(AİHS. m. 10, 27, 34, 35) (JAMES VE DİĞERLERİ - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (MELLACHER VE DİĞERLERİ - AVUSTURYA DAVASI) (EVANS - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (PRETTY - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (MURPHY - İRLANDA DAVASI)
BÜYÜK DAİRE
(Başvuru no: 48876/08)
KARAR
STRAZBURG
22 Nisan 2013
Animal Defenders International/Birleşik Krallık davasında,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi heyet olarak:
Dean Spielmann, Başkan,
Nicolas Bratza,
Françoise Tulkens,
Josep Casadevall,
Nina Vajic,
Ineta Ziemele,
Elisabeth Steiner,
Päivi Hirvelä,
George Nicolaou,
András Sajó,
Zdravka Kalaydjieva,
Mihai Poalelungi,
Neboja Vucinic,
Kristina Pardalos,
Vincent A. de Gaetano,
Julia Laffranque,
Helen Keller, Hakimler,
Ve Michael OBoyle, Yazı İşleri Müdür Yardımcısı,
7 Mart 2012 ve 20 Şubat 2013 tarihlerinde toplanmıştır ve halka kapalı olarak yapılan müzakkereden sonra, bu son tarihteki oturumda aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temeli olan başvuru (no 48876/08), Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığına karşı uluslararası hükümet dışı kuruluş (« ONG ») olan Animal Defenders International (« başvurucu ») tarafından Mahkemeye, 11 Eylül 2008 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (« Sözleşme ») 34. maddesi uyarınca yapılmıştır.
2. Başvurucu Mahkeme önünde Londrada avukatlık yapan Av. T. Allen tarafından temsil edilmiştir. Birleşik Krallık Hükümeti (« Hükümet »), Londradaki Milletler Topluluğu (Commonwealth) ve Dışişleri Bakanlığındaki kendi ajanı (görevlisi) Bayan A. Sornarajah tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvurucu, iletişimle ilgili 2003 tarihli yasanın 321 § 2 maddesi ile yapılan paralı politik reklam yasağından şikayet etmektedir.
4. Başvuru Mahkemenin Dördüncü Dairesine gönderilmiştir (Mahkeme İçtüzüğünün 52 § 1 maddesi - « İçtüzük »). 21 Ocak 2011 tarihinde Mahkeme, başvuruyu Hükümete bildirmiştir. Mahkeme ayrıca başvurunun kabuledilebilirliği ile esasına ilişkin incelemeyi beraber yapacağına karar vermiştir (Sözleşmenin 29 § 1 maddesi). 29 Kasım 2011 tarihinde Daire, Büyük Daire lehine davadan çekilmiştir.
5. Büyük Daire heyetinin oluşumu Sözleşmenin 27 §§ 2 ve 3. maddesi ve İçtüzüğün 24. maddesine uygun olarak yapılmıştır.
6. Başvurucu ve Hükümet davanın kabuledilebilirliği ve esası hakkında beyanlarını sunmuşlardır.
7. 7 Mart 2012 tarihinde Strazburgta, İnsan Hakları Sarayında, kamuya açık bir duruşma yapılmıştır (İçtüzüğün 59 § 3 maddesi).
Bu duruşmaya:
- Hükümet adına
BayanA. Sornarajah, ajan,
BayM. Chamberlain, temsilci,
BayanlarE. Van Heyningen,
S. White, danışmanlar;
- Başvurucu adına
BaylarH. Tomlinson QC,
A. ONeill QC, temsilciler,
BayanlarT. Allen, danışman,
J. Creamer, başvurucu organizasyonun başkanı
katılmıştır.
Mahkeme Baylar Chamberlain ve Tomlinsonun beyanlarını dinlemiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
8. Hükümetdışı kuruluş olan başvurucu, hayvanların ticari, bilimsel veya eğlence amacıyla kullanılmasına karşı mücadele etmektedir. Başvurucu, bu alanda mevzuatın değişmesi konusunda ve kamuoyunu ve milletvekilllerini etkilemeye çaba göstermektedir.
1. Yasak televizyon reklamı
9. 2005 yılında başvurucu, « My Mates a Primate » (« Primat (Maymun) arkadaşım ») başlıklı, maymunların kapalı yerde tutulmasına ve televizyon reklamlarında kullanılmasına karşı bir kampanya başlatmıştır. Bu kampanya kapsamında başvurucu, televizyonda yirmi saniyelik bir reklam yayınlamayı arzu etmiştir. Düşünülen mesaj, zincirlenmiş, yavaş yavaş gölgeden çıkan bir kızın bulunduğu bir kafesin görüntüsü ile başlamaktadır. Sonrasında aşağıdaki üç mesajı sırasıyla okuyabileceğimiz beyaz bir ekran gelmektedir: « dört yaşındaki bir çocuğun akıl yaşında olan bir şempaze », « Onlarla genetik varlığımızın % 98ini paylaşmamıza rağmen, şempazeler her zaman kafeslerde tutulmakta ve kendi eğlencimiz için kötü muameleye maruz kalmaktadırlar », « Bu konuda daha fazla bilgi sahibi olmak, buna bir son vermek ve bize bu konuda yardım etmek için, bilgi klavuzu siparişinde bulunun - 10 £ ». Mesaj kız çocuğu ile aynı pozisyonda olan bir şempaze görüntüsü ile bitmektedir.
10. Bu reklam, ilgili yasalara ve düzenlemelere uygunluğunun denetlenebilmesi için, Televizyon Reklamları Kontrol Merkezine (Broadcast Advertising Clearance Centre, « BACC ») sunulmuştur. 5 Nisan 2005 tarihinde BACC, başvurucunun amaçlarının tamamen politik olduğu ve iletişimle ilgili 2003 tarihli yasanın 321 § 2 maddesinin (« 2003 tarihli yasa ») böyle bir reklamı yasakladığı gerekçesiyle, bu reklamın yayınlanmasına izin vermeyi reddetmiştir. Bu karar 6 Mayıs 2005 tarihinde onaylanmıştır. Buna karşın, mesaj internette görünebiliyordu ve halen de görünebiliyor.
2. High Court (Yüksek Mahkeme) ((2006) EWHC 3069)
11. 19 Ekim 2005 tarihinde başvurucu, 2003 sayılı yasa ile dayatılan televizyonda ve radyoda politik reklam yasağının Sözleşmenin 10. maddesi ile uyumlu olmadığını öne sürerek High Courttan, bu yasağın insan hakları ile ilgili 1998 tarihli yasanın (« insan hakları ile ilgili yasa ») 4. maddesi ile uyumsuz olduğuna karar vermesini talep etmiştir. Başvurucuya göre, tek uyuşmazlık noktası, bu yasağın « demokratik toplumda gerekli » olup olmadığı noktasıdır.
12. Kültür, Medya ve Spor Dairesi Genel Müdürü (« DCMS ») devlet adına High Courta, 16 Aralık 2005 tarihli yeminle alınmış bir deklarasyon sunmuştur ve bu deklarasyonda Müdür, televizyon yayınları için tarafsızlığın ne kadar önemli bir unsur olduğunu ve politik reklamın neden bu değer ile uyumsuz olduğunu açıklamıştır. Müdür, daha sınırlayıcı bir yasağın uygulamada dayatmanın mümkün olmadığını ifade etmiştir. Bu konuda 1999 yılında uygulamaya konulan kontrol sürecinin tanımlanmasına dayanan (aşağıdaki paragraflar 37-55) Müdür, kendilerine danışılan yetkili organların yasak lehine fikir beyanında bulunduklarının altını çizmiş ve bunun başvurucunun argümanlarını cevap oluşturduğunu belirtmiştir. Müdür, medyayı oluşturan radyo ve televizyonun özel niteliği dikkate alındığında, radyo ve televizyon tarafından yayınlanan mesajların kontrol edilmesinin haklı kılındığını ve başvurucunun fikirlerini yaymak için başka imkanlara sahip olduğunu belirtmiştir. Son olarak, benzer hükümlere sahip olan devletlerin isimlerini sayan (Danimarka, İrlanda, Norveç ve İsveç) Müdür, paralı politik reklam yapılmasına izin veren ülkelerde sistemin işleyişe sokulmasının aynı zamanda, özellikle çok partili bir sistemde tüm partilere medyadan eşit bir şekilde faydalanmayı güvence altına alma kabiliyeti konusunda, « önemli pratik sorunlar » ortaya çıkardığı sonucuna varmıştır. Müdür bununla birlikte, partilerin veya yayın yapanların paralı politik reklamlar konusunda dayatılan finansal ve zamanla ilgili sınırlamalar ile ilgili kuralları tersine çevirebileceğini ve « politik » reklamlardan tam anlamıyla ne anlamamız gerektiğinin tamamen bilinmediğini belirtmiştir.
13. 4 Aralık 2006 tarihinde, Lord Justice Auld ve yargıç Ousleyden oluşan High Court, başvurucunun talebini reddetmiştir. Her iki yargıç, yasaklamanın geniş bir şekilde tanımlandığını belirtmiştir. Yargıç Ousley bu yasağın, « partilerin seçim dönemlerindeki faaliyetlerinden, kamuoyunun kaygılarını ilgilendiren özel çıkarların, politik olmayan kurumlar tarafından savunulmasına kadar değişik yoğunluktaki politik faaliyetleri » kapsadığını gözlemlemiştir. Her iki yargıç, her ne kadar politik konularda ifade özgürlüğü önemliyse de, müdahalenin haklı olduğu sonucuna varmıştır.
14. Her iki yargıç, kendilerine göre bu davanın sadece özel şartları için geçerli olan VgT Verein gegen Tierfabriken/İsviçre (no 24699/94, CEDH 2001-VI) kararına dayanmamaya karar vermişlerdir. Lord Justice Auld, özellikle seçimle ilgili ve politik mesajların kapsamı ve süresi ile ilgili esneklik konusunda 2003 tarihli yasanın, VgT davasında incelenen sisteme göre çok önemli iyileştirmeler sunduğunu kaydetmiştir. Her iki yargıç, (ProLife Alliance)-BBC ((2003) UKHL 23) davasında VgT kararı ile ilgili yapılan eleştirilere dayanmışlar ve Yargıç Ousley, VgT kararının temelinin ne olduğunu belirtmenin imkansız olduğunu belirtmiştir. Yargıçlar politik reklamların söz konusu olmadığı Murphy/İrlanda (no 44179/98, CEDH 2003-IX) davasının yerindeliği konusunda şüpheleri olduğunu ifade etmişlerdir; bununla birlikte yargıçlar, bu davada yapılan tespitlerin çok ikna edici olmadığını belirtmişlerdir; bu davada yapılan tespitlere göre, devletin taktir yetkisinin, politik reklamlar konusunda dini reklamlara oranla daha dar olabileceğini dile getirmişlerdir.
15. Her iki yargıç, mahkemelerin Parlamento tarafından yapılan siyasal ve yasal tercihleri incelerken dikkatli olmaları gerektiğinin altını çizmişlerdir. Bu bağlamda Lord Justice Auld aşağıdaki ifadeleri kullanmıştır:
« (...) sosyal ve politik konularda bir değer yargısında bulunmanın söz konusu olduğu alanlarda, normal olarak bir taraf devletin yürütme ve yasama makamlarının -özellikle de yasama makamlarının- ülkenin demokratik ihtiyaçlarını ve pratik yönlerini, Strasbourg hakimlerinden veya aynı şekilde ulusal yargı organlarından daha iyi ve emin bir şekilde anlamaktadırlar. Burada, kendisine ne isim verirsek verelim sınırlama kavramı, bunları uygulayan hakimi, hükümetin politikasına veya Parlamentonun yasama faaliyetlerine müdahale etmekten çekinmeye itmesi söz konusudur. Bu sınırlama, taraf devletlerin bu bağlamda taktir yetkilerinin dar hale getirilmesi değil ama genişlemesi yönündeki bir faktördür. Aynı durum, taraf devletin gelenekleri ile ilgili hassas ve önemli sorunların olduğu durumlar için de söz konusu olabilmektedir. Murphy kararında İrlanda makamlarında olduğu gibi, ulusal makamlar, bu sorunlara hassasiyet göstermektedirler ve bunları taktir etme yetkisine tamamen sahiptirler.
Bu davada medya, diğer güçlerden daha önemli bir güç olarak kabul edildiği için ve bu nedenle, önemli ekonomik kaynaklara sahip olan grupların demokratik süreci baltalamak için medyayı kullanabileceği için, Birleşik Krallık Parlamentosu sadece radyo ve televizyona uygulanan politik reklam yasağını yürürlüğe koymayı tercih etmiştir. Parlamento belki de, başka şekilde davranabilirdi ama, Parlamentonun projesinin faydalandığı geniş destek dikkate alındığında, bunu değerlendirmek en yüksek organlar dahil olmak üzere mahkemeye ait midir ? ».
Lord Justice Auld sonrasında, Parlamentonun kendi taktir yetkisi dahilinde hareket ettiği sonucuna varmıştır.
Yargıç Ousley ise, High Courtun sadece kendisine sunulan unsurlara dayandığını çünkü, « yasanın ifade ettiği Parlamentonun tecrübesi, yetkisi ve kararının yasağın haklılığını ortaya koymaya imkan verdiğini » belirtmiştir. Bu bağlamda Yargıç Ousley aşağıdaki ifadelerde bulunmuştur:
« Burada yasakoyucunun, grupların ve partilerin radyoyu ve televizyonu kullanma şeklini dikkate alarak, çatışan haklar arasında denge kurması söz konusudur. Davacı da kendisi için ve başkaları için radyo ve televizyonu kullanmak için çaba harcamaktadır. (...)
Bu bağlamda Parlamentonun, insan hakları ile ilgili 321. maddenin etkilerini mercek altına aldıktan sonra üzerinde kafa yorulan düşünceyi ifade ettiği açıktır. Bu şekilde oluşan düşünceye büyük bir değer biçiyorum ve bunun, sınırlamanın gerekliliğini ortaya koyduğunu düşünüyorum. Burada, yürütmenin bir işlemi veya bir düzenlemesi söz konusu değildir ama Parlamento tarafından, aleyhe hiçbir oy kullanılmadan kabul edilen bir yasa söz konusudur. Milletvekilleri, insan hakları konusunda kaygılarını dile getiren Professeur Barendtın karşı çıktığını ve VgT içtihadını dikkate alan İnsan Hakları Karma Komisyonu (Joint Committee on Human Rights) ve Seçim Komisyonu tarafından dile getirilen çekinceleri biliyorlardı.
Ayrıca söz konusu konu nedeniyle Parlamento tarafından uzun uzun kafa yorulan düşünceye değer veriyorum. Televizyon yayınlarının politik sorunlar, konular ve tartışmalar üzerindeki etkisi, ancak günlük hayatta seçmenlerle ve çıkar gruplarıyla ilişki içinde olan makamlar tarafından taktir edilebilmektedir; başka çok az makam bu taktiri yapabilmektedir. Bu makamların etkilerini kullanması, bunlara cevap vermesi veya bunlara direnmesi önemli değildir. Bu makamlar, hangi grupların söz konusu yasakta bazı değişikliklerin yapılmasının, kendi lehlerine kullanabileceklerini bilme konusunda önemli bir konumdadırlar. Milletvekilleri ve Lordlar Kamarasının politikada aktif üyeleri aracılığıyla Parlamentonun, bu sorunları taktir etme konusunda hakimlerden daha yetkili oldukları tartışmasızdır. Burada, hakimlerin daha fazla tecrübe ve yetkileri olduğunu söyleyebileceğimiz bir alan söz konusu değildir. İlke olarak bu durum, bir başka vatandaşlığa ait hakimler için de geçerlidir.
Bu faktörlerin, demokratik bir şekilde seçilen ve kamu çıkarı gereği söz konusu yasağın haklı olduğuna karar veren bir organın görüşüne esaslı bir şekilde değer verdiğini düşünmekteyim. Esasen, düşüncemi bir başka şekilde ifade etme şu şekilde olur; konu Parlamentoya, bu alanda geniş bir taktir yetkisinin verilmesini haklı kılmaktadır.
Şüphesiz Parlamento, reklam veren veya reklam tipleri arasındaki ayrım noktasının nerede bulunduğu noktasında varolan tüm sorunlara cevap verme şekli konusunda bir başka yöntem bulabilirdi. Ancak Parlamentonun bu soruya bağlı keyfiliği ve karmaşıklığı dikkate alması meşrudur; bu konuda kendisine vermek için seçeceğimiz ismin bir önemi bulunmamaktadır. Dolayısıyla Parlamentonun, radyoda ve televizyonda yayın yapılmasının tamamen yasaklanmasının uygulamada tek, haklı ve gerçekleştirilebilir bir çözüm olduğuna karar vermesi meşrudur. »
Sonuç olarak, söz konusu yasağın kabul edilmesi, Parlamentonun tamamen yetkili olduğu bir alandaki gereklilikten veya Parlamentonun kendisine geniş bir taktir yetkisinin verildiği bir alanda verilen bir karardan doğduğundan, Yargıç Ousley, hakimlerin yasakoyucunun kararına saygılı olması gerektiğini düşünmektedir.
16. Bu konuda Avrupada bir konsensüs olmadığını kaydeden Lord Justice Auld, dosyaya konulan bilirkişi raporlarının çok önemli olmadığını belirtmiş ve devletin bu raporları, kendi argümanlarınına dayanak olarak değil ama, tamamen bilgi amaçlı olarak bildirdiğini ifade etmiştir. Avrupa Konseyine üye olan diğer devletlerde veya Milletler Topluluğunda (Commonwealth) sorunun çözümlenmesi ile ilgili High Courta sunulan ve sınırlı sayıdaki bazı belgeleri kaydeden Yargıç Ousley ise, bu belgelerin, seçim dönemlerinde politik reklamların yasaklanması konusunda bir konsensüs olduğunu ama buna karşın, seçim dönemleri dışında politik reklamların yasaklanmasını haklı kılma noktasında konsensüs olmadığını göstermekten başka bir faydası olmadığını belirtmiştir. Televizyon yayını ile ilgili sistemlerinin özelliği ve politik hassasiyetleri dikkate alan değişik devletlerin, sınırlamanın gerekli olduğuna karar verdiğini gözlemleyen Yargıç Ousley, konsensüs yokluğunun belki de bu değişik durumları yansıttığını ifade etmiştir. Yargıç Ousleye göre, temsil ettiği demokratik toplumda böyle bir yasağın gerekliliğini taktir etmek için yasakoyucunun, bu durumları dikkate alması meşrudur.
17. Gerek Lord Justice Auld ve gerekse Yargıç Ousley, yasağın altında yatan nedenin, yani önemli ekonomik kaynaklara sahip olan gruplar tarafından radyonun ve televizyonun amacından saptırılmasına karşı demokratik sürecin korunması gerekliliğinin altını çizmişlerdir. Yargıç Ousley için yasak, yayınların içeriğine karşı çıkmaktan çok, demokratik sürecin güçlendirilmesi amacı taşıyan bir sınırlamadır. Her iki yargıç, radyo ve televizyonun, diğer medya araçlardan farklı bir şekilde işlenmesinin meşru olduğunu düşünmektedirler çünkü, bıraktıkları potansiyel etki daha güçlüdür. Yargıç Ousley bu konuda, bu medya alanlarının diğerlerine göre daha güçlü ve yaygın olduğununun ciddi bir şekilde tartışmasız olduğunu belirtmektedirler. Televizyonun diğer medya alanlarına göre daha pahalı olup olmadığı noktasında ise Yargıç Ousley, televizyonda ve radyoda yayınlanan reklamların bir avantaj sağladığını, yayınlayanların ve yayınlamak isteyenlerin bunun farkında olduklarını, yayınlamak isteyenlerin yayınlayanlara yüksek miktarda para ödemeye hazır olduğunu ve bunu kamu tartışmalarına katılmayı isteyen sıradan grupların yapamayacaklarını kabul etmek gerektiğini belirtmiştir.
18. Son olarak her iki yargıç, yasağın seçim dönemleri dışında ve başvurucu gibi siyasi partilere veya seçim kampanyalarına katılmayan şahıslara uygulandığından orantısız olduğu yönündeki argümanı reddetmişlerdir. Lord Justice Auld, seçim dönemlerine uygulanan yasağın sınırlandırılmasının, « ilkeler veya mantık üzerine kurulu bir ayrım » niteliğinde olacağının altını çizmiştir. Her iki yargıç, seçim dönemleri dışında radyoda ve televizyonda yayınlanan politik reklamların, demokratik süreç üzerinde tartışmasız bir etki gösterebileceğini belirtmişlerdir. Bu bağlamda, Yargıç Ousley, bu medya alanlarının günlük yaşamda tamamen varolduklarını, bu sorunların demokratik toplumda ortaya çıkaracağı çelişkinin her zaman olacağını ve paranın gücüyle alınan etkinin yasanın, seçimleri düzenleme kararının ve hatta bu seçim sonuçlarının güvenilirliğini etkileyebileceğini kaydetmiştir. Her iki yargıç, partilerle ilgili politik konular ve kamuoyu için önemli olan diğer konular arasında ayrım yapmaya kalkışmanın, gerçekdışı, keyfi ve tamamen haksızlık olduğunu belirtmişlerdir; yargıçların analizlerine göre gerçekten de, politik tartışmaların kendine özgü niteliği, değişik şekiller alabilmektedir ve kamu çıkarını ilgilendiren geniş bir sorunlar yumağı ile ilgili olabilmektedir; bazı konuları kategorilere ayırmak zordur ve böyle bir ayrım, siyasi partilere kendi reklamlarını, yasakların uygulanmadığı « ayrık gruplara veya sempatizanlara », « taşeron » olarak vermeleri riskini doğuracaktır.
19. Sonuç olarak High Court, yasağın insan hakları ile uyumsuz olduğuna karar vermeyi reddetmiştir.
3. Lordlar Kamarası ((2008) UKHL 15)
20. 12 Mart 2008 tarihinde, Lord Bingham, Lord Scott, Baron Hale, Lord Carswell ve Lord Neubergerden oluşan Lordlar Kamarası, oybirliğiyle başvurucunun başvurusunu reddetmiştir.
21. Lord Bingham, çoğunluğun kararını vermiştir. Lord Bingham, yasağın politik konularda ifade özgürlüğünü sınırladığından, devlete dayatılan haklılık derecesinin « yüksek » olduğunu ve dolayısıyla taktir yetkisinin dar olduğunu kabul etmiştir. Lord Bingham, yasağın amacını şu şekilde tanımlamıştır:
« 28. Demokratik sürecin altında yatan temel fikir şu şekildedir: her ne kadar çatışma halinde bulunan bakış açıları, düşünceler veya politikalar bir kamusal tartışma ve analize konu olabilse de, zamanla iyi kötüden ve gerçek yalandan üstün gelecektir. Eğer halka zaman verirsek ve ona demokratik bir süreç içerisinde tercih yapma imkanı verirsek, halkın iyi bir tercih yapacağını tahmin etmek gerekir. Ama tartışmanın mümkün olduğu kadar adil şartlarda meydana gelmesi, büyük oranda arzu edilir. Kamusal bir tartışma kapsamında değişik fikirlerin ifade edildiği, tersinin söylendiği, bunlarla ilgili yorum yapıldığı ve tartışıldığı zaman bu durum söz konusudur. Bu amacı, yasal tüm bakış açılarının ifade edildiği dengeli programlar sunarak, tarafsız bir şekilde gerçekleştirmek yayın yapanların ödevidir. »
22. Lord Binghama göre, bu amaç gerçekleşmiş olmaz çünkü
« (...) siyasi parti olmayan ama önemli kaynakları olan gruplar, kendi ekonomik güçlerini ilerici, faydalı veya zararlı anlayışlar için doğru veya yanlış, çekici veya itici olan kendi bakış açılarının daha fazla görünür hale gelebilmesi için kullanabilirler. Risk, halkın aslında politik olan tezleri, kamusal tartışmaların kendilerinin haklı olduğunu göstermeleri nedeniyle değil, ama devamlı bir şekilde tekrar nedeniyle halkın, bu tezleri kabul etme konusunda şartlandırılması nedeniyle kabul edebilmeleridir. İfade özgürlüğü hakkının kullanımına getirilen sınırlamanın meşru bir şekilde koruma amacı taşıdığı üçüncü kişilerin hakları arasında, bana göre, taraflı bir politik reklamın kötülüklerine karşı korunma hakkı da bulunmaktadır. »
Ancak Lord Bingham için bu argüman, yukarıda belirtilen VgT kararında tamamen açıklanmamıştır.
23. Lord Binghama göre global bir yasak, tartışmalı amaçları olan kurumlar için kendi reklamlarını yayınlama riskini ortadan kaldırmak için gereklidir. VgT kararında tartışma dışında bırakılan ama Murphy (yukarıda adı geçen karar) kararında dikkate alınan bu ihtimal ve bu yasağın radyo ve televizyon ile ilgili olması, Yargıç Ousleyin gözlemlediği gibi, radyo ve televizyonun gücü ve günlük yaşamda her zaman varolması ile açıklanabilir. Bu faktörü Mahkeme, her ne kadar VgT kararında bilmiyor görünse de Jersild/Danimarka (23 Eylül 1994, § 31, seri A no 298) kararında ve Murphy kararında kabul etmiştir.
24. Lord Bingham ayrıca, daha az sınırlayıcı bir yasağın (süreyi, frekansı, reklamın değerini veya ayrıca bunların niteliği ve kalitesini belirleyen), şüphelenilen dejavantajları önlemeye imkan verip vermediği sorununun incelenmesine gerek olmadığını belirtmiştir ve özellikle daha az sınırlayıcı bir sistemin, aynı politik amaçları olan küçük gruplar tarafından kötüye kullanılabileceğini, bunları objektif ve uyumlu bir şekilde uygulamanın zor olacağını ve yayın yapanlar için tarafsızlık yükümlülüğüne saygılı davranmanın zor olacağını ifade etmiştir. Lord Bingham, İnsan Hakları Karma Komisyonunun bir orta çözüm talebinde bulunduğunu ama Hükümetin, adil ve gerçekleşebilir ve soruna cevap vermeye imkan veren hiçbir orta çözümün bulunamayacağını belirttiğini hatırlatmaktadır. Lord Bingham, üç nedenden dolayı « Parlamento tarafından kabul edilen bu tespiti eleştirmek için hiçbir neden » görmediğini eklemektedir. İlk olarak, demokratik olarak seçilen politikacıların, demokrasinin korunması için gerekli tedbirler konusunda « özellikle hassas » olduklarını düşünmek mantıklıdır. İkinci olarak, her ne kadar Parlamento yasağın « her ne kadar muhtemel olmasa da belki », 10. maddeye aykırı olabileceğini belirtmişse de, buna rağmen Parlamento, kendisine yüklediği önem nedeniyle bu yasağı kabul etmiştir; Parlamento kararının « hafif bir şekilde kapsam » dışında bırakılmaması gerekmektedir. Üçüncü olarak, yasa özel durumları çözecek şekilde düşünülemez ama, genel durumları ortaya koyması gerekmektedir; sınırın konulacağı yeri belirleme Parlamentoya aittir ve her ne kadar zor durumlar, sınırın kötü tarafında bulunsa da, « bundan kuralın hiçbir değerinin olmadığı sonunucu (çıkaramayız) ve kural, global olarak ele alındığında faydalıdır ».
25. Lord Bingham için, başvurucunun başka iletişim kaynaklarına sahip olması, ağırlığı olan bir faktördür; bu durum halihazır davayı, başvurucunun fikirlerini tamamen engelleyen hükmün söz konusu olduğu Bowman-Birleşik Krallık (19 Şubat 1998, Kararlar Dergisi 1998-I) davasından ayırmaktadır.
26. Son olarak Lord Bingham, radyo ve televizyon kanallarında politik reklamların yayınlanması konusunda, yasama yetkisinin kullanılması ile ilgili olarak üye devletlerde açık bir konsensüsün bulunmadığını beyan etmiştir. Mahkemenin bu tip durumlarda devletlerin, geniş bir taktir yetkisinden faydalandıklarını ve aynı şekilde 10. madde kapsamında kendi demokrasilerini korumak için gerekli güvenceleri ve dengeleri değerlendirmenin devletlere ait olduğunu belirten Lord Bingham, başvuruyu reddetmiştir; Lord Bingham bu konuda, Yargıç Ousleyin ve esasen Lord Justice Auldun düşüncelerine katılmıştır. İç yargı organlarının Sözleşmede korunan hakları Mahkemeden farklı yorumlayabileceği görüşünü ifade eden Lord Scottun aksine Lord Bingham, özel durumların olmaması halinde iç hukuk yargı organlarının Mahkemenin içtihatlarını izlemesi gerektiğini çünkü, bu içtihatların açık ve yerinde olduğunu belirtmiştir.
27. Lord Scott, Lord Binghamın gerekçesine tamamen katılmakla birlikte, iki yorumda bulunmaktadır.
İlk olarak, Lord Scotta göre, « gözle görülebilir » kapsamından dolayı yasak, 10. madde ile ilgili başvuruların yapılmasına neden olacaktır. Bu yasak başvurucuyu, politik içerikten yoksun veya tamamen tarafsız reklamlar yapmayı ve bu ilkelere aykırı izin verilen ticari reklamlara cevap vermesini engellemektedir; bunun sonucu olarak, 10. maddeye aykırı olan 319 ve 321. madde hükümleri belki de olabilir; ancak, her ne kadar insan hakları ile ilgili yasanın 4. maddesine aykırılık tespit etme imkanları varsa da hakimlerin, ilke olarak bunu ancak, yasal düzenlemenin « başvurucunun Sözleşme ile korunan bir hakkına (...), bu hak ile uyumlu olmayan bir zarar vermesi durumunda yapması gerekmektedir »: belirli bir hükmün Sözleşme ile korunan bir hak ile uyumsuz olma şekline ilişkin olarak farazi örnekler vermek yeterli değildir. Dolayısıyla Lord Scott yasağın, başvurucunun 10. madde ile korunan hakları ile uyumsuz olmadığı sonucuna varmıştır.
İkinci olarak, Lord Scotta göre, halihazır davada Mahkemenin Lordlar Kamarasıyla hemfikir olmadığı sonucunun, VgT davasından çıkması mümkün değildir. Bu bağlamda Lord Scott, Murphy kararında Mahkemenin, ne yakından ne de uzaktan VgT kararında izlediği gerekçeden uzaklaşmadığını hatırlatmış ve Mahkeme kararlarının her zaman davanın şartları ile sıkı sıkıya bağlı olduğunu eklemiştir. Dolayısıyla Lord Scotta göre, bu davada Lordlar Kamarasının vardığı sonuç ile Mahkemenin vardığı sonuç arasında basit bir uyuşmazlık söz konusudur.
28. Baron Hale düşüncesine, bir davanın incelenmesi sırasında « bir fili bir evde saklayamayacağımızı » (« an elephant in the house »), yani reklamın Amerika Birleşik Devletlerinde sadece seçimlerde değil ama aynı zamanda kamuoyunun oluşmasındaki önemini belirtmekle başlamıştır. Baron Hale, Amerika Birleşik Devletlerinde seçimler döneminde büyük oranlarda harcamaların yapıldığının, bu paranın bir yerlerden bulunması gerektiğinin ve bu devlette baskı gruplarının, en güçlü ve en fazla etki gösterecek medyalarda mesajlarının yayınlanması için harcadıkları paranın sınırının olmadığının altını çizmiştir.
29. Baron Hale akabinde, yasağın altında yatan nedenin, hükümeti ve politikalarını belirleyen kişilerin en fazla para veren şahıslar olmamasını güvence altına alma kaygısı olduğunu belirtmiştir:
« Demokrasimiz sadece « bir şahıs, bir oy » deyimine dayanmamaktadır. Tüm şahısların aynı değerde olduğu fikrine dayanmaktadır (...). Herkes, güncel sorunlar ile ilgili olarak kendi fikrini dile getirebilmesi gerekmektedir. Bunun için, bilgilerin ve fikirlerin serbestçe ifade edilmesi gerekmektedir. Bazı şahısların, kendi fikirlerini yaymak için daha önemli oranda kaynağa sahip olduğunu kabul etmemiz gerekmektedir; ama radyo ve televizyona serbest ulaşımın doğurabileceği açık çarpıtmalardan kaçınmamız gerekmektedir.
Dolayısıyla burada en basitinden sadece, ifade özgürlüğüne getirilen kabuledilebilir sınırlamalar söz konusu değildir. Bir demokrasinin iki önemli parçası arasında makul dengenin kurulması söz konusudur: ifade özgürlüğü ve seçmenlerin eşitliği. »
30. Lord Binghamun gerekçesine tamamen katılan Baron Hale, bu davada uygulanan yasağın, başvurucunun 10. madde ile güvence altına alınan hakları ile uyumsuz olmadığı düşüncesindedir. Baron Hale aşağıdaki beyanlarda bulunmuştur:
« 51. Burada soruna dengeli ve orantılı bir cevap söz konusudur: (başvurucu) her halükarda kendi fikirlerini yayınlatmayı deneyebilir ama, kamusal tartışmaları zenginler lehine etkileme riski doğuracak şekilde değil. Aynı kuralı, aynı türdeki tüm reklamlar için uygulamak gerekmektedir. Burada savundukları konu ve bu reklamları yayınlamak isteyen kişilerin kaynakları önemli değildir. Kabul ettiğimiz ve kınadığımız konular arasında bir ayrım yapamayız. Uygulamada, tek kuruş para elde etmek için savaşan küçük gruplar ile yüksek oranda kaynağa sahip olan büyük gruplar arasında da ayrım yapamayız. Üst sınır koymak veya gerçekçi olma bu alanda işlemez. (...) »
31. Baron Hale, bu davada VgT kararını uygulama konusunda kaygılarını dile getirmiştir ve Mahkemenin tüm kararları gibi bu kararın davanın özel şartları ile sıkı sıkıya bağlı olduğunu belirtmiştir:
« 52. (...) her ne kadar organizasyonlar aynı olsa da, reklamlar yeterince farklıdır: « daha az et yiyin » ve « hayvanların acı çekmesine son vermek için bize yardım edin » aynı mesaj değildir. VgT kararında az bir şekilde değer verilen önemli argümanlar Murphy kararında kabul edilmiştir. Her halükarkarda, çatışma halinde bulunan haklar arasında makul bir denge kurulmasının gerekliliği, dini alanlara göre politik alanlarda daha güçlüdür. Politik tartışmaların önemli olduğu doğrudur ama, bir demokraside, üçüncü kişilerin politik hakları da aynı şekilde önemlidir. Sorun, bu davanın olaylarına uygulanan yasağın, içincü kişlerin haklarının korunması olan meşru amaç ile orantılı olup olmadığıdır. Lord Binghamın ortaya koyduğu gibi Hükümet ve Parlamento, yakın zamanda dikkatli bir şekilde, daha fazla sınırlı bir yasağın işleyip işlemeyeceği sorununu incelemişler ve bunun işlemeyeceğine karar vermişlerdir. Tercih edilen çözüm tüm partilerin desteğini almıştır. Her türlü partide bulunan milletvekilleri, bu yasağın demokratik toplumda gerekli olduğu görüşündedirler. Halihazır sorun üzerinde değişik görüşler öne sürmeden önce, her mahkeme buna iki defa bakmıştır. Örnek olarak, politik bir kurumdan gelen veya nerden gelirse gelsin toplumun itirazlarına konu olan tüm sorunlarla ilgili reklamların yasaklanması için kuralın değiştirilmesinin mümkün olduğunu savunabiliriz. Ama bu davada böyle bir durum söz konusu değildir. »
32. Baron Hale son olarak, Lord Bingham gibi (ve Lord Scottun aksine), insan hakları ile ilgili yasanın ele aldığı, Sözleşme ile güvence altına alınan hakların gerçek yorumunu yapmanın kesin bir şekilde Mahkemeye ait olduğunu belirtmiştir. Baron Halee göre, iç hukuk yargı organlarının « dikkatli bir yaklaşım » takınmaları ve Mahkemenin yorumunun önüne « geçmemeleri », ama en basitinden « Strasbourg içtihatlarını zamanla gelişen haliyle, ne az ne de fazla bir şekilde izlemeleri gerekmektedir ».
33. Lord Carswell ve Lord Neuberger, Lord Bingham tarafından yapılan gerekçelerle her iki başvuruyu reddetmiştir.
II. İLGİLİ ULUSAL HUKUK VE UYGULAMA
A. İnsan hakları ile ilgili 1998 tarihli yasa (« insan hakları ile ilgili yasa »)
34. İnsan hakları ile ilgili yasa İngilterede, Galler ülkesinde ve Kuzey İrlandada 2 Ekim 2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Yasanın 4. maddesi ile yasa, Sözleşme ile uyumlu olmayan bir yasal veya düzenleyici işlemi yorumlamanın imkansız olması durumunda mahkemelere, Sözleşmeye uyumsuzluk kararı verme imkanı tanımaktadır. « Uyumsuzluk beyanı » başlıklı yasanın 19. maddesi şu şekilde düzenlenmiştir:
« 1. Parlamentonun bir veya diğer meclisi önünde bir yasa tasarısını getiren bir bakan (...), yasanın ikinci defa görüşülmesinden sonra,
a) bir beyanda bulunmak ve bu beyanda bakan, kendisine göre, yasa tasarısının Sözleşme ile korunan haklarla uyumlu olduğunu belirtmek zorundadır (« uyumluluk deklarasyonu »); veya
b) bir beyanda bulunmak ve bu beyanda bakan, her ne kadar uyumluluk deklarasyonunda bulunamıyorsa da Hükümet, Parlamentonun yasa tasarısını tekrar inceleyeceğini belirtmektedir.
2. Bu beyanın yazılı olması ve bakanlığın uygun olarak kabul etmesi için yayınlanması gerekmektedir. »
B. Yasağın yasal durumu
1. İletişim ile ilgili 2002 tarihli yasa tasarısının (« 2002 tarihli yasa tasarısı ») bağlamı
a) Televizyon ile ilgili 1954 tarihli yasa (« 1954 tarihli yasa »)
35. 1954 tarihli yasadan önce sadece BBC, Birleşik Krallıkta yayın yapmaktaydı ve paralı reklam hiçbir şekilde yayınlamazdı. 1954 tarihli yasa piyasayı, geliri reklamlarla sağlanan ticari yayın yapanlara açmıştır ve bir kontrol organı kurmuştur: özellikle paralı politik reklamların yasaklanması ile ilgilenen Bağımsız Televizyon Kurumu (Independent Television Authority - « ITA »). Yasanın ortaya koyduğu bu yasak şu şekilde düzenlenmiştir:
« Özellikle ve tamamen dini veya politik amaçları olan tüm kurumlar tarafından yapılan reklamlar ve dini veya politik amaçları olan veya işyerindeki uyuşmazlık ile ilgili olan reklamlar yasaktır. »
36. Sonraki belgeler bu yasağı korumuşlardır.
b) Kamusal yaşama uygulanan normlar ile ilgili Komisyon (« Neill Komisyonu »)
37. Neill Komisyonu, Birşleşik Krallık Hükümeti tarafından siyasi partilerin finansman sorunlarını incelemek amacıyla oluşturulmuştur. Ekim 1998 tarihinde Komisyon, Almanya, Kanada, Amerika Birleşik Devletleri, İrlanda ve İsveçe gittikten sonra Hükümete beşinci raporunu sunmuştur. Bu raporun 13. Bölümünde Komisyon, radyo ve televizyonda politik reklamlar yapılmasının yasaklanmasının korunmasını önermiştir ve bunun avantajlarını şu şekilde dile getirmiştir:
« 13.7 Siyasi partilerin ve politik amaçları olan kurumların televizyonda ve radyoda yayın süresi satın almalarını engellemek, bu kurumların harcayacakları toplam para miktarının ve toplayacakları paraların sınırlandırılması amacını taşımaktadır.Yaklaşık olarak evrensel anlamda bu etkilerin pozitif olduğu kabul edilmektedir. Başka devletlere göre Birleşik Krallıkta seçim kampanyaları daha az masraflıdır ve bu kampanyalarda televizyon izleyicileri ve radyo dinleyicileri, siyasi partilerin devam eden propagandalarına maruz bırakılmamaktadırlar (izin verilirse bu propagandaların büyük bir bölümü şüphesiz negatiftir). Partiler bağışta bulunan zenginlere daha az bağımlıdır. Parti yöneticileri, radyoda ve televizyonda kendi kampanyalarının yayınlanmasını finanse etmek için büyük oranda zaman ve enerji harcamak zorunda değildir. Bu durum yasağın en ufak avantajı değildir ve bununla birlikte yayın yapanlar, partilere bedava yayın yapma zamanı vermektedir. Böylece sadece zengin siyasi partiler değil, tüm siyasi partilerin kendi bakış açılarını dile getirme imkanları vardır. Amerika Birleşik Devletlerindeki seçim kampanyalarını gözlemleyen herkes, bu bakımdan Birleşik Krallıktaki uygulamanın daha iyi olduğunu düşünmektedir. Halihazır durumun ülkeye hizmet ettiğini ve korunması gerektiğini düşünüyoruz. »
38. Rapor, yasaktan doğan ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasının haklı kılınabileceğini belirtmektedir. Rapor aşağıdaki tespitlere ulaşmaktadır:
« 13.11 (...) Hükümet kesinlikle, radyoda ve televizyonda politik reklam yapılmasının yasaklanmasın hukuken savunulabilir olması ilkesinden hareket edebilir. Biz özellikle Birleşik Krallık vatandaşlarını, en fazla bağış alan siyasi partinin yoğun propagandasına maruz kalmaktan korumanın gerekliliği için tam anlamıyla bir yasağı haklı kılan (X ve lAssociation Z-Birleşik Krallık davasında, no 4515/70, Komisyonun 12 Temmuz 1971 tarihli kararı, Yıllık 14, s. 538) (...) bakanlığın argümanına gönderme yapıyoruz. Bir mahkeme gelecekte bunun tersini söylemek zorunda kalırsa, bu durum siyasi partilerin finansmanı üzerinde büyük bir etki gösterebilir. Siyasi partiler bu şekilde hareket etme konusunda özgür iseler, kendi tezlerini savunmak (veya rakiplerinin tezlerini çürütmek) için radyoda ve televizyonda reklam yapma ihtimalinin kullanma konusunda kendilerini mecbur hissederler. Amerika Birleşik Devletlerinde seçim dönemlerinde siyasi partilerin harcamalarının önemli bir bölümü, televizyondaki reklama ayrılmaktadır. Bu durum reklam yapma konusunda baskı oluşturmaktadır ve diğer faktörler gibi reklam, siyasi partilerin parasal ihtiyaçlarının ve Demokratlar ile Cumhuriyetçiler arasında varolan yükselme isteğinin kökeninde bulunmaktadır. (...) »
39. Rapor, yasanın yeniden incelenmesi gerekirse, bunun yasanın kapsamının yeteri kadar geniş olmasını sağlamak için yapılması gerektiğini eklemektedir:
« 13.12 Bazı delillerde ifade edilen ve gelecekte olacak bir başka muhtemel risk, zamanla teknolojinin gelişmesinin yeni ve değişik yöntemlerle bilginin aktarılmasını sağlaması ile (kablolu televizyon, kablosuz televizyon (télévision numérique) ve uydu kanalları, internet, vs.), halihazırda yasa ile konulan politik reklam yapılmasının sınırlandırılmasını tersine çevirmeye çalışmak için bu yeni yöntemlerin ortaya çıkmasıdır. Bunun meydana gelmemesi için dikkatli olmak gerekmektedir. Yürürlükte olan mevzuatı iyice inceleyip, bu mevzuatın kapsamının yeterince geniş olduğu konusunda emin olmak gerekmektedir. »
40. 1999 yılına Hükümet, televizyon yayınları ile ilgili olarak mevzuatın tümünün yeniden incelenmesine girişmiştir ve birkaç durum arasından, bu tarihe kadar yürürlükte bulunan politik reklam yasağından daha az sınırlandırıcı tedbirlerin uygulanması konusunda bir danışma sistemini başlatmıştır. Temmuz 1999 tarihinde Hükümet, özellikle politik reklam yasağının korunması ile ilgili Neill Komisyonunun önerisine aşağıdaki gibi cevap vermiştir:
« 9.2 Radyoda ve televizyonda paralı reklam yasağı, siyasi partilerin seçim kampanyalarında harcayacakları para miktarını ve dolayısıyla toplayacakları para miktarını sınırlandırmak için önemli bir faktördür. Dolayısıyla bu tedbir tüm politik eğilimlerin desteğini almıştır ve hükümet bu yasağın kalması yönündeki Neill Komisyonunun önerisini ciddi bir şekilde kabul etmiştir. »
2. 2002 tarihli yasa tasarısı ile ilgili danışma
a) İletişimle ilgili Beyaz Kitap
41. Aralık 2000 tarihinde Hükümet, iletişim ile ilgili bir Beyaz Kitap yayınlamıştır ve bu kitapta, İngilterede ve Galler Ülkesinde bulunan televizyon ve radyo kanallarının yeni kontrolünü ve halihazırdaki politik reklam yasağını uygulama amacında olan yasa tasarısı sunulmuştur. Devam eden danışma sürecinde Mahkeme, Vgt Verein gegen Tierfabriken (yukarıda adı geçen karar) davasındaki kararını vermiştir.
b) 2002 yasa tasarısının yayınlanması ve incelenmesi
42. Mayıs 2002 tarihinde, söz konusu danışma sürecinden sonra Hükümet, 2002 tarihli yasa tasarısını yayınlamıştır ve böylece üç aylık yeni bir danışma sürecini başlatmıştır. Yasa tasarısı, televizyon servis programlarının politik reklamlarını yani, politik nitelikte bir organ tarafından veya onun için yapılan veya doğrudan doğruya politik bir amaç taşıyan reklamlar içermemesi gerektiğini düzenlemektedir. (VgT kararını dikkate alan ve yasağın Sözleşmeye uygunluğu noktasında bir şüphe doğurduğunu belirten) yasa tasarısının açıklayıcı notu ile birlikte, yasa tasarısı önerisini ve kararları özetleyen ve özellikle tasarının televizyon ve radyoda yayınlanan bazı bilgilere karşı halkı korumanın gerekliliği ve ifade özgürlüğü arasında makul dengeyi sağlayan bakış açısını ifade eden bir eğilim belgesi yayınlanmıştır.
43. Milletvekillerinden oluşan ve insan haklarına saygı konusunda yasa tasarılarını incelemeye yetkili olan İnsan Hakları Karma Komisyonu, 2002 tarihli metni incelemiş ve Haziran 2002 tarihinde Profesör Barendti dinlemiştir. Profesör Barendt, 1990 ile 2010 tarihleri arasında Londra University Collegeinde Goodman medya hukuku kürsüsünde çalışmıştır ve bu kürsü, aynı türde Birleşik Krallıkta kurulan ilk kürsüdür. 10. maddeye saygılı davranılarak politik reklamlara dayatabileceğimiz sınırlamaların olup olmadığı sorusuna cevap verirken Profesör Barendt, VgT kararında varılan sonuçlara katıldığını beyan etmiştir. Profesör Barendt, kar amacı olmayan ama politik programı olan bir kuruma (Uluslararası Af Örgütü gibi), parasını ödeme gücü olmasına rağmen kısa süreli reklam yayını yapma izni verilmesinin reddedilmesinin, « ifade özgürlüğüne yapılan canavarca ve haksız bir müdahale » olduğunu belirtmiştir. Kendisi için, örnek olarak arabalar için, araba sürme ile ilgili ürünlerin reklamlarının yapılmasına imkan vermemenin ve arabaya karşı çıkan grupların reklam yapmalarını yasaklamanın hiçbir haklı gerekçesi yoktur. Profesör Barendt radyoya ve televizyona sınırsız bir şekilde ulaşıma izin vermeyi önermemektedir ama, satın alınabilecek belli bir sayıda politik mesajların sınırlandırılması konusunda kuralların kabul edilmesi gerektiğini düşünmektedir. Profesör Barendta göre, politik tartışmaların anormalleşmesinden, « siyasi partilerin harcamaları ve bunların finanse edilmesi kapsamında olduğu gibi, finansal sınırlamalar dayatılarak kaçınılabilir ».
44. 19 Temmuz 2002 tarihinde İnsan Hakları Karma Komisyonu, 2002 tarihli yasa tasarısı ile ilgili bir rapor yayınlamıştır. Politik reklam yasağı konusunda ise Komisyon bu raporda, bu yasağın VgT kararı tamelinde 10. maddeye aykırı olabileceğini kabul etmiştir. Ancak Komisyon, bu yasağı haklı kılan nedenlerin önemi ve sınırlı bir çözümü düşünmenin zorluğu dikkate alındığında, bu yasağın yürürlükten kaldırılmasının düşünülmesi durumunda, çok dikkatli olunması çağrısında bulunmaktadır. Kanada Yüksek Mahkemesinin yaklaşımını ve Amerika Birleşik Devletlerinde ve Avustralyadaki ifade özgürlüğü konusunda değişik geleneklerin varlığını kaydeden Komisyon, Avrupanın bu konudaki yaklaşımını tercih ettiğini beyan etmiştir. Komisyonun gözünde Avrupanın bu konudaki yaklaşımı, « politik ifade özgürlüğü konusunda fırsat eşitliğini sağlama amacında olan meşru amaca, en azından radyo ve televizyonda gerekli ağırlığı » vermiştir ve bu amaç yasağı haklı göstermiştir. Komisyon şu şekilde devam etmiştir:
« 63. (...) Birleşik Krallıkta halihazırda yürürlükte bulunan hukuki rejimi (bu rejimde politik çıkarları öne çıkarma amacında olan şahısların radyo ve televizyona ulaşımı, yaklaşık olarak tamamen partilerden gelen politik mesajların düzenlendiği sistem ile sınırlandırılmıştır) değiştirmeyi düşünüyorsak, bize göre bu konuda, çok dikkatli olunması gerektiğini gösteren önemli tespitler bulunmaktadır. Bu geniş tespitler arasında, demokratik sürecin zenginler ve güçlüler tarafından tek elde tutulması kaygısını sayabiliriz. VgT kararında Mahkeme, bu durumu zımnen dile getirmiştir (...). Bu kötüye kullanma riski, bir ülkede birçok medya kuruluşunun aynı ellerde bulunmasını engellemenin imkansız olması durumunda büyüktür. Mahkeme tarafından arka planda önerilen uzlaşmanın - yani sınırlı bir yasağın hedeflenen bir şekilde uygulanması - bir yasa metni haline getirmenin olağanüstü bir şekilde zor olduğunun farkındayız. Özellikle, yayında ne kadar kalınacağını tahmin etmeyi veya (yasa ile buna verilecek tanım ne olursa olsun bir siyasi parti için reklama karşı çıkmak) « politik bir bakış açısı » için reklam kapsamında harcanacak en yüksek miktarı belirlemek zordur. (...) »
45. VgT kararının genel olarak uygulanabilirliği konusunda şüpheleri olan ve yasakoyucunun takınacağı tavrı belirlemeden önce bu konuda içtihadın değişmesini beklemenin faydalı olduğuna karar veren İnsan Hakları Karma Komisyonu, radyoda ve televizyonda politik reklamların tamamen yasaklanmasının, 10. madde ile uyumlu olmadığına karar verilebileceğini belirtmiştir. Aynı şekilde Hükümet, 2002 tarihli yasa tasarısı ile ilgili açıklayıcı notta bu durumu kabul etmiştir. Komisyon Hükümete, « pratikte uygulanabilecek ve Sözleşme hükümleriyle uyumlu olacak bu tip sınırlamaları yasa tasarısına koymak için gerekli unsurları tespit etmeyi tavsiye etmiştir ».
46. Parlamento kendi nezdinde, yasa tasarısını incelemekle görevli bir komisyon (İletişimle ilgili yasa tasarısı konusunda Karma Komisyonu - Joint Committee on the Draft Communications Bill) oluşturmuştur. Komisyon 25 Temmuz 2002 tarihinde bir rapor kabul etmiştir ve bu raporda Komisyon, önerilen yasaklamanın temelinde yatan ilkelere katılmıştır:
« 301. (...) Hükümet, televizyonda ve radyoda politik reklamlar yapılmasının yasaklanmasına devam edilmesi için güçlü nedenlerin olduğu görüşündedir. Bu yasak uzun bir süreden beri vardır ama Hükümet, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yeni bir kararının bu yasağın Sözleşmeye uygunluğu konusunda bir şüphe doğurduğunu kabul etmektedir. Profesör Eric Barendt, politik reklamın tamamen yasaklanmasının insan haklarına saygı ilkesi ile uyumlu olmadığını ve politik reklam için harcanacak masrafların sınırlandırılması yöntemiyle ulaşılmak istenen amaca ulaşılacağını düşünmektedir. İnsan Hakları Karma Komisyonu, politik amaçlarla yayın satın alma yasağının muhtemelen Sözleşme ile korunan insan haklarına saygı ilkesi ile uyumlu olduğunu belirtmektedir. Düşünülen politik reklam yasağının temelinde yatan ilkelere katılıyoruz (...) ve Hükümete, Sözleşme ile korunan haklarla uyumsuz olması nedeniyle itiraz edilmemesi için, gerekli düzenlemelerle bu yasağın devamı amacıyla gerekli metodları dikkatli bir şekilde incelemesini ciddi bir şekilde öneriyoruz. »
47. Televizyon ile ilgili Bağımsız Komisyon (Independent Television Commission), o dönemlerde ticari televizyonlardan sorumluydu. 10 Ekim 2002 tarihinde, Komisyon Hükümete, söz konusu yasağın korunması çağrısında bulunmuştur:
« Televizyon ile ilgili Bağımsız Komisyon, politik reklamlarla ilgili olarak Hükümetin ilkelerinin amacına katılmaktadır ve şu ana kadar etkili olan yasağın korunmasını umud etmektedir. Bize göre, OFCOM (Office of Communications - İletişim ile ilgili Büro)/yayın yapanlar tarafından yönetilen ve tarafsızlığa saygı ile bazı kişiler lehine bir dengesizliğin reddedilmesi ilkelerine dayanan politik reklamların « kontrolü » ile ilgili düzenleme, çok hızlı bir şekilde çökecektir çünkü, pratikte uygulanamamaktadır (...). Mutlak yasağın kaldırılması durumunda, politik anonsların yapılmasının reddedilmesi halinde yayın yapanlar en azından itirazlarla karşı karşıya kalacaklardır. O zaman kendimizi kaygan bir zeminde buluruz (...) ve ekranı kullanan alt kurumları oluşturmak zor olmadığından dolayı (...), ismen belirlenen siyasi partilerin yasaklanması etkisizdir. Aynı durum, yaşam hakkı gibi zamana ilişkin hassas birçok sorun için de geçerlidir. İsviçre davasında Strasbourg hakimleri tarafından verilen karar, politik reklamların ne zaman yasaklanabileceği konusunda belirli işaretler vermemektedir. Dolayısıyla en azından, her türlü « yarım tedbirin » etkisiz olmanın yanında aynı zamanda Sözleşme ile uyumsuz olma riski vardır. »
c) 2002 tarihli yasa tasarısının Parlamento önünde sunulması ve bununla ilgili tartışmalar
48. 19 Kasım 2002 tarihinde Hükümet, politik reklam yasağını hiç bozmadan ele alan 2002 yasa tasarısını Parlamentoya sunmuştur. Yasa tasarısını sunan Hükümet, 1998 tarihli insan hakları ile ilgili yasanın 19 § 1 b) maddesine göre aşağıdaki beyanlarda bulunmuştur:
« (2002 tarihli yasa tasarısı) hükümlerinin Sözleşme ile korunan haklara saygı ilkesi ile uyumlu olduğunu (ama sadece (politik reklam yasağı nedeniyle)) beyan edemiyorum. Ancak Hükümet, (Millet) Meclisinin yasa tasarısını incelemesini arzu etmektedir. »
49. İnsan hakları ile ilgili yasanın kabul edilmesinden beri ilk defa Hükümet böyle bir prosedür uyguluyor; bu prosedürün kullanılması, Hükümetin 2002 tarihli yasa tasarısının Sözleşme ile uyumsuz olduğunu düşünmesi anlamına gelmemektedir ama, VgT kararına göre Hükümetin açıkça bu metnin Sözleşme ile uyumlu olduğunu beyan edememesi anlamına gelmektedir.
50. 22 Kasım 2002 tarihinde, DCMSden sorumlu bakanlık, Temmuz 2002 tarihli İnsan Hakları Karma Komisyonunun raporuna cevap anlamında bir belge yayınlamıştır. Bu belge şu şekildedir:
« (...) Hükümet (Vgt) davasının, (yasa tasarısının devamını öngöreceği) politik reklam yasağının Sözleşmeye uyumluluğu konusunda şüphe doğurduğunun farkındadır. Televizyonda ve radyoda yapılan politik ifade özgürlüğü konusunda fırsat eşitliğini sağlama amacında olan meşru amacın, politik reklamlara sınırlamalar getirilmesini haklı kıldığını ve yürürlükteki mevzuatın değiştirilmesi düşünülüyorsa bu konuda çok dikkatli olunması gerektiğini düşünen Komisyonun görüşünü kaydediyoruz. (...)
Komisyonun gözlemlerini akılda tutan Hükümet, yasa tasarısına Sözleşme ile uyumlu ve somut olarak uygulanabilir sınırlamaların konulması ihtimalinin incelenmesi yönündeki Komisyonun tavsiyesini izlemiştir. Özellikle özel yasaklara dayanan, örnek olarak gerek seçim dönemlerinde ve gerekse referandum dönemlerinde yapılacak tüm politik reklamları ve partilerden gelen tüm politik reklamları yasaklayan, bir başka rejimi düşündük. Belirli bir bakış açısının baskınlığını engelleme amacında olan politik reklamları görüntü veya ses uyarılarıyla bildirecek ve bir yayıncının alabileceği reklam gelirlerinin oranı ve ekranda kalma süresi ile ilgili olarak politik reklamları kontrol edecek başka kurallar öngördük. Böyle bir sistemin pratikte uygulanabilir hale getirilmesinin zor olacağı ve her halükarda, bunun şu anda yürürlükte olan mutlak yasağa göre açıkça daha az etkili olacağı ve politik reklamların önemli bir oranda yapılmasına kapı açacağı sonucuna vardık. »
51. 3 Aralık 2002 tarihinde, DCMSden sorumlu bakan Parlamentoya, neden insan haklarına aykırılık beyanında bulunulmasının imkansız olduğunu açıklamıştır. Bakan aşağıdaki şekilde kendini ifade etmiştir:
« Her ne kadar Komisyon, tartışmasız bu sorunu detaylı bir şekilde tartışacaksa da, Meclis önünde durumu açıklamayı istedim. Bu tür bir hüküm içeren bir yasa tasarısını tartışmaya sunma kararı elbetteki istisnadır ve bu karar, değişik hukuki argümanlar ve mümkün olan diğer çözümlerle ileri bir reflexe ve detaylı bir incelemeye konu olduktan sonra alınmıştır.
Birbirini izleyen hükümetler senelerce, radyoda ve televizyonda politik nitelikte reklam yapılmasının mutlak anlamda yasaklanmasını korumuşlardır. Burada Hükümetin niyeti - Neill Komisyonunun siyasi partilerin finansmanı ile ilgili 1998 tarihli raporunda kabul ettiği - halihazır yasağın korunması ve « politik » kelimesinin tanımını yapmaktır. Burada OFCOMa, düzenleme yapan makamlar tarafından kullanılan bu ifadenin geniş bir yorumunun uygulanması yapılmaktadır. (...)
Ancak, görünüşe bakılırsa aynı yasak ile (ilgili) olan (VgT kararı) muhtemel bir uyuşmazlık kaynağıdır. Kaldı ki, bu durum (İnsan hakları ile ilgili Karma Komisyon) tarafından dile getirilmiştir. Mahkeme kararına ve (İnsan hakları ile ilgili Karma Komisyonunun) kaygılarına cevap olarak, bir iki küçük düzeltmenin yasağı, insan hakları ile daha uyumlu hale getirip getirmediğini görmek için yürürlükte bulunan yasağı yakından inceledik. Ne yazık ki, bu amaca yönelik tüm değişiklikler önemli oranda politik reklamın yapılmasına imkan verecekti ve tüm partilerin, bunun arzu edilir bir sonuç olmadığını kabul etme konusunda anlaşacaklarını söyleyebilirim. Politik tartışmaları kötüye kullanacak büyük çıkarları temsil edenleri engelleyen halihazır yasa, kamusal ve demokratik tartışmaları ve yayıncıların tarafsızlığını korumaktadır.
Tüm olayları incelendikten ve birçok hukuki görüşü bir araya getirdikten sonra, bu yasa tasarısında bulunan yasağın Sözleşmeye uygun olduğunu söylemek için çok sağlam argümanların ileri sürülebileceği sonucuna vardım. (...)
Hükümet, önerdiği yasa metinlerinin Sözleşme ile uyumlu olup olmadığını değerlendirmek için birçok kriter uygulamaktadır ve (VgT kararının) varlığı dikkate alındığında Meclisten, 1998 tarihli insan hakları ile ilgili yasanın 19 § 1 b) maddesine göre yapılan beyan ile birlikte yasa tasarısını incelemesini talep etmek zorundayım. Bu durum, tasarının Sözleşmeye aykırı olduğunu düşündüğümüz anlamına gelmemektedir ve hukuki planda tasarıya itiraz edildiği zaman sağlam bir savunma sunabilecek durumda olacağız. Elbette ki, bu savunma iç hukuk yargı organları tarafından başarısız hale gelirse bu durumda, kendi pozisyonumuzu gözden geçirmemiz gerekmektedir. Bunun ötesinde, kendi uluslararası yükümlülüklerimizi çok ciddiye alıyoruz ve Strasbourg hakimlerinin bir kararla, söz konusu yasağın Sözleşme ile uyumsuz olduğu sonucuna varmaları durumunda, bu karara uygun olarak ilgili yasayı değiştirmeye çaba göstereceğiz. Ancak halihazırda Hükümet, politik reklam yasağının korunmasını Meclisten talep etmek gerektiğini düşünmektedir. »
52. 10 Aralık 2002 tarihinde, DCMSden sorumlu bakan, yasağın Sözleşmeye uyumluluğu konusunda bir milletvekili tarafından sorulan soruya cevap vermiştir ve kendi cevabına, Hükümetin söz konusu yasağı korumak için varolan nedenleri anlatan dataylı bir « açıklayıcı not » eklemiştir. Bu açıklayıcı notta, her ne kadar VgT davasının, söz konusu yasağın Sözleşmeye uygunluğu konusunda bir şüphe yaratmışsa da, bu yasağın tüm siyasi partiler tarafından geniş bir şekilde onaylandığı ve Neill Komisyonu tarafından ciddi bir şekilde desteklendiği, Yasama öncesi inceleme Komisyonunun ve İnsan Hakları ile ilgili Karma Komisyonunun bu yasağın temelinde yatan ilkeleri kabul ettiği ve bu komisyonların Hükümete, bu yasağın Sözleşmeye uygunluğunu güvence altına almak için gerekli tedbirleri alma konusunda telkinde bulundukları belirtilmiştir. Bu açıklayıcı notta ayrıca, Hükümetin yetkili kişilerin görüşlerini aldığı ve Sözleşmeye uygunluğunun daha fazla emin olan bir yasağın, ancak yasada köklü değişiklikler yapılarak olabileceği ve « bunun en azından, baskı ve savunma gruplarından gelen önemli miktarda politik reklama » yol açacağı açıkça ifade edilmiştir. Bununla birlikte açıklayıcı notta, « çok sağlam argümanların » yasağın Sözleşme ile uyumlu olduğunu söylemeye imkan verdiği ve bu nedenle Hükümetin Parlamentodan yasağın hiçbir değişiklik yapılmadan korunması talebinde bulunduğu belirtilmiştir.
Sözleşmeye uygunluğun sağlanarak yasağın korunması iradesi, başka diğer çözümlerin incelenmesine neden olmuştur:
« Özellikle özel yasaklara dayanan, örnek olarak gerek seçim dönemlerinde ve gerekse referandum dönemlerinde yapılacak tüm politik reklamları ve partilerden gelen tüm politik reklamları yasaklayan bir başka rejimi düşündük. Belirli bir bakış açısının baskınlığını engelleme amacında olan politik reklamları, görüntü veya ses uyarılarıyla bildirecek ve bir yayıncının alabileceği reklam gelirlerinin oranı ve ekranda kalma süresi ile ilgili olarak politik reklamları kontrol edecek başka kurallar öngördük.
8. Alınan hukukü görüşler ışığında, böyle bir sistemin pratikte uygulanabilir hale getirilmesinin zor olacağı ve her halükarda, bunun şu anda yürürlükte olan mutlak yasağa göre açıkça daha az etkili olacağı ve politik reklamların önemli sayıda kanal üzerinde büyük bir oranda yapılmasına kapı açacağı sonucuna varılmıştır. »
Son olarak açıklayıcı not, VgT kararına rağmen, söz konusu yasağın Sözleşme ile uyumluluğu konusunda DCMSnin kendi danışmanından aldığı görüşleri dile getirmiştir:
« 20. Hükümet, 1990 tarihli televizyon yayınları ile ilgili yasa ile öngörülen politik reklam yasağının Sözleşme ile uyumluluğu üzerine İsviçre kararının etkileri konusunda, kendi danışmanının görüşünü talep etmiştir. Danışman, bu dava olmadan, Birleşik Krallık mevzuatında bulunan politik reklam yasağının 10. maddeye uygun olacağının yaklaşık olarak kesin olduğunu belirtmiştir. Danışman ayrıca, İsviçre davasından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilen kararın ikna edici olmadığı ve bir ulusal yargı organının ve Mahkemenin kendisinin, bu şartlarda bu kararı izlemeyeceği konusunda sağlam argümanlar olduğu görüşünü ifade etmiştir.
21. Hükümetin danışmanını bu sonuca götüren asıl unsurlar, aşağıdaki faktörlerle ilgilidir:
a) kapsamlarından, etkilerinden ve etkilerinin hemen meydana gelmesinden dolayı, radyonun ve televizyonun tarafsızlığını korumanın temel önemi;
b) politik kurumlardan gelen reklamların veya politik nitelikteki reklamların yayınlanmasına izin verilmesi tarafsızlık ilkesine aykırı olacaktır, güçlü gruplara yayın süresi satın alma ve etki göstermelerine imkan verecektir ve diğer radyo ve televizyon programları üzerinde etki göstermeye çalışan politik yayın yapmak isteyenlere karşı yayıncıları korumadan muaf tutacaktır;
c) hayalet sınırlamalara bağlı tespitler, (radyo ve televizyon şirketlerinin bir izin sistemine tabi tutulabilmelerine imkan veren) 10 § 1 maddesinin üçüncü cümlesi ve « Sınır tanımayan televizyon » direktifi; bu unsurların her biri radyo ve televizyonun özel bir muameleye tabi tutulmaları gerektiği yönündedir;
d) yasak lehine bağımsız organlar tarafından dile getirilen görüşler (örnek olarak Neill Komisyonu ve İnsan Hakları Karma Komisyonu);
e) her reklamın niteliğine bağlı kalmak yerine, politik kurumlara uygulanan yasağa getirilen eleştirinin haksızlığı, çünkü bir kurumdan gelen bir reklam, bu kurumun çıkarlarını koruma (kendi görünürlüğünü artırmak veya daha fazla fon elde etmeyi sağlamak) eğilimindedir; belirli bir reklamın içeriğinin « çok politik » olup olmadığını belirlemeye çalışmak çok zor ve tamamen kesin olmayan bir çalışmadır ve yasağın lehine olan birçok faktör ışığında Parlamento, yayın yapanın tarafsızlığının korunması amacıyla, mesajın içeriğinden çok mesajı yayınlayanın niteliğini dikkate aldığında, kendi taktir yetkisi kapsamına hareket etmiştir.
22. Danışmanın, İsviçre davasında verilen karardaki gerekçenin ikna edici olmadığı yönündeki açıklaması aşağıdaki noktalara dayanmaktadır:
a) yasak diğer tip medyalara uygulanmadığından, yasağın cevaplamak zorunda olduğu kaygıların « zorunlu » bir ihtiyaca cevap vermediği yönündeki Strasbourg Mahkemesinin « can sıkıcı » sonucu;
b) Mahkemenin politik reklam yasağının bazı şartlarda kabul edilebileceğini kabul etmesi; ancak, danışmana göre, her ne kadar zor durumlar sınırda meydana geliyorsa da, daha önceki meydana gelen durumların, genel kuralların (« sıkı uygulanmasının ») haklı gösterilebileceğini göstermektedir;
c) danışmana göre, Mahkeme tarafından diğer reklam şekillerinin (örnek olarak gazeteler, broşürler veya afiş) reklama uygun olmasına verdiği değer yetersizdir. »
53. 10 Aralık 2002 tarihinde, İnsan Hakları Karma Komisyonu yazılı olarak Hükümetten, söz konusu yasağın korunmasına neden olan gerekçelerin tam bir açıklamasını talep etmiştir. 20 Aralık 2002 tarihinde Komisyon bir rapor yayınlamıştır ve bu raporda Hükümetin neden yasa tasarısında daha az sıkı bir yasağın korunması gerektiğini açıklamadığından dolayı üzüntüsünü dile getirmiştir. 9 Ocak 2003 tarihinde, DCMSden sorumlu bakan Komisyona, Aralık 2002 tarihinde bir milletvekiline gönderilen mektuba ve açıklayıcı nota (yukarıdaki paragraf 52) dayanarak cevap vermiştir. 10 Şubat 2003 tarihinde İnsan Hakları Karma Komisyonu, Hükümetin girişimlerinin meşruluğu ile ilgili olarak bundan böyle ikna olduğu şeklinde cevap vermiştir. Komisyon aşağıdaki ifadelerde bulunmuştur (2002-2003 toplantısının dördüncü raporu):
« 40. Birinci raporumuzda, Sözleşmeye saygı ilkesi ile uyumlu bir metin kabul etme ihtimalinin incelenmesi kapsamında Hükümetin geçici olarak dikkate alması gerektiğini düşündüğümüz altı faktörü dile getirmiştik. Bu unsurlar ve yukarıda belirtilen yazışmalar ışığında aşağıdaki durumların oluştuğunu düşünüyoruz:
- yasa tasarısının 309. maddesinde öngörülen radyoda ve televizyonda politik destek ve reklam yasağı ile ilgili uyuzmazlık durumunda Hükümet, (Vgt) kararının izlenmemesi gerektiğini veya bu karardan esasen otomatik olarak, 309. maddenin Sözleşmenin 10. maddesinde korunan ifade özgürlüğü hakkına saygı ile uyumsuz olduğu sonucunu çıkaramayacağımızı ve bu argümanın bir başarı şansı sunduğunu öne sürmüştür;
- (Mahkemenin) tarafların argümanlarını inceledikten sonra bu hükmün 10. maddeye aykırı olduğuna karar vermesi durumunda Hükümet, yasayı değiştirmeye mecbur olduğunu ve bir Birleşik Krallık yargı organının insan hakları ile ilgili 1998 tarihli yasanın 4. maddesi anlamında insan hakları ile uyumsuzluk beyanında bulunması durumunda da kendi pozisyonunu değiştireceğini belirtmiştir;
- ve bu arada, yasağın 10. madde ile uyumluluğu konusunda mahkemeler önünde kendi argümanlarını savunma imkanına sahip olmadığı sürece Hükümetin, bu tedbirin korunması yönünde politik gerekçelerin olduğunu ve bu gerekçelerin yasağı hafiflettiğini, çünkü özellikle uygulanabilir uzlaşılan bir çözümün ortaya konulmasının zor olduğunu düşünme konusunda önemli nedenleri vardır. »
54. 13 Ocak 2003 tarihinde, Hükümet tarafından seçimle ve politika ile ilgili tüm sorunların izlenmesi için kurulan Seçim Komisyonu, Party Political Broadcasting: Report and Recommendations (partilerin politik mesajlarının radyoda ve televizyonda yayınlanması: rapor ve öneriler) isimli bir rapor yayınlamıştır. Komisyon bu raporda, yasak lehine olan argümanların ikna edici olduğunu belirtmiştir. Komisyon, asıl kaygılarından birinin, önemli ekonomik kaynaklara sahip olanların kamusal tartışmayı ele geçirmeleri ve seçmenlerin sadece iyi bir şekilde finanse edilen (büyük) siyasi partilerden gelen sınırlı bilgilere sahip olmasının engellenmesi olduğunu açıklamıştır. Komisyon, yayın yapanlar için dengeyi ve tarafsızlığı korumanın zor olduğunu belirtmiş ve başka devletlerde olan durumun gözlemlenmesinin, paralı reklam ile ilgili kaygıları ortadan kaldıracak nitelikte olmadığını eklemiştir. Komisyon bu konuda özellikle, siyasi partilerin reklam konusunda özel bir tarifeden faydalandığı belirtmiş ve kendi mesajlarını yayınlama konusunda yeterli kaynaklara sahip olan partilerin büyük partiler olduğu Amerika Birleşik Devletlerinde ve Almanyada varolan duruma gönderme yapmıştır. Komisyon, VgT kararına rağmen söz konusu yasağın Sözleşmenin 10 § 2 maddesine göre haklı kılınabileceği sonucuna varmıştır (raporun 16-17. sayfaları):
« (...)(VgT) kararının genel olarak paralı politik reklamlar ile ilgili olduğunun ama, esasen yayınlayanlar tarafından kontrol edilmeyen bedava anons verme rejimi ile birlikte paralı reklamların yasaklanması durumu ile ilgili olmadığının kaydedilmesi gerekmektedir. Böyle bir (rejim), Strasbourg Mahkemesinin veya insan haklarını uygulayan kendi yargı organlarımızın hiçbir kararına konu olmamıştır. (...) (Bu durum) tartışmasız olarak, paralı reklam yasağına bir karşı denge oluşturmaktadır. Bu durumun tamamen telafi edilmemesi durumunda (...), biz bunun bu bağlamda önemli bir rol oynadığını, çünkü özellikle seçim dönemlerinde uygulandığını kabul edebiliriz.
Bizim görüşümüze göre, Birleşik Krallık sistemi, gerek Sözleşmeye uygunluk ve gerekse insan hakları ile ilgili yasaya uygunluk konusunda sağlamdır; kaldı ki bu sistem bedava ve kontrolsüz yayınlar yapılmasını içermektedir. »
55. Lordlar Kamarası VgT kararını, R (ProLife Alliance) v. BBC ((2003) UKHL 23) davasında incelemiştir. Bu davada Lord Hoffmann bu kararı, « temkinli ama biraz muğlak » olarak nitelendirmiştir ve « Mahkemenin « politik reklam » yasağının bazı şartlarda Sözleşmenin 10. maddesinin gereklilikleri ile uyumlu olabileceğini kapsam dışında bırakmadığını » kaydetmiştir. Lord Walker ise, « Mahkemeye olan tüm saygısıyla birlikte, önemli bir içeriğe sahip bu kararın sonucunun hangi nedenlere, açık veya belirli bir şekilde (dayanması) gerektiğinin (belirtilmediğini) » ve dolayısıyla bu kararın daha çok « anlaşılamaz » olduğunu ifade etmiştir.
C. İletişim ile ilgili 2003 tarihli yasa (« 2003 tarihli yasa »)
1. Politik reklamların yasaklanması
56. 2003 tarihli yasa Parlamento tarafından hiçbir itiraz olmadan kabul edilmiştir. Yasa varolan kontrol makamlarını, İletişim Bürosu (Office of Communications - « OFCOM ») olarak bilinen medyayı, telekomünikasyon ve iletişim organı ile değiştirmiştir. Ancak BAAC (Broadcast Advertising Clearance Centre - Televizyon Reklamlarının Kontrol Merkezi), 31 Aralık 2007 tarihine kadar yayınlanması için önerilen reklamların yayınlanmadan önce incelenmesinden ve bunlara izin verilmesinden sorumlu olmaya devam etmiştir.
57. 2003 tarihli yasanın 319 § 1 maddesi OFCOMa, 319 § 2 maddede belirtilen bazı amaçlara ulaşmak amacında olan normları yapma ve gözden geçirme misyonunu yüklemiştir. Burada özellikle, zorunlu olan tarafsızlıkla güncel olayların radyoda ve televizyonda yayınlanmasını, 320. maddede belirtilen tarafsızlık ile ilgili zorunluluklara saygı duyulmasını ve radyo ve televizyonun politik reklam yasağını çiğneyen reklamlar yayınlamamasını sağlamak söz konusudur.
58. Yasanın 321 § 2) maddesinde ifade edilen yasak şu şekilde düzenlenmiştir:
« 2. 329 § 2 g) maddesi anlamında bir reklam, aşağıdaki durumlarda politik reklam yasağını çiğnemektedir:
a) reklamın amacının tamamen veya esasen politik olan bir kurum tarafından veya bu kurum için yapılması durumunda,
b) reklamın politik bir amaç taşınması, veya
c) reklamın işyerindeki uyuşmazlık ile ilgili olması durumunda.
59. 321 § 3 madde « politik bir amaç taşıyan veya politik nitelikte olan » amaçları saymıştır:
« a) Birleşik Krallıkta veya diğer yerlerde yapılacak seçim veya referandumun sonucu üzerinde etkide bulunmak,
b) Birleşik Krallık veya bir başka ülkenin topraklarının bir bölümü veya tamamı üzerinde mevzuatın değiştirilmesini provoke etmek veya tüm ülkenin veya toprakları ile ilgili yasal süreç üzerinde bir şekilde etkide bulunmak,
c) Gerek Birleşik Krallıkta ve gerekse başka ülkelerde, yerel, bölgesel veya ulusal hükümetin organlarının kararları ve politikaları üzerinde etkide bulunmak,
d) Birleşik Krallık veya bir başka ülkenin veya topraklarının yasalarına göre kamu hizmeti ile uğraşan şahısların kararları ve politikaları üzerinde etkide bulunmak,
e) Uluslararası antlaşmalara göre kendilerine verilen görevleri yerine getiren şahısların kararlarına veya politikalarına etkide bulunmak;
f) Birleşik Krallıkta kamusal bir itiraza konu olan bir sorun ile ilgili olarak kamuoyunu etkilemek,
g) Birleşik Krallıkta veya başka ülkede, politik amaçlarla oluşturulan bir insan grubunun veya bir partinin çıkarlarını korumak. »
60. Yasak sadece politik içerikte olan reklamlara uygulanmamaktadır ama aynı zamanda, tamamen veya esasen politik nitelikte olan kurumlara da uygulanmaktadır. Bu kurumların yayınlamak istedikleri reklamların içeriği önemli değildir.
61. Yasanın 321 § 7 maddesi, bir bakanlık tarafından veya bir bakanlık için yapılan kamu hizmeti ile ilgili reklamlar için ve seçimler veya referandum ile ilgili bazı siyasi partilerin mesajları için bir istisna öngörmektedir (yukarıdaki paragraf 64). Bu reklamların yapılacağı siyasi partiler OFCOM tarafından belirlenmektedir. OFCOM bu partileri sadece Seçim Komisyonu tarafından yazılan siyasi partiler arasından seçmektedir.
2. Radyo ve televizyonun tarafsızlığı yükümlülüğüne saygıyı sağlamak için öngörülen üç mekanizma
62. Politik tarafsızlık, televizyona her zaman uygulanan yasal rejimin temel karakteristiklerinden birini oluşturmaktadır. Tarafsızlık, üç mekanizma ile sağlanmaktadır. Birinci mekanizma, paralı politik reklamın yasaklanmasıdır.
63. İkinci mekanizma, yasa ile tüm yayıncılara dayatılan tarafsızlık yükümlülüğüdür. 2003 tarihli yasanın 320. maddesi « Tarafsızlık konusunda özel yükümlülükler » başlığını taşımaktadır. Bu hükmün 1. ve 2. paragrafı şu şekildedir:
« 1. Bu madde ile dayatılan yükümlülükler aşağıdaki şekildedir:
a) radyo ve televizyon hizmetleri kapsamında (...), aşağıdaki 2. paragrafta belirtilen konulardan biri ile ilgili hizmet sunan şahısların her türlü politik bakış açısını veya düşüncesini programlar kapsamından çıkarma yükümlülüğü,
b) televizyon, teletext, ulusal radyo ve kablosuz ulusal programlar kapsamında, bu konular ile ilgili istenen tarafsızlığı koruma hizmeti alanında ilgili şahıslar için varolan yükümlülük,
c) yerel radyo, kablosuz yerel programlar veya bir izin kapsamında yayınlanan radyo programları ile ilgili hizmetler kapsamında, bu konulardan biri ile ilgili bazı şahısların veya organizasyonların bakış açıları ve düşüncelerine, yayınlanan programlarda abartılı bir önem verilmesinin engellenmesi yükümlülüğü.
2. Bu konular şunlardır:
a) politik veya sosyal planda tartışmalı konular ve
b) yürürlükteki kamu güçlerininin politikaları ile ilgili konular. »
64. Üçüncü mekanizma, partilerin politik, seçim ve referandum kampanyaları için yayıncıların yayında kalma süresini vermesidir. Bu mekanizma, televizyon yayınlarının başlangıcından beri düzenlenen konuların parçasıdır. İlk bedava politik reklamlar radyoda 1924 yılında ve televizyonda 1951 yılında yayınlanmıştır. 2003 tarihli yasanın 333. maddesi, bazı yayıncılara verilen lisansların, bedava reklamların yayınlanmasını ve OFCOMun kurallarına saygıyı dayatması gerektiğini düzenlemektedir. Bu kurallar, partilerin politik mesajlarının (bu ihtimal politik takvimin önemli olayları dolayısıyla büyük partilere verilmektedir), partilerin seçimle ilgili mesajlarının (bu ihtimal seçim döneminde tüm büyük partilere ve milletvekili genel seçimlerinde altıda bir veya daha fazla sandalyeye sahip küçük partilere sunulmaktadır) ve referandum ile ilgili kampanyalarda yayınlanan mesajların (bu ihtimal, (Seçim Komisyonu tarafından) referandumda resmi katılımcı statüsü verilen her organizasyona verilmektedir) yayınlanmasını düzenlemektedir.
D. Düzenleyici makamlar Avrupa platformunun çalışmaları (European Platform of Regulatory Authorities - « EPRA »)
1. EPRA tarafından Mayıs 2006 tarihinde yapılan çalışma
65. Bu çalışma, EPRAnın sekreteryası tarafından aşağıdaki ülkeler ve topraklarda elde edilen bilgilerden hareketle gerçekleştirilmiştir: Almanya, Avusturya, Belçika (2), Bosna-Hersek, Bulgaristan, Kıbrıs, Hırvatistan, Danimarka, İspanya, Estonya, Finlandiya, Fransa, Yunanistan, Macaristan, Man adası, İrlanda, İsrail (2), İtalya, Letonya, Makedonya Eski Yugoslavya Cumhuriyeti, Litvanya, Lüksemburg, Malta, Norveç, Hollanda, Polonya, Portekiz, Çek Cumhuriyeti, Romanya, İsveç ve İsviçre (2). Bu çalışma, politik reklamlar ile ilgili kuralların karşılaştırılması konusunda büyük bir dikkat gösterilmesini önermektedir ve değişik hukuki sistemlerde belirli tanımların bulunmaması ve ulusal geleneklerin büyük farklılıkları dikkate alındığında, « politik » kavramına verilecek anlam konusunda bir muğlaklık olabileceğinin altını çizmektedir. « Politik » kavramı, partilerin seçim dönemlerinde yayınlanan politik mesajlarından tutun, hükümetdışı bir organizasyon tarafından bir kamu hizmetinin yerine getirilmesine kadar değişik konulara uygulanabilmektedir.
66. Çalışma, « kendi ülkenizde paralı politik reklamların radyo ve televizyonda yayınlanması yasak mıdır ? » sorusuna aşağıdaki cevabı vermektedir:
« Paralı politik reklamları yasaklayan ülkeler
Doğu Avrupa ülkelerinin çoğunda (Almanya, Belçika, Danimarka, Fransa, İrlanda, Malta, Norveç, Portekiz, Birleşik Krallık, İsveç ve İsviçre) paralı politik reklamlar yasa ile yasaklanmıştır. Çek Cumhuriyeti ve Romanya dahil olmak üzere birçok Doğu Avrupa ülkesinde de ayrıca paralı politik reklam yasaklanmıştır.
Bu yasanın dayanağı olarak öne sürülen klasik neden, zengin ve kökleşmiş partilerin yeni veya azınlık partilerine göre daha fazla yayında kalma süresini satın alabilmeleridir ve bu durumun ayrımcılık yaratacağıdır. Bu tür bir reklamı sınırlamak veya yasaklamak için öne sürülen bir başka neden, bu reklamın toplumu bölme ve toplumda kaygıların oluşmasına neden olma riski taşımasıdır. Ayrıca, daha az sıklıkta bu yasağın politik tartışmaları koruyacağını tahmin edilmektedir.
Paralı politik reklama izin veren ülkeler
Paralı politik reklama Orta ve Batı Avrupanın birçok ülkesinde (Bosna-Hersek, Bulgaristan, Hırvatistan, Maracistan, Makedonya Eski Yugoslavya Cumhuriyeti Polonya) ve Baltık devletlerinde - Estonya, Letonya ve Titvanya - izin verilmiştir. Az sayıda ülkede, politik reklamlara sadece seçim dönemlerinde izin verilmiştir. Bu durum, örnek olarak, Bosna-Hersek (seçimlerden altmış gün önce) ve Hırvatistan için söz konusudur.
Avusturya, Lüksemburg (halihazırda, ama bu ileride değişecektir) veya ayrıca Hollanda gibi paralı politik reklamlara izin veren birçok Batı Avrupa ülkesini unutuyoruz.
İtalyada, paralı politik reklamlara, yani serbest bir şekilde reklamları satın almaya, 2003 yılına kadar ulusal kanallar üzerinden izin verilmiştir; bu durum şarta bağlanmıştır: söz konusu kanalların ayrıca « politik iletişim alanlarını » (...), yani politik yaşamın aktörlerinin katılımı ile tartışma programlarının yayınlanması şartıyla buna izin verilmiştir; bugün, politik reklamlara sadece yerel kanallarda izin verilmiştir ve yerel kanallarda bu reklamların, ticari reklamların % 70 inden daha fazla olmaması gerekmektedir. Buna karşın ulusal kanallar bu tür mesajları sadece bedava olarak yayınlayabiliyorlar.
Kişisel politik reklamın tamamen ve daimi olarak yasak olduğu Yunanistanda, siyasi partiler için paralı politik reklam yasak değildir.
İspanyada, televizyon kanalları ile ilgili olarak politik reklam yasağı daimi ise de, seçim kanunu, seçimle ilgili paralı reklamların ticari radyo kanallarında yapılmasına izin vermektedir; ama bu sadece seçim dönemleri için geçerlidir.
Paralı politik reklam lehine olan asıl argüman, bunun yeni adaylara kendilerini tanıtmaya imkan verebilmesidir. Politik reklam hakkının ifade ve bilgi alma özgürlüğü hakkının ayrılmaz bir parçası olduğunu sık sık söylüyoruz. »
(Yazı işleri Müdürlüğünün çevirisi)
67. Çalışma, politik reklam yasağının kapsamı konusunda aşağıdaki ifadelerde bulunmaktadır:
« Genel kural olarak politik reklam tamamen, seçim dönemleri, siyasi partiler veya seçimlerde aday olanlar ile ilgili değildir. Örnek olarak hayvan hakları, çevre sorunları, kürtaj vs. (sık sık politik propaganda veya mesaj olarak nitelendirilmekte) gibi toplumsal önemli tartışmalara konu olan diğer konular ile ilgili mesajların bazen meşru bir amaca yönelik oldukları, politik bir nitelik arzettikleri ve dolayısıyla politik reklam oldukları kabul edilmektedir.
Geniş bir yasak uygulayan ülkeler
Geniş bir yasak uygulama, İspanya, Fransa, Man adası, İrlanda, İsrail, Birleşik Krallık ve Maltaın durumudur. İrlandada yasak, politik nitelikte olduğunu söyleyebileceğimiz tüm reklamlara ve politik bir amaç taşıyan tüm gruplara uygulanmaktadır. Dolayısıyla yasak, en geniş şekliyle uygulanmaktadır ve seçim veya referandum kampanyaları ile sınırlı değildir. İsrailde yasak, çıkar gruplarına ve savunma gruplarına olduğu gibi siyasi partilere de devamlı bir şekilde uygulanmaktadır.
Man adasında, « politik » kavramı sadece « bir siyasi parti ile ilgili olan » anlamına gelmemektedir ama, daha geniş bir anlam ifade etmektedir. Yasak örnek olarak, mevzuat üzerinde veya hükümetin veya yerel makamların yürütme hareketleri üzerinde etki gösterme amacında olan kampanyalarla ilgili olmaktadır.
Fransada, yasak sadece siyasi partilere ve seçimlerde aday olanlara değil ama aynı zamanda politik bir mesaj amacı güden, reklamsal mesajları yayınlayan tüm kurumlara da uygulanmaktadır. Derneklerin (çıkar gruplarının ve savunma gruplarının çoğu bu şekil altında örgütlenmektedirler) reklamsal mesajlar yayınlatma hakları yoktur. Parasal amacı olmayan dernekler « kamu yararı ile ilgili mesajlar » yayınlayabilirler ama bu mesajların politik mesajlar içermemesi gerekmektedir.
İspanyada, yasağın uygulandığı grupların neler olduğu belirtilmeden yasak, devamlı bir şekilde uygulanmaktadır.
Maltada, politik mesaj ile ilgili kabul edilen programlar hariç yasak devamlı bir şekilde uygulanmaktadır. Ek IIIün 1 f) paragrafı, politik nitelikteki reklamları yasaklamaktadır ve bu paragraf her zaman, siyasi partilere uygulanacak şekilde sıkı bir şekilde uygulanacak şekilde yorumlanmaktadır. Ancak yetkili makam da, geniş bir yorumu kabul etmiştir ve yasağı, sendikalar gibi geniş anlamıyla politik olarak nitelendirilebilecek amaçlar taşıyan diğer gruplara da uygulamıştır.
Sınırlı bir yasağı uygulayan ülkeler
İsviçrede (VgT kararından) dolayı (...) bazı « politik » reklam şekillerine bundan böyle izin verilmiştir. Hükümetdışı kuruluşlar ve hak savunan gruplar, seçimlerden ve oylamadan önceki kampanyadan önce olmamak şartıyla belli bir politik içeriğe sahip reklamları yayınlatabilirler. Ancak, siyasi partilerden veya seçimlerde aday olanlardan gelen reklamlar ile ilgili yasak korunmuştur.
Aynı şekilde Danimarkada, bu kararın sonucu olarak, televizyondaki politik reklamların devamlı bir şekilde yasaklanması sadece, siyasi partiler veya politik hareketler veya seçimlerde aday olanlar ve sendikalar veya dini hareketler için yapılan reklamlar ile ilgilidir. Yasak sosyal veya çevresel nedenler için savunma grupları gibi politik hareketlere geniş bir şekilde uygulanmamaktadır. Bu grupların politik meclisler ve organlarda görev alması için seçilmesi durumunda yasak uygulanmaktadır.
Ayrıca Danimarka mevzuatı, seçim kampanyaları döneminde politik mesajlar içeren reklamların yayınlanmasına izin vermemektedir. Seçim kampanyaları sırasında, seçmenlerin usulüne aykırı bir şekilde etkilenmesini engellemek ve her adayın ekonomik ve finansal durumundan bağımsız olarak tüm adaylar arasında demokratik haklar konusunda eşitliği sağlamak için, mutlak bir yasağın uygulanmasının gerekli olduğuna karar verilmiştir. Buna karşın, politik reklamlar ve politik kampanyalar, diğer medya kuruluşlarında, örnek olarak radyoda, yasaklanmamıştır.
Norveçte, yasak devamlı bir şekilde politik amaçları olan tüm gruplara ve partilere uygulanmaktadır. Ancak yasak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu madde ile ilgili içtihatları ışığında yorumlanmaktadır.
İsveçte, politik reklamlar sadece tarafsızlık yükümlülüğü olan televizyon yayın servisleri için yasaktır. İlke olarak, kablosuz televizyon yayını (TNT) yapan ticari kanallardaki yayın ile ilgili lisanslar, bu yükümlülüğü öngörmemektedir ve bu kanallar politik reklamlar verme konusunda özgürdürler. 1 Mart 2006 tarihine kadar bu özgürlük, TV4 grubunun uzman TNT kanallarına uygulanmamaktaydı. Ancak, bu kanalların yeni lisansları artık tarafsızlık yükümlülüğünü öngörmemektedir; bu durum bu kanalların bundan böyle politik reklam verebilme konusunda özgür olduğu anlamına gelmektedir.
İtalyada, « politik » kavramı dar bir anlamda kullanılmaktadır ve çıkar gruplarının (mesajları) « sosyal » mesajlar olarak adlandırdığımız kategoriye girmektedir. Tüm yayıncılar, sosyal faydası (bu consept tanımlanmamıştır) olan mesajları, paralı da olsa ama ticari reklamların % 50sini geçmemek şartıyla, radyoda yayabilirler. Bu mesajlar (paralı veya bedava) zaman süresinin ve günlük sürenin hesaplanmasında dikkate alınmamaktadır ve toplamda günde dört dakikadan daha fazla olamamaktadır.
Bazı ülkelerde, yasak esasen seçimler ve seçim dönemlerine (örnek olarak Çek Cumhuriyeti) veya siyasi partilere ve seçimlerde aday olanlara (örnek olarak Belçika) ilişkindir. Hakların savunulması amacıyla yapılan mesajlar belirtilmemiştir. »
(Yazı işleri Müdürlüğünün çevirisi)
68. Çalışma, bazı sınırlamalar saklı kalmak kaydıyla bazı devletlerin hiçbir kısıtlama uygulamadığını göstermiştir:
« Paralı politik reklamlara sınırlamalar uygulayan ülkeler
Politik reklamlara izin veren devletlerin çoğu, bu uygulamanın ayrımcı olmasını engellemek için bazı yasal sınırlamalar öngörmektedir. Mesajların süresi ve yayınlanma sıklığı (Makedonya Eski Yugoslavya Cumhuriyeti, Bosna Hersek) ile bu mesajların yayınlanma zamanı (Makedonya Eski Yugoslavya Cumhuriyeti: ne haberler esnasında ne de çocuklar için yapılan programlar sırasında), mesajların fiyatı (Bosna-Hersek: tariflerin listesinin seçim dönemlerinin başlamasından on beş gün önce kontrol için düzenleme kurumuna verilmesi gerekmektedir), seçim dönemlerinde yasa ile belirlenen harcanacak maksimum miktar (Yunanistan ve Lettonya: Letonyada milletvekiliği genel seçimlerinden ve Avrupa Parlamentosu seçimlerinde partiler, 0,20 LVL (0,284 euros) x son seçimdeki seçmen sayısı sonucunda çıkan miktardan fazla harcama yapamamaktadırlar) ve mesajları tanımaya imkan veren veriler (Kıbrıs, Makedonya Eski Yugoslavya Cumhuriyeti: mesajın yayınlanması sırasında doğru ve görünür bir şekilde « paralı politik reklam mesajının » söz konusu olduğunun belirtilmesi gerekmektedir) de aynı zamanda sınırlandırılmıştır. Macaristanda yayın yapanlar, tüm partilere eşit şartları (aynı fiyat, aynı program dönemi, vs.) sunmak zorundadırlar ama, politik reklamların volumüyle ilgili özel sınırlamalar bulunmamaktadır.
Son olarak, birçok ülkede, örnek olarak Makedonya Eski Yugoslavya Cumhuriyetinde, kamuya ait radyo ve televizyon kanallarının paralı politik mesajlar yayınlama konusunda izinler yoktur ve bunu sadece özel kanallar yapmaktadır.
Paralı politik reklamlara sınırlama getirmeyen ülkeler
Örnek olarak bu durumda olan ülkeler, Avusturya, Estonya, Finlandiya ve Polonyadır. Polonyada politik reklamlara sınırlamalar getirilmesi sorunu, bu konuda kendi iç kurallarını uygulayan yayıncılar tarafından düzenlenmektedir.
Analiz ve yorumlar
Politik reklam yasağı konusunda Doğu ve Batı ülkeleri arasında bir farklılık olduğu ifadesi, her ne kadar gerçek bir eğilimi yansıtıyorsa da, zorunlu olarak doğru değildir. Bu uygulamayı kabul eden Doğu Avrupa ülkeleri sık sık, karşılaştırmalı çalışmalarda unutulmaktadırlar.
Bu konu üzerinde varolan pozisyonların farklılığından dolayı Avrupa Konseyi, paralı politik reklamların kabul edilmesinin gerekip gerekmediği konusunda beyanda bulunmamaktadır ve (no R (99) 15) sayılı tavsiye kararında « paralı reklamın kabul edilmesi durumunda, bunun minimum bazı kurallara tabi tutulması gerektiğini (...) » belirtmekle yetinmiştir.
Paralı politik reklamları kabul eden ülkelerin çoğu, her durumda bu uygulamanın ayrımcı olmaması için bazı sınırlamalar getirmişlerdir. Tüm partilere bu imkanların sunulması mümkündür. Ancak bu « fırsat eşitliği », partilerin tümünün yayın süresi satın alma konusunda gerekli fonlara sahip olması halinde gerçekleşebilir. »
69. Son olarak çalışma, durumu şu şekilde özetlemiştir:
« Açık tanımlamaların bulunmaması ve ulusal geleneklerin büyük oranda farklı olması, politik reklamlar ile ilgili tartışmalarda Avrupalı partnerler arasında farklı anlaşılmaların kaynağı olma riskini taşımaktadır. Genel olarak, « politik reklam » ifadesinde « politik » kavramı, geniş bir şekilde, propaganda anlamında kullanılmıştır. Sık bir şekilde, reklamlarla ilgili ulusal hükümler uygulanabilir değildir çünkü, bu hükümler bir ödemeyi veya karşılık olarak bir şeyin verilmesini gerekli kılmaktadır. Ancak bazı ülkelerde, politik reklam, reklamlar ile ilgili genel yasal hükümlere dayanmaktadır.
(...)
Çok şaşırtıcı bir şekilde bazı ülkeler, paralı politik reklamlar ile ilgili hiçbir sınırlama dayatmamaktadır. Ancak, bu durum özel bir sorun ve kaygıların kaynağını oluşturmamaktadır. (...)
Büyük çoğunluktaki ülkelerde, partilere ve/veya adaylara genel olarak, kendi programlarını sunmak için bedava yayın yapma süresi verilmektedir, ancak sık sık bu yayınlar sadece kamuya ait kanallar üzerinde yapılmamaktadır. Bazı ülkelerde bu tür bir sistemin bulunmamasının ilginç olduğunu kaydetmek gerekmektedir: televizyon, seçim kampanyaları sırasında resmi programlar yayınlamamaktadır. (...)
Bazen, adaylar ve siyasi partiler seçim kampamyaları sırasında bedava yayın yapma hakkından adil bir şekilde faydalandıkları zaman, paralı politik reklamların daha az gerekli (veya tamamen gereksiz) hale geldiği söylenir. Bu ifade, uygulamada sistematik bir şekilde kontrol edilememektedir çünkü, bedava yayın süresinin verilme uygulamasının varlığı, bazı devletleri paralı politik reklamlara izin vermeyi engellememektedir. (...)
Önemli miktardaki (Doğu) Avrupa ülkesinde, halihazırda en ateşli konu, « hak savunma mesajlarının », yani siyasi parti olmayan çıkar gruplarından veya sosyal gruplardan gelen politik amaçlı yayınlanan mesajlar ile ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemenin (VgT) kararının kabul edilmesinden beri, bazı ülkeler politik reklam yasağının kapısını sınırlamışlardır ve bu reklamların bundan böyle seçim dönemleri dışında yapılmasına imkan tanımışlardır. (...) »
Özet aşağıdaki soru ile bitmektedir:
« Halihazırda varolan mutlak yasaklar (hakların savunulması ile ilgili mesajları da), Sözleşmeye uygunluk sisteminde « yerinde ve yeterli » bir nedene dayanıyor mu ? Veya tam tersine bu yasaklar ifade özgürlüğü ile orantısız bir sınırlama oluşturuyor mu ? »
2. Politik reklamlar ile ilgili EPRA Çalışma Grubu için yapılan sunuş (GT 1, EPRAnın 30. toplantısı, Ekim 2009)
70. Sözleşme ile ilgili yeni içtihatları analiz eden sunuşu yapan şahıs, VgT kararının 10. madde ile ilgili orjinal bir perspektif açtığını ve bu maddenin, görünüşe bakılırsa bundan böyle, devlete reklam alanında bir yayın yapma hakkının kullanımı için müdahalede bulunma pozitif yükümlülüğü yüklediğini belirtmiştir. Bu şahıs, bu karar ile diğer medya alanlarına ulaşımın öneminin altını çizen Appleby ve diğerleri/Birleşik Krallık (no 44306/98, CEDH 2003-VI) kararını ve VgT kararına dayanan argümanların reddedildiği Murphy (yukarıda adı geçen karar) kararını karşılaştırmaktadır.
3. Diğer karşılaştırmalı çalışmalar
71. 2006 yılında EPRA tarafından yapılan çalışmanın Avrupa Konseyine üye olmayan devletler ile ilgili olmasına rağmen Mahkeme, 34 üye devletteki durumu incelemiştir ve yedi devlet (Monako, Rusya, San Marino, Sırbistan, Slovenya, Türkiye ve Ukrayna) bu çalışmanın dışında bırakılmıştır. 2006 yılından beri 25 Taraf Devlet, çoğu zaman önemli bir derecede, bu konudaki mevzuatlarını değiştirmişlerdir.
72. İncelenen 34 devletten on dokuzu, bu veya şu şekilde paralı politik reklamları yasaklamıştır. Birleşik Krallık dışında, bu devletlerden yedisi (Almanya, İspanya, Fransa, İrlanda, Portekiz, Çek Cumhuriyeti ve İsveç) yasağın uygulamaktadır; bu yasak, gerek « politik » kelimesinin geniş yorumundan, gerekse yasağın seçim dönemlerinde uygulanmasından ve gerekse bu iki nedenden dolayı çok geniş bir şekilde uygulanmaktadır. Ancak, bu yedi devlette bile, « politik » kelimesinin geniş tanımlanması ve yorumlanması değişmektedir; yasak, muhtemelen uygulanabileceği (İrlanda) veya (Almanya, İspanya, Fransa, Portekiz, Çek Cumhuriyeti) bazı hükümet dışı kuruluşlara (Greenpeace veya Kızıl Haç gibi), hükümetlerarası bazı organizasyonlara (mesela HCR) uygulandığı şekilde ve bazı ekonomik çıkar amacı olmayan organizasyonlara yayın süresi elde etme imkanı tanıyacak şekilde tanımlanmış ve yorumlanmıştır. İncelenen devletlerin büyük çoğunluğunda eğilim, belli bir sosyal çıkarı savunan reklamların bazı kurumlar tarafından yapılmasına imkan verilmesi yönündedir.
E. Avrupa Konseyi belgeleri
73. Bakanlar Komitesinin no R (99) 15 sayılı medya tarafından seçim kampanyaları ile ilgili tedbirler konusundaki tavsiye kararı şu şekildedir:
« 5. Paralı politik reklam
Siyasi partilerin ve adayların seçim amaçlı reklam satın alabilme haklarının olduğu üye ülkelerde yapılan düzenleme ile ilgili kuralların aşağıdaki şartları sağlaması gerekmektedir:
- reklam satın alma ihtimalinin rekabet içinde bulunan tüm partilere aynı şartlarda ve eşit ücret temelinde verilmesi;
- halkın, mesajın paralı politik bir reklam oluşturduğunu bilmesi;
Taraf devletler, siyasi partilerin veya adayların satın alabileceği politik reklam miktarını sınırlayan düzenleyici kuralların kabul edilmesini inceleyebilirler. »
74. Bu tavsiye kararının gerekçesinin açıklanmasında aşağıdaki gözlemleri bulabiliyoruz:
« Paralı politik reklam
Medyanın radyo-televizyon sektöründe paralı politik reklam, Avrupa Konseyine üye devletlerde geleneksel olarak yasaklanmıştır ve başka devletlerde aynı zamanda kabul edilmiştir. Bunun avantajlarından bir tanesi, tüm politik güçlere geniş bir şekilde mesajlarını/programlarını yayma imkanının verilmesidir. Buna karşın, politik reklam önemli oranda yayın süresi satın alabilen siyasi partilere ve adaylara önemli bir avantaj sunmaktadır.
Bu konuda değişik pozisyonların olmasından dolayı tavsiye kararı, bu uygulamanın kabul edilip edilmemesi sorununu çözmemektedir ve paralı reklama izin verilmesi durumunda, bunun minimum bazı kurallara tabi tutulması gerektiğini belirtmekle yetinmektedir: ilk olarak talep eden tüm siyasi partilere aynı şartlarda (erişim ve tarif konusunda) yayın süresinin verilmesi ve ikinci olarak, halkın mesajın paralı reklam olduğunu bilmesi gerekmektedir.
Ayrıca, bir siyasi parti tarafından alınacak reklam oranına sınırlamalar getirilmesinin gerekli olduğunu düşünebiliriz. Ancak tavsiye kararı, böyle yapılmasının arzu edilir olup olmadığını belirtmemektedir ve satın alınan reklam şekli ile ilgili sınırlamaları belirlememektedir çünkü, bu konudaki kararın ulusal alanda alınması gerektiği taktir edilmiştir. »
75. 7 Kasım 2007 tarihinde Bakanlar Komitesi, no R (99) 15 sayılı tavsiye kararıyla ilgili (Rec(2007)15) sayılı tavsiye kararını kabul etmiştir. Gerekçelerinin açıklanması projesi aşağıdaki bölümü içermektedir:
« 78. Bu konuda değişik pozisyonların olmasından dolayı CM/Rec(2007) sayılı tavsiye kararı (...), bu uygulamanın kabul edilip edilmemesi sorununu çözmemektedir ve paralı reklama izin verilmesi durumunda, bunun minimum bazı kurallara tabi tutulması, özellikle yayın süresi talep eden tüm partilere aynı şartlarda (erişim ve tarif konusunda) yayın süresinin verilmesi gerektiğini belirtmekle yetinmektedir. »
HUKUK AÇISINDAN
I. SÖZLEŞMENİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI ÜZERİNE
76. 10. maddeyi öne süren başvurucu, yasa ile öngörülen radyoda ve televizyonda paralı politik reklamların yasaklanmasından (« yasak ») yakınmaktadır. 10. maddenin ilgili bölümleri şu şekildedir:
« 1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. (...)
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir. »
A. Kabuledilebilirlik ile ilgili olarak
77. Başvurunun Sözleşmenin 35 § 3 a) maddesi anlamında temelden yoksun olmadığını ve herhangi bir kabuledilemezlik nedeninin uygulanmadığını belirten Mahkeme, başvurunun kabuledilebilirliğine karar vermektedir.
B. Esasa ilişkin olarak
78. Taraflar yasağın, başvurucunun 10 madde ile güvence altına alınan haklarına bir müdahale oluşturduğu, müdahalenin « yasa ile öngörüldüğü » (2003 tarihli yasanın 319 ve 321. maddeleri) ve bu yasağın kamu çıkarı ile ilgili konular ile ilgili televizyonların tarafsızlığını koruma ve demokratik sürecin korunması amacında olduğu konusunda hemfikirdirler. Mahkeme, Birleşik Krallık mevzuatının, 10 maddenin ikinci fıkrası anlamında « başkasının haklarını » koruma meşru amacına yönelik olduğunu kabul etmektedir (VgT Verein gegen Tierfabriken/İsviçre, no 24699/94, § 62, CEDH 2001-VI, ve TV Vest AS ve Rogaland Pensjonistparti/Norveç, no 21132/05, § 78, CEDH 2008). Taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan nokta, bu müdahalenin « demokratik bir toplumda gerekli » olup olmadığı sorununa ilişkindir. Mahkeme bu sorunu inceleyecektir.
1. Başvurucunun argümanları
79. Sözleşme tarafından politik konularda ve toplumu ilgilendiren genel konularda ifade özgürlüğüne verilen güçlü korumanın altını çizen ve yasağın geniş bir kapsamı olduğunu ve bir ön sınırlama şekli oluşturduğunu öne süren başvurucu, bu davada dar bir taktir yetkisinin ve sıkı bir kontrolün uygulanması gerektiğini savunmaktadır (başvurucu bu konuda yukarıda adı geçen Verein gegen Tierfabriken (VgT) kararını öne sürmektedir). TV Vest kararında (yukarıda adı geçen karar) belirtilen « çok az bir şekilde geniş olan taktir yetkisi » sadece, devletin kendi ulusal durumunu öne sürerek söz konusu sınırlamayı haklı kılmaya çalışması durumunda uygulanabilmektedir (Murphy/İrlanda, no 44179/98, CEDH 2003-IX kararında olduğu gibi). Bu davada bu durum söz konusu değildir. Parlamento söz konusu yasaktan faydalanan siyasi partilerden oluştuğundan, ulusal yargı organlarının Parlamentoya verdikleri geniş taktir yetkisi yerinde değildir.
80. Başvurucunun asıl argümanı, paralı politik reklamın yasaklanmasının, ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olarak kabuledilebilmesi için, aşağıdaki nedenlerle çok geniş olduğu yönündedir.
81. İlk olarak, yasağın çok geniş bir tanımı bulunmaktadır. Başvurucu, seçim döneminden önce yasağın gerekliliğini kabul etmektedir ama diğer kalan zamanda, bu yasağın kamuyu ilgilendiren konularda beyanda bulunmak isteyen ve sosyal hakları savunan derneklere uygulanmasının orantısız olduğunu belirtmektedir. Başvurucuya göre yasak, « politik partizanlığı » kamuyu ilgilendiren sosyal konulardaki sosyal hakları savunmakdan ayırsaydı, ilkelere dayanmış, uygulanabilir ve orantılı olacaktı. Bu ayrım, 2003 tarihli yasanın 321 § 3 maddesinde düzenlenmesi gerekirdi ve bu durumda diğer devletlerle aynı olurdu. Birleşik Krallıkta uygulanan geniş boyutlu yasa, küçük grupların genel konularda yapılacak kamusal tartışmalara katılımını haksız bir şekilde sınırlamaktadır. Bu yasak, radyo ve televizyon kanallarına - belli sınırlarla da olsa - erişebilen siyasi partiler lehine bir tekel yaratmaktadır ve bu partiler radyo ve televizyon kanallarında politik ve seçimle ilgili mesajlarını bedava bir şekilde yayınlayabilmektedirler. Dolayısıyla yasak, kamusal tartışmaların bozulmasına neden olmaktadır. Son olarak, politik olmayan konular ile ilgili mesaj yayınlamak için bir grup tarafından ad hoc bir şekilde bir dernek kolunun oluşturulması finansal anlamda ağırdır çünkü yasak, önemli finansal kaynakları olan kurumları kayırmaktadır.
82. İkinci olarak, radyo ve televizyon ile diğer medya alanları arasında yapılan farklı muamele, hiçbir somut unsura dayanmamaktadır ve bu durum açıklanamamakla birlikte hiçbir öneme sahip değildir. Hükümet, bu medya alanlarının, diğer medya alanlarına göre daha güçlü ve daha masraflı olduğunu savunacaktır ama bu konuda hiçbir delil, analiz veya karşılaştırmalı çalışma sunmamaktadır. Geniş halk kesimlerini etkileyen diğer medya alanlarının büyüyen etkisi dikkate alındığında, bu fikirlerin bugün yanlış olduğuna inanmak için önemli nedenler bulunmaktadır. Hükümet haksız olarak, radyo-televizyon ile ilgili medyanın gücü konusunda Mahkemenin geçmişte vardığı sonuçlara dayanacaktır. Her halükarda bunun, diğer daha geniş ve güçlü etkisi olan diğer medya alanları için değil, ama radyoya ve televizyona erişimin sınırlandırılması konusunda uygulanmasının hiçbir anlamı yoktur. Başvurucu için, ya radyo ve televizyonu özellikle güçlü kabul ederiz ve bu durum politik mesajların yayınlanması için bir neden oluşturur ya da, radyo ve televizyonu daha önceye oranla ve örnek olarak internete göre daha az güçlü olduğunu kabul edersek, Hükümet tarafından söz konusu yasağa dayanak olarak gösterdiği neden temelsiz kalır. Her halükarda, en güçlü ve en zenginler tarafından televizyonun ve radyonun ele geçirilmesini engellemek amacında olan Hükümetin amacı yerinde değildir çünkü, herkes (fakirler ve zenginler) bu medya alanlarından mahrum bırakılmaktadırlar; kaldı ki en zengin olanlar her zaman diğer güçlü medya alanlarını tek elde tutabilmektedirler.
83. Üçüncü olarak, genel bir tedbirin orantılılığının, her olayın pratikte ve olaylara ilişkin gerçekliğinde değerlendirilmesi gerekmektedir ve bu gerçeklikler kapsamında ortaya konulması gerekmektedir. VgT kararına dayanan başvurucu, yasağın kendisini, toplum çıkarını ilgilendiren önemli bir sorun hakkında konuşmasını ve kamusal alanda maymunlar ile ilgili programlarda sorulara cevap vermesini engellediğini belirtmektedir. Halbu ki, ne başvurucunun kendisi ne de yayınlatmak istediği reklam eleştirilebilir değildir.
84. Dördüncü olarak, yasak olmadan radyo-televizyonun tarafsızlığının zarar görme riski ve bu alanda tarafsızlığı sağlaması gereken üç mekanizmanın birbirine bağlılığı ispatlanmamıştır.
85. Başvurucu ayrıca, daha az sınırlama getiren bir rejimle ilgili kaygıların, yasağın korunmasını haklı kılmadığını belirtmektedir. Kamusal tartışmaların zengin ve güçlü çıkar grupları tarafından yanlış yönlendirilmesi korkusu abartılmıştır ve hiçbir delile dayanmamaktadır. Diğer Avrupa devletleri, tartışmalı sorunlar ortaya çıkarmadan ulaşılmak istenen amaca ulaşmayı başaran değişik düzenlemeleri tanımlamayı başarmıştır ve Amerika Birleşik Devletleri ile ilgili genel durumlar, Birleşik Krallıkta uygulanamamaktadır.
86. Başvurucu VgT ve TV Vest (yukarıda adı geçen kararlar) davaları ve Verein gegen Tierfabriken Schweiz (VgT)/İsviçre (no 2) ((GC), no 32772/02, CEDH 2009) davasının doğrudan doğruya kendi davasında uygulandığını savunmaktadır ve bunun lehine beyanda bulunmaktadır: bu davalarda olduğu gibi, halihazır davada söz konusu olan mesajlar ve reklam verenler zararsızdır ve güçlü değildir. Özellikle TV Vest davasında Mahkeme açıkça, finansal anlamda güçlü olan gruplara karşı kamusal tartışmaları koruma amacında olan bir tedbirin kabul edilmesini haklı göstermek için, Norveç ve Birleşik Krallık Hükümetlerinin argümanlarını reddetmiştir. Ancak, VgT ve TV Vest kararlarının kapsamını, bu davaların şartları ile sınırlandıramayız. Başvurucuların varolan toplumsal bir tartışmaya katılıp katılmadıkları noktasından bağımsız olarak, VgT davasında belirleyici olan nokta, bu kamusal tartışmadaki kamu yararıdır ve bu gerekçenin bu davada da kullanılması gerekmektedir. Dini bakış açılarının dile getirilmesi özellikle önemli ve hassas bir nitelik taşıdığından, Murphy davası, Mahkemenin TV Vest kararında belirttiği gibi, diğer davalardan ayrılmaktadır. Bununla birlikte, VgT kararının yanlış olduğunu belirten argüman ikna edici değildir: bu karar incelenmiştir ve üç defa (Murphy, VgT no 2 ve TV Vest davalarında) teyid edilmiştir ve Hükümetin tezinde yeni ve belirleyici olan hiçbir sey yoktur. Hukuk güvenliği ilkesi ve Sözleşmeden doğan içtihatlar arasında uyum için, daha önceki içtihatların izlenmesi gerekmektedir.
87. Son olarak başvurucu, (uluslararası televizyon yayınını ve reklamları koruyan) Avrupa Sınırötesi Televizyon Sözleşmesinin paralı politik reklamlara uygulandığını savunmaktadır. Başvurucu ayrıca, « Sınır tanımayan Televizyon » direktifine gönderme yapmaktadır ve her ne kadar devletler medya hizmetleri sunan dağıtımcılara karşı çok katı olabilse de, ifade özgürlüğü sorunu ile radyo ve televizyonda yayınlanan reklamlar konusunda Avrupa Birliği çapında, ortak bir yaklaşımın kabul edildiğinin altını çizmektedir.
2. Hükümetin argümanları
88. Hükümet Parlamentonun, önemli finansman kaynağı olan grupların, paralı ve güçlü medyalarda reklam yayınlatarak kabuledilemeyecek olan kamusal tartışmaların bozulmasını engelleme riskini ortadan kaldırmak için yasağın gerekli olduğunu belirttiğinin altını çizmektedir. Hükümete göre, paralı politik reklamların yayınlanması, demokratik etkiyi pazarlığa dönüştürecektir ve medyada televizyonun tarafsızlığını ile demokratik süreci zayıflatacaktır. Söz konusu tedbirin amacı, politik tartışmaları sınırlamak değildir, ama güçlendirmektir.
89. Hükümet akabinde, yasağın ulusal makamlar tarafından kabul edilmesi ve tekrar incelenmesi sırasında ifade edilen nedenlerle, müdahalenin ulaşılmak istenen meşru amaç ile orantılı olduğunu savunmaktadır. Tercih edilen mevzuat, bir taraftan politik alanda ifade özgürlüğü ve diğer taraftan ifade edilen politik görüşlerin tarafsızlığı ve demokratik sürecin korunması arasında makul dengeyi kuracak şekilde düşünülmüştür. Bu önemli amaçlara, birbirine bağlı üç mekanizma sayesinde ulaşılabilir: sadece televizyon yayıncılarına dayatılan tarafsızlık yükümlülüğü (2003 tarihli yasanın 320. maddesi) ve partilerin politika ile ilgili ve seçim kampanyaları ve referandum ile ilgili kampanyalar kapsamında bedava mesaj yayınlanması. Genel tedbir olarak yasağın bu davada uygulanması değil, ama yasağın orantılılığının incelenmesi gerekmektedir. Kaldı ki, yasağın bu davada uygulanma girişimi, toplumu ilgilendiren tartışma kapsamında bir kamu kurumu için reklam verenler veya reklam mesajları arasında ayrım yapılmasının veya politik reklamlar dahil olmak üzere herhangi bir sınırlamanın davadan davaya uygulanmasının mümkün, gerçekçi ve meşru olduğu anlamına gelmemektedir.
90. Hükümet, yasağın ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olduğunu belirtmektedir ve bu konuda aşağıdaki anahtar gerekçeleri öne sürmektedir.
91. İlk olarak, durumdan duruma değerlendirme yapmaktan kaçınmaya imkan veren yasak, mümkün olduğu kadar asıl amacı ile sınırlanmıştır: yasak sadece paralı reklam, geniş etkileri ve güçlü olan medyalar ile ilgilidir ve başvurucu her zaman, başka önemli medya alanlarına erişebilmektedir.
92. İkinci olarak, radyo ve televizyon masraflıdır ve yasağın olmaması durumunda sadece önemli finansmanları olan gruplar radyo ve televizyona erişebileceklerdir. Hükümet, kendi tezlerinin aksine olan tezleri savunan finans gruplarının yoğun bir şekilde mesaj vererek başvurucunun reklamına cevap vermesinin kendisinin yararına olmadığını belirtmektedir. Hükümet, radyoda ve televizyonda yapılacak reklamın fiyatı ile ilgili olan bilgileri ulusal yargı organlarına sunmuştur; bu bilgiler önemli bir durumu ortaya çıkarmaktadır, yani fiyat yeteri kadar yüksek olduğu için, bu medyalardan birçok hükümetdışı kuruluşunun (ONG) kapsam dışında bırakılması gerektiği ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda Hükümet, iç hukuk yargılaması kapsamında başvurucu tarafından yeminli olarak alınan deklarasyona göre, bir gün için ticari şirketler tarafından reklama yatırılan bütçenin, tüm hükümetdışı kuruluşların bir yılda harcadıkları miktardan daha yüksek olduğunu hatırlatmaktadır.
93. Üçüncü olarak Hükümet, paralı politik reklamların yayınlanmasına izin vermemiz durumunda, televizyon yayınlarının tarafsızlığına zarar vermiş olacağımızı ve bu durumda, bakış açılarının ve reklam verenlerin aşırı bir önem kazanmasını önlemek amacıyla çok karmaşık kurallar dizininin kabul etmemiz gerektiğini belirtmektedir. Bu kurallarda açıkça, politik reklamın ne anlama geldiğinin tanımlanması, diğer ifade şekillerine göre politik reklamın ikincil hale gelmesine dikkat edilmesi, politik reklamlar ile ilgili yayın yapanların gelirlerinin yüzdelik olarak sınırlanması ve keyfiliğin önlenmesi gerekmektedir. Hükümete göre, bir taraftan tüm bu kuralları ayrımcılıktan olmadan ve tarafsızlık ilkesine zarar vermeden yapmak ve diğer taraftan, tarafsızlık ilkesine saygıyı ve bu ilkeyi hukuk güvenliğini güvence altına alacak şekilde uygulanmasını sağlamak zordur.
94. Dördüncü olarak Hükümet, düzenleyici sistemin üç unsurundan biri olan politik ve seçimle ilgili reklamların ve siyasi partiler tarafından yayınlanan ve referandum ile ilgili kampanyalar kapsamında yapılan politik reklamların, söz konusu genel tedbirin etkisini azalttığını savunmaktadır.
95. Bununla birlikte, Mahkemenin rolü, yasakoyucu tarafından kabul edilen çözümün, çatışma halinde bulunan haklar arasında makul bir denge kurup kurmadığını ve uygulanan taktir yetkisinin kapsamına girip girmediğini kontrol etmekle sınırlıdır. Halihazır davanın politik tartışmalarla ilgili olduğu doğrudur ama, yasağın amacı politik tartışmaların bütünlüğünü ve tarafsızlığını korumaktadır. Mahkeme TV Vest davasında konsensüsün bulunmamasının, çok az bir şekilde geniş olan taktir yetkisinin lehine olduğunu kabul etmiştir. Bu davada Birleşik Krallık makamları, çatışma halinde bulunan çıkarlar arasında zor bir denge kurmaya çalışmışlardır. Bu amaçla, demokratik sürecin tamamını korumak için alınacak gerekli tedbirler konusunda, özellikle hassas olan değişik uzman kurumlar ve demokratik bir şekilde seçilen temsilciler diğer daha az sınırlayıcı tedbirleri detaylı bir şekilde incelemişler ve bu tedbirleri reddetmişlerdir. Parlamento ulaşılmak istenen amacın yasağı haklı kıldığını taktir etme konusunda yetkilidir ve Parlamento, bu yasağı oybirliğiyle kabul etmiştir. Yasak sonradan, ulusal yargı organları tarafından incelenmiştir ve bu yargı organları yasağın gerekçesini ve kapsamını teyid etmişlerdir. Sonuç olarak, uygulanan taktir yetkisi dikkate alındığında Hükümet, Mahkemenin karmaşık bir alanda yetkili ulusal organlar tarafından özenle seçilen çözümü eleştirmemesi gerektiğini belirtmektedir. Politik kesimin yasağın gerekliliği konusunda yaptığı değerlendirmede çıkar çatışması olduğu sorunuyla ilgili olarak Hükümet, tam tersine Amerika tecrübesinin, kontrol edilmeyen bir sistemden oluşan siyasi bir düzeni ortaya çıkardığını ve bunun azınlıktaki partilerin lehine olmadığını gösterdiğini belirtmektedir.
96. Ayrıca, yasağın gerekliliği ve diğer alternatif çözümler konusunda kendi kurumunun tepkisini kabul eden ve açıklayan (yukarıdaki paragraflar 50-52) DCMS müdürünün yeminli alınan beyanlarına (yukarıdaki paragraf 12) dayanan Hükümet, aşağıdaki durumlara dikkat çekmektedir.
Parlamento haklı olarak, yasağın seçim dönemleri ile sınırlandırılmaması gerektiğini, çünkü zenginlerin her zaman taraflı fikirlerle seçmenleri etkileyebileceklerini ve böylece seçim sürecini baltalayabileceklerini belirtmiştir. Hükümet göre, başvurucu gibi, seçim dönemlerinde yapılan bir yasağın, seçim sürecini koruma amacıyla 10. maddeye uygun olduğunu kabul edersek, hangi şartlarda aynı amaca ulaşmak için yasağın uygulanmasının gerekli olup olmadığı noktası, olaylar ve derece ile ilgili sorundur. Hükümet, yasağın sadece siyasi partilerle sınırlı olamayacağının altını çizmektedir: Hükümete göre, partiler kamu çıkarını savunan grupların arkasına saklanarak bu sınırlamayı etkisiz hale getirebilirler ve böylece politik öncelikleri zedeleyebilirler. Ayrıca, siyasi partiler ile sosyal hakları savunan gruplar arasında açık ve işlenebilir bir farklılık bulunmamaktadır. Hükümet, politik içerikli mesajları dışarda bırakmaya çalışmanın da realist olmayacağı konusunda ısrar etmektedir çünkü, sosyal hakları savunan bir grubun mesajlarının kendi amaçlarını gerçekleştirme amacında olmadığını düşünmek zordur. Hükümet bu tür gruplar tarafından verilen tüm mesajların de fakto bir şekilde bu grubun politik amaçlarını gerçekleştirmeye yardım edeceğini belirtmektedir. Bu durum en azından bu gruba, etkisini yükseltmeye veya kolay bir şekilde fonlar elde etmesine imkan verecektir. Hükümete göre, bir kurumun politik olmayan reklamlar yapmak istemesi durumunda, yapması gereken tek şeyin (ve çoğu bunu yapmaktadır) ad hoc bir dernek kolunu kurmasıdır. Son olarak Hükümet, reklam harcamalarının üst sınırının konulmasının, kendi tezlerini savunan değişik organizasyonları finanse eden, hatta bunları kuran zengin gruplar tarafından kötüye kullanılmasının kolay alacağını ifade etmektedir. Hükümet ayrıca, bazı politik bakış açılarını savunmak için ödenebilecek harcamaları sınırlayan hükümlerin, objektif bir şekilde kaleme alınmasının ve uygulanmasının zor olduğunu düşünmektedir. Hükümet, politik reklamlar konusunda zaman dilimini sınırlamanın tartışmasız, haksız ve ayrımcı sorunların ortaya çıkaracağını eklemektedir; Hükümete göre, kayıtlı partilere ve/veya seçim sonuçlarına göre referans alınarak, partilerin politik mesajlarının dağılımı için kuralların düşünülmesi mümkündür.
97. Hükümet, EPRAnın karşılaştırmalı çalışmasının kendi tezini doğruladığını belirtmektedir. Sadece dört devlet hiçbir sınırlama getirmemektedir. İspanyada, Fransada, İrlandada, Maltada ve Birleşik Krallıkta « geniş kapsamlı yasaklar » dayatılmaktadır. Sosyal hakları savunan gruplara reklam yapmaya izin veren diğer üç devlete gelince (Danimarka, Norveçve İsviçre) bu devletler, VgT kararından dolayı harekette bulunma konusunda kendilerini mecbur hissetmişlerdir. VgT kararında bu kurumların reklam izinlerinin kapsamı ve etkisi söz konusuydu. Her halükarda, radyonun ve televizyonun belli bir düzenlemeye tabi tutulması gerektiği konusunda Avrupa çapında bir konsensüs vardır ama, bu amaca ulaşmak için öne sürelen fikirler arasında farklılık bulunmaktadır. Hükümet böylece, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin sorunu 1999 ve 2007 tarihlerinde incelediğinde (yukarıdaki paragraf 73-75), tüm Avrupada ortak bir yaklaşımın kabul edilmesini önermediğini ve « Sınır tanımayan televizyon » direktifinin sadece ticari reklamlara uygulandığını ve bu direktif hükümlerinin her halükarda sıkı olan ulusal kuralları tersine çevirmek için kullanılamayacağını öngördüğünü öne sürmektedir. Aynı durum, radyo-televizyon servisleri ile ilgili direktif için de geçerlidir. Ayrıca, Sınırötesi Televizyon ile ilgili Daimi Komite, Temmuz 2010 tarihinde yapılan toplantısında, politik reklamların Avrupa Birliğinin yetkisine girmediği sonucuna varmıştır.
98. Mahkemenin içtihatları ile ilgili olarak Hükümet, yukarıda belirtilen VgT, Murphy ve TV Vest kararları ile ilgili detaylı argümanlar sunmaktadır.
Hükümete göre, başvurucunun daha önce açılan kamusal tartışmalarda dengeyi kurmaya çalıştığı VgT kararının kapsamını, aynı bu dava ile sınırlı olarak kabul etmek gerekmektedir. Halihazir davada başvurucu, maymunlara yapılan muamele ile ilgili bir tartışma açmaya çalışmaktadır. İkincil olarak Hükümet, VgT kararının izlenmesi gereken bir içtihat olamayacağını savunmaktadır çünkü Hükümete göre Mahkeme bu davada, medyaların güçleri ve hemen etki göstermeleri nedeniyle radyo-televizyon medyalarını değişik bir şekilde inceleme gerekliliğini dikkate almamıştır, söz konusu tedbirin genel niteliğinin haklılığını incelememiştir. Mahkeme ayrıca, bu konu ile ilgili sorulara cevap vermemiştir veya yetersiz cevap vermiştir. Ayrıca, VgT (no 2) kararı önemden yoksundur çünkü Mahkeme bu davada, Sözleşmenin 10. maddesine göre bu davanın ortaya koyduğu esasa ilişkin sorunu incelememiştir. TV Vest davasına gelince Hükümet, bu davadaki durumun, halihazır davadaki durumdan farklı olduğunu belirtmektedir. Yani bu davada, partilerden gelen seçimle ilgili reklamlar veya politik reklamlar ve referandum kampanyaları ile ilgili reklamların yayınlanması için bedava yayın yapma süresinin verilmesinin ve tarafsızlık yasal yükümlülüğünün bulunmadığı Norveçteki durum söz konusudur. Buradaki yasal yükümlülük azınlık partileri yararınadır. Mahkeme bu davada, Avrupa çapında konsensüsün olmamasının devletin taktir yetkilerini genişlettiğini kabul etmiştir ama, halihazır davada olduğu gibi, söz konusu tedbirin genel karakterinin haklılığını değerlendirmemiştir. Buna karşın Mahkeme, bu değerlendirmeye Murphy kararında girmiştir ve dini reklamlar bağlamında olaydan olaya bir incelemenin yapılmasını kabul etmek için hiçbir neden bulunmamaktadır; ama olaydan olaya bir inceleme politik reklamlar konusunda yapılabilmektedir.
3. Müdahalenin demokratik toplumda gerekliliği konusunda Mahkemenin taktiri
99. Başvurucu, yasağın orantısız olduğunu savunmaktadır çünkü yasak, sosyal hakları savunan dernekler tarafından seçim dönemleri dışında paralı « politik » reklamların yayınlanmasını yasaklamaktadır. Hükümet ise, etkili finansal anlamda güçlü kurumlarının, medyalara eşit bir şekilde ulaşmalarını ve kamu çıkarları ile ilgili sorunlar üzerinde yapılan tartışmaları bozmalarını engellemek ve dolayısıyla etkili çoğulculuğu ve demokratik süreci korumak için bu tedbirin gerekli olduğunu belirtmektedir. Bu davada kullanılan « politik reklam » kavramı geniş bir şekliyle, kamusal sorunları da kapsayacak şekilde kullanılmaktadır.
a) Genel ilkeler
100. İfade özgürlüğüne yapılan müdahalenin gerekliliğini değerlendirmeye imkan veren genel ilkeler Stoll/İsviçre ((BD), no 69698/01, § 101, CEDH 2007-V) kararında belirtilmiş ve Mouvement raëlien suisse/İsviçre ((BD), no 16354/06, § 48, CEDH 2012) kararında hatırlatılmıştır:
« i. İfade özgürlüğü, demokratik bir toplumun vazgeçilmez esasını ve bu toplumun gelişiminin ve her bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşulunu oluşturmaktadır. 10. maddenin 2. fıkrasının hükümleri saklı kalmak kaydıyla ifade özgürlüğü sadece kabul edilen, zararsız ya da farklı olan « bilgi » ya da « düşünceler » için değil ama ayrıca hoşa gitmeyen, sarsıcı ya da rahatsız edici olanlar için de geçerlidir: bunlar, « demokratik toplumun » onlarsız olamayacağı çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gereğidir. 10. maddede açıklandığı gibi bu özgürlüğe yapılan sınırlamaların her halde dar yorumlanması gerekmektedir ve herhangi bir sınırlama gereksiniminin ikna edici bir biçimde ortaya koyulması gerekmektedir (...).
ii. 10. maddenin 2. fıkrasında belirtilen anlamda « gerekli » sıfatı « acil sosyal bir ihtiyaç » anlamına gelmektedir. Taraf Devletler anılan ihtiyacın mevcut olup olmadığının değerlendirilmesi konusunda belli bir taktir yetkisine sahiptirler, ancak Avrupa denetimi, bağımsız bir yargı organı tarafından verilen kararlar da dahil olmak üzere, yasayı ve uygulanan kararları kapsayacak şekilde yapılmaktadır. Mahkeme bu sebeple, bir « sınırlamanın » Sözleşmenin 10. maddesi ile güvencealtına alınan ifade özgürlüğü ile bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda nihai kararı verme yetkisine sahiptir.
iii. Mahkeme denetimini yaparken kendini yetkili ulusal yargı organlarının yerine koymamaktadır; Mahkemenin rolü, bu yargı organlarının kendi taktir yetkileri dahilinde vermiş oldukları kararların 10. madde ile uyumlu olup olmadığını belirlemektedir. Bu nedenle Mahkeme, Taraf Devletin bu yetkisini iyiniyetli, özenli ve mantıklı bir şekilde kullanıp kullanmadığını incelemekle yetinmektedir: Mahkeme müdahalenin « meşru amaçlar ile orantılı » olup olup olmadığını ve ulusal otoriteler tarafından anılan müdahalenin meşru gösterilmesi için öne sürdükleri gerekçelerin « yerinde ve yeterli » olup olmadığını tespit etmek için davayı bir bütün olarak ele alarak incelemek zorundadır. Bunu yaparken Mahkeme, ulusal otoritelerin 10. madde kapsamında bulunan ilkelere uygun standartları uyguladığı ve bununla birlikte, ilgili bulguların kabuledilebilir bir değerlendirmesine dayandıkları konusunda ikna olması gerekmektedir. (...) »
İfade edilen fikirler ve bilgilerin öneminin yanında 10. madde, bunların yayınlanma şeklini de korumaktadır (Jersild/Danimarka, 23 Eylül 1994, §31, seri A no 298).
101. Mahkeme ayrıca, radyo-televizyonda çoğulculuk konusunda Centro Europa 7 S.R.L. ve di Stefano c. Italie (BD) (no 38433/09, CEDH 2012) kararında ifade ettiği ilkeleri hatırlatmaktadır:
« 129. (...) Mahkemenin daha önce sık sık ifade ettiği gibi, çoğulculuk olmadan demokrasi olmaz. (...) Demokrasinin kendisine zarar vermediği sürece (...), değişik politik projelerin önerilmesine ve tartışılmasına imkan vermek (demokrasinin) bir gerekliliği(dir). (...)
(...)
132. Radyo-televizyon gibi ses ve görüntü medyaları, bu konuda özellikle oynayacakları önemli bir role sahiptirler. (...)
133. Özellikle ses ve görüntülü medyaları toplum çıkarı ile ilgili bilgi ve fikirleri yayma görevini yerine getiriyorsa, bunlara karşı baskın bir pozisyon elde edebilen ve böylece sonuç olarak, editörlüğün özgürlüğünü sınırlandırmak için yayıncılar üzerinde baskı oluşturabilen(,) toplumun ekonomik veya politik bir fraksiyonun olduğu bir durum, Sözleşmenin 10. maddesi ile koruma altına alınan ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumdaki temel rolüne zarar vermektedir. (...)
134. Mahkeme, ses ve görüntü medyaları gibi hassas bir sektörde, devletin etkili bir çoğulcuğu güvence altına almak için yasal ve idari düzenlemelerin yapması pozitif yükümlülüğüne ek olarak, devletin müdahale etmeme negatif yükümlülüğü bulunduğunun altını çizmektedir. (...)
Bu bağlamda, medyada çoğulculuk ve medyaların içeriğinin farklılığı ile ilgili CM/Rec(2007)2 sayılı Tavsiye Kararında Bakanlar Komitesinin aşağıda belirtilen tespitini hatırlatmak gerekmektedir: « Fikirlerin ve düşüncelerin çoğulculuğunu ve kültürel farklılıkları aktif bir şekilde korumak ve desteklemek için Taraf Devletlerin, varolan düzenleyici hükümleri günün koşullarına uyumlu hale getirmesi ve özellikle medyaların sahipleri ile ilgili olarak, finansal ve düzenleyici tedbirleri kabul etmesi gerekmektedir; bu finansal ve düzenleyici tedbirlerin şeffaflığı, medyaların yapısal çoğulculuğunu ve medyalar tarafından yayınlanan yayınların farklılığını güvence altına almak için dayatılmaktadır ». »
Ayrıca, 10. maddenin uygulanmasında söz konusu olan çıkarların önemi dikkate alındığında devlet, çoğulculuğun asıl garantisidir (Informationsverein Lentia ve diğerleri/Avusturya, 24 Kasım 1993, § 38, seri A no 276, ve Manole ve diğerleri/Moldova, no 13936/02, § 99, CEDH 2009).
102. Bununla birlikte Mahkeme, verilecek taktir yetkisinin birçok faktöre bağlı olduğunu hatırlatmaktadır. Taktir yetkisi, söz konusu olan ifade şekline göre belirlenmektedir; bu konuda Sözleşmenin 10 § 2 maddesi kamu çıkarı ile ilgili sorunların tartışılması konusunda ifade özgürlüğüne sınırlama getirilmesine fazla imkan vermemektedir (Wingrove/Birleşik Krallık, 25 Kasım 1996, § 58, Kararlar Dergisi 1996-V). Bu sorunlar arasında hayvanların korunması da bulunmaktadır (Bladet Tromsø ve Stensaas/Norveç (BD), no 21980/93, §§ 61-64, CEDH 1999-III, ve VgT Verein gegen Tierfabriken, yukarıda adı geçen karar, §§ 70 ve 72, ve Mouvement raëlien suisse, yukarıda adı geçen karar, §§ 59-61). Taktir yetkisi ayrıca, demokratik bir toplumun yüksek çıkarı olan basının « bekçi köpeği » vazgeçilmez rolünü oynamasına imkan verilmesi durumunda da sınırlandırılmıştır (Editions Plon/Fransa, no 58148/00, § 43, CEDH 2004-IV): basın özgürlüğü ve medya özgürlüğü kamuoyuna, yetkili politikacıların davranışlarını ve düşüncelerini tanımak ve yargılamak için önemli yollardan birini oluşturmaktadır. Kamunun çıkarlarını ilgilendiren sorunlar ile ilgili düşünce ve bilgiler vermek basına aittir ve halk ise bunları alma hakkına sahiptir (Handyside/Birleşik Krallık, 7 Aralık 1976, § 49, seri A no 24, ve Centro Europa 7 S.R.L. ve di Stefano, yukarıda adı geçen karar, § 131).
103. Mahkeme titiz bir şekilde, kamusal çıkarı ilgilendiren konularla ilgili yapılan televizyon programlarında, basının ifade özgürlüğüne yapılan sınırlamaların orantılılığını incelemiştir (Schweizerische Radio- und Fernsehgesellschaft SRG/İsviçre, no 34124/06, § 56, 21 Haziran 2012). Bu bağlamda, bir hükümetdışı kuruluşun kamuoyunun dikkatini kamusal yararla ilgili konulara çekmesi durumunda, önemi nedeniyle bu kuruluşun basın gibi, halkın bekçi köpeği rolünü oynadığını kaydetmek gerekmektedir (Vides Aizsardzibas Klubs/Letonya, no 57829/00, § 42, 27 Mayıs 2004).
104. Bu nedenlerle, bu bağlamda devlete tanınan taktir yetkisi prensip olarak dardır.
105. Yukarıda belirtilen faktörler ışığında Mahkeme, yasağı desteklemek için öne sürülen gerekçelerin « yerinde » ve « yeterli » olup olmadığını ve dolayısıyla, söz konusu müdahalenin « zorunlu bir sosyal ihtiyaca » cevap verip vermediğini ve ulaşılmak istenen meşru amaçlara yönelik olup olmadığını inceleyecektir. Bu konuda Mahkeme, kendini yetkili ulusal makamların yerine koymamaktadır ama bu makamların kendi taktir yetkileri dahilinde vermiş oldukları kararları incelemek zorundadır (Fressoz ve Roire/Fransa (BD), no 29183/95, § 45, CEDH 1999-I).
b) İlk gözlemler
106. Yukarıda belirtilen VgT davasındaki gibi müdahalenin yapılıp yapılmadığı noktasından bağımsız olarak bu davanın tarafları, politik reklamların genel bir tedbirle düzenlemeye maruz kalabileceği konusunda hemfikirdirler. Tarafların anlaşamadığı tek nokta, tercih edilen tedbirin kapsamı ile ilgilidir. Mahkeme devletin, Sözleşme hükümlerine saygı çerçevesi içinde ve her ne kadar genel tedbirler bazı özel durumlarda zorluklara neden olma riskini ortaya çıkarıyorsa da, her şahsın durumu ile ilgili şartlardan bağımsız olarak daha önceden belirlenen durumlara uygulanan genel tedbirleri kabul edebildiğini hatırlatmaktadır (Zdanoka/Letonya (BD), no 58278/00, §§ 112-115, CEDH 2006-IV). Başvurucunun savunduğunun aksine, genel bir tedbirin uygulanmasının, belirli bir durumda dayatılan ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasından ayrılması gerekmektedir (Observer ve Guardian/Birleşik Krallık, 26 Kasım 1991, § 60, seri A no 216).
107. Mahkeme daha önce, değişik bağlamlarda genel tedbirlerin gerekliliğini değerlendirme imkanı bulmuştur; özellikle ekonomik ve politik (James ve diğerleri/Birleşik Krallık, 21 Şubat 1986, serie A no 98; Mellacher ve diğerleri/Avusturya, 19 Aralık 1989, serie A no 169, ve Hatton ve diğerleri/Birleşik Krallık (BD), no 36022/97, § 123, CEDH 2003-VIII), sosyal koruma ve maaşlar (Stec ve diğerleri/Birleşik Krallık (BD), no 65731/01, CEDH 2006-VI; Runkee ve White/Birleşik Krallık, nos 42949/98 ve 53134/99, 10 Mayıs 2007, ve Carson ve diğerleri/Birleşik Krallık (BD), no 42184/05, CEDH 2010), seçim hakkı (Zdanoka, yukarıda adı geçen karar), tutukluların seçim hakkı (Hirst/Birleşik Krallık (no 2) (BD), no 74025/01, CEDH 2005-IX, ve Scoppola/İtalya (no 3) (BD), no 126/05, 22 Mayıs 2012), tutuklular için yapay döllenme (Dickson/Birleşik Krallık (BD), no 44362/04, §§ 79-85, CEDH 2007-V), dondurulan embriyonların imha edilmesi (Evans/Birleşik Krallık (BD), no 6339/05, CEDH 2007-I), yardımla intihar (Pretty/Birleşik Krallık, no 2346/02, CEDH 2002-III) veya dini reklamların yasaklanması (Murphy/İrlanda, yukarıda adı geçen karar) bağlamlarında Mahkeme beyanda bulunmuştur.
108. Bu içtihatlardan, genel bir tedbirin orantılılığını belirlemek için Mahkemenin, bu tedbirin kökeninde yatan yasama tercihlerini incelemeye başlaması gerektiği sonucu çıkmaktadır (James ve diğerleri, yukarıda adı geçen karar, § 36). Ulusal alanda tedbirin gerekliliği konusunda gerçekleştirilen yasama ve hukuki incelemenin kalitesi, ilgili taktir yetkisinin uygulanması konusu dahil olmak üzere bu konuda özel bir önem taşımaktadır (bkz., örnek olarak, Hatton ve diğerleri, § 128, Murphy, § 73, Hirst, §§ 78-80, Evans, § 86, ve Dickson, § 83, yukarıda adı geçen kararlar). Ayrıca, genel bir tedbirin esnekliğinin ortaya çıkarabileceği kötüye kullanma durumunu da dikkate almak gerekmektedir; bu risk, değerlendirmeyi yapma konusunun öncelikle devlete ait olduğu bir faktördür (Pretty, yukarıda adı geçen karar, § 74). Mahkeme daha önce, meşru amaca ulaşmak için, olaydan olaya inceleme imkanı veren bir hükme göre bir genel tedbirin daha pratik bir yöntem olduğunu belirtmiştir. Olaydan olaya inceleme imkanı veren bir hüküm, gözardı edilemez bir risk (Evans, yukarıda adı geçen karar, § 89), uyuşmazlık, masraf ve gecikmeler (James ve diğerleri, § 68, ve Runkee, § 39, yukarıda adı geçen kararlar) ile ayrımcılık ve keyfilik (Murphy, §§ 76-77, ve Evans, § 89, yukarıda adı geçen kararlar) doğurabilmektedir. Ancak Mahkeme içtihatlarına göre, genel bir tedbirin belli bir davanın olaylarına uygulanma şekli, uygulamada etkiler göstermeye imkan vermektedir ve dolayısıyla bu tedbirin orantılılığının taktiri için daha önemlidir çünkü, bu durum dikkate alınacak önemli bir faktör oluşturmaktadır (James ve diğerleri, yukarıda adı geçen karar, § 36).
109. Bu nedenle, genel tedbiri desteklemek için genel nitelikteki haklı nedenler ne kadar fazla ikna edici ise, Mahkeme kendisine sunulan bir olayda bu tedbirin etkisine daha az önem vermektedir. Genel tedbirlerin incelenmesi konusunda Mahkemenin kabul ettiği bu yaklaşım, Mahkemenin VgT ve Murphy (yukarıda adı geçen kararlar) kararlarında yapılan analize dayanmaktadır; Murphy kararında yapılan analiz aynı zamanda TV Vest kararında uygulanmıştır. 2009 tarihli VgT (no 2) kararına gelince, bu karar yerindedir çünkü, bu karar Mahkeme tarafından verilen bir kararın yerine getirilmesi konusunda devletin pozitif yükümlülüğü ile ilgilidir.
110. Son olarak, başvurucunun savunduğunun aksine, bu tedbirler ile ilgili asıl sorun, daha az sınırlayıcı bir tedbirin uygulanıp uygulanmaması ve aynı zamanda devletin söz konusu yasak olmadan meşru amaca ulaşılamayacağını ispatlayabilmesi veya ispatlayamaması sorunu değildir. Burada daha çok, yasakoyucu söz konusu genel tedbiri uyguladığı ve varolan haklar arasında denge kurduğu zaman, kendi taktir yetkisi kapsamında hareket etmesi söz konusudur (James ve diğerleri, § 51, Mellacher ve diğerleri, § 53, Evans (GC), § 91, yukarıda adı geçen kararlar).
111. Ayrıca Mahkeme, Hükümet tarafından öne sürülen haklı gerekçenin, birçok durum arasından, demokratik sistemin unsuru olan seçim sürecini koruma gerekliliği ile ilgili olduğunu ve bu konuda Hükümetin Bowman/Birleşik Krallık (19 Şubat 1998, § 41, Kararlar Dergisi 1998-I) kararını öne sürdüğünü kaydetmektedir. Bu kararda Mahkeme, serbest seçim hakkı üzerindeki risk dikkate alındığında, yasa hükümleri ile kamusal tartışmaların düzenlenmesinin gerekliliğini kabul etmiştir. Başvurucu ise, bu kararın yerinde olduğuna itiraz etmektedir ve bu kararın seçim döneminde uygulanan bir sınırlama ile ilgili olduğunu savunmaktadır. Her ne kadar kamusal tartışmaların çoğulculuğunu, seçimleri ve demokratik süreci tehtit eden risk hiç tartışmasız seçim döneminde yüksek olsa da, Bowman kararı, bunun seçim dönemlerle sınırlı olduğunu belirtmemektedir çünkü, demokratik süreç devam etmektedir ve demokratik sürecin kamusal ve çoğulcu tartışmalarla devamlı bir şekilde beslenmesi gerekmektedir. Kaldı ki Centro Europa 7 S.R.L. ve di Stefano (yukarıda adı geçen karar, § 134) kararında Mahkeme, radyo-televizyonda bir etkili çoğulculuğun güvence altına alınabilmesi için devletin müdahale etme pozitif yükümlülüğün özel dönemlerle sınırlanacağını belirtmemektedir.
Sonuç olarak, Avrupada birçok tarihi, kültürel ve politik farklılıklar olduğunu ve bu farklılıkları kendi demokrasi vizyonunda uygulamanın her Taraf devlete ait olduğunu hatırlatmak gerekmektedir (Hirst (no 2), yukarıda adı geçen karar, § 61, ve Scoppola (no 3), yukarıda adı geçen karar, § 83). Kendi ülkelerinin canlı güçleri ile, toplumla ve toplumun ihtiyaçları ile doğrudan doğruya ve daimi bir şekilde ilgilenen ulusal makamlar ilke olarak, kendi devletlerinin demokratik sistemini korumak için ortaya çıkan özel zorlukları değerlendirmek için daha iyi bir konumdadırlar (Zdanoka, yukarıda adı geçen karar, § 134). Dolayısıyla, bu karmaşık ve kendi ülkesinin şartlarına bağlı olan değerlendirmeyi yapmak için devlete bir özgürlük tanımak gerekmektedir; bu değerlendirme bu davada incelenen yasal tercihler için önemli bir rol oynamıştır.
112. Son olarak Mahkeme, her iki tarafın aynı meşru amacı, yani kamusal sorunlar ile ilgili çoğulcu ve serbest tartışmaları korumayı ve genel olarak demokratik sürecin güçlendirilmesini hedeflediğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla Mahkemenin, bir taraftan başvurucunun hükümetdışı kuruluş olarak kamusal sorunlarla ilgili bilgileri ve düşünceleri alma hakkı ve diğer taraftan, önemli ekonomik kaynaklara sahip olan gruplar tarafından demokratik sürecin kötüye kullanılmasını önlemek için kamu makamlarının kaygısı arasında bir denge kurması gerekmektedir. Mahkeme bu grupların, politik reklamlar konusunda rekabetsel bir avantaj elde edebileceklerini ve böylece devletin, garantisi olduğu serbest tartışmalara ve çoğulculuğa zarar verebileceğini kabul etmektedir. Dolayısıyla radyo televizyon alanında medyadaki kamusal tartışmaları düzenlemenin, Sözleşmenin 10 § 2 maddesi anlamında gerekli olması gerekmektedir. Her ne kadar bu ilkeyi hem VgT kararında hem de TV Vest kararında kabul etse de (bkz. ayrıca örnek olarak Centro Europa 7 S.R.L. ve di Stefano kararı, adı geçen karar) Mahkeme, her iki davada ulusal yargı organları tarafından uygulanan yasağın orantısız olduğuna karar vermiştir. Bu nedenle halihazır davada çözümlenmesi gereken sorun, yukarıda belirtilen ulaşılmak istenen amaç ile devlete tanınan taktir yetkisi dikkate alındığında, söz konusu yasağın çok ileri gidip gitmediği sorunudur.
c) Orantılılık
113. Bu genel tedbirin orantılılığını değerlendirirken Mahkeme öncelikle, bu tedbirin gerekliliği konusunda Parlamento ve ulusal mahkemeler tarafından yapılan kontrolü gözden geçirmiştir; bu kontroller 106 ile 111. paragraflarda belirtilen nedenlerle bu davanın sonucu üzerinde önemli etki göstermektedir.
114. Yasağın, 1950li yıllardan beri radyo ve televizyon ile ilgili Birleşik Krallıkta olan durumun bir parçası olmasına rağmen, Neill Komisyonu 1998 tarihli raporunda açıkça, yasağın gerekliliğini yeniden incelemiştir ve bu yasağı teyid etmiştir. Dolayısıyla bu yasağı koruyan Beyaz Kitap yayınlanmıştır. İşte o zaman 2001 yılında, yukarıda adı geçen VgT kararı verilmiştir. Sonradan yasa öncesinde yapılan incelemelerin tüm aşamalarında, yasağın Sözleşme ile uyumluluğu ile ilgili bu kararın etkisi, detaylı bir şekilde incelenmiştir. 2002 yılında, Beyaz Kitap ile ilgili yapılan danışmalar sonucunda, VgT kararının etkilerini inceleyen açıklayıcı bir not ile birlikte bir yasa tasarısı yayınlanmıştır. Yasa tasarısı ile ilgili sonradan danışılan uzman organların tümü (İnsan Hakları Karma Komisyonu, Yasa Tasarısı ile ilgili Karma Komisyon, Televizyon ile ilgili Bağımsız Komisyon ve Seçim Komisyonu), yukarıda belirtilen (paragraflar 42-55) nedenlerle, yasağın korunması yönünde beyanda bulunmuştur ve VgT kararının ışığında bile, bu yasağın orantılı genel bir tedbir oluşturduğunu belirtmişlerdir. Hükümet, DCMS aracılığıyla, bu tartışmada önemli bir rol oynamış, yasağın korunmasını haklı kılan nedenleri sık sık ve detaylı bir şekilde açıklamıştır ve bu yasağı orantılı olarak kabul etmiştir; hatta Hükümet daha da ileri giderek, sorun ile ilgili aldığı hukuki görüşü halka bildirmiştir (yukarıdaki paragraflar 50-53). Yasağı tekrar kabul eden 2003 tarihli yasa sonradan, hiçbir karşı oy olmadan kabul edilmiştir. Dolayısıyla yasağın kabul edilmesi, bu tedbirin tüm kültürel, politik ve hukuki yönlerinin parlamenterlerden oluşan organlar tarafından istisnai bir şekilde incelenmesinin bir sonucudur. Bu tedbirin, Birleşik Krallıkta radyo ve televizyonda kamusal tartışmalar ile ilgili konularda ifade özgürlüğünün geniş bir şekilde düzenlenmesi kapsamında ele alınması gerekmektedir. Bu inceleme sırasında, danışılan organların tümü söz konusu yasağın, 10. madde ile korunan hakların sınırlandırılması konusunda, gerekli bir sınırlama olduğuna karar vermişlerdir.
115. Ulusal yargı organlarının yasağın kabul edilmesi konusunda göstermiş oldukları saygı derecesi, Parlamentonun bu özel yetkisi ile ve bu yasağın Sözleşmeye uyumluluğu konusunda yasa öncesinde yapılan danışmaların kapsamı ile açıklanabilir (bkz., özellikle yukarıdaki paragraflar 15 ve 24). Ancak bu tedbirin orantılılığı, High Court ve Lordlar Kamarası önünde detaylı bir şekilde tartışılmıştır. Bu iki yargı organı, yukarıda belirtilen VgT kararının yerindeliğini, Sözleşmeden çıkan içtihatları ve Sözleşmenin ilgili ilkelerini incelemiştir ve bu ilkeleri dikkatli bir şekilde yasağa uygulamışlardır. Bu iki yargı organının hakimleri, tedbirin amacını ve bu yasağın kapsamı ile ilgili yasama organının tercihi altında yatan gerekçeleri teyid etmişlerdir ve başvurucunun Sözleşmenin 10. maddesi ile güvence altına alınan haklarının kullanılmasına yapılan müdahalenin gerekli ve orantılı olduğu sonucuna varmışlardır.
116. Mahkeme ise, Birleşik Krallıkta reklam mesajlarının radyoda ve/veya televizyonda yayınlanmasını düzenleyen karmaşık rejimi ile ilgili Parlamenterlerden oluşan organlar ve yargısal organlar tarafından yapılan kontrole ve demokratik sürecin zayıflamasını ve böylece kamu çıkarını ilgilendiren konular ile ilgili önemli tartışmaların bozulmasını engellemek için bu genel tedbirin gerekli olduğu yönündeki söz konusu görüşlere büyük bir değer vermektedir.
117. Ayrıca Mahkeme yasağın, devletin kaçınmak zorunda olduğu kamu tartışmalarının bozulma riskini aza indirecek ve ifade özgürlüğüne mümkün olduğu kadar az zarar verecek şekilde düşünülmesinin önemli olduğunu belirtmektedir. Tedbir sadece, doğası gereği taraflı olmasından dolayı (Murphy, yukarıda adı geçen karar, § 42) reklama, medyaya ulaşma konusunda malvarlığına bağlı olarak eşitsizlik ortaya çıkarma riski dikkate alındığında paralı reklama (yukarıdaki 99. paragrafta açıklandığı gibi) ve politik reklama uygulanmaktadır, çünkü bu reklam demokratik sürecinde merkezinde bulunmaktadır. Bununla birlikte yasak, bazı medyalara (radyo ve televizyon) uygulanmaktadır çünkü bu medya alanları en etkili ve en masraflı alanlardır ve bu davada söz konusu düzenlemenin temel taşlarından biri olarak kabul edilmektedir. Yasadan çıkan sınırlamalar, bu yasağın orantılığını değerlendirirken önemli unsurlardır (Mouvement raëlien suisse, yukarıda adı geçen karar § 75). Sonuç olarak, başvurucu yukarıda 124. paragrafta belirtilen diğer medya alanlarını kullanabilmektedir.
118. Ancak başvurucu, yasağın kapsamı konusunda yasama organının tercihlerine dayanak olarak sunulan gerekçelere itiraz etmektedir.
119. VgT kararının 77. paragrafını öne süren başvurucu ilk olarak, internet gibi yeni medya alanlarının gücü dikkate alındığında, bu yasağı radyo ve televizyon ile sınırlamanın mantıklı olmadığını savunmaktadır. Mahkeme ise, radyo ve televizyonun özel etkisine dayanan ayrımın mantıklı olduğunu belirtmektedir. Mahkeme özellikle, bu medya alanlarının hemen etki gösterme niteliğini ve güçlülüğünü kabul etmektedir. Bu medya alanlarının etkisi, evin gizliliğinin merkezinde bulunan ailevi eğlencenin kaynakları olmalarından dolayı güçlenmiştir (Jersild, § 31; Murphy, § 74; TV Vest, § 60, ve Centro Europa 7 S.R.L. ve di Stefano, § 132, yukarıda adı geçen kararlar). Bununla birlikte, internetin ve sosyal medyaların kullanılmasına bağlı tercihler, buralardan çıkan bilgilerin, televizyonda veya radyoda yayınlanan bilgilere göre aynı eşzamanlığa ve etkiye sahip olmadığını göstermektedir. Dolayısıyla, son yıllarda önemli bir şekilde gelişmelerine rağmen internetin ve sosyal medyaların, kendilerine özel tedbirlerin uygulanması gerekliliğini ortaya koyacak ve televizyon yayınlarının etkisini ters çevirecek kadar önemli bir etki gösterdiğini ortaya koyan hiçbir durum söz konusu değildir.
120. İkinci olarak başvurucu, radyoda ve televizyonda yapılan reklamın diğer medya alanlarına göre artık pahalı olmadığını savunmaktadır. Bu teze Hükümet itiraz etmektedir. Mahkeme bu konuda, High Court önündeki yargılama sırasından Yargıç Ousleyin yaptığı gibi (yukarıdaki paragraf 17), bu medya alanları üzerinden yapılan reklamların bir avantaj sağladığını, reklam verenler ile yayınlayanların bu avantajın farkında olduklarını, bu avantajı elde etmek için reklam verenlerin yayıncılara yüksek oranda ödeme yaptığını ve bu durumun kamusal tartışmalara katılan hükümetdışı kuruluşlar için söz konusu olmadığını gözlemlemenin yeterli olduğunu belirtmektedir.
121. Üçüncü olarak başvurucu, yasağın orantılılığını değerlendirmek için, siyasi partilere politik ve seçimlerle ve referandum kampanyaları ile ilgili reklam yapmak için bedava yayın süresini verilmesinin önemli bir unsur olmadığını savunmaktadır. Tam tersine Mahkeme, genel tedbirin sonucu olan global denge incelemesinde (yukarıdaki paragraflar 106 ile 111 arası), her ne kadar başvurucuyla ilgili olmasa da, demokratik sürecin merkezinde bulunan organlar için yasağın kontrolünün yumuşatılmasını dikkate alınması gerektiğini belirtmektedir.
122. Dördüncü olarak başvurucu, Hükümetin sosyal hakları savunan derneklere seçim dönemleri dışında reklam yapabilmelerine imkan verecek şekilde söz konusu yasağın kapsamını sınırlayabileceğini savunmaktadır. Hukuki makamlar ve parlamenterlerden oluşan makamlar, daha az sınırlayıcı bir yasağa karşı sunulan argümanların geçerliliğini kabul etmişlerdir ve Hükümet yeniden Mahkeme önünde, iki risk ortaya çıkarma kaygısı konusunda ısrar etmiştir: kötüye kullanma riski ve keyfilik riski. Birinci risk özellikle, iç hukuk yargı organlarının taktirine bağlıdır (yukarıdaki paragraf 108); ikinci riske gelince Mahkeme, başvurucu tarafından düşünülen opsiyonun, zengin olan kurumların kendi fikirlerini yaymak için sosyal hakları savunan kurumlar kurabileceği konusundaki kaygıların mantıklı olduğunu belirtmektedir. Aynı şekilde, zengin kurumlar yayın süresini toplamak amacıyla benzer çok sayıda çıkar grubu kurarak, reklam harcamaları konusunda belirlenen en yüksek miktarı etkisiz hale getirebilirler. Mahkeme ayrıca, değişik reklam verenleri ve değişik mesajları olaydan olaya bakarak birbirinden ayırma gerekliliğini ortaya koyan yasağın, ulaşılmak istenen amaca ulaşmak konusunda etkili bir yol oluşturmadığı kaygısının da mantıklı olduğunu düşünmektedir. Mahkeme özellikle, mevzuat ile ilgili düzenlemenin karmaşıklığı dikkate alındığında, bu kontrol şeklinin, belirsizlik, uyuşmazlık, harcama ve keyfiliğin kaynağı olabileceğini ve ayrımcılık ve keyfilik iddialarına neden olabileceğini ifade etmektedir. Bu nedenler bir genel tedbirin kabul edilmesini haklı kılabilmektedir (yukarıdaki paragraf 108). Dolayısıyla, Hükümet tarafının başvurucu tarafından önerilen opsiyonun pratikte uygulanamayacağı ve söz konusu yasal düzenlemenin temel taşını oluşturan radyo ve televizyon kanallarının tarafsızlığı ilkesine zarar vereceği konusunda kaygı duyması mantıklıdır (yukarıdaki paragraf 62-64).
123. Mahkeme ayrıca, radyoda ve televizyonda paralı politik reklamların düzenlenmesi konusunda Taraf Devletler arasında bir konsensüs olmadığının altını çizmektedir (yukarıdaki paragraf 65-72). Bu durumu taraflar kabul etmektedir. Bu konuda Mahkeme, kamu çıkarını ilgilendiren konularda normal olarak verilen taktir yetkisine göre, Taraf Devletlerde konsensüs olmaması durumunda biraz daha fazla geniş taktir yetkisi verilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Hirst (no 2), § 81, TV Vest, § 67, yukarıda adı geçen kararlar, ve Société de conception de presse et dédition ve Ponson/Fransa, no 26935/05, §§ 57 ve 63, 5 Mart 2009). EPRAnın altını çizdiği gibi, bu bağlamdan alınan karşılaştırmalı verilerin, dikkatli işlenmesi gerektiği doğrudur (yukarıdaki paragraf 65). Ancak, her ne kadar bugün geniş yasaklardan vazgeçme konusunda bir eğilim olsa da, bu durumdan bu tür reklamları düzenlemek için Taraf Devletlerin kendi demokrasi vizyonlarında çok sayıda yönteme başvuramayacağı sonucu çıkmamaktadır; bu durum, tarihi gelişim içerisinde gözlemlediğimiz farklılıkların, kültürel farklılığın, devletlerin politik düşüncelerinin fazla olduğunu yansıtmaktadır (Scoppola (no 3), yukarıda adı geçen karar, § 83). Bu alanda konsensüsün olmaması, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin radyo ve televizyon medyalarında paralı politik reklam sorununu incelediği zaman, bu konuda baskın olan pozisyonu tavsiye etmekten kaçınmasına neden olmuştur (yukarıdaki paragraflar 73-75). Bu konsensüs yokluğu aynı zamanda, kamuyu ilgilendiren konularda ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamalar konusunda devlete tanınan bir taktir yetkisini genişlemektedir.
124. Son olarak Mahkeme, başvurucu için söz konusu yasağın uygulanmasının ortaya çıkardığı sonuçların, yukarıda belirtilen ve söz konusu genel tedbiri destekleyen ikna edici nedenlere baskın gelmediğini belirtmektedir (yukarıdaki paragraf 109).
Bu konuda Mahkeme, diğer iletişim araçlarının başvurucuya açık olduğunu ve bu durumun potansiyel olarak faydalı olan medya alanlarına erişimin sınırlanmasının orantılılığının değerlendirilmesinde önemli bir faktör oluşturduğunu hatırlatmaktadır (Appleby ve diğerleri, yukarıda adı geçen karar, § 48, ve Mouvement raëlien suisse, yukarıda adı geçen karar, §§ 73-75). Özellikle hükümetdışı kuruluş olan başvurucu her zaman, kendini politik anlamda ifade etmek için radyo ve televizyon programlarına (yani paralı reklamın dışındaki programlar) erişebilmektedir. Başvurucunun ayrıca, bir dernek ayağı kurarak politik olmayan konularda medya üzerinden reklamlar yayınlatabilme ihtimali vardır; kaldı ki bir dernek ayağı kurmanın masrafının yüksek olduğu ortaya konulmamıştır. Bununla birlikte ve önemli bir noktada başvurucu, özellikle yazılı basın ve (sosyal medya dahil olmak üzere) internet yoluyla radyo ve televizyon dışında hiçbir engelleme olmadan diğer iletişim araçlarına erişimden faydalanmaktadır ve aynı şekilde gösteri yürüyüşleri düzenleyebilir ve afişler ve bildiriler dağıtabilir. Her ne kadar sosyal medyalarla birlikte internetin Savunmacı Devlette, radyo ve televizyona göre daha fazla etkili olduğu ortaya konulmamışsa da (yukarıdaki paragraf 119), bu yeni medya alanları, başvurucunun amaçlarını anlamlı bir şekilde gerçekleştirmesine imkan tanıyan güçlü iletişim araçlarını oluşturmaktadır.
125. Bu nedenle Mahkeme, ulusal makamlar tarafından başvurucuya uygulanan yasağın haklılığı konusunda öne sürülen gerekçelerin yerinde ve yeterli olduğu kanaatindedir. Dolayısıyla söz konusu tedbir başvurucunun ifade özgürlüğü hakkına yapılan orantısız bir müdahale oluşturmamaktadır. Sonuç olarak Sözleşmenin 10. maddesi ihlal edilmemiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME,
1. Oybirliğiyle, başvurunun kabuledilebilirliğine;
2. Dokuza karşı sekiz oyla, Sözleşmenin 10. maddesinin ihlal edilmediğine;
Karar vermektedir.
İngilizce ve Fransızca hazırlanan bu karar, 22 Nisan 2013 tarihinde Mahkeme İçtüzüğünün 77 §§ 2 ve 3 maddeleri uygulanarak ilan edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy