Başvurucu, başka şeylerin yanında, Sözleşme'ye de dayanarak bu kararı temyiz etmiştir.
15. Danıştay 5 Ağustos 2003'te tebliğ edilen, 14 Nisan 2003 tarihli kararı ile temyiz başvurusunu reddederek, ilk derece mahkemesinin usule ve yasalara uygun bulduğu kararını onamıştır.
II. Konuyla ilgili iç hukuk ve uygulama
A. Anayasa
16. Anayasanın 24. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
1. Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
2. 14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dini ayin ve törenler serbesttir.
3. Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.
4. Din ve ahlak eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve orta-öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanunî temsilcisinin talebine başlıdır.
5. Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.
B. Milli Eğitim Temel Kanunu (1739 Sayılı Kanun)
17. Milli Eğitim Temel Kanununun 12. maddesi şöyledir:
"Türk milli eğitiminde laiklik esastır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilkokul ve ortaokullar ile lise ve dengi okullarda okutulan zorunlu dersler arasında yer alır."
C. Müfredat ve muafiyetler hakkındaki kararlar
1. Muafiyet hakkında 9 Temmuz 1990 tarihli 1 sayılı karar
18. 9 Temmuz 1990'da Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulu, din kültürü ve ahlak bilgisi derslerine ve bu derslerden kimlerin muaf tutulabileceğine ilişkin şu kararı almıştır:
"Milli Eğitim Bakanlığının teklifi üzerine; azınlık okulları dışında kalan ilk ve orta öğretim okullarımızda öğrenim gören T.C. uyruklu Hıristiyanlık ve Musevilik dinlerine mensup öğrencilerin; bu dinlerden birine mensup oldukları belgelendirmeleri kaydıyla, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersine girmelerinin zorunlu olmadığı, ancak bu derse girmek istedikleri takdirde velilerinden yazılı dilekçe getirmelerinin gerekli olduğu hususunun kabulü kararlaştırıldı."
19. Hükümet duruşmada, muafiyet usulünün ateizm gibi diğer dini ve felsefi inançları da kapsayabileceğini belirtmiş, ancak buna ilişkin somut örnek sunmamıştır.
2. Türk Eğitim Sistemi ve 19 Eylül 2000 tarihli din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin ana hatları üzerine 373 sayılı karar
20. Daha önce beş yıl olan zorunlu eğitim 1997'den beri 6-14 yaş arası çocuklar için sekiz yıl olarak sürmektedir; ilk beş yıl ilkokula (1-5. sınıflar) ve bunu izleyen 3 yıl ortaokula (6-8. sınıflar) tekabül eder.
21. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) 19 Eylül 2000 tarihli ve 373 sayılı kararla, (4., 5., 6., 7., ve 8. sınıflarda okutulan) din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin ana ilkelerini belirlemiştir. (Çeviren notu: Karar metni için bkz. 2517 sayılı MEB Tebliğler Dergisi, s.911 vd. Ayrıca söz konusu karar uyarınca "kabul edilerek uygulamaya konulan İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi (4, 5, 6, 7 ve 8. Sınıflar) Öğretim Programının 2007-2008 Öğretim Yılından itibaren uygulamadan kaldırılması" kararlaştırılmıştır. Bkz. 410 sayılı ve 28.12.2006 Tarihli Talim ve Terbiye Kurulu kararı, 2593 Sayılı MEB Tebliğler Dergisi, s. 109 vd. Bu doğrultuda hazırlanmış ilköğretim din kültürü ve ahlak bilgisi yeni öğretim programı için bkz. http://dogm.meb. gov. tr.)
Bu bağlamda kabul edilen ilkeler şunlardır:
"... Bugün kültürlerarası etkileşim artarken barış kültürü ve hoşgörü ortamım teşvik etmek için dinler hakkında bilgi sahibi olmak zorunlu hale gelmiştir.
Bu nedenlerle, ders içeriği ...;
... tüm dinlerin amaçladığı dürüst bireyler yetiştirme (sonucuna yönelik) öğretimi içermektedir. Musevilik, Hıristiyanlık, Hinduizm ve Budizm'in tarihi gelişimi, bunların başlıca özellikleri ve öğretilerinin kapsamı hakkında bilgilendirilmiş ve objektif ölçüt kullanarak İslam'ın Musevilik ve Hıristiyanlık ile ilişki içerisinde konumunu değerlendirebilecek (insanlar eğitmek de din öğretimin amaçlarındandır) ...
"A. Öğrenme-Öğretme Süreçlerinde Uyulması Gereken İlkeler...
1 - Laiklik ilkesi daima göz önünde bulundurulacaktır. Din, vicdan, düşünce ve ifade özgürlüğü zedelenmeyecektir.
2 - Dinsel anlayış ve uygulama farklılıklarının birer zenginlik olduğu fark ettirilecektir.
3 - Öğrencilerin sosyalleşmeleri, iyi vatandaş olarak yetişmeleri için dini ve ahlaki bilgi ile onların duygu ve davranışlarından olabildiğince yararlanılacaktır.
4 - Milli birlik ve beraberliği güçlendirici sevgi, saygı, kardeşlik, arkadaşlık, dostluk bağlarım pekiştirici; vatan, millet, bayrak, şehitlik, gazilik gibi milli değerlerin ve kavramların öğrenciler tarafından benimsenmesine özen gösterilecektir.
5 - Dinin milli kültürü oluşturan önemli unsurlardan biri olduğu gerçeği göz önünde bulundurulacaktır.
9 - İbadet kavramı geniş anlamıyla öğretilecek; çalışmanın, temizliğin ve güzel ahlakın ibadet olduğu kavratılacaktır.
10 - İbadetlerin Allah'a karşı sevgi, saygı ve şükran duygularının ifadesi olmasının yanında, kişinin sağlığına, toplum fertlerinin birbirine sevgi ve saygı ile bağlanmalarına, yardımlaşmalarına, dayanışmalarına imkan veren; fert ve toplum ilişkilerinin iyi ve düzenli bir şekilde yürütülmesine yarayan, inşam erdeme ve mutluluğa götüren kazanmaları fark ettirilecektir.
11 - Hz. Muhammed ile ilgili konular işlenirken, onun ahlaki kişiliği ile ilgili örnekler verilecektir.
.
13 - Konular, ilgili ayet ve hadis mealleriyle desteklenecek, okuma parçalan, hikaye ve resimlerle açık ve anlaşılır hale getirilecektir.
14 - Tüm eğitimsel süreçlerde, konuların işlenmesinde ve örneklerin belirlenmesinde Kuranı (Kuran'a ait) olan ile sonradan üretilenlerin ayırt edilmesine özen gösterilecektir. Bunun için toplumsal ve sosyal olaylar da dikkate alınarak nelerin Kuran kaynaklı nelerin ise örf, adet, gelenek, inanış, yaşam biçimi, kültürel etkileşim vb. kaynaklı olduğu açıklanarak vurgulanacaktır.
İslam'ın hurafeden uzak, akılcı ve evrensel bir din olduğu çeşitli örneklerle kavratılacaktır.
... Yedinci sınıf... Üniteler: Ünite 1-Kuram Kerimi Tanıyalım. Ünite 2-Din güzel ahlaktır. Ünite 3-Haç ve Kurban. Ünite 4- Melekler ve Diğer Görünmeyen Varlıklar. Ünite 5- Ahiret İnancı. Ünite 6- Ailemiz. Ünite 7-Dinleri Tanıyalım..."
22. Başvurucular, 4., 5., 6., 7., ve 8. sınıflara ait, din kültürü ve ahlak bilgisi üzerine beş ders kitabı sunmuşlardır. Bunlar okullarda okutulmakta olup, MEB onaylıdır.
Dördüncü sınıf ders kitabında öğretim, ahlak ve din arasındaki ilişkinin incelenmesiyle din kavramından başlamakta, yaratan ve yaratılan, aile ve din, Muhammed Peygamber'in hayatına ilişkin bilgilerle devam etmektedir.
Beşinci sınıf ders kitabı, "Allaha inanıyorum" ifadesinin anlamının açıklanmasıyla başlamaktadır, özellikle temel İslam kavramı öğretisi üzerine odaklanmaktadır: inanç, inanan, ibadet yeri olarak cami, Ramazan ayı boyunca inananların ibadetlerinin niteliği, Muhammed Peygamberin aile hayatı anlatılmaktadır. Ayrıca Kuran'da ismi geçen peygamberlere genel bir bakış sunulmaktadır.
Altıncı sınıf ders kitabı günlük ibadetleri anlatarak başlamaktadır. Burada her Müslüman'ın günde beş vakit namaz kılmak zorunda olduğu açıklanmaktadır. Bunların uygulaması kitapta örneklerle gösterilmekte ve hayırseverlik, vatan ve millet sevgisi, zararlı davranışlar, arkadaşlık ve kardeşlik gibi konular işlenmekte ve ayrıca dört kutsal kitap Tevrat, Zebur, İncil ve Kuran'dan bahsedilmektedir.
Yedinci sınıf ders kitabı Kuran bilgisi, din ve yüksek ahlak standartları, hac ve kurban, melekler ve görünmeyen varlıklar, Ahiret, inanç ve aile üzerinde durmaktadır. Buna ek olarak, temel dinlerden Yahudilik, Hıristiyanlık, İslam, Hinduizm ve Budizm'e 15 sayfa ayrılmıştır.
Sekizinci sınıf ders kitabı Muhammed Peygamberin yüksek ahlaki standartlarını, kültür ve dini, din kavramını, akıl ve bilimi, kadere inancı ye inanç ve davranışı anlatmaktadır. "Dine farklı yaklaşımlar", "dinlerin ve İslam'ın öğütleri", "laiklik", "din ve inanç özgürlüğü" gibi konular ayrıca kitapta yer almaktadır.
Öğrencilerin kitapları okurken, ayrıca Kuran'dan bazı sureleri de ezberlemeleri gerektiği anlaşılmaktadır.
23. Hükümet ise lisenin ilk yılı olan 9'uncu sınıf ders kitabım sunmuştur.
Bu ders kitabı, insanın evrendeki yeri ile başlamaktadır. Daha sonra kitapta insan doğası ve din, dinin insan hayatındaki işlevi ve tektanrıcılık, çoktanrıcılık, gnostisizm, agnostisizm ve ateizm olarak adlandırılan çeşitli inanç biçimleri başlıklar halinde yer almaktadır. Ayrıca mümin ve mümin ile temizlik arasındaki bağlantı gibi çeşitli hususlarda açıklamalar yapılmaktadır; bu bölümde İslam'da kısmi ya da bütün abdest (gusül ve abdest) uygulamaları gösterilmektedir. Bunlara ek olarak, Muhammed'in hayatı, Kuran ve temel kavramlar gibi birtakım esaslı unsurlar, İslami bilgilendirme amacıyla açıklanmaktadır. Ders kitabının geri kalan kısmı "aile ve değerler", "vatan, bayrak, özgürlük, bağımsızlık, insan hakları, laiklik, laik Devlet, Atatürk ve laiklik gibi" konulara ayrılmıştır. Son olarak, Türk tarihi bağlamında "Türkler ve İslam" konusu ele alınmaktadır; bu bölümde Gök-Tanrı, Manişeyizm, Budizm, Hıristiyanlık ve Yahudilik gibi, Türklerin önceki inançlarım incelemektedir. Türklerin İslam anlayışım etkileyen, özellikle Ebu Hanife (Hanefi mezhebinin kurucusu, doğum 699, ölüm 767) ve İmam Şafii (Safı mezhebinin kurucusu, doğum 767, ölüm 820) gibi kişiler, Hoca Ahmet Yesevi ve Hacı Bektaş Veli (bk. yukarıda paragraf 8) ile birlikte ayrıca anlatılmıştır.
24. Hükümet, öğrencilerin bu konuda sadece yazılı sınavlarla değerlendirildiklerini ifade etmiştir.
III. Konuyla ilgili uluslararası metinler
A. Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi
25. Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinin 18. maddesinin ilgili fıkrası şöyledir:
"4. Bu Sözleşmeye taraf Devletler, anne-babalar ile, mümkünse vasilerin kendi inançlarına uygun biçimde çocuklarına din ve ahlak eğitimi verilmesini isteme özgürlüğüne saygı göstermeyi taahhüt ederler.
B. Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi'nin 1396 (1999) sayılı ve 1720 (2005) sayılı Tavsiye Kararları
26. Din ve demokrasi üzerine 1396 (1999) sayılı ve 27 Temmuz 1999 tarihli tavsiye kararında Meclis, Bakanlar Komitesi'nin üye Devlet hükümetlerini, başka şeylerin yanı sıra, şuna teşvik etmesini önermektedir:
" 13.....(ii) dinler hakkında eğitimin geliştirilmesi için ve özellikle:
(a) ahlaki ve demokratik vatandaşlık eğitimi çatısı çerçevesinde gençlerin muhakeme edebilen bir yaklaşım geliştirmesine yönelik bir değerler serisi olarak dinler hakkında öğretimi yaygınlaştırmak;
(b) Farklı dinlerin karşılaştırmalı tarihinin, onların köklerinin vurgulanmasında, onların bazı ortak değerlerinin belirlenmesinde ve örf, adet, gelenek, bayram ve buna benzer alanlarda farklılıklarının okullarda öğretilmesini geliştirmek,
(e) Bu duyarlı meselede ailelerin özgür iradesine saygı için çocuklarla ilgili olarak ailelerin dini inançlarıyla devletin teşvik ettiği din eğitimi arasındaki herhangi bir ihtilaftan kaçınmak;
27. Meclis, 4 Ekim 2005'te kabul ettiği 1720 (2005) sayılı tavsiye kararında ise, Bakanlar Komitesi'nin Üye Devletlerin hükümetlerini devlet eğitiminde ilk ve ortaokullarda dini eğitimin öğretilmesinde diğer şeylerin yanı sıra aşağıda belirtilen ilkeler temelinde sağlanması için teşvik etmesi gerektiği kararım almıştır
"14.1. Herkesin kendi dininin "doğru inanç" olduğuna inanmak hususunda aynı hakka sahip olduğu ve diğer insanların farklı dine sahip oldukları için ya da hiçbir biçimde bir dine sahip olmadıkları için farklı insanlar olmadığının onlara algılatılması için öğrencilere kendi devletlerindeki ve komşu devletlerdeki dinlerin uygulamasının anlatılması eğitimin amaçlarından biri olmalı;
14.2. Dinsizliğin de bir seçenek olmasının yanında temel dinlerin tarihini tüm tarafsızlığı ile içermelidir;
14.3. Fanatik dini uygulamaların destekçilerine yaklaşımlarında güvende olmalarına imkan vermek için gençlere eğitim araçları sağlanmalıdır;
14.4. Devletin resmi bir dine sahip olduğu ülkelerde dahi kültür ve ibadet alanları arasındaki sınır aşılmamalıdır. Bu bir inancın aşılanması meselesi değil, ancak dinlerin neden milyonlarca kişinin inancına kaynak olduğunu gençlere anlatma meselesidir;
14.5. Din öğretmenlerinin özel bir eğitime ihtiyacı vardır. Onlar kültür veya edebiyat bilim dalı öğretmeni olmalıdırlar. Bununla birlikte, bir diğer bilim dalının uzmanları bu eğitim için sorumlu tutulabilir;
14.6. Devlet yetkilileri, öğretmen eğitimi ile ilgilenmeli ve her ülkenin kendi özelliklerine ve öğrencilerin yaşlarına göre uyarlanacak ders içerikleri ortaya koymalıdırlar. Bu programların tasarlanmasında Avrupa Konseyi, dini inançların temsilcileri de dahil olmak üzere tüm ilgili taraflarla istişare edecektir."
C. Irkçılık ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu (IHKAK)
28. Irkçılık ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu 5 sayılı "Müslümanlara yönelik ayrımcılığa ve hoşgörüsüzlüğe karşı mücadele" başlıklı tavsiye kararı ile okullarda dini öğretimine ilişkin genel görüşünü belirtmiştir (CRI (2000) 21, 27 Nisan 2000). İslam'ın uygulamasında ona özgü büyük farklılıkların tanınması ve dinler arasında tarafsızlığın ve eşitliğe saygı ilkelerinin tekrarlanmasından sonra, Üye Devletlerin hükümetlerine "Okullarda din öğretiminde kültürel çoğulculuğa saygının ve bu sonuca yönelik öğretmen eğitimi için düzenlemelerin sağlanmasının gerekliliği" tavsiye edilmektedir.
29. Türkiye'ye ilişkin üçüncü raporunda (CRI (2005)), IHKAK ayrıca özellikle şu hususları göz önünde tutmuştur:
"Ders içeriği tüm dinleri kapsamakta ve öğrencilere var olan başlıca tüm dinler hakkında fikir vermek için tasarlanmaktadır. Bununla birlikte, çeşitli dini kültürlerin derslerde yer alması yerine bazı kaynaklar bu dersleri İslam ilkelerinin öğretildiği dersler olarak tanımlamıştır. IHKAK, azınlıkların dinlerine bağlı olan öğrencilerin muafiyeti söz konusu iken, sadece Müslüman öğrencilerin bu dersleri takip etmesinin zorunlu olduğunu not etmiştir. IHKAK bu durumu belirsiz bulmaktadır: Eğer bu ders gerçekten farklı dini kültürler hakkında ise, bunu sadece Müslüman çocuklar için zorunlu tutmanın bir nedeni yoktur. Bilakis, eğer ders esasen Müslümanlık öğretimi için tasarlanmışsa, sadece bir dine özgü demektir ve çocukların ve onların ana ve babalarının dini özgürlüğünün korunması için zorunlu olmamalıdır."
Sonuç olarak, IHKAK Türk makamlarına tavsiyede bulunarak: "... Din kültürü eğitimine yaklaşımın tekrar gözden geçirilmesi için... . (Yetkili makamlar) ya bu eğitimi seçmeli ders haline getirmeli ya da içeriğini gerçekten tüm dinlerin kültürlerini öğretecek şekilde düzeltmeli ve bundan böyle eğitimin (sadece) İslam dini öğretisi olarak algılanmaması için adımlar atmalıdırlar."
IV. Karşılaştırmalı hukuk
30. Avrupa'da dini eğitim, laik eğitim ile sıkı bağlar içindedir. İncelenen 46 Avrupa Konseyi devletinin 43'ünde, devlet okullarında din eğitimi verilmektedir. Sadece Arnavutluk, Fransa (Alsas ve Moselle bölgeleri hariç) ve Eski Yugoslavya Makedonya Cumhuriyeti bu kuralın dışındadırlar. Slovenya'daki devlet okullarında ise, günah çıkarma (non-confessional) ile ilgili öğreti son sınıfta önerilmektedir.
31. 46 Devletten 25'inde (Türkiye de dahil), din eğitimi zorunludur. Bununla birlikte, bu yükümlülüğün her devlete göre değişen bir kapsamı vardır. Türkiye, Finlandiya, Yunanistan, Norveç, İsveç gibi beş ülkede, din derslerine girmek zorunludur. Öğretilen dini inanca sahip tüm öğrenciler, kısmen ya da tamamen dersleri takip etmek zorundadırlar. Ancak 10 devlet çeşitli hallerde muafiyete olanak tanımaktadır. Bu devletler Avusturya, Kıbrıs, Danimarka, İrlanda, İzlanda, Liechtenstein, Malta, Monako, San Marino ve İngiltere'dir. Bu ülkelerin çoğunda din eğitimi mezhebe bağlıdır.
32. Diğer 10 devlet ise, öğrencilere zorunlu din eğitimi yerine geçen bir ders seçme fırsatı vermektedir. Bu durum Almanya, Belçika, Bosna Hersek, Litvanya, Lüksemburg, Hollanda, Sırbistan, Slovakya ve İsviçre'de geçerlidir. Bu ülkelerde mezhebe bağlı eğitim ilgili bakanlıklarca düzenlenen müfredatta yer almakta olup, öğrenciler önerilen diğer dersi seçmedikleri takdirde bu derse girmekle yükümlüdürler.
33. Buna karşılık 21 Üye Devlet, öğrencilere din eğitimi derslerini izlemeyi zorunlu tutmamaktadır. Din eğitimi okul sistemi içinde genel olarak düzenlenmektedir; fakat öğrenciler sadece talepte bulundukları takdirde derse girmektedirler. Bu durum, şu geniş Devlet grubunda bulunmaktadır: Andora, Ermenistan, Azerbaycan, Bulgaristan, Hırvatistan, İspanya, Estonya, Gürcistan, Macaristan, İtalya, Latviya, Moldova, Polonya, Portekiz, Çek Cumhuriyeti, Romanya, Rusya, Ukrayna. Son olarak üçüncü bir grup devlette, öğrenciler din eğitimi ya da muadili dersi seçmek zorundadırlar, fakat her zaman laik dersi seçme hakları vardır.
34. Avrupa'daki din eğitimine ilişkin bu genel yaklaşım göstermektedir ki, çeşitli öğretim yöntemlerine rağmen, hemen tüm üye devletler öğrencilere din eğitimi derslerine katılmamayı sağlayacak en az bir yol sağlamaktadırlar (Bir muafiyet mekanizması veya muadili bir derse girme seçeneği sağlayarak veya öğrencilere din eğitimi derslerine girip girmeme hususunda tercih yapma hakkı vererek).
KARAR GEREKÇESİ
I. Birinci Protokol'ün 2. maddesinin ihlal edildiği iddiası
35. Başvurucular, ilk ve ortaokulda din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin öğretilme tarzının, Birinci Protokol'ün 2. maddesinin ikinci cümlesinde korunan haklarını ihlal ettiğini ileri sürmüşlerdir. Bu hüküm şöyledir:
"Devlet, eğitim ve öğretim alanında yükleneceği görevlerin yerine getirilmesinde, ana ve babanın bu eğitim ve öğretimin kendi dini ve felsefî inançlarına göre yapılmasını sağlama haklarına saygı gösterir."
A. Tarafların beyanları
1. Başvurucular
36. Başvurucular, din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin tarafsız, eleştirel ve çoğulcu bir anlayışla verilmediğini ve bu nedenle Birinci Protokolün 2. maddesinin yorumlanması bağlamında Mahkeme'nin tanımladığı ölçütleri yerine getirmediğini ileri sürmüşlerdir.
Müfredatın bu öğretimi tamamen dini bakış açısıyla vermesi ve İslam inancı ve geleneklerinin Sünni yorumunu övmesi, Sünni İslam'ın geleneksel ayinlerini açıklayan ders kitaplarıyla birlikte ele alındığında, bu öğretimin objektiflikten yoksun olduğu çok açıktır. 7.'nci sınıf ders kitabında Yahudilik, Hıristiyanlık, İslam, Hinduizm, Budizm gibi mevcut dinlere 15 sayfa ayırmak, yukarıda anlatılan ilkelere uygunluğu sağlamak için yeterli değildir. Aslında, sadece İslam inancının kuralları, ayinleri ve ibadetleri her zaman Sünni biçimi ile öğretilmekte ve diğer dinler hakkında ayrıntılı hiçbir bilgi yer almamaktadır. Örnek olarak, başvurucular 6'ncı sınıf ders kitabının 19 sayfasından daha fazlasının çeşitli günlük ibadetleri anlattığım belirtmişlerdir.
37. Bunlara ek olarak, din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin müfredatının ve içeriğinin düzenleniş şekliyle başvurucunun inancının varlığı, Sünni bakış açılı İslam düşüncesinde inkar edilmekte ve İslam, Sünni bakış açısıyla öğretilmektedir. 9'uncu sınıf ders kitabında, Alevi inancının başlıca şahıslar ile ilgili olarak belirli bazı bilgilerin yer alması, bu ihmali gidermek için yeterli değildir; Sünni İslam'ın terimin dini anlamıyla "günaha girme korkusu" gibi kuralları, çocukluktan itibaren kafalara yerleştirilmektedir.
38. Başvurucular, dersin belirli bir dinin öğretisi ve ayinleri hakkında dini nitelikte bilgi içermediği savına itiraz etmektedirler. Gerçekte, okulda kullanılan ders kitapları, müfredatta ve müfredatın uygulanmasıyla ilgili olarak yerilen her türlü bilgi, öğretimin aynı zamanda temel konusu olan, öğrencilerin İslam kültürünün geliştirilmesi amacının taşındığım göstermektedir. Başvurucuların bu sınıflarda belli bir inanç düzeninin nakledildiği ve kültürel öğretimin bu maksatla sağlandığı hususunda hiç şüphesi yoktur. Ahlak bilgisinin öğretilmesi ise, daha çok bu derslerin gizli amacının belli edilmemesi için bir yöntemdir.
39. Başvuruculara göre, laiklik ilkesine göre yönetilen bir Devlet, dini eğitim alanında geniş bir takdir marjına sahip olamaz. Devlet, devlet okulunda eğitim alan çocuklara bir dini öğretmemelidir. Başvurucular, dini inançların veya bunların ifade araçlarının meşruluğunu takdir yönünde devlete tanınan her tür yetkinin devletin tarafsızlık görevine aykırı olduğunu ileri sürmüşlerdir.
2. Hükümet
40. Hükümet, Mahkeme'nin de içtihatlarında kabul ettiği gibi Devletin tasarrufunda olan düzenleme yapma yetkisine dayanarak, din ve ahlak öğretiminin, istismarları engellemek için Devletin denetimi altında yürütüldüğünü belirtmiştir. Devlet bu alanda takdir yetkisini kullanmaktadır. Bu bakımdan Hükümet, 19 Eylül 2000 tarihinde kabul edilen kararda ortaya konulan ilkelere atıf yapmış (bk. yukarıda parag. 21) ve söz konusu derslerin farklı altyapılardan gelen öğrenciler arasında anlayışı, hoşgörüyü ve saygıyı geliştirmek amacıyla ve her bir bireyin kimliğine, Türkiye'nin ulusal ve tarihi değerlerine ve diğer dinlere ve hayat felsefelerine yönelik saygı ve anlayışı geliştirmek için hazırlandığını vurgulamıştır.
41. Hükümet Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanmış olan dersin içeriğinin Anayasanın 24. maddesi ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Yasasının 12. maddesi uyarınca, laiklik ilkesine uygun olduğunu ve kesinlikle mezhepsel bir eğitim içermediğini vurgulamıştır. Bu bağlamda Hükümet, dini konular hakkındaki bilgilerin İslam'ın Sünni anlayışı üzerine kurulu olduğuna ilişkin başvurucuların iddialarına karşı çıkmıştır. Din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinde belirli bir dinin öğretisi ve ayinleri hakkında hiçbir özel bilgi verilmemiştir; çeşitli dinler hakkında genel bilgiler verilmiştir. Buna ilaveten, dersin zorunlu niteliği, sadece çocukların derse katılma zorunluluğunu ifade etmiştir.
42. Hükümet ayrıca, derslerin objektif, çoğulcu ve tarafsız bir şekilde verildiği sürece, çocuklara Müslümanlık inancının öğretilmesinin kendiliğinden Sözleşme bakımından bir sorun çıkartmayacağını ileri sürmüştür. Çağdaş Türk toplumunda İslami çalışmalara diğer dinler ve hayat felsefelerinden daha fazla zaman ayırmak için meşru sebepler bulunmaktadır. Özellikle Türkiye'nin laik bir Devlet olduğu ve okulların bu tür bilginin aktarılması için en uygun kurumlar olduğu akılda tutulduğunda, durum daha iyi anlaşılır.
43. "Din kültürü ve ahlak bilgisi" dersinin içeriğinde, İslam'ın ülkede temsil edilen bir mezhebinin veya bir tarikatının mensuplarının görüşü dikkate alınmamıştır; dolayısıyla bu başlıklar dersin içeriğinde bulunmamaktadır. Hükümet ayrıca, daha çok felsefe alanına ait görünen Alevi inancı hakkında bilginin daha derinlemesine öğretilmesinin gerektiğini belirtmiştir. Böylece, bu konuyla ilgili bilgi 9'uncu sınıfta verilmiştir (lisenin ilk senesinde).
44. Hükümet, dersin zorunlu niteliğinin çocukları fanatizme yol açan hurafeler ve yanlış bilgilerden koruma zorunluluğundan kaynaklandığını vurgulamıştır. Bu bağlamda Hükümet, Musevi ve Hıristiyan öğrencilerin Lozan Antlaşması ve Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulu'nun 1 sayılı kararı altında bu derslerden muaf tutulduklarını vurgulamıştır (bk. yukarıda parag. 18). Duruşma sırasında Hükümet ayrıca ateist olan kişilerin de muaf olmayı istemeleri halinde taleplerinin yetkililerce değerlendirileceğini belirtmiştir.
45. Hükümet ayrıca eğitimin, laiklik ilkesine uygunluğu sıkı şekilde izleyen idare mahkemelerinin denetimine tabi olarak yürütüldüğünü söylemiştir. Buna ilaveten, ilkokul dersleriyle görevli olan öğretmenler üniversitede eğitim almışlardır ve "din kültürü ve ahlak bilgisi" bilim dalında diploma sahibidirler.
Orta kısımda bu derslerde görevli olan öğretmenler, ilahiyat fakültesinden yüksek lisans derecesine sahiptirler.
46. Son olarak, Hükümete göre okul müfredatımın hazırlanışı ve içeriğinin Devletin takdir yetkisi içerisinde bulunduğu Mahkeme'nin yerleşik içtihatlarında da açıktır. Bu nedenle Birinci Protokol'ün 2. maddesi, ana ve babaya devletin bu ayrıcalıklı yetkisine itiraz imkanı vermemiştir. Aksi takdirde, kurumsallaşmış bir eğitim meydana getirmek imkansız olur.
B. Mahkeme'nin değerlendirmesi
1. Genel ilkeler
47. Mahkeme, Birinci Protokol'ün 2. maddesinin genel yorumu hakkında başlıca ilkeleri içtihatlarında ortaya koymuştur (bk. özellikle, 07.12.1976 tarihli Kjeldsen, Busk Madsen ve Pedersen - Danimarka kararı, parag. 50-54; 25.02.1982 tarihli Campbell ve Cosans - Birleşik Krallık kararı, parag. 3 6-3 7; 18.12.1996 tarihli Valsamis - Yunanistan kararı, parag. 25-28; ve yakın zamanda, 29.06.2007 tarihli Folgero ve Diğerleri - Norveç Büyük Daire kararı, parag. 84). Birinci Protokol'ün 2. maddesinin birinci ve ikinci cümlelerinin, sadece birbirinin değil, fakat aynı zamanda ve özellikle Sözleşme'nin 8, 9 ve 10. maddelerinin ışığında yorumlanmaları gerekir (bk. yukarıda geçen Kjeldsen, Busk Madsen ve Pedersen, parag. 52).
48. Ana ve babamın kendi dini ve felsefi inançlarına saygı gösterilmesini isteme hakkı, birinci cümledeki bu temel hak üzerine şekillenmiş olup; birinci cümle, ikinci cümle gibi, devlet eğitimi ve özel eğitim arasında ayrım yapmamaktadır. Kısacası, 2. maddenin ikinci cümlesi, eğitimde çoğulculuğu güvence altına almayı amaçlamakta olup, bu imkan Sözleşme'nin tasarladığı şekliyle "demokratik toplum"un korunması için asıldır. Modern devletin gücü göz önüne alındığında, devlet eğitimi vasıtasıyla bu amacın gerçekleştirilmesinin gerekliliği her şeyin üstündedir (bk. yukarıda geçen Kjeldsen, Busk Madsen ve Pedersen, parag. 50).
49. Birinci Protokol'ün 2. maddesi, eğitimde dini konular ile diğer konular arasında bir ayrım yapılmasına izin vermemektedir. Bu madde devlete, ister dini ister felsefi olsun, eğitim programının tamamında ana ve babanın inançlarına saygı göstermesini emretmektedir (bk. Kjeldsen, Busk Madsen and Pedersen kararı, parag. 51). Bu görev, sadece eğitimin içeriğine ve bunun hazırlanma şekline değil, fakat devlet tarafından üstlenilen tüm eğitsel "işlevler" in yerine getirilmesine uygulanması nedeniyle geniş kapsamlıdır. "Saygı gösterme" fiili, "kabul etme" veya "dikkate alma" dan daha fazla bir anlam taşımaktadır. Devletin esas olarak negatif yükümlülüğüne ilaveten bazı pozitif yükümlülüklerini de ima etmektedir. "İnançlar" kelimesi tek başına ele alındığında "düşünceler" ve "fikirler" sözcükleriyle eş anlamlı değildir. Bu kavram belli ölçüde inandırıcılık, ciddiyet, tutarlılık ve önem taşıyan görüşleri ifade etmektedir (bk. yukarıda geçen Valsamis, parag. 25 ve 27; yukarıda geçen Campbell ve Cosans kararı, parag. 36-37).
50. Çocuklarının "eğitim ve öğretimi''nden öncelikle sorumlu olan ana babaların çocuklarına karşı doğal görevleri olduğundan, ana babalar devletten kendilerinin dini ve felsefi inançlarına saygı göstermesini isteyebilirler. Böylece ana ve babanın bu hakkı, eğitim hakkından yararlanma ve bu hakkı kullanmayla sıkı sıkıya bağlantılı bir sorumluluğa karşılık gelmektedir (ibid).
51. Ancak, müfredatın oluşturulması ve planlanması, ilke olarak Sözleşmeci Devletlerin yetkisi içindedir. Bu iş esasen, çözümü Mahkeme'nin görevi olmayan ve haklı olarak ülkeye ve zamana göre değişen amaca uygunluk meselelerini içerir (bk. yukarıda geçen Valsamis kararı, parag. 28). Ayrıca Birinci Protokol'ün 2. maddesinin ikinci cümlesi, devletlerin devlet okullarında verilen öğretim aracılığıyla doğrudan veya dolaylı olarak dini veya felsefi türde objektif bilgiler yaymasını engellememektedir. Bu hüküm, ana ve babanın bu tür öğretim veya eğitimin okul müfredatına eklenmesine karşı çıkmasına da izin vermemektedir; zira aksi takdirde tüm kurumsallaşmış öğretimin işleyişi tehlikeye girer (bk. yukarıda geçen Kjeldsen, Busk Madsen and Pedersen kararı, parag. 53).
Gerçekten, okulda öğretilen birçok konunun, az ya da çok bazı felsefi yönlere veya sonuçlara sahip olmaması çok zor gözükmektedir. Eğer felsefi, kozmolojik veya ahlaki nitelikteki her soruya cevabı olan veya cevap bulabilen çok geniş bir dogmatik ve ahlaki yapı oluşturan dinlerin mevcudiyeti anımsanırsa, aynı durum aslen benzer olan dinler için de geçerlidir (ibid, parag. 53).
52.Diğer yandan 2. maddenin ikinci cümlesine göre Devlet, eğitim ve öğretim konusunda üstlendiği işlevleri yerine getirirken, müfredatta yer alan bilgilerin bir dinin telkininden uzak sakın bir ortamda (bk. 24.01.2006 tarihli Şefika Köse ve diğerleri - Türkiye kabul edilebilirlik kararı, no. 26625/02), öğrencilerin din hakkında eleştirel düşünce geliştirmelerine imkan verecek şekilde (bk. yukarıda parag. 27, özellikle Recommendation 1720 (2005) parag. 14) objektif, eleştirel ve çoğulcu bir tarzda iletilmesine özen göstermelidir. Devletin, ana ve babanın dini ve felsefi inançlarına saygısızlık olarak değerlendirilebilir nitelikte belli bir fikrin aşılanması amacını gütmesi yasaktır, işte aşılmaması gereken sınır budur (bk. yukarıda geçen Kjeldsen, Busk Madsen ve Pedersen kararı, parag. 53).
53. Uyuşmazlık konusu mevzuatı yukarıda yorumlanan Birinci Protokol'ün 2. maddesine göre incelemek için, mevzuatın amaca uygunluğuna ilişkin her tür değerlendirmeden kaçınmakla birlikte, mevzuatın cevap vermek istediği ve halen istemekte olduğu somut duruma bakılmalıdır. Sözleşme organları, geçmişte dinler hakkında bilgi veren eğitimi Sözleşme'ye aykırı bulmamalarına rağmen, öğrencilerin bir şekilde dini ibadete katılmaya zorlanıp zorlanmadıklarını veya herhangi bir şekilde dinsel aşılamaya maruz kalıp kalmadıklarını dikkatle tetkik etmişlerdir. Bu bağlamda, dersten muafiyet için yapılan düzenlemeler de dikkate alınması gereken bir unsurdur (bk. 03.12.1986 tarihli Anna-Nina Angeleni İsveç Komisyon kabul edilebilirlik kararı, no. 10491/83; 08.09.1993 tarihli Zenon Bernard - Lüksemburg Komisyon kabul edilebilirlik kararı, no. 17187/90; 16.01.1996 tarihli C.J., J.J. ve E.J. -Polonya Komisyon kabul edilebilirlik kararı, no. 23380/94). Elbette yürürlükte bulunan hükümlerin, belli bir okul veya öğretmen tarafından uygulanmasına ilişkin istismarlar olabilir; bu durumda yetkili makamların, ana babaların dini veya felsefi inançlarının bu düzeyde özensizlik, aldırmazlık veya dini telkin yoluyla göz ardı edilmemesi için azami özeni gösterme görevleri bulunmaktadır (bk. yukarıda geçen Kjeldsen, Busk Madsen ve Pedersen kararı, parag. 54).
54. Mahkeme, çoğulcu bir demokratik toplumda dini inançların meşruluğuna veya bu inançların açıklanma şekillerine ilişkin devlet tarafından yapılacak her tür değerlendirmenin, devletin çeşitli dinler ve inançlar karşısında tarafsızlık görevine aykırı bulunduğunu vurguladığını hatırlatır (bk. 26.09.1996 tarihli Manoussakis ve Diğerleri - Yunanistan kararı, parag. 47; 26.10.2000 tarihli Hasan ve Chaush-Bulgaristan Büyük Daire kararı, parag. 78). Dahası, Devletin dini toplulukların birleşik bir liderlik altında kalması veya altına sokulması için tedbir almasına da gerek bulunmamaktadır (bk. 14.12.1999 tarihli Şerif- Yunanistan kararı, parag. 51).
55. Birinci Protokol'ün 2. maddesinin ikinci cümlesinin bu tür bir yorumu, aynı hükmün birinci cümlesine uygun olmasının yanı sıra, Sözleşme'nin 8 ile 10. maddeleriyle ve demokratik bir toplumun amaçlan ve değerlerini korumak ve geliştirmek için tasarlanmış bir belge olan Sözleşme'nin genel ruhuyla da tutarlıdır (bk. yukarıda geçen Kjeldsen, Busk Madsen ve Pedersen kararı, parag. 53). Öğrencilerinin kişisel bağımsızlıkları gibi karakterlerini ve zihin yeteneklerini de geliştirmek ve biçimlendirmek dahil olmak üzere, öğretim, bir okulun kuruluş amacına ulaşmaya çalışmasında kullandığı yöntemin ayrılmaz bir parçasıdır.
2. Bu ilkelerin uygulanması
56.Türk Anayasasına göre, bir devlet okulunda öğrenci olan Eylem Zengin, ilkokulun dördüncü sınıfından itibaren "din kültürü ve ahlak bilgisi" derslerine devam etmek zorunda kalmıştır.
57. Yukarıda ortaya konulan ilkeler ışığında Mahkeme, ilk olarak Birinci Protokol'ün 2. maddesinin ikinci cümlesiyle ilgili içtihatlarda ortaya çıkan ilkelere uygunluğunu temin edebilmek için, bu dersin içeriğinin objektif, eleştirel ve çoğulcu bir şekilde öğretilip öğretilmediğini saptayacaktır, ikinci olarak Mahkeme, Türk eğitim sisteminde ana ve babaların inançlarına saygının temin edilebilmesine uygun hükümlerin getirilmiş olup olmadığım inceleyecektir.
(a) Derslerin içeriği
58. "Din kültürü ve ahlak bilgisi" derslerinin müfredatına göre, konular laiklik ilkesine ve düşünce, din ve vicdan özgürlüğüne uygun olarak öğretilmekte ve konunun "hoşgörü ve barış kültürünü beslemesi" amaçlanmaktadır. Ayrıca başlıca dinlerin tümüne ilişkin bilgi aktarılması da amaçlanmaktadır. Ders müfredatının amaçlarından biri de, insanları "Musevilik, Hıristiyanlık, Hinduizm ve Budizm dinlerinin tarihi gelişimi, bunların temel özellikleri ve öğretilerinin içeriği hakkında bilgilendirmek ve objektif kriterler kullanarak Musevilik ve Hıristiyanlık karşısında İslam'ın konumunu değerlendirebilmeleri" konusunda eğitmektir (bk. yukarıda parag. 21).
59. Mahkeme'ye göre yukarıda açıklanan amaçlar, Birinci Protokol'ün 2. maddesinden kaynaklanan çoğulculuk ve objektiflik ilkelerine açıkça uygun bulunmaktadır. Bu bakımdan Mahkeme, laiklik ilkesinin, Türk Anayasasının güvence altına aldığı gibi, Devleti tarafsız hakem rolüne yöneltmek suretiyle Devletin belli bir din veya inanç için tercih ortaya koymasını engellediğini ve din ve vicdan özgürlüğünü gerekli kıldığım belirtmektedir (bk. 10.11.2005 tarihli Leyla Şahin-Türkiye Büyük Daire kararı, parag. 113). Bu bağlamda Mahkeme, ilk olarak dinin okullarda öğretilmesinin fanatizm ile mücadelede uygun bir yöntem olduğu ve ikinci olarak da idare mahkemelerinin ders müfredatının hazırlanmasını ve uygulanmasını laiklik ilkesine uygunluk bakımından denetlemekle görevli olduklarına dair Hükümetin görüşlerini ilgiyle kaydeder.
60. Bununla birlikte Mahkeme, her ne kadar ders yukarıda belirtilen ilkeler üzerine kurulu olsa da, öğretim programının öğrencilerde "ibadetlerin Allah'a karşı sevgi, saygı ve şükran duygularının ifadesi olmasının yanında, kişinin sağlığına, toplum fertlerinin birbirine sevgi ve saygı ile bağlanmalarına, yardımlaşmalarına, dayanışmalarına imkan verdiği konusunda" farkındalığı artırmayı ve "İslamın hurafeden uzak, akılcı ve evrensel bir din olduğunu farklı örneklerle açıklamayı" amaçladığım da gözlemlemektedir. Müfredat ayrıca, Kuran'ın ve Muhammed Peygamberin davranışları üzerinde çalışmaları da içermektedir. Aynı şekilde 7. sınıfların müfredatı, örneğin "hac ye kurban", "melekler ve diğer görünmeyen varlıklar" ve "ahirette iman" gibi, İslam dininin temel yönlerinin öğretimini içermektedir.
61. Bu derslerde kullanılan ders kitapları üzerinde yapılan inceleme, bu kitapların genel olarak dinler konusunda bilgi aktarmakla sınırlı kalmayıp, ayrıca Müslümanlık inancının başlıca ilkeleri hakkında eğitim verdiği ve örneğin iman, beş vakit namaz, Ramazan, hac, melekler ve diğer görünmeyen varlıklar kavramı, ahirete iman gibi, bu inancın kültürel ayinleri hakkında genel bilgi verdikleri görülmektedir (bk. yukarıda parag. 21).
62. Aynı şekilde, öğrenciler Kuran'dan pek çok sure ezberlemek ve görüntüler yardımıyla namaz kılmayı öğrenmek (bk. yukarıda parag. 22) ve değerlendirme için de bunlardan yazılı sınav olmak zorundadırlar (bk. yukarıda parag. 24).
63. Böylece, Milli Eğitim Bakanlığı'nın 373 sayılı ve 19 Eylül 2000 tarihli kararı uyarınca hazırlanan ilk ve ortaokullardaki müfredat ve tüm ders kitapları, diğer dinlere ve felsefelere göre İslam bilgisine büyük öncelik vermektedir. Mahkeme'ye göre bu durum, devletin laik yapısına rağmen, İslam'ın Türkiye'de çoğunluğun benimsediği bir din olduğu göz önünde tutulduğunda, kendiliğinden belli bir fikrin aşılanması olarak görülecek şekilde çoğulculuk ve objektiflik ilkelerinden uzaklaşıldığı anlamına gelmemektedir (bk. Folgero ve Diğerleri, parag. 89).
64. Ayrıca İslam öğretimine verilen önceliğin, Birinci Protokol'ün 2. maddesi bakımından kabul edilebilir sınırlar içerisinde kalmış olarak görülüp görülemeyeceği de bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Gerçekten de söz konusu müfredat ve ders kitapları ele alındığında, bu derslere devam eden çocukların zihinlerinin etkilenebileceğinin düşünülmesi makuldür. Bundan dolayı müfredatta yer alan bilgilerin objektif, eleştirel ve çoğulcu bir tarzda verilip verilmediğinin incelenmesi gerekir.
65. Bu noktada başvurucu, Alevi inancının okulda öğretilen din anlayışından birçok alanda farklı olmasına rağmen, zorunlu "din kültüm ve ahlak bilgisi" derslerinde bu inanç veya bu inanca ait ayinler hakkında hiçbir şey öğretilmediğini iddia etmiştir. Hükümete göre ise bu durumun nedeni, bu müfredatta İslam'ın ülkede temsil edilen bir mezhebinin veya bir tarikatın mensuplarının görüşlerinin dikkate alınmamış olmasıdır.
66. Alevi inancına gelince, bunun Türk toplumunda ve tarihinde derin kökleri ve kendisine özgü özellikleri bulunan bir dini inanç olduğu taraflar arasında tartışmalı değildir (bk. yukarıda parag. 8-9). Dolayısıyla bu inanç, okullarda öğretilen İslam'ın Sünni anlayışından farklıdır. Alevilik inancı açıktır ki, belli ölçüde inandırıcılık, ciddiyet, tutarlılık ve önemden yoksun bir tarikat veya "inanç" değildir (bk. yukarıda geçen Campbell ve Cosans kararı, parag. 36). Sonuç olarak "dini inançlar" ifadesinin, Birinci Protokol'ün 2. maddesinin ikinci cümlesi anlamında, bu inanca uygulanabilir olduğu şüphesizdir.
67. Ancak Hükümetin de kabul ettiği gibi, "din kültürü ve ahlak bilgisi" derslerinde Türk toplumuna hakim olan dini farklılıklar dikkate alınmamaktadır. Özellikle Alevi inancına mensup Türk nüfusunun oram çok yüksek olmasına rağmen, öğrenciler bu inancın kabullerine (confessional) veya ayinlerine ilişkin özellikler hakkında herhangi bir öğretim almamaktadırlar. Hükümetin Aleviler hakkında bazı bilgilerin 9'uncu sınıfta öğretildiğiyle ilgili savı hakkında Mahkeme, başvurucular gibi (bk. yukarıda parag. 43), ilk ve ortaokulda bu inancın temel unsurları üzerine eğitim bulunmazken, bu inancın doğmasında başlıca etkisi olan iki kişinin hayatı ve felsefesinin 9'uncu sınıfta öğretilmesinin, bu öğretimin kusurlarının telafisi için yeterli olmadığı görüşündedir.
68. Tabi ki ana ve babalar, çocuklarının doğal eğitimcileri olarak, onları kendi dini veya felsefi inançları konusunda aydınlatabilir, onları eğitebilir veya onlara rehberlik edebilirler (bk. yukarıda geçen Valsamis kararı, parag. 31). Bununla birlikte, Sözleşmeci Devletlerin dini çalışmayı okul müfredatı konularına eklemesi ve muafiyeti de dikkate almamaları durumunda, öğrencilerin ana ve babalan haklı olarak, konunun objektiflik ve çoğulculuk kriterlerine uygun olarak ve kendi dini ve felsefi inançlarına saygılı bir şekilde öğretilmesini bekleyeceklerdir.
69. Dolayısıyla Mahkeme, demokratik bir toplumda, düşünce, din ve vicdan özgürlüğü bağlamında, sadece eğitimde çoğulculuğun öğrencilerin dini konular bakımından eleştirel bir zihin geliştirmesine imkan verebileceği kanaatindedir (bk. Parlamenterler Meclisi Tavsiye Kararı, parag. 13 (ii) no. 1396; Tavsiye Kararı parag. 14 no. l 720; yukarıda parag. 26 ve 27). Bu hususta da şu belirtilmelidir ki, Mahkeme'nin birçok kez dediği gibi bu özgürlük, dini boyutu bakımından inananların kimliği ve hayat görüşlerine dair en önemli unsurlardan biri olmasının yanı sıra, ateistler, agnostikler, şüpheciler ya da kayıtsızlar için de değerli bir kazanımdır (bk. 18.02.1999 tarihli Buscarini ve Diğerleri -San Marino Büyük Daire kararı, parag. 34).
70. Yukarıda anlatılanların ışığında Mahkeme, "din kültürü ve ahlak bilgisi" dersinde verilen öğretimin objektiflik ve çoğulculuk kriterlerini ve ayrıca başvurucunun kendi özel durumunda, Eylem Zengin'in Alevi inancına sahip babasının, ki ders içeriğinde bu konu açıkça eksiktir, dini ve felsefi inançlarına saygılı olma gereğini karşılar nitelikte görülemeyeceği sonucuna varmaktadır.
(b) Ana ve babanın inançlarına saygının sağlanması için uygun vasıtaların bulunup bulunmadığı
71. Mahkeme, Birinci Protokol'ün 2. maddesinin ikinci cümlesine göre Sözleşmeci Devletlerin pozitif yükümlülüğü bulunduğunu ve bunun ana ve babaya devletin din öğretiminde kendi dini ve felsefi inançlarına saygı göstermesini isteme hakkı verdiğini yinelemektedir (bk. yukarıda geçen Campbell ve Cosans kararı, parag. 37). Bir Sözleşmeci Devletin okul müfredatına din öğretimini dahil etmesi durumunda, öğrencilerin okulda verilen dini eğitimle, ana ve babalarının dini veya felsefi inançları arasında bir çelişkiyle karşılaşmalarım mümkün olduğunca bertaraf etmesi gerekmektedir. Bu bağlamda Mahkeme, Avrupa'da din eğitimi ve öğretim yaklaşımlarının çeşitliliğine rağmen, hemen tüm Üye Devletlerin, muafiyet mekanizması öngörerek veya başka bir konuda ders seçme imkanı vererek veya din eğitimi derslerini tamamen seçmeli hale getirerek, öğrencilere din eğitimi dersleri dışında en az bir seçenek sunduklarını kaydeder (bk. yukarıda parag. 34).
72. Mahkeme, Türk Anayasasının 24. maddesine göre, "din kültürü ve ahlak bilgisi"nin zorunlu derslerden biri olduğunu kaydeder. Ancak Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulu Başkanlığı'nın 9 Temmuz 1990 tarihli kararıyla muafiyet imkanı tanındığı görülmektedir (bk. yukarıda parag. 18). Bu karara göre, sadece "Hıristiyanlık veya Musevilik dinine mensup Türk vatandaşı" çocuklar, "bu dinlere mensup olduklarım beyan etmeleri koşuluyla" muafiyet seçeneğine sahiptirler.
73. Mahkeme başlangıçtan beri, söz konusu öğrencilerin kategorisi ne olursa olsun, ana ve babanın kendi çocuğunun söz konusu derslerden muaf tutulması için okullara kendilerinin Hıristiyanlık veya Musevilik dinine mensup bulundukları hakkında bir ön bildirimde bulunmaları zorunluluğunun, Sözleşme'nin 9. maddesine göre de bir sorun ortaya çıkarabileceği görüşündedir (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, yukarıda geçen Folgero ve Diğerleri kararı, parag. 97). Bu bağlamda Mahkeme, Türk Anayasasının 24. maddesinde, "kimse... dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz..." hükmünün bulunduğunu kaydeder (bk. yukarıda parag. 16). Bundan başka Mahkeme, dini inançların bireysel vicdan meselesi olduğunu her zaman vurguladığım hatırlatır (bk. diğerlerinin yanında, Sofianopoulos ve Diğerleri - Yunanistan kabul edilebilirlik kararı, no. 1977/02, 1988/02 ve 1997/02, ve ayrıca ayrıntılarda farklılıklarla birlikte, yukarıda geçen Buscarini ve Diğerleri kararı, parag. 39).
74. Buna ilaveten, Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulu Başkanlığının kararı sadece iki kategori Türk vatandaşı öğrenci için muafiyet imkanı sağlamaktadır; bunlar da ana ve babaları Hıristiyanlık veya Musevilik inancına mensup olan öğrencilerdir. Mahkeme'ye göre bu durum, bu konuda verilen eğitimin bu kategorideki öğrencilerin, okulda verilen dini eğitim ile ana ve babalarının dini veya felsefi inançları arasında çelişkilerle karşılaşmalarına yol açabileceğini göstermektedir. Irkçılık ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu gibi Mahkeme de, bu durumun eleştiriye açık olduğunu değerlendirmektedir; zira "eğer bu ders gerçekten farklı dini kültürler hakkında ise, bunu yalnız Müslüman çocuklar için zorunlu tutmaya bir sebep bulunmamaktadır. Bilakis, eğer ders esas olarak İslam dinini öğretmek için hazırlanmış ise, bu takdirde ders belirli bir din hakkında olduğundan, çocukların ve onların ana ve babalarının din özgürlüklerinin korunması için zorunlu tutulmamalıdır" (bk. yukarıda parag. 29).
75. Mahkeme, Hükümete göre talep edildiği takdirde muafiyet imkanının diğer inançları da kapsayabileceğini kaydeder (bk. yukarıda parag. 19). Bununla birlikte, bu muafiyetin kapsamı ne olursa olsun, ana ve babaların okul yetkililerine kendi dini veya felsefi inançları hakkında bilgi vermek zorunda tutulmaları, muafiyet yöntemini, kendilerinin inanç hürriyetine saygının temininde elverişsiz bir araç haline getirmektedir. Ayrıca Eylem Zengin'in durumunda olduğu gibi, açık bir metin bulunmadığı sürece, okul yetkilileri her zaman bu tür bir talebi reddetme imkanına sahiptirler (bk. yukarıda parag. 11).
76. Sonuç olarak Mahkeme, muafiyet usulünün uygun bir yöntem olmadığı ve bu usulün öğretilen konunun okul ile ana ve babanın değerleri arasında bunlara bağlılık yönünden çocuklarda çelişkiye yol açabileceğim haklı olarak düşünen ana ve babalara yeterli bir koruma sağlamadığı görüşündedir. Bu özellikle de Sünni İslam dışında bir dini veya felsefi inanca sahip ana ve babaların çocukları için uygun bir seçenek bulunmayan durumlarda böyledir; bu durumda muafiyet prosedürü, ana ve babayı ağır bir yük altına sokabilir ve çocuklarının din derslerinden muaf tutulması için kendi dini veya felsefî inançlarını ifşa etmek zorunda bırakabilir.
(c) Sonuç
77. Yukarıdaki bilgileri göz önünde tutarak Mahkeme, başvurucunun, Birinci Protokol'ün 2. maddesinin ikinci cümlesinde konman hakkının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. Sözleşme'nin 9. maddesinin ihlal edildiği iddiası
78. Başvurucular, Sözleşme'nin 9'uncu maddesinin de ihlal edilmiş olduğunu ileri sürmektedirler, bu maddeye göre:
"1. Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, açıkça veya özel tarzda ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancım açıklama özgürlüğünü de içerir.
2. Din veya inancım açıklama özgürlüğü ancak kamu güvenliğinin, kamu düzenin, genel sağlığın veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için demokratik bir toplumda zorunlu tedbirlerle ve yasayla sınırlanabilir."
79. Birinci Protokol'ün 2. maddesinin ihlal edildiği bulgusunu göz önünde tutan Mahkeme (bk. yukarıda parag. 77), Sözleşme'nin 9. maddesi bakımından ayrı bir meselenin doğmadığı görüşündedir.
III. Sözleşme'nin 41 ve 46. maddelerinin uygulanması
80. Sözleşme'nin 41 ve 46'ncı maddeleri şöyledir:
Madde 41
"Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder."
Madde 46
"1. Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme'nin kesinleşmiş kararlarına uymayı taahhüt ederler.
2. Mahkeme'nin kesinleşmiş kararı, kararın uygulanmasını denetleyecek olan Bakanlar Komitesi'ne gönderilir."
A. Zarar, ücretler ve harcamalar
81. Başvurucular maddi ve manevi zararları için tazminat talebinde bulunmamışlardır. Diğer yandan, masraf ve harcamalarını ve dava ile ilgili sarf edilen mesai ücretini kapsar şekilde toplam 3,726.80 Euro talep etmişlerdir. Ücret anlaşması ve faturaları sunmuşlardır.
82. Hükümete göre, başvurucuların şikayetleri açıkça temelsiz bulunduğundan, adil karşılık sorunu doğmamaktadır.
83. Başvurucuların konumunu göz önünde tutan Mahkeme, Birinci Protokol'ün 2. maddesi bakımından ihlal tespit edilmiş olmasının, uğranılan zarar açısından tek başına yeterli bir adil karşılık oluşturduğu görüşündedir. Ücretler ve masraflara ilişkin olarak Mahkeme, başvurucuların bu başlık altındaki talebinin gereğinden fazla olmadığı kanaatindedir ve adli yardım olarak verilen 850 Euro eksiltilerek, talep edilen tüm miktara hükmetmektedir.
84. Mahkeme ayrıca bu davada din öğretimi bakımından objektiflik ve çoğulculuk koşullarını karşılamayan ve ana ve babanın inançlarına saygının temini için uygun bir yöntem sunmayan Türk eğitim sisteminin yetersizliği dolayısıyla Sözleşme'nin ihlalini tespit ettiğini gözlemlemektedir. Bu sonuçlar bizzat göstermektedir ki, Birinci Protokol'ün 2. maddesinin ikinci cümlesinde korunan başvurucuların haklarının ihlali, bu dersin müfredatının uygulaması ve ana ve babanın inançlarına saygıyı temin için uygun yöntemlerin bulunmayışıyla bağlantılı bir sorundan kaynaklanmaktadır. Sonuç olarak Mahkeme, Türk eğitim sisteminin ve ulusal mevzuatın yukarıda anılan Sözleşme hükmüne uygun hale getirilmesinin, tespit edilen ihlalin sona ermesini mümkün kılacak uygun bir giderim şekli oluşturacağım dikkate almaktadır.
B. Gecikme faizi
85. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğu görüşündedir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME OYBİRLİĞİ İLE,
1. Birinci Protokol'ün 2. maddesinin ihlaline;
2. Sözleşme'nin 9. maddesi bakımından ayrı bir meselenin doğmadığına;
3. İhlal tespit edilmiş olmasının, başvurucuların uğradığı manevi zarar için tek başına yeterli bir adil karşılık oluşturduğuna;
4. (a) Davalı devletin, başvuruculara müştereken, Sözleşme'nin 44(2). fıkrası uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ücretler ve masraflar için 3,726.80 Euro, adli yardım olarak verilen 850 Euro eksiltilerek, bu miktara uygulanabilecek her tür vergi eklenmek suretiyle, ödeme günündeki kur üzerinden Yeni Türk Lirası'na dönüştürmek üzere ödemesine;
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına
Karar Vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy