(AİHS m. 10)
(Başvuru no: 6586/05)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
24 Temmuz 2007
İşbu karar AİHSnin 44§2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (6586/05) başvuru nolu davanın nedeni, bu ülke vatandaşı olan Hasan Celal Güzel'in (başvuran) 1 Mart 2000 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (Mahkeme) yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, AİHM önünde Ankara Barosu avukatlarından H.A. Özkan tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
Eski bir bakan ve milletvekili olan başvuran 1945 doğumlu olup Ankara'da ikamet etmektedir. Olayların meydana geldiği dönemde başvuran Yeniden Doğuş Partisi'nin genel başkanlığını yürütmekteydi. Yaptığı beyanlar nedeniyle başvuran, birçok cezai takibata konu olmuştur.
1. Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi önünde yapılan yargılamalar
Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi başvuranı 23 Haziran 1997 tarihinde Yeni Günaydın Gazetesi'nde yayınlanan beyanları nedeniyle Cumhurbaşkanı'na hakaretten suçlu bularak bir yıl üç ay hapse mahkum etmiştir. Mahkeme kararında tartışmalı beyanların kabul edilebilir eleştiri sınırlarını aştığı hükmüne varmıştır.
Yargıtay 29 Şubat 2000 tarihinde kararı bozmuştur.
Asliye Ceza Mahkemesi 4 Mayıs 2000 tarihinde ilk kararını onamıştır.
Yargıtay 10 Ekim 2000 tarihinde bu hükmü yeniden bozarak Asliye Ceza Mahkemesi'ne göndermiştir.
Asliye Ceza Mahkemesi 7 Şubat 2001 tarihinde 4616 sayılı kanun uyarınca kararı beş yıl süreyle ertelemiştir.
Başvuran 30 Eylül 1997 tarihinde Refah partisi aleyhinde kapatma davası açan Yargıtay Başsavcısı'na hakaret etmekle suçlanmıştır. Başvuranın suçlanan beyanları 23 Mayıs 1997 tarihli Milli Gazete'de yayınlanan bir makalede yer almaktaydı.
2. Batman Ağır Ceza Mahkemesi önünde yapılan yargılama
Batman Ağır Ceza Mahkemesi 8 Haziran 1999 tarihinde başvuranı Hükümet'in manevi şahsiyetini tahkir ve tezyif etmek suçundan ertelenmek üzere on ay hapis cezasına çarptırmıştır. Mahkeme kararını başvuranla Batman FM'de yayınlanan bir röportaja istinaden vermiştir.
Ağır Ceza Mahkemesi başvuran hakkında açılan ceza davası hakkında karar vermek üzere davayı üç yıl süreyle ertelemiştir.
3. Konya Ağır Ceza Mahkemesi önünde yapılan yargılama
3 Kasım 1998 tarihinde Konya Ağır Ceza Mahkemesi Savcısı 6 Mayıs 1998 tarihinde yerel Merhaba Gazetesi'nde yayınlanan makalesi nedeniyle başvuran hakkında silahlı kuvvetleri tahkir ve tezyif etmek suçlamasında bulunmuştur.
Ağır ceza Mahkemesi 13 Ekim 1999 tarihinde 4454 sayılı kanun uyarınca davayı üç yıl süreyle ertelemiştir.
4. Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi önünde yapılan yargılama
Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi Savcısı 27 Mayıs 1997 tarihinde katıldığı bir televizyon programında yaptığı konuşmada adaletin manevi şahsiyetini tahkir ve tezyif ettiği gerekçesiyle başvuran hakkında Ceza Kanunu'nun 159. maddesi temelinde suç duyurusunda bulunmuştur.
4454 sayılı kanunun yürürlüğe girmesiyle başvuran hakkında açılan dava üç yıl süreyle ertelenmiştir.
5. Yozgat Asliye Ceza Mahkemesi önünde yapılan yargılama
Başvuran 2 Aralık 1998 tarihinde bölgesel bir televizyon kanalına bir röportaj vermiştir.
Yozgat cumhuriyet Savcısı 16 Nisan 1999 tarihinde başvuran hakkında Cumhurbaşkanına hakarette bulunmaktan suç duyurusunda bulunmuştur.
Yozgat Asliye Ceza Mahkemesi 23 Aralık 2000 tarihinde 4616 sayılı kanun uyarınca davayı beş yıl süreyle ertelemiştir.
6. Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi önünde yapılan yargılamalar
29 Temmuz 1997 tarihinde Milli Gazete'de yayınladığı bir makale yüzünden 22 Eylül 1997 tarihinde başvuran hakkında Hükümet'in manevi şahsiyetini tahkir ve tezyif ettiği iddiasıyla suç duyurusunda bulunulmuştur. Başvuran «onbaşılar hükümeti» ifadesini kullandığı için suçlanmıştı.
1 ve 10 Ağustos tarihleri arasında Akşam, Siyah Beyaz, Zaman ve Hürriyet Gazeteleri'nde yayınlanan makalelerinde silahlı kuvvetleri alenen tahkir ve tezyif ettiği iddiasıyla 9 Ekim 1997 tarihinde başvuran hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur.
1 Nisan 1997 tarihli Kanal D haber bülteninde yaptığı açıklamalarında silahlı kuvvetleri tahkir ve tezyif ettiği iddiasıyla belirtilmeyen bir tarihte başvuran hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur.
24 Nisan 1997 tarihli Akit Gazetesi'nde yayınlanan makalesinde silahlı kuvvetleri tahkir ve tezyif ettiği iddiasıyla 9 Eylül 1997 tarihinde başvuran hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur.
26 Nisan 1997 tarihli Akit Gazetesi'nde yayınlanan «Hayali Anayasa Projesi» başlıklı makalesinde silahlı kuvvetleri tahkir ve tezyif ettiği iddiasıyla 9 Eylül 1997 tarihinde başvuran hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur.
9 Haziran 1997 tarihli Kanal 7 haber bülteninde yaptığı açıklamalarla silahlı kuvvetleri alenen tahkir ve tezyif ettiği iddiasıyla başvuran hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur.
7 Mart 1997 tarihli basın toplantısında yaptığı ve 8 Mart 1997 tarihinde Yeni Şafak ve Posta Gazeteleri'nde yayınlanan açıklamalarıyla silahlı kuvvetleri tahkir ve tezyif ettiği iddiasıyla Başvuran hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur.
4 Mayıs 1997 tarihli Akit Gazetesi'nde yayınlanan makalesinde silahlı kuvvetleri tahkir ve tezyif ettiği iddiasıyla belirtilmeyen bir tarihte başvuran hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur.
Daha evvel başvuran hakkındaki davaların birleştirildiği Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi 4454 sayılı kanun uyarınca davaları üç yıl süreyle ertelemiştir.
İlgili mahkemeler başvuranın talebi üzerine farklı tarihlerde, açılan tüm ceza davalarının düşürülmesine hükmetmişlerdir.
HUKUK AÇISINDAN
AİHS'NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, aleyhinde açılan davalarda verilen erteleme kararlarına rağmen, hakkında verilen ceza mahkumiyeti kararlarının ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir. Başvuran, ertelemeler sonucunda dolaylı olarak getirilen kısıtlamanın fikir beyan etme imkanını sınırladığını savunmaktadır. Başvuran, bir siyasi partinin genel başkanı sıfatıyla ülkesinin meselelerine ilişkin görüşlerini ifade ettiğini ve sözlerinin ifade özgürlüğü sınırları içinde kaldığını ileri sürmektedir.
AİHS'nin 11. maddesine atıfta bulunan başvuran, hakkında açılan davaların siyasi kariyeri ve seçimler üzerinde yarattığı olumsuz etkilerden şikayetçi olmaktadır.
AİHS'nin 7. maddesine atıfta bulunan başvuran, eski Türk Ceza Kanunu'nun 158 ve 159. maddelerinin cezalandırdığı suç teşkil eden unsurları yeterince açık bir biçimde tanımlamadığını savunmaktadır.
AİHM, bu şikayetlerin sadece AİHS'nin 10. maddesi yönünden incelenmesinin yerinde olacağını değerlendirmektedir.
A. Kabuledilebilirliğe dair
Hükümet başvuranın mağdur sıfatına itiraz etmektedir. Hükümet, 4454 ve 4616 sayılı kanunların yürürlüğe girmesini müteakiben başvuran hakkında verilen mahkumiyet kararlarının geçersiz hale gelerek ve yok hükmünde olduğunu ve bu durumun yukarıda anılan çeşitli mahkemelerce hükme bağlandığını belirtmektedir.
Başvuran bu sava itiraz etmektedir.
AİHM, daha evvel de, kesin mahkumiyet kararının verilmesinden önce kararın ertelenmesi halinde bir başvuranın mağdur sıfatına ilişkin görüşlerini ifade etme fırsatı bulduğunu kaydetmektedir. AİHM, AİHS'nin 10. maddesi bakımından bir başvuran hakkında verilen erteleme kararının başvuranı mağdur sıfatı taşımaktan mahrum bırakmadığı kanaatine varmıştı (bkz., bu anlamda, Erdoğdu - Türkiye, no: 25723/94, § 72, diğerleri arasında, Veysel Turhan - Türkiye, no: 53648/00, 17 Haziran 2004; Yaşar Kaplan - Türkiye, no: 56566/00, § 32, 24 Ocak 2006).
AİHM mevcut davada daha önce vardığı sonuçlardan ayrı bir yol tutması için herhangi bir gerekçe olmadığı kanaatindedir. Sonuç olarak, başvuran hakkında herhangi bir kesin mahkumiyet kararı verilmemiş olsa bile, erteleme kararı yalnızca başvuranın ilgili dönem içinde kasten herhangi bir suç işlememesi durumunda geçerliydi. Aksi halde tüm yargılamalar yeniden başlayacak ve hakkında bir hüküm verilecekti. Ertelenen davaların sayısı ve verilmesi muhtemel cezalar göz önüne alındığında AİHM, başvuranın, hakkında yeniden cezai takibat başlatılmasına yol açabilecek nitelikte her türlü açıklama yapmaktan imtina etmeye mecbur kaldığı kanaatindedir. Sonuçlan kesin olmasa da cezai takibatın yeniden başlatılacağı korkusu ilgilinin fikirlerini açıkça sergileme imkanlarını kısıtlamıştır. Bu durum başvuranın eski bir bakan, milletvekili ve bir partinin genel başkanı oluşu göz önüne alındığında daha zorlayıcı bir hal almaktadır.
AİHM, başvurunun AİHS'nin 35 § 3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun ilan edilemeyeceğini tespit etmektedir. AİHM ayrıca başvurunun herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesiyle karşılaşmadığını tespit etmektedir. Bu itibarla başvuruyu kabuledilebilir ilan etmek yerinde olacaktır.
B. Esasa dair
Hükümet, başvuranın eleştirilerinin kabul edilebilirlik sınırlarını ve siyasi tartışma boyutunu aştığını savunmaktadır. Hükümet'e göre başvuran silahlı kuvvetler, adalet, Hükümet gibi çeşitli kurum ve Devlet şahsiyetlerini aşağılamış, bunlara karşı küfür ve hakaretlerde bulunmuştur. AİHS'nin bu husustaki içtihadını esas alan Hükümet ifade özgürlüğünün mutlak olmadığının ve görev ve sorumlulukları beraberinde getirdiğinin altını çizmektedir. Hükümet ayrıca başvuran hakkında verilen hiçbir kesinleşmiş hüküm bulunmadığını, açılan ceza davalarının tamamının erteleme süresinin sonunda düşürüldüğünü ve adli sicil kaydına yapılan eklemelerin silindiğini anımsatmaktadır. Hükümet'e göre yapılan müdahale, yasayla öngörülen, meşru hedefler gözeten, demokratik bir toplumda zorunlu ve izlenen hedefle orantılı bir müdahaleydi.
Başvuran bu sava itiraz etmektedir. Başvuran, aleyhinde başlatılan tüm takibatın silahlı kuvvetlerin mevcut sivil iktidara silahlı kuvvetler tarafından yapılan müdahalelere yönelik bulunduğu aynı siyasi söylem için olduğunu iddia etmektedir. Başvuran, farklı şehirlerde farklı mahkemeler önünde davalar açılmasının sebebinin kendisine göz dağı vermek olduğunu, halbuki ceza kanunun ilgili düzenlemelerine göre benzer bir dizi söylem için tek bir dava açılmasını gerektiğini belirtmektedir. Hakkında verilmiş veya uygulanmış herhangi bir kesin hüküm bulunmamasına karşın bu takibatın ifade özgürlüğünü son derece kısıtladığını ve özellikle de 1999 yılında yapılan milletvekili seçimlerine yönelik kampanyayla ilgili olarak siyasi kariyerini etkilediğini savunmaktadır. Başvuran şiddet kullanımını asla teşvik etmediğini iddia etmektedir.
AİHM, kesinleşmiş bir hüküm bulunmamasına rağmen verilen mahkumiyet kararlarının ve cezai takibatın başvuranın AİHS'nin 10 § 1 maddesiyle korunan ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahale olduğu hususunda tarafların hemfikir olduğunu tespit etmektedir. AİHM ayrıca sözkonusu müdahalenin AİHS'nin 10 § 2 maddesi anlamında yasayla öngörüldüğü, kamu düzeninin sağlanması, başkalarının şöhret ve haklarının korunması yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması gibi meşru hedefleri gözettiği hususunda da taraflar arasında bir anlaşmazlık olmadığını tespit etmektedir (bkz., diğerleri arasında, Thorgeir Thorgeirson - İzlanda, 25 Haziran 1992 tarihli karar, § 9; Birol - Türkiye, no: 44104/98, § 24, 1 Mart 2005; Sabou ve Pircalab - Romanya, no: 46572/99, § 37, 28 Eylül 2004; Kürkçü -Türkiye, no: 43996/98, § 25, 27 Temmuz 2004). AİHM bu değerlendirmeye katılmaktadır. Mevcut davada anlaşmazlık müdahalenin «demokratik bir toplumda zorunlu» olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır.
Daha önce de mevcut davada gündeme getirilen benzer soruları inceleyen AIHM, AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmişti.
AİHM mevcut davayı içtihatlarının ışığında incelemiş ve Hükümet'in daha önce vardığı sonuçtan ayrı bir sonuca varmasını sağlayacak nitelikte ikna edici ne bir olgu ne de bir argüman sunduğunu tespit etmiştir. AİHM, siyasi söylemde kullanılan ifadelere ve söylemin gerçekleştiği bağlama özel bir dikkat sarfetmiştir. Bu bakımdan incelemesine sunulan vakayı çevreleyen koşullan göz önünde bulundurmuştur. AIHM ayrıca kabul edilebilir eleştiri sınırlarının siyasi bir kişilik sözkonusu olduğunda kamusal bir şahsiyet olması itibariyle sıradan bir kişiden daha geniş olduğunu müteaddit defalar kabul ettiğini anımsatmaktadır (Pakdemirli - Türkiye, no: 35839/97, § 45, 22 Şubat 2005).
Tartışmalı sözler farklı biçimlerde ve faklı vasıtalarla ifade edilmiştir. Gazeteye verilen bir beyanat, on farklı gazetede farklı tarihlerde yayınlanan makaleler, radyoda yayınlanan bir röportaj, bir televizyon programında yapılan açıklamalar, bölgesel bir televizyon kanalıyla yapılan bir röportaj, televizyonda yayınlanan bir haber bülteninde yapılan açıklamalar, televizyonda yayınlanan bir basın toplantısı sırasında yapılan ve iki gazetede yer alan açıklamalar. Başvuran bir siyasi partinin genel başkanı sıfatıyla görüşlerini ifade ederek çeşitli devlet adamları ve kurumların eylemlerini eleştirmiştir. Toplumu ilgilendiren konularda fikir beyan etmiştir. Sözleri eleştiriden ibaret olup hem içerik hem de kullanılan ifadeler itibariyle siyasi söylem biçimini almıştır.
Ulusal makamlar bu tartışmalı ifadeleri Cumhurbaşkanı'nın, Yargıtay Başsavcısı'nın, Hükümet'in, silahlı kuvvetlerin ve adaletin manevi şahsiyetini tahkir ve tezyif eder nitelikte ifadeler olarak değerlendirmişlerdir.
AİHM, ulusal mahkemelerin kararlarında yer verdikleri gerekçeleri incelemiş ve bazı durumlarda tartışmalı metinlerde son derece sert ifadeler bulunduğunu ve sözkonusu kurum ve şahsiyetlerle ilgili olarak son derece olumsuz bir tablo çizildiğini kabul etmiştir. Hatta sözgelimi 23 Haziran ve 27 Mayıs 1997 tarihinde yayınlanan makalelerdeki Cumhurbaşkanı Demirel ve bazı yargı görevlileri ile ilgili bazı pasajlar hakaretamiz olarak nitelenebilir.
Bununla birlikte, ulusal makamlar tarafından ileri sürülen bazı gerekçeler kabul edilebilir niteliktelerse de, müdahalenin orantılılığının tespit edilmesi sözkonusu olduğunda AIHM, cezaların ağırlığı ve niteliğini de dikkate almalıdır. Bu bakımdan AİHM, başvuranın ilk aşamada Ankara Asliye Ceza Mahkemesi tarafından bir yıl üç ay, Batman Ağır Ceza Mahkemesi tarafından on ay hapse mahkum edildiğini ve bu iki yargılamada ceza davalarının sırasıyla beş yıl ve üç yıl ertelemeye konu edildiğini kaydetmektedir. Ayrıca, başvuran hakkında yürütülen dört takibat çerçevesinde Ankara, Konya ve Beyoğlu Asliye Ceza Mahkemeleri üç yıl, Yozgat Asliye Ceza Mahkemesi ise beş yıl süreyle davanın ertelenmesine karar vermiştir. Son olarak Ankara Ağır Ceza Mahkemesi sekiz takibat çerçevesinde 4454 sayılı kanun uyarınca davaların üç yıl süreyle ertelenmesine karar vermiştir. AİHM, eski bir bakan ve milletvekili olan, olayların meydana geldiği dönemde ise siyasi bir partinin genel başkanlığını yürüten başvuran aleyhinde açılan davaların sayısı ve hakkında verilen erteleme kararlarının erteleme süresi içindeki faaliyetleri üzerinde kısmi bir sansür etkisi yarattığını ve kamusal bir tartışmadaki yeri olan ve varlığı inkar edilemeyen bir eleştiriyi açıkça sergileme imkanının büyük ölçüde sınırlandığını değerlendirmektedir (bkz. Erdoğdu, adıgeçen, § 72; Aslı Güneş - Türkiye, no: 53916/00, § 26, 27 Eylül 2005).
Yukarıda ifade edilenler göz önünde bulundurulduğunda tartışmalı mahkumiyet kararlan gözetilen amaçlarla orantılı olarak addedilemez. Bu itibarla, başvuranın ifade özgürlüğüne yönelik olarak yapılan müdahalelerin tamamı genel olarak ele alındıklarında «demokratik bir toplumda zorunlu» değillerdi. Bu nedenle AIHM, AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
A. Tazminat
Başvuran 100.000 Euro tutarında maddi zarara uğradığını iddia etmektedir. Başvuran aynı şekilde 100.000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmaktadır.
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.
AİHM, sunulan delillerin AİHS'nin 10. maddesinin ihlali neticesinde doğan zararın hesaplanması için yeterli olmadığını değerlendirmektedir (bkz. aynı anlamda, Karakoç ve diğerleri-Türkiye, no: 27692/95, 28138/95 ve 28498/95, § 69, 15 Ekim 2002).
Manevi zarara ilişkin olarak ise AIHM manevi zararın tazmini için ihlal tespitinin başlı başına bir tatmin teşkil edeceği kanaatindedir.
B. Masraf ve harcamalar
Başvuran, AİHM ve ulusal mahkemeler önünde yaptığı temsil masraf ve harcamaları için 73.750 Euro (avukat ücreti için 53.750 Euro, genel masraflar içinse 20.000 Euro) talep etmektedir. Başvuran, ulusal mahkemeler önünde 50 Euro saat ücreti üzerinden 905 saat, AİHM önünde ise 100 Euro saat ücreti üzerinden 180 saat mesai harcandığını belirtmektedir.
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.
AİHS'nin 41. maddesi uyarınca masrafların iadesi ancak bu masrafların gerçek, zorunlu ve makul bir oranda oldukları kanıtlandığı takdirde mümkündür (bkz., diğerleri arasında, Nikolova - Bulgaristan, no: 31195/96, § 79).
Elindeki mevcut unsurları ve bu husustaki içtihadını göz önünde bulunduran AIHM, tüm masrafları için başvurana 5.000 Euro ödenmesinin makul olacağı kanaatindedir.
C. Gecikme faizi
AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklenmesinin uygun olacağına hükmetmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHS'nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, döviz kuru üzerinden Y.T.L.'ye çevrilmek üzere, Savunmacı Hükümet tarafından başvurana:
i.masraf ve harcamalar için başvurana 5.000 Euro (beş bin) ödenmesine;
ii. bu miktarın yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutulmasına;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
Karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddesine uygun olarak 24 Temmuz 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy