(Başvuru no: 28275/04)
KABULEDİLEBİLİRLİK KARARININ ÖZET ÇEVİRİSİ
1 ARALIK 2005
OLAYLAR
1982 doğumlu başvuran Çiğdem Diren Kırkoç Türk vatandaşı olup, İstanbul'da ikamet etmektedir. Başvuran Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi (AIHM) önünde İstanbul barosu avukatı G. Altay tarafından temsil edilmektedir.
Tarafların sunduğu üzere dava koşulları aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Başvuran 14 Haziran 2000 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) tarafından terörist bir örgüte mensup olduğu gerekçesiyle on yıl iki ay ağır hapis cezasına çarptırmıştır.
Başvuran 2000-2001 yıllarında Kartal Cezaevi'nde cezasını çekerken uzun süreli açlık grevi başlatmıştır.
Başvuran sağlık durumunun kötüye gitmesi üzerine özgürlükten yoksun bırakan cezasını çekme ehliyetinin olup olmadığını değerlendirmek amacıyla Adli Tıp Kurumu tarafından muayene edilmiştir.
Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu, 29 Haziran 2001 tarihli raporla Wernicke-Korsakoff (WK-S) hastalığı teşhisi koymuş ve başvuranın cezasının infazının on ay ertelenmesini salık vermiştir.
Pendik Cumhuriyet Başsavcılığı aynı gün, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (CMUK) 399. maddesi uyarınca cezanın ertelenmesi ve başvuranın serbest bırakılması kararı almıştır.
Söz konusu tedbir İhtisas Kurulu'nun 7 Ocak 2002, 17 Haziran 2002, 9 Aralık 2002, 19 Şubat 2003 ve 16 Haziran 2003 tarihli raporları üzerine Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından birçok kez uzatılmıştır. 19 Şubat 2003 tarihli raporda başvuranın, Cumhurbaşkanı affına tabi olması salık verilmiştir.
Başvuran ayrıca 2000-2001 yılları arasında tüberküloz tedavisi görmüştür.
İstanbul Üniversite Hastanesi Nöroloji servisi tarafından 14 Ağustos 2003 tarihinde düzenlenen raporda, başvuranda hiçbir nöropsikiyatrik rahatsızlığın bulunmadığına yer verilmiştir.
İhtisas Kurulu 7 Nisan 2004 tarihli raporla, başvuranın halihazırdaki sağlık durumunun ne cezasının infazının ertelenmesini ne de Cumhurbaşkanı affını gerektirmediğini belirtmiştir.
İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 7 Nisan 2005 tarihinde, Yeni Ceza Kanunu'nun hükümleri uyarınca başvuranın geri kalan cezasını iptal etmiştir.
AİHM'DEKİ USUL İŞLEMLERİ
Elli üç adet başvurunun bir tanesini oluşturan mevcut davada (Bkz. Tekin Yıldız-Türkiye, no: 22913/04, 10 Kasım 2005) AİHM, 1 Temmuz 2004 tarihinde, 7 Temmuz 2003 tarihinde İç Tüzüğü'ne konulan ekin kendisine verdiği görevleri yerine getirerek, 6-13 Eylül 2004 tarihleri arasında Türkiye'de soruşturma yapılmasını kararlaştırmıştır.
Bu çerçevede, özellikle ceza infaz kurumlarını ziyaret etmek amacıyla üç hakimden oluşan bir heyet ile beraber içlerinde Kırkoç'unda bulunduğu elli üç başvuranın, özgürlükten yoksun bırakan cezalarını çekmek için sağlık açısından elverişli olup olmadıklarını değerlendirmek amacıyla bir bilirkişi kurulu tayin edilmiştir.
Başvuran 11 Eylül 2004 tarihinde muayene edilmiştir.
Başvuran hakkında verilen 8 Haziran 2005 tarihli Bilirkişi Kurulu raporunda, bir takım anomaliler tespit edildiği ancak bu anomalilerin, hapis cezasını çekmeyi engelleyen bir durum oluşturmadığı ve düzenli sağlık kontrolünü gerektirdiği belirtilmektedir.
ŞİKAYETLER
Başvuran 7 Nisan 2004 tarihli sağlık raporunun hiçbir bilimsel değerinin bulunmadığını belirterek, taşıdığı Wernicke-Korsakoff Sendromu'nu ileri sürmekte ve söz konusu rapor nedeniyle yeniden cezaevine konulması durumunda, bunun kötü muamele oluşturacağını ve böylece AİHS'nin 3. maddesinin ihlalini getirdiğini savunmaktadır.
HUKUK AÇISINDAN
A. Tarafların Argümanları
1. Hükümet
Hükümet, öncelikle cezaevlerinin olumlu koşullarını ve daha sonra bütün tutuklulara gerekli tıbbi bakımın sağlandığını ileri sürmektedir. Gerekli olduğu takdirde, ilgili kişiler hastaneye kaldırılmakta ya da CMUK'un 399. maddesi uyarınca, başvuranın durumunda olduğu gibi serbest bırakılmaktadırlar.
Hükümet, AİHM Bilirkişi Kurulu'nun vardığı sonuçlar konusunda, Adli Tıp Kurulu'nun vardığı sonuçlarla aynı olduğunu ve geri kalan cezası 7 Nisan 2005 tarihinde Yeni Türk Ceza Kanunu uyarınca iptal edildiğinden ve aynı cezadan tekrar cezaevine konulması riskinin bulunmamasından dolayı başvuranın mağdur sıfatının ortadan kalktığına kanidir.
Hükümet böylece AİHM'yi başvuruyu kabul edilemez ilan etmeye davet etmektedir.
2. Başvuran
Başvuran şikayetlerini sürdürmüştür. Başvurana göre Adli Tıp Kurumu'nun 7 Nisan 2004 tarihli raporunun, söz konusu hastalığın iyileşmesi mümkün olmadığından dolayı bilimsel açıdan kabul edilemez. Başvuran ayrıca AIHM Bilirkişi Kurulu raporu sonuçlarını, gerçekleştirilen muayenenin eksik olduğu gerekçesiyle eleştirmektedir.
B. AİHM'nin Takdiri
AİHM aşağıda belirtilen nedenlerden dolayı Hükümet'in başvuranın mağdur sıfatının bulunmamasına ilişkin argümanı üzerinde durmayacaktır (Bkz. Amuur-Fransa, 25 Haziran 1996 tarihli karar, 1996-III, s. 846, § 36, Dalban-Romanya, no: 28114/95, § 44, AİHM 1999-VI ve mutatis mutandis, S.T.-Türkiye (karar), no: 32431/96, 6 Mayıs 2003).
1. Genel tikeler
AİHS'de ne özgürlüğünden yoksun bırakılmış ne de hasta kişilerin durumuna ilişkin özel bir hükmün yer almadığı doğrudur. Bununla birlikte, gerekli tıbbi bakımın uygulanması yoluyla tutukluların fiziksel bütünlüğünün korunması konusunda Devletlere düşen yükümlülükten ayrı olarak, doğal yollardan ortaya çıkan gerek bedensel gerekse ruhsal bir hastalıktan kaynaklanan ıstırap, yetkili mercilerin sorumlu tutulabileceği tutukluluk koşulları nedeniyle daha da şiddetlenir veya şiddetlenme riski taşırsa, tek başına AİHS'nin 3. maddesi kapsamına girebilir (Mouisel-Fransa, no: 67263/01, §§ 37, 38 ve 40, AİHM 2002-IX, ve Pretty-Birleşik Krallık, no: 2346/02, §52, AİHM 2002-III).
Her tutuklu, alınan tedbirlerin infaz edilme usul ve yöntemlerinin kendisini, tutukluluğun doğasında varolan kaçınılmaz ıstırap düzeyini aşacak şiddette bir sıkıntı veya zorluğa maruz bırakmamasını temin edecek şekilde, insan onuruyla bağdaşır tutukluluk koşullarına tabi olma hakkına sahip olduğundan, hapsetmenin uygulamaya ilişkin gereklilikleri gözönünde bulundurulduğunda, tutuklunun sağlığının yanı sıra esenliği de yeterli bir şekilde sağlanmalıdır (Kudla-Polonya (GC), no: 30210/96, § 94, AİHM 2000-XI).
AİHS'de, sağlık gerekçesiyle bir tutuklunun serbest bırakılmasına ilişkin herhangi bir "genel yükümlülük" belirtilmemişse de, bir tutuklunun klinik tablosu, Avrupa Konseyi'ne Üye Devletler nezdinde AİHS'nin 3. maddesi bakımından bugün, tutukluluğa elverişlilik sorusunun ortaya çıktığı durumlardan birini teşkil etmektedir (Bkz., Mouisel, ibidem, ve Price-Birleşik Krallık, no: 33394/96, §30, AİHM 2001-VII). Söz konusu unsur özgürlükten yoksun bırakan cezaların infazı koşullarında gözönünde bulundurulması gereken unsurlar arasında yer almaktadır.
Özetle görülen bir davada, sağlık durumu cezaevi yaşamına uygun olmayan ya da hayati tehlikesi bulunduğu tanısı konulan bir hastalığa yakalanan kimsenin tutuklu bulundurulması, AİHS'nin 3. maddesi açısından sorunlara neden olabilir.
2. Özel bağlam
AİHM, davayı incelemeye başlamadan önce, ciddi hastalıkları bulunan hükümlülerin cezalarının infazı konusunda Türkiye'de yürürlükte olan yasaları incelemiştir. AIHM, Türk yasalarının ulusal mercilere, tutukluların ciddi hastalıklara yakalandığı durumda müdahale etme olanağı sunduğunu not etmektedir. Sağlık durumu serbest bırakılma veya cezanın ertelenmesi kararlarının verilmesini gerektirebilecek unsurlardan biridir. Bu tedbirler, sağlık gerekçesiyle Cumhurbaşkanı'ndan af talebinde bulunma yolunun yerini tutmaktadır. AİHM bu işlemlerin, ilk bakışta, tutukluların fiziksel bütünlüğü ve esenliklerinin korunması için Devletlerin özgürlüğü kısıtlayıcı cezaların meşru gereklilikleriyle bağdaştırmaları gereken uygun güvenceler oluşturduğuna kanaat getirmektedir.
Yukarıda belirtilen soruşturmaya konu teşkil eden elli üç davanın özel bağlamında, geçmişte Türkiye'nin, 1996 ve 2000 yıllarında koğuş yerine bir ila üç kişilik yaşam birimleri öngören F tipi cezaevlerinin kurulmasını protesto etmek amacıyla başlatılan açlık grevleri karşısında, beslenme bozukluğuna bağlı zihinsel ve fiziksel rahatsızlıkları olan ve aralarından bir kısmının WK-S olduğu düşünülen kişilerin tutuklu bulundurulmaları sorunuyla karşı karşıya kaldığını hatırlatmak uygun olacaktır. Hiç kuşkusuz yetkili mercilerin, bu durumun toplumun korunması açısından haklı gösterilemeyeceğine kanaat getirmesi üzerine, hasta olan tutuklulardan birçoğu sağlık gerekçesiyle geçici olarak serbest bırakılmıştır.
3. İlkelerin mevcut davaya uygulanması
Mevcut davada yukarıda belirtilen harekete katılmış olan başvuran, Türk hukukunun sunmuş olduğu olanaklara ulaşabilmiş ve Adli Tıp Kurumu'nun 7 Nisan 2004 tarihinde başvuranın özgürlükten yoksun bırakan cezasını çekmeye elverişli olduğunu belirtene kadar bundan faydalanmıştır.
Söz konusu rapor ile ilgili olarak AIHM, delilerin toplanması hususunda, ne AİHS'nin ne de yerel mahkemelere uygulanabilir genel ilkelerin kendisine kesin kurallar sunmadığını hatırlatmaktadır. Bu nedenle, bir kanıya varmak için, doğru olduğuna karar verdiği her türlü veriye dayanabilir. Ayrıca, özgür olarak, dosyada yer alan her unsurun kabul edilebilirliğini, uygunluğunu ve aynı zamanda ispat gücünü de değerlendirmektedir (Irlande-Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978 tarihli karar, A serisi no: 25, ss. 79, 80, §§ 209 ve 210).
Savunmacı Devletin, AİHS'den doğan yükümlülüklerini yerine getirmediğinin düşünülmesini gerektirecek ciddi ve kesin gerekçelerin bulunup bulunmadığını belirlemek için, AIHM'nin tarafların kendisine sunduğu ve gerektiğinde res'en elde ettiği unsurlar ışığında ortaya çıkan soruları incelemesi gerekmektedir (Yaşa-Türkiye, 2 Eylül 1998 tarihli karar, Derleme Kararlar ve Hükümler\998-Vl,s. 2437, § 94).
AİHM tarafından yapılan ve yukarıda belirtilen soruşturma görevi, incelemesini yapabilmek için gerekli olan unsurların re'sen elde edilmesi ihtiyacından başka bir amaç taşımamaktaydı. Aslında, aralarında başvuranın da bulunduğu söz konusu elli üç davada, başvuranlar İstanbul Tabip Odası tarafından verilen ve dava konusu raporların bilimsel inandırıcılığını ciddi şekilde tartışma konusu yapan görüşleri sunmuşlardı (Bkz. örneğin, Balyemez-Türkiye (başvuru no: 32495/03, 1 Nisan 2004 tarihli kabul edilebilirlik kararı ve Eren-Türkiye (başvuru no: 8062/04, 2 Eylül 2004 tarihli kabul edilebilirlik kararı).
Ne başvuranlarla yapılan yazışmalar ne de Hükümet görüşü ile tamamlanamayan takdir unsurlarının azlığı karşısında, AİHM davaların esasına ilişkin görüş bildirmeden önce gerçek koşulları ortaya koyamamıştır. 7 Temmuz 2003 tarihinde İçtüzüğüne dahil edilen ve yukarıda belirtilen içtihada uygun olarak ekte kendisine tanınan görevler kapsamında bir soruşturma yürütme ve takdir unsurlarını re'sen temin etme kararı almıştır.
AİHM Bilirkişi Kurulu, 11 Eylül 2004 tarihinde muayene ettikten sonra Kırkoç hakkında, oybirliğiyle, kendisini cezaevi koşullarında yaşamaya elverişli olmamasına neden olan nörolojik ya da nöropsikolojik rahatsızlıkların yeterli olmayacağı sonucuna varmıştır. Ancak başvuranın tıbbi gözetimde tutulmasını salık vermiştir.
Bu koşullarda AİHM, İhtisas Kurulu'nun 7 Nisan 2004 tarihli raporunu tartışmaya açacak hiçbir unsur görmemektedir. Sonuç olarak, dosyada mevcut olan unsurların genel bir değerlendirmesini yaptıktan ve uzmanlarının görüşlerini aldıktan sonra AİHM, başvuranın tekrar hapsedilmesi halinde, tutukluluk koşullarının başlı başına AİHS'nin 3. maddesi uyarınca aşağılayıcı ve insanlık dışı muamele teşkil edeceğinin ortaya konulmadığını düşünmektedir ( Sakkopoulos-Yunanistan, no: 61828/00, § 45, 15 Ocak 2004).
AİHM, WK-S teşhisi koyan Adli Tıp Kurumu'nun daha önceki sağlık raporları ve başvuranın serbest bırakılmasının kaynağı konusunda, söz konusu dönemde ortaya çıkan belirtilerin başvuranın yakalandığı beyin tüberkülozundan kaynaklanabileceğinden dolayı WK-S teşhisi konulması aşırı olduğuna dair bilirkişi görüşüne yeniden atıfta bulunmuştur. Bilirkişilere göre bu koşullarda uygulanan tedaviyle hastalığın iyileşmesi mantıklı görünmektedir.
AİHM, olayların geçtiği dönemde hüküm süren koşulları gözönüne alarak, muhtemelen insani ya da AİHM'ye bildirilmeyen sebeplerden dolayı, Adli Tıp Kurumu'nun ciddi olmayan semptomlar olmasına rağmen başvuranı serbest bırakmayı tercih ettiğini düşünmektedir. Aynı durumda olan diğer kişilere ümit verdiğinden, özellikle de mevcut davada da olduğu gibi, başvuranın Cumhurbaşkanı affı kapsamına girebileceğini belirttiğinden Adli Tıp Kurumu'nun bu tutumu eleştirilebilir. Bkz. sözü edilen Yıldız kararındaki AİHM heyetinin raporunun genel sonuçlan). Bununla birlikte, başvuranın lehine alınan bu tür tedbirlerin uygulanması konusunda (Klaas-Almanya, 22 Eylül 1993 tarihli karar, A serisi no: 269, s. 17, §§ 29-30) adli ve tıbbı makamların değerlendirmelerini tartışma konusu yapacak hiçbir unsur görmeyen AİHM, başvuranın yeniden hapsedilmesi ya da tutukluluğunun devam etmesi ile ilgili olmayan makamların içinde bulunduğu ikilemin üzerinde durmayacaktır.
AİHM, başvuranın sağlık kontrolleri hakkında bilirkişilerin yaptığı öneriler konusunda, AİHM Bilirkişi Kurulu raporunu sunmadan başvuranın geri kalan cezasının 7 Nisan 2005 tarihinde iptal edildiğini ve 26 Haziran 2001 tarihinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasından bu yana hapsedilmediğini ortaya koymaktadır. Bu durumda ortada böyle bir sorun kalmamaktadır.
Son olarak başvuru AİHS'nin 35 §§ 3 ve 4. maddeleri uyarınca dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmelidir.
AİHM, varılan sonuçları gözönünde bulundurarak AİHS'nin 29§3 maddesinin uygulanmasına son verilmesinin uygun olacağına kanaat getirmektedir.
Bu gerekçelere dayalı olarak AİHM, oybirliğiyle, Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy