BÜYÜK DAİRE
(AİHS m. 6, 34) (2709 S. K. m. 83) (1412 S. K. m. 253) (Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü m. 131, 132, 133, 134) (DEWEER - BELÇİKA DAVASI) (STÖGMÜLLER - AVUSTURYA DAVASI) (WEMHOFF - ALMANYA DAVASI) (GOLDER - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI)
(Başvuru no. 8917/05)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
3 Aralık 2009
İşbu karar nihai olup, sekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 8917/05 nolu davanın nedeni, Atilla Kart (başvuran) adlı T.C. vatandaşının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 8 Şubat 2005 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, G. Egeli tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVANIN OLAYLARI
1954 doğumlu başvuran Ankarada ikamet etmektedir.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) üyesi başvuran, 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan milletvekilli seçimlerinde Konyadan milletvekili seçilerek Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) girmiştir.
Seçimlerden önce başvuran, Konya Barosuna bağlı olarak avukatlık mesleğini icra etmekteydi. Mesleğini icra ettiği sırada, başvuran hakkında, biri avukata diğeri kamu görevlisine hakaret etmekten iki ceza davası açılmıştır.
Başvuran milletvekili seçilmesinin ardından milletvekili dokunulmazlığı hakkı kazanmıştır.
Karapınar Cumhuriyet Savcısı 23 Aralık 2002 tarihinde, avukata hakaretten dolayı hakkında yürütülen ceza kovuşturması çerçevesinde başvuranın milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması için Adalet Bakanlığı Genel Müdürlüğüne başvurmuştur.
Adalet Bakanlığı Genel Müdürlüğü 17 Ocak 2003 tarihinde sözkonusu talebi Başbakanlıka iletmiştir.
Belirsiz bir tarihte, avukata hakaretten dolayı yürütülen ceza kovuşturması çerçevesinde başvuranın milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması hususundaki inceleme, TBMM İç Tüzüğünün 131. ve izleyen maddeleri çerçevesinde TBMM karma komisyonuna (karma komisyonu) havale edilmiştir. Karma komisyonu, Meclisin 22. yasama dönemi sona erene dek kovuşturmanın ertelenmesine karar vermiştir.
Başvuran karara itiraz etmiştir. Bunun üzerine başvuranın dosyası TBMM Genel Kuruluna (Genel Kurul) gönderilmiştir.
Konya Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır Ceza Mahkemesi) 11 Nisan 2003 tarihinde, Anayasanın 83. maddesi ile Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 253/4 maddesi uyarınca başvuran hakkında kamu görevlisine hakaretten açılan ceza davasının askıya alınmasına karar vermiştir.
Ağır Ceza Mahkemesi dava dosyasını 4 Aralık 2003 tarihinde, başvuranın milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması maksadıyla Adalet Bakanlığına göndermiştir.
Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü, 23 Aralık 2003 tarihinde konuyu Başbakanlıka havale etmiştir.
Başbakanlık, dava dosyasını, karma komisyonuna havale etmiştir.
Başvuranın dokunulmazlığının kaldırılması talebinde bulunduğunun tespit edilmesinin ardından 28 Mayıs 2004 tarihinde karma komisyonu, suçlamaların niteliğini göz önüne alarak, kamu görevlisine hakaretten başvuran hakkında açılan ceza davasının, başvuranın milletvekilliği sona erene kadar ertelenmesine karar vermiştir. Karma komisyonu kararını Genel Kurula havale etmiştir.
TBMM Genel Kurulunun 8 Aralık 2004 tarihli oturumu sırasında, karma komisyonunun raporunu okunmuş ve oturum tutanağına eklenmiştir.
Başvuran, 15 Aralık 2004 tarihinde, karma komisyonunun kararına itiraz etmiştir. Layihasında, başvuran, milletvekili dokunulmazlığının, parlamento üyelerini cezai kovuşturmadan yükümsüz ve muaf kılmak için düzenlenmediğini, milletvekillerinin görevlerini özgürce ve bağımsız olarak, endişe duymadan icra etmelerini sağlamak için düzenlendiğini belirtmiştir. Başvuran, dokunulmazlığın sorumsuzluk olmadığını, aksine, göreceli ve geçici bir ayrıcalık olduğunu savunmuştur. Öte yandan sözkonusu dokunulmazlığın kapsamı, kaldırılması süreci ve uygulanmasındaki eksiklikler, TBMMnin saygınlığına halel getirmiştir. Ayrıca başvuran, başlangıçta milletvekillerine görevlerini icra etme imkanı tanımak için düşünülmüş bir düzenlemenin kişisel bir ayrıcalığa dönüşmesinin, hukuk devletinde kabul edilemez olduğunu da eklemiştir.
Meclis Başkanlığı Sekretaryası, 7 Şubat 2005 tarihinde, dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin iki dosyanın Genel Kurul gündemine alındığına dair başvuranı bilgilendirmiştir.
TBMM Genel Kurulunun 16 Şubat 2005 tarihli oturumu sırasında, başvuran, bir kez daha, adil yargılanma çerçevesinde yargılanma hakkından yararlanmayı ve bu hakkı kullanması önündeki engellerin kaldırılmasını talep etmiştir.
Başvuran 22 Temmuz 2007 milletvekilleri seçimleri neticesinde, CHPden yeniden Konya milletvekili seçilmiştir.
Meclis Başkanlığı 8 Ocak 2008 tarihinde, başvurana, dokunulmazlığının kaldırılması sürecinin seyri ile ilgili bir bilgi mektubu göndermiştir.
Başvuran, 23 ve 24 Ocak 2008 tarihlerinde, hakkında açılan iki ceza davasının askıya alınmasına ilişkin olarak iki savunma layihası sunmuştur. Savunma layihalarında, başvuran, adil yargılanma hakkından yararlanma isteğini yinelemiştir.
Karma komisyonunun, başvuranın milletvekilliği sona erene dek hakkında açılan ceza davalarının ertelenmesini tavsiye eden raporları, başvuranın bu görüşlere yaptığı itirazlarıyla beraber TBMMnin 15 Ocak 2009 tarihli gündemine alınmıştır.
Konu TBMMde halen derdesttir.
HUKUK
I. AİHSNİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, adil yargılanma hakkından yararlanamadığından ve buna bağlı olarak, aklanma imkanından mahrum bırakıldığı cihetle, savunma haklarının kullanılmasının engellendiğinden şikayetçi olmuştur. AİHSnin 6. maddesinin 1. fıkrasına dayanmıştır.
Hükümet, bu iddiaya karşı çıkmıştır.
A. AİHSnin 6/1 maddesinin uygulanabilirliği
1. Dairenin kararı
Daire, A. - İngiltere (35373/97), Cordova - İtalya (no. 1) (40877/98), Cordova - İtalya (no. 2) (45649/99) ve Tsalkitzis - Yunanistan (11801/04) davalarında, AİHMnin kovuşturmadan muafiyetin 6/1 maddede tanınan yargılanma hakkıyla uyumluluğunu değerlendirme ilkesini teyit ettiğini işaret ettikten sonra, oybirliğiyle 6/1 maddenin uygulanabilir olduğuna karar vermiştir. Daire, bu davada, başvuran hakkında başlatılan cezai kovuşturmaya ilişkin bu yaklaşımın dışına çıkılmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığından, sözkonusu durumun 6/1 madde kapsamına girdiği kanısına varmıştır.
2. Tarafların savları
a) Başvuran
Başvuran, milletvekilliğinin sona ermesiyle birlikte hakkındaki suçlamaların avukat ve milletvekili olarak şöhretine ve kariyerine zarar vermesinin muhtemel olduğunu iddia etmiştir. Benzer biçimde, hakkında açılan ve askıya alınan kovuşturma ve buna bağlı ortaya çıkan belirsizlik, kamuoyunda itibarını düşürmüştür. Basın düzenli olarak dokunulmazlıklarının kaldırılması istenen milletvekillerinin isim listelerini yayınlamakta ve başvuranın ismi bu listede yolsuzluk suçlarıyla itham edilen isimlerin yanında yer almaktadır.
Başvuran ayrıca TBMMdeki çoğunluk grubunun, mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğini belirtmiştir. Adil yargılanma hakkının, bir kimsenin mahkeme tarafından etkili biçimde dinlenmesi olanağını ifade ettiğini savunmuştur. Öte yandan bu olanak mevcut ise bile, bu davada tamamen farazi olmuş, kullanımı kendisine açık tutulmamıştır. Başvuran milletvekili seçildiğinden beri davası nihai bir karara bağlanmadan derdest kalmış, makul sürede yargılanma hakkından mahrum etmiştir. Milletvekili seçildiğinden bu yana davanın derdest olması ve dokuz yıl boyunca, milletvekilliği sona erene kadar da bu şekilde devam etme olasılığı şöhretine ve siyasi kariyerine gölge düşürmüştür.
b) Hükümet
Hükümet AİHMnin içtihadında bu davanın emsalinin bulunmadığını belirtmiştir. Dolayısıyla Cordova (no. 1) ve (no. 2) ve Tsalkitzis ve De Jorio - İtalya (73936/01) davalarında saptadığı ilkelerin mevcut davaya uygulanamayacağını öne sürmüştür.
Kovuşturmanın durdurulmasının, başvuranın onuruna ve şöhretine saygı gösterilmesine ilişkin kişisel haklarını ihlal etmediğini savunmuştur. Helmers - İsveç kararına dayanarak, kovuşturma durdurulmasaydı yalnızca davacının kişisel haklarına ilişkin karar vermek mümkün olurdu. Ayrıca kovuşturmanın durdurulmasından önce, başvuran hakkındaki suçlamaların doğrulanmış olduğu izlenimi doğurabilecek hiçbir durum olmamış ve böyle bir durum medyada hiçbir şekilde yer almamıştır. Başvuranın ikinci kez milletvekili seçilmesi, itibarı ve şöhretinin, hakkında açılan davadan etkilenmediğini göstermiştir. Her halükarda, kamuoyunun davadan haberi olsaydı, başvuran hakkındaki suçlamaların da yolsuzlukla ilgisi olmadığını bilirdi. Dolayısıyla başvuranın bu konudaki endişeleri gerekçesizdir.
Hükümet ayrıca Deweer - Belçika kararına atıfta bulunmuştur. Bu kararda AİHM, Komisyonun, AİHSnin 6. maddesinde mevcut mahkeme tarafından yargılanma hakkının zımni sınırlamalara tabi olduğu yönündeki görüşünü kabul etmiştir. Buna örnek olarak men-i muhakeme ve davanın düşürülmesi verilebilir. Hükümete göre, davacı davanın devam etmesi yönünde hak talep edemez. Davalı olarak başvuranın, şikayetçinin bile böyle bir hakkı yokken, davanın devam etmesi hakkına sahip olmasını kabul etmek, mahkemeye erişim hakkının sınırlarını zorlar.
2. AİHMnin takdiri
a) Emsaller
AİHM, hakkaniyete uygun surette yargılanma hakkına ilişkin olarak ulusal meclis üyelerine sağlanan yasal takibatlardan muafiyet hakkına ilişkin davaları incelemiştir (bkz. örneğin, A. - İngiltere; Cordova (no:1); Cordova (no:2); Tsalkitzis ve C.G.I.L. ve Cofferati - İtalya, 46967/07). İncelediği davalar, milletvekillerinin söz ya da eylemleri sonucu mağdur olup dava açan kimselerin haklarına ilişkindir. Bu kimseler AİHM önünde, milletvekili dokunulmazlığının ulusal mahkemelerin işini engellediğinden, kişisel şikayetlerin mahkemeye taşınmasına mani olduğundan şikayetçi olmuşlardır. Bu nedenle 6. madde uygulanabilirdir.
Bu yargılama içtihadı vasıtasıyla AİHM, 6. maddenin uygulanabilir olduğunu kabul ederek, AİHSnin sağladığı mahkeme tarafından yargılanma hakkı karşısında, milletvekili dokunulmazlığının AİHSyle uyumlu olduğunu onaylamıştır. Bu durum, AİHMye, bir devletin mahkemelerin yargı yetkilerinden bir dizi kişisel şikayeti çıkarabilmesi veyahut büyük kitlelere hukuki sorumluluktan muafiyet vermesinin, demokratik bir toplumda, hukukun üstünlüğüyle örtüşmeyeceği ilkesini saptayarak, milletvekillerinin sahip olduğu yasal takibatlardan muafiyet hakkının etkilerini azaltma olanağı sağlamıştır (A. - İngiltere; Cordova (no:1); Cordova (no:2) ve Tsalkitzis).
Öte yandan mevcut davanın olaylarının yukarıda bahsedilen davalardan büyük ölçüde farklılaştığı yadsınamaz. AİHM ilk kez, milletvekili dokunulmazlığından yararlanan kişinin, dokunulmazlığının yargılanmasına engel teşkil ettiğinden şikayetçi olduğu bir davayla karşılaşmıştır. Sözkonusu hakların mahiyeti ile AİHMnin hususunda karar vereceği şikayet, bugüne kadar incelediği davalardan büyük ölçüde farklıdır. Bu konu üçüncü tarafların kişisel hakkı veya iddiaları meselesi olmaktan çıkmış, cezai suçla itham edilen bir milletvekilinin davasının mahkemece görülmesi hakkı meselesi haline gelmiştir. Bu nedenle bu başvuru yeni bir hukuki mesele doğurmaktadır.
b) Sözkonusu hakkın mahiyeti
AİHM, başvuran hakkında, milletvekili seçilmeden önce açılan, halen derdest halde iki cezai kovuşturma bulunduğunu kaydeder. Biri takibat diğeri mahkeme aşamasında olmak üzere her iki kovuşturma da milletvekili dokunulmazlığı nedeniyle ertelenmiştir. Bu bağlamda, cezai işlem gerektiren bir suçla itham edilen herkesin mahkemede yargılanma hakkının mutlak olmadığı, sınırlamalara tabi olduğu unutulmamalıdır.
AİHSnin 6. maddesi, ceza davasının sonunda kesin bir netice elde etme veya yöneltilen suçlamalardan mahkumiyete ya da beraata mahsus bir karara ulaşma yönünde bir hak tanımazken (bkz. Withey - İngiltere, 59493/00), adli süreç başladıktan sonra makul bir süre içinde mahkeme tarafından yargılanma hakkı bulunmaktadır. Bu hak, sanık kimseler hakkında başlatılan, cezai işlem gerektiren suçlamaların neticesiyle ilgili olarak, bu kişilerin belirsizlik koşullarında fazla uzun kalmamalarını sağlama gereksinimine dayanmaktadır (bkz. Stögmüller - Avusturya ve Wemhoff - Almanya).
Unutulmamalıdır ki, milletvekili dokunulmazlığı yalnızca usuli bir düzenlemedir; milletvekillerini eylemlerinin sonuçlarına ilişkin yükümlülükten kurtarmaz. Başvuran hakkında açılan davalara da son vermez, yalnızca askıya alır. Cezai davalar milletvekili dokunulmazlığı nedeniyle askıya alınıp da süreç duraksadığında, adaletin seyri, sanığın milletvekilliği sona erene ve yeniden yargılanmaya başlanana dek ertelenir. Mevcut davada başvuran hakkında cezai işlem gerektiren ithamlar altı yıldan fazladır derdest halde kalmıştır.
Öte yandan, çok uzun süredir derdest bulunan cezai işlemlerin belirsizliği, genel anlamda suçlu olduğu iddia edilen kişinin şöhretine zarar vermektedir. Dolayısıyla hakkında cezai işlem gerektiren suçlamaların çok uzun süre derdest kalması halinde kişinin vaziyeti zorunlu olarak etkilenmektedir. Durum böyleyken, mevcut davada ihtilaf konusu olay, başvuranın, AİHSnin 6. maddesi çerçevesinde hakkaniyete uygun biçimde yargılanma hakkının ayrılmaz bir unsuru olan makul süre içinde yargılanma hakkıdır. Bu nedenle 6/1 maddenin uygulanabilir olduğuna karar verilmiştir.
B. 6/1 maddeyle uyumluluk
1. Daire kararı
Daire, milletvekili dokunulmazlığının uygulanması düzenlemeleri ile dokunulmazlığın kaldırılması işleminin, başvuranın mahkemeye erişim hakkının etkinliğine, güdülen amaçla orantılı olarak değerlendirilemeyecek ölçüde halel getirdiği kanaatine varması üzerine, üçe karşı dört oyla 6/1 maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir (Daire kararı, §§ 94 ve 95).
2. Tarafların savları
a) Başvuran
Başvuran, milletvekillerinin kendilerini ifade etme ve eylemde bulunma özgürlüklerinin bulunması gerektiğini kabul etmiş, Türk Anayasası getirdiği milletvekili dokunulmazlığı sisteminin meşruluğuna, amacına hizmet ettiği takdirde itiraz etmemiştir. Ayrıca Meclisin konuya ilişkin belirli bir takdir yetkisi bulunduğunu da kabul eder. Öte yandan, dokunulmazlığın sağladığı korumanın, yükümlülüklerden feragat anlamındaki dokunulmazlık tarafından sağlandığını ve başvurusunun amacının bu olmadığını belirtmiştir. Başvuranın başvurusu masuniyet anlamındaki dokunulmazlık sorusuna indirgenmiştir. Cezai yargılanmayı engelleyen ve milletvekillerinin şöhretlerine yapılan saldırılardan kendilerini korumak için dokunulmazlıklarından feragat etmelerine mani olan bu sistemin istismar edilmesinde şikayetçi olmuştur. Bu durumda kamu yararına kaygı bulunmadığını ve dokunulmazlığının kaldırılmasının reddedilmesini haklı çıkaracak bir sosyal gereksinim bulunmadığını belirtmiştir.
Başvuran ayrıca, dokunulmazlığın kaldırılmasında uygulanan meclis prosedürlerini ve özellikle bu prosedürlerin uzunluğunu eleştirmiştir. Milletvekili dokunulmazlığına ilişkin kararların genel ve otomatik bir biçimde, her davanın belirli özellikleri göz önünde bulundurulmadan uygulandığını savunmuştur. Milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması başvuruları incelenirken özel kriterler göz önünde bulundurulmaz. Başvurana göre böyle bir uygulama, Meclise ve yetkinliğine duyulan saygıya zarar verebileceğinden, demokrasinin ilkeleri ve hukukun üstünlüğüyle tutarlı değildir. Başvuran, dokunulmazlığının kaldırılmaması görünüşte TBMMye atfedilebilecekken, esasında bu durumun hükümet direktiflerinin sebep olduğu meclis çoğunluğunun bir neticesi olduğunu öne sürer. Dolayısıyla yasamanın yürütmenin etkisi altında olduğunu savunur.
Ayrıca AİHM önünde görülen duruşmada başvuran, yolsuzluk bakımından, Türkiyedeki milletvekili dokunulmazlığının olumsuz sonuçlarına işaret etmiş, Meclisi mahkumiyet ve yargılanmaktan kaçan bir kaçak durumuna soktuğunu belirtmiştir. Genel Kurul 22. yasama dönemi boyunca, dokunulmazlığın kaldırılmasına ilişkin tüm başvuruların incelenmesini askıya almıştır. Başvurana göre Meclisteki çoğunluk grup, dokunulmazlıkların kaldırılması yönündeki talep gelmesi durumunda riskten kaçınmak için meclis ayrıcalığını kullanarak, böylece dokunulmazlığı asıl amacından saptırarak, kişisel ve politik kaygılarla, çoğunluk içindeki pozisyonlarını suistimal etmişlerdir. Son olarak başvuran sözlü olarak ifade ettiği görüşlerinde, meclis dokunulmazlığının milletvekillerini yüz kızartıcı suçlardan yargılanmaktan koruduğu için, partisinin seçmenlere bu dokunulmazlığının kaldırılması yönünde vaatlerde bulunduğunu ve kendisinin bu vaadi yerine getirme niyetinde olduğunu belirtmiştir.
b) Hükümet
Hükümet, dokunulmazlığın siyasi eylemleri korumaya, Mecliste çoğulculuğu sürdürmeye ve Meclisin işlevini sorunsuz bir biçimde yerine getirmesine yardım ettiğini belirterek, AİHMnin, meclis dokunulmazlığının meşruluğunu kabul ettiğini işaret etmiştir. Hükümet, Cordova (no. 1) ve Cordova (no. 2) kararlarında benimsenen, milletvekili dokunulmazlığının sonucu olarak cezai kovuşturma üzerinde uygulanan sınırlamanın derecesine ilişkin dar çerçeveli yorumlamanın mevcut davaya uygulanamayacağını belirtmiştir. Bu durum, cezai kovuşturmayı erteleten her türlü milletvekili dokunulmazlığı sisteminin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği biçiminde bir değerlendirmeye eşdeğer olacak, meclis dokunulmazlığına göz yumdurmayacak ve Sözleşmeye Taraf Devletleri bu dokunulmazlığı sağlamamaya mecbur bırakacaktır.
Hükümet ayrıca, son yasama döneminde milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasına ilişkin alınan taleplerde belirtilen suçlarla ilgili liste göz önünde bulundurulduğunda, dokunulmazlığın yolsuzlukla mücadelede en büyük sorunlardan birini teşkil ettiği biçiminde değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir. Ayrıca Dairenin, milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin kararların alınmasını düzenleyen ölçütlerin bulunmadığı savına da itiraz etmiş, böyle ölçütlerin meclis çalışmaları ve anayasal içtihatlarla geliştirildiğini savunmuştur. Dolayısıyla dokunulmazlık kaldırılacaksa, suçlamanın gerçek ve ciddi olması, siyasi amaçlı olmaması gerekir; kamuoyunun cezai kovuşturma tarafından etkilenmiş olması ve sözkonusu milletvekilinin şeref ve haysiyetini korumak için dokunulmazlığın kaldırılmasının zorunlu hale gelmesi gerekir. Son olarak suçlama Anayasanın 83. maddesinin ilk bendinde sağlanan ifade ve düşünce özgürlüğü kapsamına girmemelidir.
Son olarak, Hükümet, milletvekillerinin görev süresi öncesinde ve görevleri sırasındaki eylemleriyle ilgili milletvekili dokunulmazlığının kapsamının, Devletin takdir yetkisi içinde olduğunu belirtir. Bu davada olduğu gibi mahkemeye erişim hakkının önemli olduğu davalarda, AİHMnin dokunulmazlığın kapsamına ilişkin koyacağı sınırlama, devletin takdir yetkisini dayanaksız biçimde reddetmek olurdu. Hükümet, ulusal meclislerin milletvekili dokunulmazlığının kapsamını belirlemekle görevli olduklarını savunmuştur. Aynı argümanlar, bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmayacağına ilişkin kararlar ve dokunulmazlığın kaldırıldığı ve kaldırılmadığı hallerin sonuçlarının değerlendirilmesi için de geçerlidir. Durum böyle olmasaydı, ulusal meclislerin bağımsız takdir yetkileri tehdit altına girerdi.
AİHM, kararlarında, milletvekillerinin münferit olarak dokunulmazlıklarının kaldırılmasını talep etmeleri ve bunu elde etmelerine izin verseydi, diğer milletvekillerinin üzerinde dokunulmazlıklarından vazgeçmeleri için baskı oluşturur, bu durum çoğulcu demokrasinin yararına olmazdı. Hükümet AİHMyi, milletvekillerinin, onları yasama görevlerini ifa etmeleri sırasında koruyan dokunulmazlıklarından mahrum etmenin olumsuz etkilerini değerlendirmeye davet etmiştir.
3. AİHMnin takdiri
a) Genel ilkeler
AİHSnin 6/1 maddesi gereğince mahkemeye erişim hakkı mutlak olmayıp, zımnen kabul edilmiş bazı sınırlamalara tabi olabilmektedir: zira erişim hakkı doğası gereği devlet tarafından düzenlenmeyi gerektirir. Bu bakımdan, AİHSnin koşullarına ilişkin nihai kararın AİHMye ait olmasına karşın, Sözleşmeye Taraf Devletler bu konuda belirli bir takdir payına sahiptir. Yürürlüğe konmuş olan sınırlamaların, kişinin AİHS ile tanınmış olan haklara, o hakkın özü itibariyle ihlal edilmesine neden olacak şekilde veya derecede ulaşmasını engellemediğinin denetlenmesi gerekir. Ayrıca, mahkemeye erişim hakkına getirilen bu tür sınırlamalar, ancak meşru bir amaç güdüldüğü takdirde ve hedeflenen amaç ile başvurulan araçlar arasında makul bir orantı olması halinde 6/1 maddesi ile bağdaşabilir (bkz. Waite ve Kennedy - Almanya (BD), 26083/94). Mahkemeye erişim hakkının düzenlenmesi yargı güvencesi ve adaletin iyi işleyişi amaçlarından sapıp davası olan kişilerin uyuşmazlıklarının yetkili mahkeme tarafından esastan incelenmesine bir çeşit engel oluşturduğunda, sözkonusu hak ihlal edilmiş olur (bkz. Tsalkitzis).
AİHM, devletlerin milletvekillerine dokunulmazlık tanıdığında temel hakların korunmasının bundan etkilenebileceğini tespit etmiştir (bkz. Tsalkitzis). Öte yandan genel olarak, milletvekili dokunulmazlığının 6/1 maddesinde güvence altına alındığı haliyle mahkemeye erişim hakkına orantısız bir kısıtlama getirdiğini söylemek de mümkün değildir. Mahkemeye erişim hakkı 6/1 maddesi ile güvence altına alınan adil yargılama hakkının ayrılmaz bir parçası ise de, aynı şekilde, taraf devletlerin yargı bağışıklığı doktrini çerçevesinde genel olarak kabul ettikleri sınırlamalar örneğinde olduğu gibi, mahkemeye erişim hakkına ilişkin bazı kısıtlamalar da bu hakkın bir parçasıdır.
AİHM, devletlerin milletvekillerine dokunulmazlık tanımaları şeklindeki köklü uygulamanın amacının halkın temsilcilerinin görüşlerini serbestçe dile getirmelerine imkan tanımak ve yasama ile yargı arasındaki güçler ayrılığını korumak olduğunu kabul etmektedir (bkz. A.-Birleşik Krallık; Cordova (no. 1 ve no. 2); yukarıda anılan De Jorio). Muhtelif şekillerdeki milletvekili dokunulmazlığı, bilhassa yasamanın bağımsızlığını ve muhalefeti koruması halinde, AİHS sisteminin temel taşlarından birisini oluşturan etkili siyasi demokrasiyi korumaya hizmet edebilir.
AİHM, ayrıca, milletvekili dokunulmazlığının düzenlenmesinin meclis kanunlarının alanına girdiğini ve bu alanda üye Devletlere geniş bir takdir payı tanındığını kaydetmiştir. Bu çerçevede, her davanın özel koşullarına bağlı olarak bu dokunulmazlığa istisnalar getirmek hedeflenen amaçlara ciddi bir şekilde zarar verir (bkz., yukarıda anılan, A. - Birleşik Krallık).
Ancak, AİHSye uygunluğu açısından, dokunulmazlığın sınırı ne kadar genişse, onu meşru kılacak gerekçeler o ölçüde zorlayıcı olmalıdır (bkz., yukarıda anılan, A. - Birleşik Krallık). AİHM bu çerçevede, milletvekili görevi ile olası bir bağının olmadığı durumlarda, öngörülen amaçla kullanılan araçlar arasındaki orantılılık kavramının dar yorumlanması gerektiğini hatırlatır. Bu dar yorumlama, erişim hakkının siyasi bir organın kararı ile kısıtlandığı durumlarda özellikle geçerlidir (bkz., yukarıda anılan Tsalkitzis). Dolayısıyla, kişisel bir çekişmenin söz konusu olduğu durumlarda sadece tartışmanın siyasi nitelikte olma veya siyasi faaliyetlerle bağlantılı olma olasılığı gerekçesine dayanarak kişinin mahkemeye erişimini reddetmek doğru olmaz (bkz., Cordova (no. 1 ve no. 2); yukarıda anılan De Jorio).
AİHM, yargı dokunulmazlığının bir mahkemeye başvuru hakkı ile bağdaşabilirliğinin denetlenmesine ilişkin yerleşik içtihadında yer alan ilke ve kriterlerin - her ne kadar farklı bir bağlamda formüle edilmiş ve mevcut dava gibi başka davalarda uygulanamayacak olsa dahi - bu başvuruda olaylara ilişkin değerlendirmede kılavuzluk edebileceği görüşündedir.
b) Bu ilkelerin başvuruya uygulanması
AİHM, ilk olarak, Türk anayasa sisteminin milletvekillerinin hem sorumsuzluğunu hem de dokunulmazlığını garanti etmekle birlikte mevcut davanın sadece ikinci hususa ilişkin olduğunu kaydetmiştir. AİHM, görevinin, Türkiyenin milletvekili dokunulmazlığı sisteminin AİHSye uygunluğuna ilişkin in abstracto karar vermek olmadığını; Anayasa hükümlerinin bu davada uygulanmasının başvuranın AİHSnin 6. maddesi uyarınca olan mahkeme hakkı üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu in concreto tespit etmek olduğunu belirtmiştir.
Dolayısıyla, başvuranın, milletvekili dokunulmazlığının milletvekillerinin kişisel ihtiyaçlarına hizmet eden kötü kullanılmaya meyilli bir kapsamı olduğu yönündeki iddiası gibi, Türkiyede milletvekili dokunulmazlığının yolsuzlukla mücadeleyi engellediği yönündeki genel görüşleri de mevcut başvuru üzerinde etkili değildir. Aynı husus, başvuranın atıfta bulunduğu milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin seçim sözü için de geçerlidir.
Devletlerin milletvekillerine tanıdığı korumanın anayasal tanımı veya kapsamı hakkında karar vermek AİHMnin görevi değildir. Burada AİHMnin karara bağlaması gereken tek husus, mevcut dava koşullarında, milletvekili dokunulmazlığının, başvuranın AİHSnin 6/1 maddesi tarafından koruma altına alınan mahkemeye başvuru hakkını ne derece meşru ve orantılı olarak kısıtladığı olmalıdır.
AİHM, halihazırda, milletvekili dokunulmazlığı sisteminin kendine has özelliklerinin ve bunun sonucunda müşterek hukukta oluşan istisnaların amacının halkın temsilcilerinin görüşlerini serbestçe dile getirmelerini sağlamak olduğu ve yandaşların şikayetlerinin meclisin işleyişine müdahale etmesini engellemek olduğu yönünde tespitte bulunmuştur. (bkz., A.-Birleşik Krallık; Cordova (no1 ve no2), yukarıda anılan De Jorio). Ancak, mevcut davada, AİHM, başvuranın, milletvekili dokunulmazlığının meşruluğunu, halkın temsilcilerinin görevleri esnasında görüşlerini serbestçe dile getirmelerini korumaya hizmet ettiği sürece, kabul ettiğini; ancak, meclis görevleriyle bağlantısı olmayan fiiller açısından reddettiğini kaydetmiştir.
AİHM, bu bağlamda, Anayasa Mahkemesinin, Anayasanın 83. maddesi ile düzenlenmiş olan milletvekili dokunulmazlığının meşruluğu konusunda da görüş bildirmiş olduğunu kaydetmiştir. Anayasa Mahkemesi, yasa koyucunun amacının, yasama görevini yerine getirenlerin görevlerini her türlü baskı ve kaygıdan (
) kesin bir şekilde korunarak ifa edebilmeleri ve milletvekillerinin keyfi bir ceza davası nedeniyle, geçici olarak olsa bile, görevlerini yerine getirmelerinin engellenmemesi olduğunu belirtmiştir.
Bu şartlarda, AİHM, yukarıda belirtilen davalarda verilmiş olan ve milletvekili dokunulmazlığının amaçlarının meşruluğuna ilişkin kararların mevcut davada da geçerli olduğunu değerlendirmiştir. Her iki tür milletvekili dokunulmazlığı (sorumsuzluk ve dokunulmazlık) tarafından sunulan garantilerin görevini yerine getirmesinde meclisin bağımsızlığının sağlanması yönünde aynı amaca hizmet ettiği görüşündedir. Dokunulmazlığın her türlü fumus persecutionis ihtimalini önleyerek Meclisin ve üyelerinin tam bağımsızlığını güvence altına almak ve dolayısıyla muhalefeti çoğunluğun baskısından ve kötü muamelesinden korumak yönünde meşru bir amaç izlediği konusunda tereddüt bulunmamaktadır.
AİHM bir milletvekili hakkında yürütülen soruşturmaların ve beraberinde getirebileceği zorlayıcı tedbirlerin üyesi olduğu Meclisin işleyişine zarar verebileceğini ve huzur içinde çalışmasını engelleyebileceğini kabul etmektedir. Bu bağlamda, söz konusu imtiyazın Meclisin düzgün işleyişi ve bütünlüğünü garanti etmek şeklindeki kurumsal amacını kabul etmektedir. Bu şartlarda, AİHM, Hükümetin de dayanak olarak aldığı, müşterek hukukta oluşturulan söz konusu istisnanın meşruluğunu kabul etmek durumundadır.
Ancak, AİHM, Büyük Dairenin, milletvekili dokunulmazlığının meşruluğu yönünde karar verildikten sonra AİHMnin konunun AİHSye uygunluğu hususunda dava koşullarını göz önünde bulundurmadan karar veremeyeceği yönündeki kararıyla hemfikirdir. AİHM, ilk olarak, başvuranın AİHSnin 6. maddesi bağlamındaki haklarıyla ilişkili olarak tedbirin orantılılığını değerlendirmelidir. Milletvekili dokunulmazlığının gerekçeleri ne kadar meşru olursa olsun, söz konusu dokunulmazlık sadece kurucu yetkileri değil aynı zamanda milletvekillerini meclis üyesi oldukları sürece şahsi olarak her türlü adli muameleden veya cezai hükümden korumaktadır. Ancak, mevcut davaya özel koşullarda, söz konusu koruma bu korumanın kaldırılmasını isteyen yararlanıcı tarafın menfaatlerine hizmet etmemiştir.
Bu bağlamda, AİHM, Türk Meclisi tarafından uygulandığı şekliyle milletvekili dokunulmazlığının başvuranın AİHSnin 6. maddesi uyarınca olan hakkını hakkın esasına zarar verecek ölçüde kısıtlayıp kısıtlamadığını incelemelidir. Bu inceleme Meclisin bütünlüğünü korumaya dayalı genel menfaat ile başvuranın kişisel menfaati arasında hüküm sürmesi gereken adil dengenin dikkate alınması anlamına gelmektedir. Bu hususta AİHM, söz konusu dokunulmazlığın kapsamına özel bir dikkat göstermelidir. Bu noktada AİHMnin anayasal hükmün mevcut davanın şartlarında başvuran için bir adaletsizliğe yol açıp açmadığını incelemesi gerekmektedir. AİHM, 6/1 maddesinin, adaletsizliği yasaklayan temel ilke ışığında incelenmesi hususunu dikkate almalıdır (bkz., yukarıda anılan Golder).
AİHM, bu bağlamda, milletvekili dokunulmazlığının AİHS tarafından tanınan haklarla uyumunu incelerken milletvekilinin itham edildiği suçun meclis göreviyle ne derece bağlantılı olduğu hususuna önem verdiğini yinelemiştir (bkz., diğer içtihatların yanı sıra, yukarıda anılan Cordova (no.1 ve no. 2) ve De Jorio). Ancak, milletvekili dokunulmazlığının niteliğini göz önüne alan AİHM mevcut davada aynı yaklaşımın benimsenemeyeceğini değerlendirmiştir.
Birçok anayasal sistemde, dokunulmazlık, milletvekillerini, meclis görevleriyle bağlantılı olmayan fillere ilişkin yasal işlemlere karşı korumaktadır. Mevcut davada, başvuran hakkında başlatılan ceza davası, meclise seçilmeden önce işlenen şahsi fillere ilişkindir. Bu bağlamda, milletvekili dokunulmazlığını karakterize eden istisnaların milletvekillerini şahıs olarak korumaktan çok Milli Meclisin bütünlüğünü korumayı amaçladığı hatırlanmalıdır. Dolayısıyla, mevcut davada milletvekili dokunulmazlığının uygulanma şeklinin başvuranın hakları üzerindeki etkisinin incelenmesi, milletvekili dokunulmazlığının kurumsal amacının korunması ihtiyacı ile bağlantılıdır: koruyucu tedbirler meclis bütünlüğünün korunmasına ne kadar az hizmet ederse söz konusu koruyucu tedbirlerin gerekçeleri o denli zorlayıcı olmalıdır.
AİHM, ek olarak, görevinin, AİHSde yer alan haklarla bağlantılı olarak milletvekili dokunulmazlığının sınırlarını değerlendirmek olduğunu belirtmekle beraber dokunulmazlığın kesin olarak kaldırılmasına ilişkin kararların Devletlerin takdirine ait olduğunu ve belirli bir davada dokunulmazlığın gerekli veya uygun olup olmadığına ilişkin değerlendirmeyi Devlet yerine yapmanın kendisine düşmeyeceğini vurgulamıştır. Meclis uygulaması AİHSde belirtildiği şekliyle hukukun üstünlüğü ilkesinin zorunlulukları ile uyumlu olduğu sürece, konuya ilişkin olarak meclis yetkililerince yapılan seçimlerin uygunluğunu doğrulamak yönünde denetleme mekanizması görevi AİHMye düşmez.
Hukukun üstünlüğü ilkesine uyulduğundan emin olmak amacıyla atılacak ilk adım Türk hukukunda meclis dokunulmazlığı sisteminin kurumsal yapısını ve uygulanma şartlarını incelemektir. AİHM, bu bağlamda, dokunulmazlığın milletvekili yararına kişisel bir ayrıcalık değil; kişinin statüsüne bağlı bir ayrıcalık olduğunu ve bu sebepten ötürü hak sahibinin söz konusu haktan kendi başına feragat edemeyeceğini yinelemiştir. AİHM öncelikli olarak Türk parlamenterlere tanınan dokunulmazlığın birçok açıdan, diğer sözleşmeci ülkelerinin parlamento üyelerinin dokunulmazlıklarından daha geniş olduğunu tespit eder. Dokunulmazlık milletvekili olmadan önce işlenen suçlar için olduğu gibi milletvekilliği sırasında işlenen suçlar için de geçerlidir ve milletvekillerini yakalama, sorgulama, tutuklanma ve adli işlemlere karşı korur.
Ancak, AİHM, tanınan korumanın kapsamının aşırı olarak değerlendirilemeyeceği görüşündedir. Türkiyede milletvekili dokunulmazlığı göreceli bir kavramdır; milletvekilinin görev süresiyle sınırlı olmakla beraber kaldırılabilme gibi bir istisnaya da tabidir. Ayrıca, sadece ceza davaları için geçerlidir ve dolayısıyla Türk milletvekilleri hukuk davalarına karşı korunmamaktadır. Ayrıca, cürmü meşhut haline ilişkin davalarda ya da rejim veya Devlete karşı işlenen belirli suçlarda geçerli değildir. Türkiyede milletvekili dokunulmazlığı daha geniş bir şekilde tanımlanmış olmakla beraber çoğu Avrupa parlamento sisteminde kabul edilen çözümlerle zıt düşmemektedir.
Ancak, mevcut dava şartlarında, kurum, başvuran hakkındaki ceza davasının tam olarak işlemesini engellemiştir. Bu durumda, başvuranın menfaati talebi üzerine dokunulmazlığının kaldırılması hakkına değil mahkemeye başvurma hakkına göre değerlendirilmelidir. Bu tip kararlar meclisin içişlerini ilgilendiren kararlardır ve dolayısıyla sadece söz konusu organın yetkisine girmektedir. AİHMnin görevi, izlenen meclis prosedürünün AİHS tarafından koruma altına alınan haklarla uyumlu olup olmadığını incelemektir.
Mevcut davada, AİHM, milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin Meclis prosedürünün Anayasanın 83. ve TBMM İçtüzüğünün 131 ila 134 maddeleri ile düzenlendiğini gözlemlemektedir. Söz konusu prosedür, karar verme sürecinin her aşamasında savunmanın haklarını ve ilgili meclis organları tarafından alınan kararlara karşı itiraz hakkını koruma altına alan belirli formalitelere tabidir. Mevcut davada, başvuranın, hakkındaki ceza davasının ertelenmesine ilişkin kararlara itirazda bulunarak bahsi geçen hakları kullanma olanağı vardı.
Başvuranın, karar verme prosedürünün netlikten yoksun olduğu iddiasına ilişkin olarak AİHM, meclis sorumluluğunun dokunulmazlığın kaldırılması veya kaldırılmaması kararı ile işleyişinin, meclisin bağımsızlığını kullanış şekillerinden birisi olduğunu belirtmiştir. Siyasi olarak nitelendirilen meclis organları tarafından bu hususta alınan kararlar dolayısıyla siyasi kararlar olup mahkeme kararları değildir. Dolayısıyla, gerekçelendirme hususunda mahkeme kararlarının sağladığı yeterliliği sağlaması beklenemez.
Ayrıca, taraflarca dokunulmazlığın kaldırılmasına yönelik taleplere ilişkin olarak sunulan listelerin 22. yasama dönemi ve 23. yasama dönemi başlangıcında Meclisin gündeminde kalmış olması, meclisin 22. Yasama döneminden itibaren milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmaması yönünde istikrarlı bir uygulamasının olduğunu ortaya koymaktadır. Bu uygulama ayrım gözetilmeksizin hem iktidar partisi üyelerine hem de muhalefet üyelerine uygulandığından, meclisin dokunulmazlığın kaldırılmasına ilişkin taleplere izin vermemesi herhangi bir kişisel görüş içermez. Dolayısıyla, mevcut davada izlenen prosedür, ayrımcı veya keyfi bir özellik taşımamaktadır.
Ancak, AİHM, başvuranın, aynı zamanda, dokunulmazlığın kaldırılmasına yönelik talebinin incelenme süresi hakkında da şikayetçi olduğunu ve başvuranın görüşüne göre söz konusu gecikmenin sürecin kötüye kullanılması ve adaletsizliğe vardığını kaydetmiştir. Konuyla ilgili iç hukuk hükümleri ve meclis uygulaması uyarınca, meclis komiteleri tarafından söz konusu taleplerin incelenme süresi önceden belirlenmiş son mühletlerle sınırlı olmakla beraber taleplerin Genel Kurula iletilmesi halinde bu durum geçerli değildir.
Mevcut davada, AİHM, başvuran hakkında altı yıldan uzun süredir devam etmekte olan suçlamaların olduğunu ve durumun Meclis üyesi olduğu sürece bu şekilde devam edebileceğini göz önünde bulundurmaktadır. Dolayısıyla, herhangi bir ceza davasında mevcut olabilecek olan bir belirsizliğin bu davada tartışma konusu meclis uygulaması dolayısıyla daha da vurgulandığı açıktır.
Ancak, Daire söz konusu gecikmenin başvuran açısından zarar verici olduğu kararını verirken, Büyük Daire, başvuranın statüsünün özel durumunu ve tartışma konusu uygulamanın özgüllüğünü göz ardı etmemektedir. Büyük Daire, milletvekillerinin dokunulmazlığı ile statüsü arasındaki bağın mevcut konunun temel yönünü oluşturduğunu değerlendirmiştir.
Bu noktada, başvuranın şikayetinin kaynağını oluşturan ceza davasının başvuran Meclise girmeden önce başlatıldığı kaydedilmelidir. Başvuranın, bir avukat olarak, meclise seçilmesinin dava üzerindeki etkilerini bilmemesi mümkün olamaz. Seçim sonucu kazanacağı statünün hakkındaki ceza davasını erteleyeceğinin farkında olmalıdır. Ayrıca, statüsü nedeniyle, dokunulmazlık hakkından feragat edemeyeceğinin veya talebi üzerine dokunulmazlığın kaldırılamayacağının bilincinde olmalıdır.
AİHM, hak sahibinin dokunulmazlığı avantaj olarak değil meclis göreviyle bağlantılı bir dezavantaj olarak gördüğü sıra dışı şikayeti göz önünde bulundurarak, gecikmenin başvuranın mahkemeye başvurma hakkı üzerindeki etkisinin belirlenmesinde görülen zararın derecesinin de dikkat edilmesi gereken bir husus olduğu kararını vermiştir. Söz konusu faktörün incelenmesi genel durumun analiz edilmesini gerektirir.
Mevcut davada, başvuran tarafından görülmüş olabilecek herhangi bir zararın değerlendirilmesinde, tartışma konusu gecikmenin dokunulmazlığın kaldırılması talebinin incelenmesi için meclis uygulamasının aldığı süre olup ceza davasının tamamlanması için harcanan süre olmadığı akılda tutulmalıdır. Mevcut davada, başvuranın milletvekilliği sona erdikten sonra davasının hakkaniyete uygun olarak görülmeyeceğini düşünmek için hiçbir gerekçe yoktur. Meclis uygulamasının, bilhassa suçlanan tüm kişiler için geçerli olan masumiyet karinesi üzerinde bir etkisi olmadığı gibi söz konusu ihtimal üzerinde de olumsuz bir etkisi yoktur. Meclis organları tarafından bu bağlamda alınan kararların cezai veya baskıcı bir amaç izlemediği; esas itibarıyla milletvekillerine zarar getirmeyi değil onları korumayı amaçladığı göz ardı edilmemelidir.
Mevcut davada, cezai davanın meclis uygulaması tarafından engellenmesi geçici olmakla beraber Meclis, esas itibarıyla, adaletin işleyişine hiçbir şekilde müdahale etmemektedir. Bu davada, Meclisin başvuranın dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki talebini incelerken değerlendirdiği tek husus dava için geçici bir engel oluşturan dokunulmazlığın hemen mi yoksa başvuranın meclis görevinin sona ermesiyle birlikte mi kaldırılmasının uygun olacağı olarak gözükmektedir. Dolayısıyla, Meclis uygulamasının etkisi adaletin işleyişine müdahale etmek veya katılmak değil; sadece adaletin işleyişini ertelemektir.
Başvuranın, hakkındaki davanın itibarını lekelediği yönündeki iddiaları hususunda, AİHM, resmi bir suçlamada bulunulduğu an böyle bir zararın ortaya çıkmasının doğal olduğunu belirtmiştir. Ancak, mevcut davada, AİHM, başvuranın onur ve itibarının masumiyet karinesi ile korunduğu konusunda şüphe duymamaktadır.
Yukarıda belirtilenler ışığında, AİHM, söz konusu gecikmenin başvuranın mahkemeye başvuru hakkını etkilediğini değerlendirmekle beraber gecikmenin davayı erteleyerek söz konusu maddenin özüne zarar vermediğini değerlendirmiştir. Tartışma konusu dokunulmazlık, süre açısından sınırlı olması ve belirli kurallara tabi olması nedeniyle sadece ceza davasına geçici ve usuli bir engel oluşturmakta ve hiçbir şekilde başvuranın davasının görülmesi ihtimalini engellememektedir.
Ancak, hukukun üstünlüğü ilkesinin gerekleri göz önüne alındığında, başvuranın durumunda geçerli olan dokunulmazlık türü, Meclis bütünlüğünü ve muhalefeti korumak şeklindeki amacın meşruluğu nedeniyle geçerlidir. AİHM, başvuranın dokunulmazlık hakkından feragat edememesinin söz konusu meşru amaçlar kapsamına girdiğini kabul etmektedir. Bu bağlamda, başvuranın kişisel feragati Millet Meclisinin kararının yerine geçemez.
Son olarak, cezai suçlamalar hususunda - özellikle de taraflar üzerinde geri dönüşü olmayan zarar verici etkileri olmadığı sürece - bir karar çıkması hakkı kesin olmadığı için AİHM, mevcut dava koşullarında, başvuranın milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmamasının, başvuranın mahkemeye başvurma hakkına, izlenen meşru amaçla orantısız olacak şekilde zarar vermediği kararını vermiştir.
Dolayısıyla, AİHM, AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edilmediği kararını vermiştir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AİHM
Dörde karşı on üç oyla AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edilmediğine
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce ve Fransızca olarak hazırlanmış ve 3 Aralık 2009 tarihinde Strazburg İnsan Hakları Binasında düzenlenen açık duruşmada duyurulmuştur. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy