(AİHS m. 2, 3, 6, 7, 17, 18)
(Başvuru No:1889/04)
Strazburg
10 Kasım 2005
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
A. Başvurunun yapılmasına neden olan olaylar
Başvuran 1961 doğumludur ve şu an Almanyada ikamet etmektedir. Elazığ Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi tarafından 21 Ocak 1983 tarihinde müebbet ağır hapis cezasına çarptırılan başvuran, 1991 yılında şartlı salıverilmiştir.
Başvuran, 13 Ekim 1994 tarihinde, PKK mensubu olduğu gerekçesiyle Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından on beş yıl ağır hapis cezasına çarptırılmıştır.
Başvuran, İstanbul Kapalı Cezaevindeyken, 25 Haziran 1997 tarihli iddianame ve 12 Aralık 1997 tarihli ek iddianameyle başvuranla birlikte yargılanan diğer altı kişi ile birlikte, tutuklulara serbest kaldıklarında PKKya mensup olmalarını söylediği ve bu örgütün yürüttüğü silah kaçakçılığı ile ilgili çeşitli emirler verdiği gerekçesiyle İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinde başvuran aleyhine yeni bir dava açılmıştır.
Bu nedenle başvuran birçok açlık grevi yapmıştır.
Başvuran, 20 Aralık 2000 tarihinde, İstanbul H Tipi Kapalı Cezaevine nakledilmiştir.
Geçen zaman zarfında başvuranın sağlığı bozulmuş bu nedenle birçok defa hastaneye kaldırılmıştır.
Son olarak başvuran 14 Mart 2003 tarihinde, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 3. İhtisas Kurulu tarafından muayene edilmiş ve başvuranda Wernicke-Korsakoff Sendromu bulunduğu teşhis edilmiştir. 3. İhtisas Kurulu raporunda, hayati tehlikesinin bulunmadığını belirtmiş, organik nitelikli bir akıl hastalığı tespit edildiğinden ilgili makamlara başvuranın cezasının altı ay ertelenmesini salık vermiştir.
1 Nisan 2003 tarihinde, CMUKun 399. maddesi gereğince İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, erteleme kararını kabul etmiştir. Bununla birlikte, CMUKun 399. maddesinin tutukluların değil de, hükümlülerin serbest bırakılmasını öngördüğü gerekçesiyle başvuran hemen serbest bırakılmamıştır.
18 Nisan 2003 tarihinde, onbeş duruşma yaptıktan ve başvuranla ilgili iddianameyi onunla birlikte yargılanan diğer altı kişinin iddianamelerinden ayırdıktan sonra İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranı suçlu bularak, on iki yıl altı ay ağır hapis cezasına çaptırmıştır.
25 Nisan 2004 tarihinde başvuran yeniden Adli Tıp Kurumuna sevk edilmiş ve aynı gün muayene edilmiştir. 2 Mayıs ve 12 Mayıs 2003 tarihlerinde de muayene edilmiştir.
Başvuran 18 Nisan 2003 tarihli kararı temyize götürmüş fakat başvurusunu hemen geri çekmiştir. Bunu yaparken, başvuran CMUKun 399. maddesinden faydalanabilmek için mahkumiyetinin bir an önce kesinleşmesini dilemekteydi.
Bu Karar 12 Mayıs 2003 tarihinde kesinleşmiştir.
16 Mayıs 2003 tarihinde, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, CMUKun 399. maddesi gereği, ek bir kararla başvuranın serbest bırakılmasına karar vermiştir.
Cumhuriyet Başsavcısı, başvurana en geç 10 Eylül 2003 tarihinde Savcılığa gelmesini aksi takdirde aleyhinde yakalama müzekkeresi çıkarılacağını belirtmiştir.
30 Mayıs 2003 tarihinde, 3. İhtisas Kurulu, 25 Nisan, 2 Mayıs ve 12 Mayıs 2003 tarihlerinde yaptığı muayenelere ilişkin raporunu sunmuştur.
Bu rapora göre, başvuranın durumu Anayasanın 104. maddesi alanına girmektedir. Bu madde iyileştirilemez bir hastalığı olan mahkumların Cumhurbaşkanı tarafından affedilmesini kapsamaktadır.
Başvuran 16 Mayıs 2003 tarihinde yapılan çağrıya cevap vermiş ve yeniden muayene edilmek üzere Savcılığa gitmiştir.
10 Eylül 2003 tarihinde, 3. İhtisas Kurulu başvuranın sağlık durumunun artık cezasının infazının ertelenmesini ve Cumhurbaşkanı affını gerektirmediğini belirten bir rapor hazırlamıştır.
16 Eylül 2003 tarihinde, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı başvuran aleyhine yakalama müzekkeresi çıkarmıştır. Bununla birlikte 30 Mayıs 2003 ve 10 Eylül 2003 tarihli sağlık raporları arasındaki çelişki nedeniyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan bu konu ile ilgili olarak bilgi istemiştir.
Başvuran ise firar etmiştir.
Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu başvurana ilişkin bütün sağlık raporlarını değerlendirmiş ve 10 Eylül 2003 tarihli sağlık raporu sonuçlarını onaylamıştır.
12 Ocak 2004 tarihinde, Cumhuriyet Başsavcısı başvuran aleyhine çıkartılan yakalama müzekkeresini yinelemiştir.
B. AİHMnin soruşturma ziyareti.
Elli üç başvurudan oluşan bir grupta yeralan mevcut davada, AİHM içtüzüğünün ek A1 maddesi uyarınca, esastan inceleme yapılabilmesi için ilgili olayları ortaya koyabilmek amacıyla bir soruşturma görevi başlatmıştır.
Bu nedenle, AİHM, üyeleri arasından, Türkiyede bulunan ceza infaz kurumlarına ve hastanelere ziyaretlerde bulunacak üç kişiyi ve aralarında başvuranın da bulunduğu ilgili kişilerin sağlık durumlarının, özgürlükten yoksun bırakıcı bir cezayı çekip çekemeyeceklerini belirlemek için nöropsikolojik testler yapmak üzere, üç uzman hekimden oluşan Uzman Kurulunu görevlendirmiştir.
23 Ağustos 2004 tarihinde bu soruşturma görevinin iyi neticelenmesi amacıyla AİHM, Hükümetten içtüzüğünün 39. maddesi uyarınca, yukarıda belirtilen incelemelerin yapılacağı 6-13 Eylül 2004 tarihleri arasında, firarda olan başvuranın yeniden hapsedilmemesini istemiştir.
Buna paralel olarak, AİHM başvurana, 11 Eylül 2004 tarihinde muayenesinin yapılacağı İstanbul Çapa Tıp Fakültesine gelmesi çağrısında bulunmuştur. Bu çağrı yapılırken, geçerli bir mazeret bildirmeyerek bu çağrıya uymadığı takdirde, AİHSnin 37 § 1. maddesinin c) bendi uyarınca başvurusunun ya da ilgili şikayetin kayıttan düşürüleceğine dikkati çekilmiştir.
Bu amaçla yapılmış olan soruşturma görevi hakkındaki genel bilgi Tekin Yıldız-Türkiye ( no:22913/04, 10 Kasım 2005) kararında yer almaktadır.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHSNİN 2. VE 3. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, cezasının infazının ertelenmesi kararının sağlık raporuyla açıkça çelişen ve hiçbir bilimsel dayanağı olmayan bir sağlık raporuna dayanılarak iptal edildiğini dile getirerek, Wernicke-Korsakoff hastası olduğunu, yeniden hapsedilmesinin AİHSnin 2. ve 3. maddelerini ihlal edeceğini iddia etmektedir. Ayrıca tutuklu bulunduğu sırada, yalnızca hükümlü olmadığı gerekçesiyle ve talebini destekleyen sağlık raporlarına rağmen CMUKun 399. maddesinden yararlanamamasının, AİHSnin 3. maddesini ihlal eden insanlık dışı bir muamele olduğunu ileri sürmektedir.
Başvuran, aynı hükümleri ileri sürerek, yirmi yıldan fazla süren mahkumiyetinin uzunluğu dikkate alındığında, cezaların infazına ilişkin 647 sayılı Kanunla ters düştüğünü iddia etmektedir. Bu nedenle, 4616 sayılı Kanundan (21 Aralık 2000 tarihinde ilan edilen ve 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenen suçlardan dolayı şartla salıverilmeye, dava ve cezaların ertelenmesine dair Kanun) ve Türk hukukunda uygulanabilen ceza indiriminden faydalanamadığından şikayetçi olmaktadır. Sonuç olarak, 2026 yılında son bulması öngörülen hapis süresinin AİHSyi ihlal ettiğini iddia etmektedir.
AİHM, 1 Eylül 2005 tarihli bir mektupla başvuranın avukatının müvekkilinin Almanyada bulunduğunu ve AİHMnin, içtüzüğünün 39. maddesi uyarınca aldığı kararın polisler tarafından aranan müvekkilinin yakalanmasını engelleyecek nitelikte olmadığını, müvekkilinin sağlık muayenesine katılamayacağını belirttiğini gözlemlemektedir.
Gerçekten de başvuran kendisine yapılan ikaza ve Hükümetten yerine getirmesi istenilen önlemlere rağmen 11 Eylül 2005 tarihindeki muayeneye gelmemiştir.
Hükümet, başvuranın AİHMnin çağrısına uymadığı gerekçesiyle, başvurunun kabuledilemez ilan edilmesi gerektiğini belirtmektedir.
AİHM başvuranın dayanaktan yoksun olan argümanının anlaşılabilir hiçbir nesnel kaygıdan kaynaklanmadığını, Hükümetin benzer davalar çerçevesinde, kendisinden istenilen bütün önlemleri yerine getirdiğini, organizasyona ve soruşturma görevinin sürdürülmesine örnek bir katkıda bulunduğunu düşünmektedir.
Bu şartlarda, başvuran taraf Hükümetten kaynaklanabilecek herhangi bir zararın meydana gelmesinden kaygılandıklarını iddia edemez zira böyle bir durum meydana gelse bile, bundan sonuç çıkarmak sadece AİHMye düşecektir.
Her halükarda, başvuran, kendisi için yapılması öngörülmüş olan sağlık muayenesine gelmeyi reddedip ve bunu anlaşılabilir bir nedene dayandırmayarak, bu şekilde kendi başvurusuna ilişkin olayların ortaya koyulmasını engellememeliydi.
Sonuç olarak, AİHM, bu şikayeti AİHSnin 37§1 maddesinin c) bendi kapsamında incelemenin gereksiz olduğunu düşünmüş ve kayıttan düşürülmesine karar vermiştir.
AİHM, tutuklama süresinin uzunluğuna ve 4616 sayılı Af Kanunundan yararlanamamış olmasına ilişkin olarak yapılan şikayetle ilgili olarak, bu şikayetlerin Kolu-Türkiye (başvuru no: 35811/97, kabuledilebilirliğe ilişkin 6 Temmuz 2004 tarihli karar) ve Kalan-Türkiye (başvuru no: 73561/01, 2 Ekim 2001 tarihinde kabuledilemez ilan edilen başvuru) davalarında incelenen şikayetlerle özet olarak benzer olduğunu gözlemlemektedir.
AİHM, bu kararlarından ayrılmasını gerektirecek hiçbir unsur bulunmadığından, AİHSnin 2. ve 3. maddelerine dayanan şikayetlerin ikinci kısmının, AİHSnin 35§§3. ve 4. maddeleri uyarınca dayanaktan yoksun olduğundan reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
II. AİHSNİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
AİHSnin 6 §§1 ve 3 maddelerinin d) bendine atıfta bulunan başvuran, kendisini 18 Nisan 2003 tarihinde mahkum eden İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı iddiasında bulunmaktadır. Başvuran aynı zamanda, savunma tanıklarını dinletemediğinden savunma hakkının ihlal edildiğinden ve sözkonusu yargılama süresinin uzunluğundan şikayetçi olmaktadır.
A. Kabuledilebilirlik Hakkında
AİHM, bu şikayetlerin esastan inceleme gerektiren, olaylara ve hukuka ilişkin sorular gündeme getirdiğini gözlemlemektedir. AİHM, bu şikayetlerde AİHSnin 35. maddesinde öngörülen hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi ile karşılaşılmadığından bu şikayetleri kabuledilebilir bulmuştur.
B. Esas Hakkında
1. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında
AİHM daha önce buna benzer şikayetlerin dile getirildiği birçok dava incelediğini ve bunların AİHSnin 6 § 1. maddesinin ihlali yönünde sonuçlandığını kaydetmektedir (Bkz. örneğin, Özel-Türkiye, no:42739/98, §§ 33-34, 7 Kasım 2002 ve Özdemir adıgeçen ).
AİHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümetin davayı farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir olgu ve delil sunmadığı kanaatine varmıştır. AİHM, TCKda öngörülen ve cezalandırılan suçlardan ötürü Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılanan başvuranın, aralarında askeri bir hakimin yer aldığı mahkeme heyeti önüne çıkmaktan endişe duymasının anlaşılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesinin davanın içeriğine yabancı mülahazalarla karar almasından haklı olarak kaygı duymuş olabilir. Bu nedenle başvuranın, bu yargı merciinin tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki şüphelerinin, nesnel bir biçimde haklı gerekçelere dayandığı kabul edilebilir (Incal -Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Karar ve Hükümlerin Derlemesi 1998-IV, s. 1573, § 72).
AİHM, başvuranı yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin AİHSnin 6 § 1. maddesinde öngörülen bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı sonucuna varmıştır.
Sonuç olarak AİHSnin bu maddesi ihlal edilmiştir.
Savunma tanıklarını dinletemediği ve bu nedenle savunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin olarak yapılan AİHSnin 6 §3 maddesinin d) bendine ilişkin şikayetle ilgili olarak AİHM, benzer davalarda da dile getirildiği üzere tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun bir mahkemenin, hiçbir surette, yargı yetkisi altındaki kişilere adil bir yargılama temin edebileceğinin varsayılamayacağını hatırlatır.
Başvuranın, davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde görülmesi hakkının ihlal edildiği tespiti ışığında, AİHM, savunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin olarak yapılan şikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığı kanaatine varmıştır (Bkz, diğerleri arasında, Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Derleme 1998-VII, s. 3074, §§ 44-45, Özdemir, adıgeçen, §§ 40-41, ve Okutan-Türkiye, no:43995/98, §§30-31, 29 Temmuz 2004).
2. Devlet Güvenlik Mahkemesinde görülen davanın süresi hakkında
Başvuran, yargılama süresinin AİHSnin 6§1 maddesinde öngörülen makul süre ilkesini ihlal ettiğini iddia etmektedir.
Hükümet görüş bildirmemiştir.
Değerlendirmeye alınacak süre 25 Haziran 1997 tarihinde başlamış, 18 Nisan 2003 tarihinde sona ermiştir. Yargılama sadece ilk derece mahkemesi önünde yaklaşık beş yıl on ay sürmüştür.
AİHM, bir yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın koşulları ve AİHMnin içtihatları uyarınca, özellikle de davanın karmaşıklığı, başvuranın ve yetkili makamların tutumu dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında, Pélissier ve Sassi-Fransa (GC), no: 25444/94, § 67, CEDH 1999-II).
AİHM buna benzer sorunların dile getirildiği pek çok dava incelemiş ve bunların AİHSnin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir. (Bkz. Pelissier ve Sassi, adıgeçen).
AİHM, kendisine sunulan unsurları inceledikten sonra, mevcut davada Hükümetin davayı farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir argüman sunmadığını gözlemlemektedir. Bu konudaki içtihatları uyarınca, dava konusu yargılama süresinin aşırı uzun olduğuna ve makul süre ilkesine uymadığına karar vermiştir.
Sonuç olarak, dava süresi dikkate alındığında AİHSnin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHSNİN 7. MADDESİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran PKKya mensup olduğu gerekçesiyle çifte mahkumiyete maruz kaldığını iddia ederek AİHSnin 7. maddesine atıfta bulunmaktadır.
AİHM, başvurana verilen cezaların, farklı tarihlerde işlenen farklı suçlardan dolayı başlatılan, farklı iki ceza yargılaması sonrasında verildiğini tespit etmektedir.
Birinci dava, 1991 ila 1992 yılları arasında işlenen suçlardan dolayı başlatılmış, 13 Kasım 1994 tarihinde sona ermiştir.
İkinci dava, 1995 ila 1997 yılları arasında işlenen suçlardan dolayı başlatılmış, 18 Nisan 2003 tarihli kararla sona ermiştir.
O halde, başvuranın aynı suçtan iki kere mahkum edildiği düşünülemez ( Bkz. mutatis mutandis, Y.D-Türkiye, 1 Eylül 1993 tarihli Komisyon kararı).
Sonuç olarak, AİHM, bu şikayetin AİHSnin 35 §§ 3. ve 4. maddeleri uyarınca dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
IV. AİHSNİN 17 VE 18 MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Yukarıda belirtilen şikayetlerin tamamı için, başvuran sebep göstermeksizin AİHSnin 17. ve 18. maddelerine atıfta bulunmaktadır.
AİHM, başvuranın şikayetlerinin bu maddeler ışığında incelenmesini gerektirecek bir neden bulunmadığı görüşündedir.
Bu nedenle, başvurunun bu kısmının AİHSnin 35 §§ 3 ve 4 maddeleri uyarınca dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
V. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran, 15.000 Euro tutarında maddi, 35.000 Euro tutarında manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet, fahiş tutarda ve dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle bu miktarlara karşı çıkmaktadır.
AİHM, AİHMnin içtüzüğünün 60 § 2 maddesinin aksine, başvuranın hiçbir gerekçe göstermeyip taleplerini açıklamadığını gözlemlemektedir. Bu nedenle, maddi tazminat talebini reddetmektedir.
Bununla birlikte, yukarıda tespit edilen ihlaller gözönüne alındığında, AİHM, hakkaniyete uygun olarak başvurana 6.000 Euro manevi tazminat ödenmesinin uygun olacağına karar vermiştir.
B. Masraf ve harcamalar
Başvuran AİHMde sürdürülen yargılama ile ilgili olarak yapılan yazışma, faks ve çeviri masrafları için 10.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet, zaten fahiş tutarda olan bu taleplerin, belgelerle desteklenmediği gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini savunmaktadır.
Mahkemenin bu konudaki içtihadı bakımından, AİHSnin 41. maddesi uyarınca masraf ve harcamaların ödenmesi bu masrafların gerçekliğinin, gerekliliğinin hatta makul niteliğinin ortaya konulmasını gerektirmektedir.
Ayrıca, yargı masraflar tespit edilen ihlalle ilgili olduğu sürece geri ödenebilir (Beyeler-İtalya (adil tazmin) (GC), no: 33202/96, § 27, 28 Mayıs 2002).
Başvuranın iddialarını kanıtlayacak belgelerin bulunmayışı ve yukarıda tespit edilen ihlaller ışığında AİHM, hakkaniyete uygun olarak, başvurana 500 (beş yüz) Euro ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme Faizi
Gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE;
1. Başvuranın yeniden hapsedilme olasılığına ilişkin olarak AİHSnin 2 ve 3 maddelerine dayanarak yapılan şikayetlerin kayıttan düşürülmesine;
2. AİHSnin 6. maddesine ilişkin olarak yapılan şikayetlerin kabuledilebilir olduğuna;
3. Başvurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
4. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olması nedeniyle AİHSnin 6§1. maddesinin ihlal edildiğine;
5. AİHSnin 6§3 d) maddesi uyarınca yapılan şikayetin incelenmesine gerek olmadığına;
6. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinde görülen davanın süresi nedeniyle AİHSnin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;
7. a) AİHSnin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirasına çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana:
i. maddi tazminat için 6.000 (altı bin) Euro ödenmesine;
ii. masraf ve harcamalar için 500 (beş yüz) Euro ödenmesine;
iii. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
8. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77§§2. ve 3. maddesine uygun olarak 10 Kasım 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy