(AİHS m. 6, 8, 29, 34, 35, 41, 44)
(Başvuru no: 60328/09)
KARAR
STRASBOURG
3 Mayıs 2012
İşbu karar Sözleşmenin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı değişikliklere tabi tutulabilir.
İlker Ensar Uyanık v.Türkiye davasında,
10 Nisan 2012 tarihinde,
Başkan
Françoise Tulkens,
Yargıçlar,
Danute Jociene,
Dragoljub Popovic,
Işıl Karakaş,
Guido Raimondi,
Paulo Pinto de Albuquerque,
Helen Keller, ve Daire yazı işleri müdürü Stanley Naismith, katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Dairesi), söz konusu başvuru ile ilgili yapılan müzakereler sonrasında aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (60328/09 nolu) dava, Türk vatandaşı İlker Ensar Uyanıkın (başvuran) 31 Ekim 2009 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi-AİHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) yapmış olduğu başvuran ibarettir.
2. Başvuran, İzmirde görev yapan avukat A. Dokucu tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, ulusal yargı organlarının La Haye Sözleşmesi hükümlerine aykırı davranması nedeniyle bu yargı organları nezdinde yürütülen davanın adil olmamasından şikâyetçi olmuştur.
4. Başvuru 23 Nisan 2010 tarihinde, Hükümete iletilmiştir. Sözleşmenin 29 § 1 maddesinin verdiği yetkiye dayanarak, Daire, davanın kabul edilebilirliği ve esası hakkında birlikte karar vereceğini bildirmiştir.
OLAY ve OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran, 1970 doğumlu olup Durhamda (Amerika Birleşik Devletleri - ABD) ikamet etmektedir.
6. 19 Kasım 2000 tarihinde, başvuran evlenmiştir. Ardından, eşiyle birlikte ABD ye yerleşmiştir.
7. 9 Şubat 2006 tarihinde, müşterek kızları Yasemin Nur dünyaya gelmiştir.
8. 29 Ağustos 2007 tarihinde, başvuran, eşi ve kızları tatil için Türkiyeye gitmişlerdir.
9. 2007 Eylül ayında, başvuranın eşi başvuranı terk edip Türkiyeye dönmüş ve bir daha kızıyla ABDye geri dönmemiştir.
10. 28 Kasım 2007 tarihinde, başvuran, ABD (Durham)a tek başına dönmüş, çocuğun velayeti için Durham Kontluğu Sivil Mahkemesine başvuruda bulunmuş ve Amerikan Merkezi otoritesinden kızının kendisine verilmesini talep etmiştir.
A. Ulusal mahkemeler huzurunda Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yönlerine ilişkin La Haye Sözleşmesi gereğince dava başlatılmıştır.
II. 25 Ekim 1980 tarihli La Haye Sözleşmesinin Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yönlerine (La Haye Sözleşmesi) ilişkin hükümlerine dayanarak, Amerikan Merkezi otoritesi Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü (Genel Müdürlük)ne başvurmuştur.
12. Adalet Bakanlığı 3 Nisan 2008 tarihinde İzmir Cumhuriyet Savcılığından (Cumhuriyet Savcısı) özellikle La Haye Sözleşmesinin 7. maddesi çerçevesinde çocuğun yerinin belirlenmesi ve gözden kaybedilmemesi amacıyla önleyici tedbirlerin alınması konusunda talepte bulunmuştur. Bu çerçevede ayrıca, Türkiyede, kızına bakma isteğinin nedenlerinin tespiti için başvuranın eşinin ifadesi alınmış ve çocuğun uzlaşmayla ABD ye (Durham) dönmesi için eşin buna hazır olup-olmadığı hususu incelemeye tabi tutulmuştur.
13. Cumhuriyet Savcısı tarafından 4 Nisan 2008 tarihinde, başvuranın eşinin ifadesi alınmıştır. İfadesinde, kocasının 27 Eylül 2007 tarihinde kızının ve kendisinin pasaportunu alıp Türkiyeden ayrıldığını, bu nedenle ABDye (Durham) dönmediğini bildirmiştir. Başvuranın eşi, öte yandan 26 Eylül 2007 tarihinde karnında yaşamını yitiren bebeğinin alınması için kürtaja maruz kaldığını belirtmiştir. Ayrıca kendisine tebliğ edilen mahkeme celbi ile kocasının ABDde (Durham) boşanma davası açtığını öğrendiğini, bu nedenle kendisinin de boşanmak için mahkemeye başvurduğunu ve kızının velayetini talep ettiğini belirtmiştir.
14. 17 Nisan 2008 tarihinde, Genel Müdürlük, Aile Mahkemesi nezdinde çocuğun ABDye (Durham) dönmesi hususunda dava açması için Cumhuriyet Savcılığına başvurmuştur. Ayrıca, Genel Müdürlük çocuğun, iade talebinin değerlendirilmesi ve hâlihazırda bulunduğu yeri terk etmesine ilişkin yasak hakkında karar verilinceye kadar İzmir Aile Mahkemesinde görülen boşanma davası ile çocuğun velayetine ilişkin durumun incelenmesinin ertelenmesini talep etmiştir.
15. Cumhuriyet Savcısı, 22 Nisan 2008 tarihinde, başvuranın yerine İzmir Aile Mahkemesine başvurmuştur. Savcı, çocuğun bulunduğu yerden ayrılması konusundaki yasakla ilgili bir karara varılarak, çocuğun iade edilip-edilmemesi hakkında karar verilmesini ve son olarak, La Haye Sözleşmesinin 16. maddesi gereğince Aile Mahkemesi nezdindeki boşanma ve velayet davasının ertelenmesini talep etmiştir.
16. Aynı gün, İzmir Aile Mahkemesi Yasemin Nur hakkında ülke dışına çıkartılma yasağı koymuştur.
17. Başvuran, 23 Haziran 2008 tarihinde, İzmir Aile Mahkemesine sunduğu dilekçeyle çocuğun velayetinin paylaştırılması için Amerikan Mahkemelerinin çocuğun bakım ve muhafazasına dair geçici tedbir kararı verdiğini, bu karara uymadığını, ayrıca karısının idari olarak ABD ye dönme imkânı olduğunu bildirmiştir. Başvuran, ayrıca velayet hususundaki uyuşmazlığını çözmeye Amerikan mahkemelerinin yetkili olduğunu, çünkü ikametgâhlarının bu mahkemelerin idari sınırları içerisinde bulunduğunu ve bu durumun karısı tarafından kabul edildiğini vurgulamıştır.
18. 24 Haziran 2008 tarihli duruşmada Cumhuriyet Savcısı, 25 aylık çocukla alakalı uzman psikolog raporuna ihtiyaç bulunmadığını vurgulamıştır. Savcı, ayrıca çocuğun iade edilmesi gerektiğini, zira, çocuğun Türkiyede bulunmasının La Haye Sözleşmesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Aynı gün (24 Haziran 2008 ), İzmir Aile Mahkemesi çocuğun iade talebini aşağıda belirtilen gerekçe uyarınca reddetmiştir. Mahkemenin olaya dair gerekçesi şu şekildedir:
(
) Sözleşmenin hükümlerine dikkate alarak, Mahkeme yargılamayı hızlandırmıştır (
)
Çocuğun kişisel, sosyal, fizyolojik durumu ile tarafların iddiaları, olayların ışığında incelenmiştir (
)
1. Çocuk emzirme yaşından henüz çıkmamıştır(
)
2. Çocuk yirmi beş aydan küçüktür ve babadan ziyade anne sevgisine muhtaçtır (
)
3. Boşanma davası derdesttir (
) Türk Hukuk Sistemine göre tarafların ayrı yaşam hakkı bulunmaktadır. Anneyi eşiyle birlikte yaşamaya zorlayan kanun ya da kural mevcut değildir
4. Çocuğun yaşı ile anneyle olan ilişkisi dikkate alındığında çocuğun menfaati ile ihtiyaçları öne geçmektedir (
) Çocuğun yaşı ve menfaati bakımından kalacağı en iyi yer annesinin yanıdır
5. Boşanma aşamasında olan tarafların ilişkileri (tartıştıklarında) çocuk için tehlikeli olabilmektedir (
) Ayrıca, annenin yeşil kart sahibi (ABD de yaşamasına imkân tanıyan kart) olması ABD de (Durham) yaşamasını zorunlu kılmamaktadır. Tarafların, her ikisinin de aynı zamanda Türk vatandaşı olmaları ikametlerine ve çocuğu görmelerine bir engel teşkil etmemektedir.
6. Aile Mahkemesi huzurunda boşanma davası derdesttir (
) Babaya savunma imkânı tanımaktadır (
) Eşlerin çocukla alakalı kişisel ilişkilerinin engel teşkil etmediği açıkça görülmektedir.
7. Her ikisinin de Amerikan vatandaşı olması sebebiyle, haklarını Türkiyede aramalarına mani olmaktadır.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle, çocuğun iadesi kendi açısından hak ve menfaatlerine aykırı olmaktadır ve talebi reddetmek (uygun) gerekmektedir (
)
(
) Şikâyetçi tarafın iddiaları ile davalı tarafın açıklamaları çerçevesinde, çocuğun mevcut yaşı ile anneyle ilişkileri ayrıca kendisini ifade edecek yaşta bulunmaması da dikkate alınarak rapor düzenlemeye gerek duyulmadığına karar vermiştir (
) çocuğun halen çok küçük olmasına (bakarak) anne sevgisi ve şefkatine ihtiyaç (kendisine) duyduğu görülmektedir: dava reddedilmelidir (
)
19. 9 Temmuz 2008 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, 24 Haziran 2008 tarihli kararı temyiz etmiş ve verilen kararın La Haye Sözleşmesi Hükümlerine aykırı olduğunu iddia etmiştir.
20. Keza, 11 Temmuz 2008 tarihinde, başvuran da kararı temyiz etmiştir. Temyiz başvurusunda özetle, Uluslararası Çocuk Kaçırmanın (5717 nolu kanun) Hukuki Yön ve Kapsamına Dair (5717 nolu kanun) Kanun hükümleriyle birlikte La Haye Sözleşmesi hükümlerinin de dikkate alınmadığını iddia etmiştir.
21. Yargıtay 19 Şubat 2009 tarihinde, mevcut kararın yasalara uygun olması ve özellikle delillerin takdirinde hata yapılmadığı gerekçeleriyle yerel mahkeme kararını onamıştır.
22. Başvuran 26 Mart 2009 tarihinde, Yargıtayın bu kararına karşı karar düzeltme talebinde bulunmuş ve talebinde verilen kararın Yargıtayın yerleşik içtihadına aykırı olduğu iddiasında bulunmuştur. Ayrıca ulusal yargı organlarınca verilen kararda esas gerekçe olarak çocuğun yaşının dikkate alınmasına itiraz etmiştir. Başvuran, La Haye Sözleşmesi hükümleri çerçevesinde ulusal yargı organlarınca çocuğun iade edilmesine ilişkin sorun hakkında karar verilirken, iade halinin çocukta fiziki ya da psikolojik sorunlar oluşturup-oluşturmayacağını dikkate alması gerektiğini iddia etmiştir.
23. Yargıtay 1 Temmuz 2008 tarihinde bu başvuruyu reddetmiştir.
B. Amerikan Mahkemeleri huzurunda karar
24. 8 Mayıs 2008 tarihinde, Durham Kontluğu, Kuzey Karolina Devlet Hukuk Mahkemesi başvuranın geçici velayet talebini karara bağlamıştır. Bu kararın, ilgili kısmı şu şekilde okunabilir:
(
) Olayların kronolojisi (
)
4. Tarafların, 9 Şubat 2006 doğumlu Yasemin Nur adında bir çocukları bulunmaktadır; Kızları, yirmi beş aylıktır. Yasemin hem Amerikan hem Türk vatandaşıdır
5. Evlilik süresince, taraflar çocuğun bakımıyla yakından ilgilenmişlerdir (
)
8. 29 Ağustos 2007 tarihinde (
), şikâyetçi, eşi ve çocukları ailelerini ziyaret etmek üzere Türkiyeye gitmişlerdir (
) Planlanan ziyaret, 22 Ekim (2007) tarihine kadar sürecekti ve tarafların gidiş-dönüş uçak biletleri bulunmaktaydı (
)
10. Taraflar arasında 9 Eylül 2007 tarihinde tartışma meydana gelmiştir (
) Şikâyetçinin itirazına (rağmen) ve birkaç tartışmanın ardından, davalı (karısı) küçük çocuğuyla birlikte ailesinin evine yerleşmiştir (
) 9 Eylül (2007) tarihine kadar, şikâyetçi karısı ve kızını görmemiştir (
)
Şikâyetçi karısını önceden bilgilendirmeden ve rızasını da almadan uçak biletlerinin (Durhama dönüş) tarihini değiştirmiştir (
) 27 Eylül (2007) tarihinde, küçük çocuğunun pasaportu şikâyetçide bulunmuştur.
Davalı (karısı) yeni tatil tarihini öğrenmiş, ancak 27 Eylül (2007) tarihinde havaalanında bulunmamıştır. Şikâyetçi, çocuğunun pasaportuyla A.BD ye (Durham) yalnız gitmiştir. Davalı (karısı), küçük çocuğuyla Türkiyede kalmıştır (
)
12. Şikâyetçi, ABD ye döndüğü tarihten itibaren küçük çocuğu ve davalıyla irtibata geçmek istemiş ancak başarısız olmuştur. Şikâyetçi, ayrıca ısrarla kızını webcamdan görebilmeyi talep etmiştir.
(
) 15. Şikâyetçi halen çocuğunun ve davalının pasaportlarını elinde bulundurmaktadır. Davalı, bu nedenle ikinci kez kendisine pasaport çıkartmıştır.
16. Şikâyetçi, La Haye Sözleşmesi aykırı olarak, davalının yasadışı bir şekilde Yasemini (kızı) alıkoyduğunu iddia ederek başvuruda bulunmuştur.
17. Davalı tarafın vekili, davalının La Haye Sözleşmesi çerçevesinde yaptığı başvuruya bağlı olarak federal (polis) tarafından yakalanmadığı takdir de müvekkilinin A.BD ye (Durham) dönmeye istekli olduğunu açıklamıştır (
)
18. (Dikkat çekilecek nokta) Davalının küçük çocuk ile A.B.D ye dönmesi halinde Federal Polis tarafından yakalanıp-yakalanmayacağı belirsizdir (
)
(
) 20. Davalı 7 Mart 2008 tarihinde (
) Durham Kontluğu Mahkemesi nezdinde (
) karşı dava talebinde bulunmuştur (
) Davalı, küçük çocuğunun ikametinin Durham Kontluğu olduğunu, velayetin başlamasını benimsemesinin bu Mahkemenin yetkisinde olduğunu kabul etmiş ve onamıştır (
)
21. Taraflar, küçük çocuğun bakımında etkin bir rol almışlardır.
22. Şikâyetçi, küçük çocuğu güvenilir ve kabiliyetli olarak büyütmesinin, çocuğun menfaatine uygun olduğunu gösterdiğini belirtmiştir.
23. Çocuğun mevcut yaşı ile gelişim durumu dikkate alındığında anne ve babasıyla ilişkilerini kesmemesi önemlidir.
24. Davalının, küçük çocuğunu Türkiyede tutması ya da şikâyetçi baba ile çocuğunun duygusal bir bağ kurmasının engellenmesi onun menfaatine aykırıdır.
Bu nedenle Mahkeme (...), olayların gelişimini dikkate alarak (
) (karara varmıştır):
1. Taraflar arasındaki mevcut uyuşmazlığın çözümü hususunda Durham Kontluğu Mahkemesi yetkilidir. Özellikle, çocuk velayetin belirlenmesi de Mahkemenin yetkisi dâhilindedir (
)
3. Taraflar (anne-baba), küçük çocuğu fiziksel ve hukuki yönden büyütmeye kabiliyetlidirler.
4. Tarafların (anne-baba), çocuğun velayetini birlikte paylaşmaları fiziksel ile hukuki yönden çocuğun menfaatinedir (
)
Açıklanan nedenlerle aşağıdaki gibi karar verilmiştir:
1. Şikâyetçi ve davalının (anne), 9 Şubat 2006 doğumlu küçük çocuk Yaseminin velayetini birlikte paylaşmalarına,
2. Küçük Yasemin ABD (Durham)ye döndüğünde, velayeti taraflarca fiziki olarak (tarafların aralarında anlaştıkları sürelere göre) birlikte paylaşılmak zorundadır. Şayet, taraflar fiziksel olarak velayet için takvim oluşturup anlaşmaya varamazlarsa; Mahkemenin, yeni bir kararına kadar velilerin her ikisinde dönüşümlü olarak çocuğun iki gün kalmasına (
)
6. Küçük Yasemin davalı anneyle Türkiyede kaldığında ise; şikâyetçin elektronik iletişim yoluyla (webcam) ve ABD saatiyle her gün sabah 7 (yedi) de görmesi gerektiğine (
)
(
) 8. Bu karar, geçici bir velayet kararıdır (
)
25. Aynı Mahkeme başvuranın webcam yolu ile kızını görme hakkına davalının saygı göstermeyip itiraz ettiğini 1 Nisan 2009 tarihi itibariyle saptamış ve sonuç olarak Mahkemenin mevcut kararını değiştirmesini ya da başka bir karar vermesini talep etmiştir. Mahkeme, başvuranın gün de iki defa webcam (bilgisayar ortamında görüntülü iletişim sistemi) yoluyla kızını görme hakkına sahip olduğunu ve iki velinin bu kararın uygulanması için şartları günlük olarak değerlendirmeleri gerektiğini belirtmiştir.
26. Bu Mahkeme 30 Nisan 2009 tarihinde, ayrıca başvuranın çocuğunun temelli yanında kalması talebin hakkında karar vermiştir Mahkeme, eşlerin 18 Aralık 2008 tarihinde boşandıklarını ve davalının (karısı) duruşmalara katılmadığını ancak vekil aracılığıyla temsil edildiğini ve geçici velayetin 11 (on bir) aydır uygulandığını belirtikten sonra, 8 Mayıs 2008 tarihinde kabul edilen geçici velayetin sürekli hale getirilmesine karar vermiştir.
II. İLGİLİ ULUSAL VE ULUSLARARASI HUKUK
27. 22 Kasım 2007 tarihli ve 5717 sayılı Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukukî Yön ve Kapsamına Dair Kanun, 4 Aralık 2007 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu kanunda La Haye Sözleşmesi hükümlerinin uygulanmasına imkân sağlayacak takip edilmesi gerekli ilke ve usuller belirlenmiştir.
28. Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yönlerine İlişkin 25 Ekim 1980 tarihli La Haye Sözleşmesinin (Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından onaylanmıştır) ilgili hükümleri özellikle Maumousseau ve Washington v. Fransa (no.39388/05, § 43, 6 Aralık 2007) davasında ifade edilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
29. Başvuran, ulusal yargı organlarınca La Haye Sözleşmesi hükümlerine riayet edilmemesinden, adil yargılama yapılmamasından, kararın gerekçesinin yetersiz olmasından ve Yargıtayın yerleşik içtihatlarına aykırı karar verilmesinden şikâyetçidir.
Başvuran, çocuğun iadesinin La Haye Sözleşmesinin 12. maddesi uyarınca gereklilik olduğunu belirtmiş ve iadesini talep etmiştir.
Başvuran, Sözleşmenin 6. maddesine dayanmıştır; bu madde ise aşağıdakileri öngörmektedir:
Herkes medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar (
) konusunda karar verecek olan (
) bir mahkeme tarafından (
) davasının makul bir süre içinde (
) açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.
30. AİHM, davaya ilişkin olay ve olguların hukuki değerlendirmesini yapma yetkisinin kendisinde bulunduğunu ve bu değerlendirmeyi yaparken başvuranların ya da hükümetlerin yaptığı tanımlamalarla bağlı olmadığını hatırlatmaktadır. Örneğin, AİHM, jura novit curia ilkesi gereğince, şikâyetleri, tarafların ileri sürmediği kanun maddeleri veya paragraflar açısından da resen inceleme yetkisine sahiptir. Aslında bir şikâyet, ileri sürülen basit hukukî araç ve argümanlarla değil, ilişkili olduğu somut olaylar çerçevesinde belirginleşir (bkz., mutatis mutandis, Guerra ve diğerleri v. İtalya, 19 Şubat 1998, § 44; Karar ve hükümlerin derlemesi 1998-1; Berktay v. Türkiye, no.22493/93, § 167, 1 Mart 2001).
31. Mahkeme, Sözleşmenin 6 § 1 ve 8. maddelerince sağlanan garantilerin öngörüldüğü amaçlarındaki faklılık duruma göre içlerinden biri veya diğeri uyarınca bir takım olguların incelenmesini gerektirebileceğini belirtmektedir. (Bianchi v İsviçre, no.7548/04, § 113, 22 Haziran 2006).
32. Somut olayda, Mahkeme, başvuranın, kızının ABD ye geri gönderilmesi amacıyla ilgili makamlara bir dizi idari ve adli müracaatta bulunduğunu tespit etmiş ve bu iade talebini geri çeviren ulusal yargı organlarının kararlarının yerinde olmadığını belirtmiştir. Bu bakımdan, Mahkeme, çocuklar ve ebeveynler arasındaki ilişkilerden kaynaklı şikayetlerin Sözleşmenin 8. maddesi uyarınca aile hayatı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır. (bkz. diğer kararlar arasında, Maire v. Portekiz, no. 48206/99, §68, AİHM 2003-VII).
33. Mahkeme, Sözleşmenin 8. maddesi uyarınca tedbir kararının verilmesine ilişkin olarak yapılan yargılamanın adil olması ve Devletin ilgili ebeveyn ve çocuğu birleştirmek için uygun tedbirleri alması gerektiğini hatırlattıktan sonra, (özellikle Zavrel v. Çek Cumhuriyeti, no. 14044/05, §32, 18 Ocak 2007 ve Karoussiotis v. Portekiz, no.23205/08, § 55, 1 Şubat 2011),somut olaya ilişkin koşulları dikkate alarak, şikayetin Sözleşmenin 8. maddesi bağlamında incelenmesine ve ayrıca 6. maddeye ilişkin inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar vermiştir. (benzer bir yaklaşım için bkz. özellikle, Amanalachioai v. Romanya, 4023/04 nolu, §63, 26 Mayıs 2009, Raban v.Romanya, 25437/08 nolu, §23, 26 Ekim 2010, ve Bergmann v.Çek Cumhuriyet, 8857/08 nolu, §39, 27 Ekim 2011). Bu madde özellikle şunu öngörmektedir: 1. Herkes özel ve aile hayatına (
) saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak (
) başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabilir.
A. Kabul edilebilirliğe dair
34. Hükümet, başvuranın iç hukukta şikâyetlerini dile getirmediği, dolayısıyla iç hukuk yollarını tüketmediği için başvurunun reddedilmesini talep etmiştir.
35. Başvuran, bu iddiaya kabul etmemiştir.
36. AİHM, Mahkemeye yapılması düşünülen şikâyetin öncelikle ulusal yargı organları nezdinde ve iç hukukta belirtilen usul ve sürelere ilişkin koşullara uyularak yapılması gerektiğini hatırlatmaktadır (bkz. Cardot v. Fransa, 19 Mart 1991, A Serisi, no.200, § 34). Mahkeme, somut olayda, başvuranın, La Haye Sözleşmesinin ilgili hükümlerine dayanarak kızının kendisine iadesi talebiyle yetkili mahkemelere başvurduğunu tespit etmektedir. Aynı şekilde, Cumhuriyet Savcısı tarafından yürütülen davada da davacı/şikâyetçi sıfatıyla taraf olarak yer almıştır (yukarıdaki 10, 17, 20 ve 22. paragraflar). Başvuran, ayrıca, karar düzeltme talebinde bulunarak uyuşmazlığın çözümünde Yargıtay içtihatlarının uygulanmadığını vurgulamıştır (yukarıdaki 22. paragraf).
37. Mahkeme, açıklanan nedenlerle, başvuranın iddialarını usulüne uygun olarak iç mahkemelere taşıdığı kanısındadır. Sonuç olarak, Hükümetin ön itirazı reddedilmelidir.
38. AİHSnin 35 § 3. Maddesi anlamında, başvuranın şikâyetinin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, başka bir kabul edilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmiştir. Dolayısıyla söz konusu şikâyet kabul edilebilir niteliktedir.
B. Esasa dair
1. Tarafların iddiaları
39. Hükümet, olayların yaşandığı dönemde başvuranın kızının, yaşı nedeniyle - yirmi beş aylık - Aile Mahkemesi tarafından belirlenen koşullar da dikkate alındığında, baba ihtimamı ve şefkatinden ziyade annenin şefkat ve ihtimamına muhtaç olduğunu ileri sürmektedir. Hükümet, çocuğun yüksek menfaati ile ihtiyaçları dikkate alınarak ulusal mahkemelerce başvuranın talebini reddedildiğini belirtmektedir.
40. Hükümet, ayrıca yerel mahkemelerce çocuğun annesi tarafından kaçırıldığı sonucuna varılmadığını ve babasından habersiz davalıda (anne) kaldığının kabul edildiğini belirtmiştir. Hükümet, dosyadaki delilleri dikkate alarak başvuranın (baba) karısı ile çocuğunu Türkiyede bıraktığını ve tek başına ABDye döndüğünü eklemektedir. Hükümet, sonuç olarak, İzmir Aile Mahkemesinin başvuranın (baba) kızıyla olan ilişkilerinde herhangi bir engel bulunmadığına dair kararına da atıf yapmıştır.
41. Öte yandan, Hükümet, başvuranın (baba) dava süresince istediği bir avukat ile temsil edildiğini ve talep üzerine delillerini sunma imkânı bulduğunu vurgulamıştır. Böylece, başvuran (baba) karısının iddialarına karşı savunma imkânı bulmuştur. Mahkemelere gelince, yargı makamları tarafların sunduğu deliller ışığında gelişmeleri incelemişlerdir. Yargı organları, özellikle dava ile davaya münhasır gelişmeleri dikkate alarak hukuk kurallarını uygulamışlardır. Dolayısıyla, somut olayda, Yargıtay ilamı ile yerel mahkeme kararları arasında çelişki bulunmamıştır. Benzer davalarda Yargıtay kararları arasında da içtihat farklılığı bulunmamaktadır.
42. Başvuran (baba), kızının kendi rızası dışında her zamanki ikamet ettiği evin uzağında yasadışı olarak tutulduğunu ileri sürmüştür. Başvurana göre, mevcut durum incelendiğinde, La Haye (Lahey) Sözleşmesinin 3,4 ve 5.maddesi anlamında çocuğun alıkonulması eylemi ortaya çıkmaktadır. Bu bakımdan, başvuran çocuğun gizlenmeden önce ikamet ettiği ülke olan, ABD hukuku gereğince velayetinin kendisine verildiğini belirtmiştir. Başvuran, küçük Yasemin yanında olmaksızın ABDye dönmesinin bir seçenekten ziyade zaruri bir durumdan, yani ikamet ve iş hayatından kaynaklandığını öne sürmüştür. Başvuran La Haye (Lahey) Sözleşmesi hükümleri gereğince, şartlar ne olursa olsun mevcut durumun çocuğun yasadışı tutulduğu gerçeğini değiştirmediğini eklemektedir.
43. Başvuran, ayrıca annenin ve müşterek çocuklarının ikametlerinin ABD olduğunu kabul etmiş ve velayete ilişkin sorunların çözüm yerinin bu ülkenin mahkemeleri olduğunu savunmuştur.
44. Başvuran, La Haye (Lahey) Sözleşmesinin 13/b maddesinin açıkça hangi şartlar altında çocuğun mutat ikametgâh ülkesine iadesinin reddedilebileceğini belirttiğini ifade etmiştir. Başvuran, somut olayda, bu metinde belirtilen riskler bulunmamasına rağmen yerel yargılama makamlarının vermiş olduğu kararların La Haye Sözleşmesinin 13/b maddesinde belirtilen şartlara uymadığını da eklemiştir. Bu bakımdan başvuran La Haye Sözleşmesi hükümleri uyarınca çocuğun yaşının, mutat ikametgahının belirlenmesi sırasında dikkate alınacak bir kriter olarak kabul edilemeyeceğini belirtmiştir. Başvuran bu durum hakkında ayrıca Yargıtayın çocukların iadesine ilişkin ihtilaflarda, bu çocukların yaşlarının kriter olarak kabul edilemeyeceğinin belirtildiği kararlarına atıf yapmıştır. Başvuranın iddiasına göre, çocukların mutat ikametgâhlarına dönüşlerinde kullanılan kriterlerde Yargıtayın önceki kararlarının aksine esaslı bir içtihat değişikliği olmuştur.
45. Başvuranın özellikle iddialarını desteklemek amacıyla Yargıtayın 23 Kasım 2006 (E. 20006/18756, K. 2006/16305) ile 31 Ekim 2006 (E. 2006/17797, K. 2006/14567) tarihli iki kararını sunmuştur. Yargıtay bu kararlarında, küçük yaştaki çocukların anne şefkatine ihtiyacı bulunması şartının La Haye Sözleşmesi hükümleri uyarınca çocuğun mutat ikametgâhına iade edilmesinde esas alınacak bir şart olmadığını kabul etmiştir. Keza, başvuran Yargıtayın 15 Haziran 2010 tarihli çocuğun iadesi kararlarının daha önce velayete veya ziyaret hakkına ilişkin olarak verilmiş mahkeme kararlarına bağlı olmadığına dair kararına da atıf yapmıştır.
46. Kısacası, başvuran, hükümetin Aile Mahkemesinin vermiş olduğu kararın kızıyla olan ilişkilerini engellemeyeceği iddiasına karşı çıkmaktadır. Bu bakımdan, çocuğunu görmek istediği her zaman Türkiyeye gitmesinin zorunlu olduğunu, ziyaret takviminin ise kısıtlı olduğunu ayrıca belirtilen tarihler dışında da anne istediği takdirde ziyaretlerin kabul edildiğini belirtmektedir.
2. AİHMnin değerlendirmesi
47. AİHM, öncelikle, yapacağı değerlendirmenin yerel makamlar önünde başvuranın kızının ABDye iade edilip edilmeyeceğinin incelenmesi esnasında uygulanan prosedürün Sözleşmenin 8. maddesi kapsamında öngörülen şartları taşıyıp taşımadığı ile sınırlı olduğunu belirtmektedir.
48. Mahkeme, başvuran ile kızı arasındaki ilişkin Sözleşmenin 8. maddesi kapsamında incelenmesi gereken aile yaşamına dair olduğu konusunda tartışma olmadığını not etmiştir. Bu durumda, Mahkemeye göre belirlenmesi gereken başvuranın iddiaları doğrultusunda yapılan işlemlerin Sözleşmenin 8. maddesinde belirtilen koşulları sağlayıp sağlamadığının tespit edilmesidir.
49. Bu bakımdan, Mahkeme, Sözleşmenin 8. maddesinin, çocuklarla ebeveynlerinin bir araya getirilmesi konusunda Taraf Devletlere emrettiği pozitif yükümlülüklere ilişkin koşulları daha önce bildirdiğini belirtmektedir. Mahkeme, ayrıca müteaddit defa belirttiği üzere 8.maddenin ebeveynlerden her birinin belirli şartlar altında çocuklarıyla görüşme hakkını da kapsadığını ve ulusal makamların da bu hususun sağlanması için gerekli tedbirleri alması gerektiğini ifade etmiştir (bkz., örneğin, Ignaccolo-Zenide v. Romanya, no.31679/96, § 94, CEDH 2000-I). Bununla beraber, ulusal makamların bu hususta her durumda mutlak tek bir karar almaları gerekli değildir. Alınacak her kararın niteliği ve kapsamı olayın kendine özgü şartlarına bağlı kalacaktır (Ignaccolo-Zenide v. Romanya, anılan, § 94).
50. Mahkeme ayrıca çocuğun iadesinin sağlanması için La Haye Sözleşmesine atıf yapılsa dahi sözleşmenin direkt olarak uygulanamayacağını belirtmektedir. Mahkemeye göre, çünkü bu uluslararası sözleşme tarafından, çocukların iadesine ilişkin Taraf devletlerin yükümlülükleri konusunda getirilen istisnalar, bizzat çocuğun kendisine ve yaşadığı çevreye dair objektif şartlara bağlıdır ve her somut olayda bu şartlar hakkında yorum yapma ve karar verme yetkisi de başvurulan yerel mahkemeye aittir. (Maumousseau ve Washington v.Fransa, 39388/05 nolu, §72, 6 Aralık 2007).
51. Mahkeme üstelik ilk etapta ulusal mevzuatın yorumlanması yetkisinin de yerel mahkemelere ait olduğunu hatırlatmaktadır. Aynı durum, iç hukukun uluslararası hukuk kurallarına veya uluslararası sözleşmelere atıf yaptığında da geçerli olmaktadır. Mahkemenin yetkisi, bu kuralların uygulanmasının veya yorumlanmasının Sözleşmeye uygun olup olmadığını denetlenmekten ibarettir (bkz. Waite ve Kennedy v. Almanya (BD), no.26083/94, §54, AİHM 1999-I; Neulinger ve Shuruk v. İsviçre (BD), no.41615/07, § 133, AİHM 2010).
52. Bu alandaki belirleyici mesele, Taraf Devletlerin sahip oldukları takdir hakkının sınırları dahilinde, yarışan çeşitli menfaatler arasında- çocuğun, ebeveynlerin ve kamunun menfaatleri - adil bir dengenin kurulup kurulamadığı hususudur(bkz., Maumousseau ve Washington, anılan, §62); ancak böyle bir durumda da çocuğun yüksek menfaatlerinin öncelik taşıdığı akılda tutulmalıdır (Neulinger ve Shuruk, anılan, § 134). Bundan dolayı, menfaatler arasında denge kurulurken, anne ve babanın özellikle çocukla düzenli ilişki kurmalarını sağlamaları konusundaki menfaatleri de dikkate alınması gereken bir faktördür (ibidem, § 134).
53. Mahkeme, ilgililerle sürekli ve direkt olarak iletişim halinde bulunan ve ihtilafa konu olay hakkında karar vermeye yetkili bulunan yerel yargılama makamlarının çocuğun menfaatinin takdirini somut olayda yapması gerektiğini belirtmektedir. Buna karşın, yerel yargılama makamlarının ihtilafa konu olay hakkında karar verdikleri sırada takip edilen yargılama prosedürünün adil olması ve ilgililere bütün haklarını kullanabilmeleri olanağını sağlanmalıdır (ibidem, § 139). Bu amaçla, AİHM, ulusal mahkemelerin özellikle olgusal, duygusal, psikolojik, maddi ve tıbbi nitelikteki bütün faktörler ile ailenin durumunu derinlemesine incelenip-incelenmediğini ve kaçırılmış çocuğun iadesine ilişkin başvuru bağlamında yüksek menfaatlerini tespit etmek suretiyle ilgili kişilerin de yararlarına ilişkin makul bir değerlendirme ve dengelemede bulunup bulunmadıklarını belirlemek durumundadır (bkz. Maumousseau ve Washington, anılan, §74 ve Neulinger ve Shuruk, anılan, § 139).
54. Mahkeme, somut olayda ilgilinin talebi gibi Yasemin Nurun ABDye olası iadesi hususunda özellikle La Haye Sözleşmesine dayanarak, ulusal yargı organlarının yerine geçerek karar vermesinin mümkün olmadığını öncelikle vurgulamaktadır (yukarıda bulunan 29 paragraf). Aynı şekilde, Mahkeme, Yasemin Nurun Birleşik Devletlere iadesinin La Haye Sözleşmesi çerçevesinde meşru olup-olmadığı konusunda yetkili otoritelerin yerine geçerek karar vermeye de yetkili olmadığını hatırlatmaktadır (Karoussiotis, yukarıda alınan §87). Daha önce belirtildiği gibi (yukarıda bulunan 51 paragraf), iç hukukun uluslararası hukuk kurallarına ya da uluslararası sözleşmelere atıf yaptığı durumlarda Mahkemenin görevi, bu kuralların uygulanması ve yorumlanması sırasında yapılan yorumun Sözleşmeye uygun olup olmadığının denetiminden ibarettir. Buna karşın, Mahkeme, yerel yargılama makamları önünde yürütülen yargılama prosedürünü denetlemeye yetkili olduğu gibi özellikle yerel mahkemelerin başvuranın aile hayatına saygı kuralına ilişkin olarak vermiş olduğu kararlarda esas aldığı gerekçelerin Sözleşmenin 8. maddesi bağlamında yeterli ve uygun olup olmadığını da denetlemekle görevlidir (Bianchi, yukarıda anılan 77§).
55. Mahkeme, somut olayın kendine özgü koşullarında, yerel mahkemelerin başvuranın bir avukatla kendini temsil edebildiği, delillerini dilediği gibi sunabildiği ve ayrıca karşı tarafın iddialarına itiraz edebildiği bir yargılama prosedüründen sonra olay hakkında karar verdiğini gözlemlemiştir. Buna karşın, başvuran yerel yargılama organlarının vermiş oldukları kararlarını dayandırdıkları gerekçelerin, La Haye Sözleşmesinde belirtilen prensiplere aykırı olduğunu ve bu kararların Yargıtayın benzer davalarda vermiş olduğun kararlara da aykırı olduğunu iddia etmiştir.
56. Bu bakımdan, Mahkeme, İzmir Aile Mahkemesinin çocuğun menfaatini dikkate alarak karar verdiğini ve ayrıca çocuğun annesiyle birlikte yaşamasının kendi menfaatine olduğunu kabul ettiğini belirtmiştir. Ayrıca, yerel mahkeme Türk hukuku uyarınca başvuranın kızının Türkiyede ikamet etmesinin mümkün olduğunu ve bu durumun çocuğun annesine ABDde kızıyla birlikte yaşaması konusunda hiçbir yükümlülük getirmediği kanaatine varmıştır (yukarıda geçen 18.paragraf).
57. Hükümetin, çocuğun iade talebinin reddedilmesine ilişkin yerel mahkeme kararının Lahey Sözleşmesinde belirtilen ilkelere uygun olarak verildiği iddiasına karşın, Mahkeme, yerel makamların vermiş oldukları olaya ilişkin kararları okuduktan sonra bu kararlarda esas alınan kriterlerin, sadece çocuğun yaşı ve annesinin şefkatine ve dikkatine ihtiyacı olduğunu gözlemlemiştir (yukarıda geçen 18.paragraf).
58. Aslında, La Haye Sözleşmesi çerçevesinde merkezi yetkili olarak kabul edilen Cumhuriyet Savcısının Adalet Bakanlığının talebi üzerine harekete geçip, somut olayın La Haye Sözleşmesinin uygulama alanına girdiğini ve İzmir Aile Mahkemesinin vermiş olduğu kararın bu sözleşmede belirtilen ilkelere aykırı olduğunu ifade etmesine rağmen, yerel yargılama organlarının ihtilafa konu olayı La Haye Sözleşmesi hükümleri çerçevesinde incelemediği gibi bu hükümleri dikkate alarak da karar vermediği anlaşılmaktadır.
59. Bu bakımdan AİHM, La Haye Sözleşmesinin 3. maddesi uyarınca, bir çocuğun geri dönmemesi; geri dönmemesinden hemen önce mutat ikametgâhının bulunduğu Devlet yasaları tarafından bir şahsa tek başına veya müştereken verilen koruma hakkının ihlali şeklinde meydana geldiği takdirde yasaya aykırı addedilir hükmünü hatırlatmaktadır. Oysa İzmir Aile Mahkemesinin gerekçeli kararında La Haye Sözleşmesinin 3.maddesi kapsamında başvuranın koruma hakkına sahip olup-olmadığının araştırılmadığı ortaya çıkmaktadır.
60. Mahkeme, ayrıca çocuğun mutat ikametgâhının ABD olduğu konusunda ihtilaf olmamasına rağmen, yerel yargı organlarının La Haye Sözleşmesi hükümleri uyarınca çocuğun ABDye iade edilmemesinin(buna karşın dava konusu edilmiştir) yasal olup olmadığı hususunda karar vermediklerini gözlemlemiştir (yukarıda geçen 24.paragraf). Aynı şekilde Yargıtayda temyiz prosedürü çerçevesinde, incelemesini sadece delillerin takdirinde hata yapılıp yapılmadığı ile sınırlı tutmuştur. (yukarıda geçen 21.paragraf).
61. Ayrıca Mahkeme, çocuğun iade edilmemesinin babasıyla kişisel ilişkilerine engel teşkil etmediği konusunu dikkate aldığında, İzmir Aile Mahkemesinin Yasemin Nurun Türkiyede kalması halinde babasıyla olan ilişkilerinin fiilen anlamsız hale geleceği gerçeğini yeterince göz önünde bulundurmadığını gözlemlemiştir Bu bakımdan, çocuğun menfaatinin takdirinde yaş küçüklüğünün bir kriter olarak kabul edilmesinde herhangi bir şüphe olmasa da, (Raban, yukarıda alınan, 38§) La Haye Sözleşmesi hükümleri çerçevesinde bu kriter iade talebinin reddini haklı kılmaya yetecek tek neden olarak kabul edilemeyecektir.
62. Yukarıda anlatılan hususlar ve dosyadaki eklere bakıldığında, Mahkeme, somut olayın koşullarında ulusal yargı organlarının ihtilafa konu aile ilişkilerini ilgilendiren konuda derinlemesine bir inceleme yapmadığını düşünmektedir. Ayrıca, Mahkeme, iç hukuktaki karar alma sürecindeki işlemlerin, Sözleşmenin 8. maddesinde belirtilen usuli gerekliliklere uygun olmadığını düşünmektedir. Tüm bu tespitler, Mahkemenin Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edildiği konusunda karar vermesi için yeterli olmaktadır.
II. SÖZLEŞME'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
63. Sözleşme'nin 41. maddesi şunu öngörmektedir:
"Mahkeme, Sözleşmenin veya Protokollerin ihlal edildiğini tespit ederse ve ilgili Sözleşmeci Devletin iç hukuku bu ihlali ancak kısmen giderme imkanı veriyorsa, Mahkeme gerekli görürse zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık verilmesine hükmeder"
A. Tazminat
64. Başvuran, manevi tazminat olarak 50 000 Euro (EUR) talep etmektedir.
65. Hükümet bu meblağa itiraz etmektedir.
66. Mahkeme, başvurana, manevi tazminat olarak 12 500 EUR ödemenin makul olduğu kanısındadır.
B. Masraf ve giderler
67. Başvuran, AİHM önündeki yargılama masraf ve giderleri için 4 000 EUR talep etmiştir. Başvuran, bu talebi desteklemek üzere, Amerikan yargı organları önünde yaptığı masraflara ait faturaları/hesap pusulası sunmuştur.
68. Hükümet, talep edilen miktara itiraz etmiştir.
69. Mahkemenin içtihadına göre, bir başvuran oranın gerçekliği, gerekliliği ve makul olduğu takdirde masraf ile giderlerin ödemesini elde edebilmektedir. Somut olayda, iddia ettiği hak konusunda belgelerin yoksunluğuyla yukarıda söylenen kıstaslara dayanarak, Mahkeme masraf ile giderlere ilişkin başvuranın talebini reddetmektedir.
C. Gecikme faizi
70. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermektedir.
BU GEREKÇELERLE, AİHM, OY BİRLİĞİ İLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşme'nin 6. maddesi bağlamında yapılan şikâyetleri incelemenin gerekli olmadığına;
4. a) AİHSnin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirasına çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak davalı devlet tarafından başvurana yargılama manevi tazminat olarak 12 500 EUR (on iki bin beş yüz Euro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına karar vermiştir.
5. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerini reddetmiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Sözleşmenin 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca, 3 Mayıs 2012 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy