(Başvuru no:21798/04)
KABULEDİLEBİLİRLİK KARARININ ÖZET ÇEVİRİSİ
OLAYLAR
1967 doğumlu başvuran Ayşe Eğilmez Türk vatandaşı olup İstanbul'da ikamet etmektedir. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi "AİHM" önünde İstanbul'da avukat olan Sn S. Akat tarafından temsil edilmiştir.
DAVA KOŞULLARI
Tarafların sunduğu üzere ve dosyada bulunan belgelerde yansıtılan dava koşulları aşağıdaki gibi özetlenmiştir.
4 Haziran 1998 tarihinde İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi "DGM" tarafından yasadışı örgüte mensup olmaktan on iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırılan başvuran Uşak cezaevinde yatmaktadır.
Başvuran 2000-2003 yılları arasında yatakhane yerine üç kişilik hücrelerin oluşturulmasını öngören "F tipi" cezaevlerinin düzenlenmesini, "emperyalist güçlerin savaşını" ve terörle mücadele kanununu protesto etmek amacıyla açlık grevi yapmıştır.
Başvuranın babası 4 Aralık 2001 tarihinde sağlık nedeniyle Ceza Muhakemeleri Kanunun 399. maddesine uygun olarak kızının cezasının tecil edilmesini talep etmiştir.
Savcı, 19 Aralık 2001 tarihinde cezasının devamının hayati bir tehlike oluşturup oluşturmayacağının belirlenmesi amacıyla başvuranı Uşak devlet hastanesine sevk etmiştir. Sekiz doktor başvuranı muayene etmiş ve 15 Ocak 2002 tarihinde düzenledikleri raporda başvuranın cezaevinde kalabileceği sonucuna varmışlardır.
Uşak savcısı 16 Ocak 2002 tarihinde başvuranın talebini reddetmiştir. 5 Nisan 2002 tarihinde Uşak ceza infaz hakimi önünde yapılan itiraz reddedilmiştir.
Savcı 25 Haziran 2002 tarihinde cezasının tecilini isteyen başvuranı tekrar Uşak devlet hastanesine sevk etmiştir. 9 Temmuz 2002 tarihinde düzenlenen raporda başvuranın cezaevinde kalabileceği sonucuna varılmıştır.
Böylece savcı, 11 Temmuz 2002 tarihinde, bu rapora dayanarak cezanın teciline ilişkin ikinci talebi de reddetmiştir.
Başvuran 19 Temmuz 2002 tarihinde bu raporu kabul etmeyerek Adli Tıp Kurumu tarafından muayene edilmeyi talep etmiştir.
Böylece savcılık başvuranı 4 Mart 2003 tarihinde Adli Tıp Kurumuna sevk etmiş ve Adli Tıp Kurumu da 16 Nisan 2003 tarihinde, tekrar yenilenmek üzere başvuranın cezasının altı ay süresince tecil edilmesinin gerekli olduğuna dair rapor vermiştir.
Uşak savcısı 24 Nisan 2003 tarihinde Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunun 399. maddesi gereğince başvuranın cezasının tecil edilmesi kararı vermiştir.
Başvuran 29 Eylül 2003 tarihinde tekrar muayene edilmesi için ikamet ettiği İstanbul'daki savcılığa gitmiş ve kendisi Adli Tıp Kurumuna sevk edilmiştir. Adli Tıp Kurumu 3 numaralı oda uzmanları, başvuran hakkında 15 Ekim 2003 tarihinde düzenledikleri raporda başvuranın sağlık durumunun cezasının tecilini gerektirmediği sonucuna varmışlardır.
Uşak savcılığı bu rapora dayanarak 6 Kasım 2003 tarihinde başvuran aleyhinde ihzar müzekkeresi vermiştir. Bunun ardından başvuran cezaevinden kaçmıştır.
Başvuranın temsilcisi 12 Kasım 2003 tarihinde başvuranın sağlık dosyasının Adli Tıp Kurumu heyeti tarafından incelenmesi talebinde bulunmuş ve ayrıca Uşak Ağır Ceza Mahkemesi önünde ihzar müzekkeresine itirazda bulunmuştur. Ağır Ceza Mahkemesi 14 Kasım 2003 tarihinde bu talepleri reddetmiştir.
Başvuranın temsilcisi 23 Aralık 2003 tarihinde bu karara itiraz etmiş ve bu itiraz 27 Ocak 2004 tarihinde Alaşehir Ağır Ceza Mahkemesi tarafından incelendikten sonra reddedilmiştir.
Başvuran tekrar cezaevine konulmamıştır ancak aleyhine verilen ihzar müzekkeresi 6 Kasım 2003 tarihinden bu yana uygulanabilmektedir.
ŞİKAYETLER
Başvuran, cezasının tecilinin hiçbir bilimsel değeri olmayan ve bir önceki sağlık raporuyla tamamen zıt olan sağlık raporuna dayanarak kaldırıldığını belirterek Wernicke-Korsakoff sendromunu taşıdığını öne sürmüş ve tekrar cezaevine konulması durumunda AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edileceğini savunmuştur.
HUKUK AÇISINDAN
Hükümet başvuranın 2000 ve 2003 yılları arasında başlattığı açlık grevlerinin süresini ayrıntılı olarak belirterek, bu süre zarfında başvuranın devlet hastanesinde iki defa muayene edildiğine ve Adli Tıp Kurumunun düzenlediği rapor üzerine sağlık durumunun cezaevinde kalmasına elverdiği zamana kadar serbest bırakıldığına dikkati çekmiştir.
Hükümet, başvuranın iddialarının aksine Adli Tıp Kurumu uzmanlarının son raporunun başvuranın tamamen iyileşmediğini ancak cezaevinde kalabileceğini belirttiğini ve başvuran hakkında daha önce verilen cezanın tecilinin kaldırılması kararının başvuranın durumunun değerlendirilmesi için titizlikle yapılan bir çok muayenenin sonuçlarına dayandığını öne sürmüştür. Ancak Adli Tıp Kurumunun raporları arasında çelişki bulunmamış aksine başvuranın sağlık durumunda iyileşme olduğu ortaya çıkmıştır.
Son olarak Hükümet bu sendromun tedavisini sağlamak için yeterli olan genel cezaevi şartları hakkında bilgi vermiştir: her cezaevinde doktor ve sağlık ekibi bulunmakta, bu doktor düzenli olarak veya şikayet üzerine mahkumları muayene etmekte, tedavi etmekte veya cezaevi üniteleri bulunan devlet hastanesine sevk etmektedir.
Cezasının tecilinden önce başvuranın bulunduğu Uşak E tipi cezaevinin dört ila on kişilik yatakhaneleri bulunmaktadır. Cezaevi kliniğinde doktor, dişçi, psikolog, sosyal danışman ve hemşireler bulunmaktadır. Tutuklular yatakhanenin yanında bulunan açık hava avludan, kütüphaneden, kantinden yararlanabilir, ortak faaliyetlere katılabilir, ziyaretçilerle görüşebilir ve telefonu kullanabilir. Böylece cezaevi uluslararası standartlara uygun olup başvuran tekrar cezaevine konulduğu takdirde yukarıda belirtilen ihtiyacı olacak tedavi yapılabilecektir.
Hükümet, 9 Haziran 1998 tarihli Tekin-Türkiye kararına atıfta bulunarak AİHS'nin 3. maddesinin uygulanması için gereken önem seviyesine ulaşılması gerektiğini hatırlatmıştır. Oysa bu davada başvuran bu maddeye aykırı hiç bir muamele görmemiş ve ilgili mercilerin kararlarının ardından cezasının tecilinden yararlanabilmiştir. Hükümet, 22 Eylül 1993 tarihli Klaas-Almanya kararına atıfta bulunarak başvuranın hiç bir şekilde cezaevine tekrar konulduğu taktirde nasıl bir insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleye maruz kalacağını açıklayamadığına dikkati çekmiştir. Hükümete göre yetkililer başvuranın cezasının tecilinden yararlanmasına olanak tanıyarak AİHM'nin konu hakkındaki içtihatına uygun hareket etmiştir; şu anda sağlık durumu iyiye giden başvuranın yeniden cezaevine konulması söz konusu olup bu önlem, başvuranın "mahkum" olduğu ve cezaevinde sunulan olanaklar göz önünde bulundurulduğunda, 3. maddeye aykırı olarak değerlendirilemez.
Başvuran Hükümetin iddialarına itiraz ederek şikayetlerinin tümünü yinelemiştir.
AİHM, tarafların iddiaları ışığında, başvurunun incelenmesindeki bu aşamada çözümlenemeyecek ciddi maddi ve hukuksal sorunlara neden olduğuna, ancak, davanın esasının incelenmesini gerektirdiğine ve sonuç olarak bu şikayetin, AİHS'nin 35 § 3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığı kanaatine varmıştır.
Bu nedenlerden dolayı Mahkeme;
Esasa ilişkin şikayetler saklı kalmak üzere, başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
Oy birliğiyle karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy