(AİHS. m. 2, 6, 13, 14, 34) (BOZKIR VE DİĞERLERİ V. - TÜRKİYE DAVASI) (MOCANU VE DİĞERLERİ - ROMANYA DAVASI) (ABİK V. - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 50059/11)
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
STRAZBURG
11 Ekim 2016
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Hasan Yaşar ve diğerleri / Türkiye davasında,
Başkan
Julia Laffranque,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Jon Fridrik Kjolbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) 20 Eylül 2016 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (50059/11 no.lu) davanın temelinde, beş Türk vatandaşının, Hasan Yaşar, Ayişe Yaşar, Halime Yaşar, M. Harun Yaşar ve Devran Yaşar’ın (“başvuranlar”) 28 Nisan 2011 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması’na İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuranlar, Hakkâri Barosu’na bağlı Avukat K. Bayazit ve Avukat D. Uzunköprü tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2, 6, 13 ve 14. maddelerini ileri sürerek, yakınları İkbal Yaşar’ın yaşam hakkının ihlal edilmesinden şikâyet etmektedirler.
4. Başvuru, 3 Aralık 2012 tarihinde Hükümet’e tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuranlar Hasan Yaşar (1944 doğumlu), Ayişe Yaşar (1952 doğumlu), Halime Yaşar (1980 doğumlu), Harun Yaşar (2002 doğumlu) ve Devran Yaşar (2004 doğumlu) Türk vatandaşlarıdır.
Hasan Yaşar ve Ayişe Yaşar sırasıyla, (1979 doğumlu ve 23 Mart 2008 tarihinde hayatını kaybeden) İkbal Yaşar’ın babası ve annesidir. Halime Yaşar, İkbal Yaşar’ın dul kalan eşidir. Harun Yaşar ve Devran Yaşar ise, İkbal Yaşar’ın oğullarıdır.
A. 23 Mart 2008 Tarihli Olay
6. Hükümet, 22 Mart 2008 tarihinde saat 21.10 sularında, Emniyet Müdürlüğü’ne, ertesi gün gerçekleşecek olan gösteriler esnasında, göstericilerin içine sızan provokatörlerin, yasa dışı silahlı PKK örgütü (Kürdistan İşçi Partisi) tarafından “Devlete hizmet eden ajan” olarak değerlendirilen kişilere ateş edeceklerine dair isimsiz bir telefon geldiğini belirtmektedir. Hükümet, 23 ve 24 Mart 2008 tarihlerinde, Nevruz Bayramı kutlamalarında Yüksekova’nın (Hakkâri) farklı mahallelerinde çok sayıda yasa dışı gösterinin düzenlendiğini ifade etmektedir. Hükümet özellikle, yüzü maskeli kişilerin yolları kapattıkları, barikat kurdukları, taş ve molotof kokteyller atarak güvenlik güçlerine saldırdıkları yönünde açıklamada bulunmaktadır. Hükümet, güvenlik güçlerinin, göstericilere karşı tazyikli su ve göz yaşartıcı gaz kullandıklarını belirtmektedir.
7. 23 Mart 2008 tarihinde gerçekleşen gösteri sırasında, İkbal Yaşar bir mermiyle vurulmuştur. İlgili, Yüksekova Devlet Hastanesi’ne sevk edildiği esnada hayatını kaybetmiştir.
8. Dosyada aşağıdaki unsurlar bulunmaktadır.
Olayın meydana geldiği gün, İkbal Yaşar’ın yakınları – yani amcası S.Y. ve kuzenleri Sa. Y., B.Y. ve Ca. Y. –, İkbal Yaşar’ın yaralandığının farkına vararak, ilgiliyi, C.Y.nin kullandığı bir taksiyle Yüksekova Devlet Hastanesi’ne götürmeye çalışmışlardır. Ancak hastaneye doğru giderken, Topel Cengiz Caddesi’nde, güvenlik güçleri C.Y.’ye durması için işaret etmişlerdir. C.Y. polislerin bu uyarısına uymamış ve polis memurları, aracın ön camını kırarak aracı durdurmuşlardır. Daha sonra, İkbal Yaşar ambulans ile hastaneye nakledilmiştir. Ambulans hastaneye vardığında, İkbal Yaşar zaten hayatını kaybetmişti.
9. Aynı gün, polis memurları tarafından bir olay ve yakalama tutanağı düzenlenmiştir. Bu belgede, aşağıda yer alan olaylara ilişkin anlatıma yer verilmekteydi.
Güvenlik güçleri, 23 Mart 2008 tarihinde, izinsiz bir gösteriyi engellemek amacıyla şehir merkezinin hassas noktalarına yakın yerlerde saat 7.30’dan itibaren konuşlanmışlardır. Göstericilerin yasa dışı bir örgüt lehine sloganlar atmaya, güvenlik güçlerine taş ve molotof kokteylleri ile saldırmaya ve Kuruköy Mahallesi yakınında bulunan sokaklarda barikatlar kurmaya başlamaları nedeniyle, güvenlik güçleri tazyikli su ve göz yaşartıcı gaz ile olaya müdahale etmiştir. Saat 12.15 sularında, Şemdinli yolundan gelen bir araç, kendisine yapılan dur ihtarına uymamıştır; bunun üzerine aracın ön camına vurularak araç durdurulmuştur. Üç kişi arabadan inmiş ve kaçmaya çalışmıştır. Akabinde polis memurları kendilerini yakalamıştır. Aracın arka koltuğunda bir yaralının bulunduğunun farkına varılması nedeniyle, yaralı olan ilgili kişi ambulansa nakledilmiş ve hemen hastaneye götürülmüştür. Kimliklerinin tespit edilmesinin ardından, yakalanan kişiler (Ca.Y., S.Y., Sa.Y. ve B.Y.), polis tarafından serbest bırakılmışlardır.
B. Savcılık Tarafından Yürütülen Soruşturma
10. Yüksekova Cumhuriyet savcısı, İkbal Yaşar’ın ölümü hakkında derhal ceza soruşturması açmış ve güvenlik güçlerinden olay yerine erişimi kısıtlamalarını ve söz konusu yeri incelemelerini talep etmiştir.
11. Yüksekova Cumhuriyet savcısının emrine rağmen, güvenlik güçleri, PKK terör örgütü üyelerinin, İkbal Yaşar’ın yaralandığı yere bomba yerleştirdiklerine ve bilirkişilerin söz konusu yere intikal etmeleri halinde bombayı patlatmayı planladıklarına dair isimsiz bir telefon araması yapılması nedeniyle, aynı gün olay yerine gidememişlerdir.
12. Yine 23 Mart 2008 tarihinde, Yüksekova Cumhuriyet savcısının ve bir adli tabibin refakatinde otopsi yapılmıştır. Raporda, sağ sırt paravertebral bölgesinde (sırt) mermi giriş deliğinin bulunduğu ve sağ pektoral bölgesinde (omuz) mermi çıkış deliğinin mevcut olduğu bildirilmiştir. Rapora göre, uzun namlulu bir silahtan çıkan ve bu tür silahlar bakımından uzun olarak değerlendirilen 75 cm’den fazla bir mesafeden atılan mermi, iç organlarda yaralanmaya sebep olmuştur. Bununla birlikte raporda, maktulün vücudundan herhangi bir merminin çıkarılmadığı belirtilmiştir. Raporda, ölümün, kemik parçalanmasına sebep olan merminin neden olduğu iç ve dış kanamadan kaynaklandığı sonucuna varılmıştır.
13. Aynı gün, Yüksekova Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi, S.Y., B.Y., C.Y., Ca.Y. ve Sa.Y.nin ifadelerini almıştır.
14. S.Y., şu şekilde beyanda bulunmuştur: Gösteriler esnasında, S.Y evinde bulunmaktaydı; saat 11.00 civarlarında bir gürültü duymuş ve insanların koştuğunu görmüştür; İkbal Yaşar’ın yaralı olduğu kendisine söylenmiş ve kişilerin yeğenini sırtlarında taşıdıklarını görmüştür; ilgili, bir taksi çağırmış ve Ca.Y., Sa.Y. ve B.Y. ile yaralıyı hastaneye götürmeye çalışmış, hastane yolunda askeri bir araç taksiyi durdurmak istemiş, ancak İkbal Yaşar’ın durumundan kaynaklanan aciliyet nedeniyle taksi durmamıştır; yollara barikat kuran askerler güç kullanarak taksiyi durdurmuşlar; akabinde İkbal Yaşar hastaneye götürülmüştür.
S.Y., İkbal Yaşar’ın yaralandığı yeri görmediğini belirtmiştir. Bir soruya cevaben, ilgili, daha önce, İkbal Yaşar’ın yüzünde ekimozların ya da çürüklerin olduğunu da fark etmediğini belirtmiştir.
15. B.Y., aşağıda yer alan hususları ekleyerek, S.Y.nin, verdiği ifadeyi doğrulamıştır. B.Y., şu hususları eklemiştir: Kendisine, kuzeninden telefon gelmiş ve İkbal Yaşar’ın yaralı olduğunu söylemiş; kendisi olay yerine gitmiş ve İkbal Yaşar’ı hızlı şekilde hastaneye götürmeye çalışmıştır.
16. Sa.Y., S.Y. ve B.Y.nin ifadelerini doğrulamıştır. Sa.Y. özellikle, aşağıdaki şekilde beyanda bulunmuştur: Sa.Y., binanın içerisinde bulunduğu sırada, saat 12.00 civarlarında, dışarıdan gelen bir gürültü duymuş; akabinde, Sa.Y. binadan çıkmış ve PKK lehine slogan atarak yürüyen 150-200 kişiden oluşan bir grup görmüştür; bir yaralının küçük bir grup insan tarafından taşındığını da görmüş ve söz konusu yaralının kuzeni İkbal Yaşar olduğunu fark etmiştir; bu nedenle, yaralıyı hastaneye götürmeye çalışmıştır.
17. Ca.Y., şu şekilde beyanda bulunmuştur: Olayın meydana geldiği gün, Nevruz kutlamalarına katılmış, evine dönerken, kuzeni İkbal Yaşar’la karşılaşmıştır; her ikisi, PKK lehine slogan atan bir grubu izlemeye başlamıştır; kendileri, gösterici gruba katılmamış ve bir duvarın önünde durmuştur; İkbal Yaşar, göstericilere doğru bakarak ve sırtı kendisine dönük vaziyette, iki-üç metre uzaklıkta kendisinin önüne geçmiş; daha sonra, saat 12.30 sularında, ateş sesleri duyulmuş ve birkaç kişi ağaçlık bölgeye doğru kaçmıştır; İkbal Yaşar’ın yere düştüğünü görmüş ve akabinde, ilgiliyi hastaneye götürmeye çalışmıştır.
18. Taksi şoförü C.Y., şu şekilde ifade vermiştir: Olayın meydana geldiği gün, saat 13.00 sularında, üç kişi hastaneye bir yaralı götürmesini talep etmiştir; yaralıyı ve diğer üç kişiyi hastaneye doğru götürdüğü sırada, askerler taksisini durdurmaya çalışmış, yolcular durmasını istememiş ve yoluna devam etmek zorunda kalmıştır; daha sonra, hastaneye doğru giderken, aracının ön camı kırılmış ve durmak zorunda kalmıştır; yukarıda belirtilen üç kişi firar etmek istemiş ve polis memurları kendilerini yakalamıştır.
19. Yüksekova Cumhuriyet savcısı, 17 Nisan 2008 tarihinde, olayın meydana gelmesinden önce, daha önce gelişen ve İkbal Yaşar’ın yüzünde gözlemlenen hematom ve ekimozlar hakkında maktulün yakınları olan eşi Halime Yaşar’ın, kız kardeşi Fazile Yaşar’ın ve babası Hasan Yaşar’ın ifadelerini almıştır. Tüm tanıklar söz konusu hematomu ve ekimozları daha önceden fark etmediklerini beyan etmiştir.
20. Öte yandan, Ca.Y., Yüksekova Cumhuriyet savcısı tarafından yeniden dinlenmiştir. Ca.Y., 23 Mart 2008 tarihinde verdiği ifadeyi yinelemiştir. Ca.Y. aşağıda yer alan hususları eklemiştir:
“(Olay esnasında) polis memurlarıyla göstericiler arasında yaklaşık olarak 100-150 metrelik bir mesafe vardı. Biz, göstericilerin arkasında, 50 metre uzaklıkta bulunmaktaydık ve (polis memurlarının) yüzü bize doğru çevrilmişti. Göstericiler, slogan atmaktaydılar ve kurdukları barikatlardan başlayarak polis memurlarına doğru taş fırlatıyorlardı. Kendi taraflarından, polis göz yaşartıcı gaz atarak karşılık veriyordu. Biz (neler yaşandığını izlediğimiz) sırada, (biz), tam olarak karşımda bulunan ağaçlık bölgeden gelen bir ateş sesi duyduk. Birkaç kişinin firar ettiğini de gördüm (...) İkbal Yaşar’ın yere düştüğünü de gördüm (...) ”
21. Yüksekova Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi, 26 Mart 2008 tarihinde, Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı’na, yapılan tüm araştırmalara rağmen, İkbal Yaşar’ın ölümüne sebep olan kişilerin kimliklerinin tespit edilemediğini bildiren bir yazı göndermiştir.
22. İki polis memuru, 28 Mart 2008 tarihinde, başvuranların yakının yaralandığı yere gitmiş ve olay yeri tespit tutanağı düzenlemiştir. İlgililer, söz konusu tutanakta, 23 Mart 2008 tarihinden 28 Mart 2008 tarihine kadar, hiçbir soruşturma makamının, var olan gergin ortama bağlı güvenlik sebepleri nedeniyle olay yerine gidemediğini belirtmiştir. Herhangi bir delil unsuru bulunamamıştır. Olay yeri fotoğrafları çekilmiştir.
23. Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı, 28 Nisan 2008 tarihinde, televizyon kanallarından, 23 ve 24 Mart 2008 tarihlerinde gerçekleşen gösterilerin video kayıtlarını göndermelerini talep etmiştir.
24. Hükümet, İçişleri Bakanlığı bünyesindeki bir müfettiş ve polis müfettişi tarafından 12 Mayıs 2008 tarihinde hazırlanan teftiş raporuna dayanarak, ilgililerin, güvenlik güçlerinin 23 ve 24 Mart 2008 tarihlerinde gerçekleşen gösteriler esnasında, aşırı güç kullanmadığı sonucuna vardıklarını ifade etmektedir. Hükümet, özellikle, söz konusu rapordan, bölgenin farklı mahallelerinde çok sayıda barikatın kurulduğunun ve göstericilerin taş ve molotof kokteyller atarak, güvenlik güçlerine şiddetle saldırdığının anlaşıldığını belirtmektedir. Hükümet, bu saldırıların güvenlik güçlerinin lojmanlarına yönelik yapıldığını ve durumun ağırlığı dikkate alınarak, güvenlik güçlerinin yalnızca zırhlı araç ve göz yaşartıcı gaz kullanarak değil, aynı zamanda uyarı ateşi açarak da müdahalede bulunmak zorunda kaldığını eklemektedir. Hükümet, olaylar esnasında, yirmi bir polis memurunun yaralandığını ve çok sayıda polis aracının hasar gördüğünü de belirtmektedir.
25. Yüksekova Cumhuriyet savcısı, 21 Mayıs 2008 tarihinde, B.Y., S.Y. ve Sa.Y.nin ifadelerini almıştır. İlgililer, İkbal Yaşar’ın ne şekilde yaralandığını görmediklerini beyan etmiştir.
26. Yüksekova Cumhuriyet savcısı, 22 Mayıs 2008 tarihinde, taksi şoförü C.Y.yi yeniden dinlemiştir. İlgili, İkbal Yaşar’ın ne şekilde yaralandığını görmediğini beyan etmiştir.
27. Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 26 Mayıs 2008 tarihinde yaptığı talebin ardından, bilirkişiler, ihtilaf konusu gösterilerin video kayıtlarına ilişkin raporlar hazırlamış ve bunlar dosyaya eklenmiştir. Bilirkişiler raporlarında, çok sayıda göstericinin yüzünün gizlendiğini ve İkbal Yaşar ve olaya ilişkin net görüntülerin bulunmadığını belirtmiştir. Söz konusu rapordan, çok sayıda göstericinin, güvenlik güçlerine taş attığı ve İkbal Yaşar’ın mermiyle yaralandığı Kuruköy Mahallesi’nin de aralarında bulunduğu farklı mahallelerde ateşli silah kullandığı da anlaşılmaktaydı.
28. Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen balistik raporu, 2 Haziran 2008 tarihinde dosyaya eklenmiştir. Bu rapora göre, söz konusu atış, kısa mesafeden yapılan bir atış değildi, fakat tam mesafeyi tespit etmek mümkün değildi. Yine aynı rapora göre, maktulün kıyafetleri üzerinde herhangi bir barut izi tespit edilmemiştir.
29. Jandarma Bölge Kriminal Laboratuvarı, 5 Haziran 2008 tarihinde bir rapor düzenlemiştir. Söz konusu raporda, S.Y., Ca.Y., Sa.Y. ve B.Y.nin ellerinde barut izlerinin bulunmadığı bildirilmiştir.
30. Yüksekova Cumhuriyet savcısının talebi üzerine, 7 Temmuz 2008 tarihinde, aynı laboratuvar tarafından bir bilirkişi raporu düzenlenmiştir. Raporda, maktulün ellerinde barut izlerinin bulunmadığı belirtilmiştir.
31. Yüksekova Cumhuriyet savcısı, 5 Ağustos 2008 tarihinde, yetkisizlik kararı vermiş ve dosyayı, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250. maddesine göre, terör ve bölücü nitelikli suçlar hakkında soruşturmaya yetkili olan Van Cumhuriyet savcısına iletmiştir. Bu kararı desteklemek için, ilgili, bilhassa, İkbal Yaşar’ın muhtemelen PKK/Kongra-Gel faaliyetleri kapsamında öldürüldüğü kanısına varmıştır.
32. Van Cumhuriyet savcısı, 19 Mart 2009 tarihinde, dosyasının içeriğine atıfta bulunarak, yetkisizlik kararı vermiş ve dosyayı Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı’na göndermiştir. Van Cumhuriyet savcısı, özellikle, iade nedenlerinin açıkça yetersiz olduğunu ve herhangi bir maddi unsurla desteklenmediğini değerlendirmiştir. Değerlendirmede, aşağıdaki hususlar ileri sürülmüştür:
a) Dosyada, başvuranların yakınının PKK’nın faaliyetleri kapsamında öldürüldüğünü düşündürecek herhangi bir delil unsuru bulunmamaktadır.
b) PKK üyelerinin kişilere (bk. yukarıda 6. paragraf) ateş edeceğine dair isimsiz telefonun nasıl geldiğini ve söz konusu aramanın kaynağını tespit etmek mümkün olmamıştır; öte yandan, bu telefon aramasının içeriği çok belirsizdir.
c) Söz konusu telefon aramasının içeriğinin doğru olduğu varsayıldığında bile, söz konusu olay ve iletilen bilgi arasında bir bağ kurulmasına imkân verecek maddi delil unsurları bulunmamıştır.
d) PKK’nın örgüte sızan kişileri öldürmeyi planladığı varsayıldığında bile, bu bilgi ile İkbal Yaşar arasında bir bağ kurulması amacıyla hiçbir araştırma yapılmamıştır.
e) Ağaçlık bölgeden başlayarak ateş eden kişilerin PKK üyeleri olup olmadığı da araştırılmamıştır.
f) Gösterilere ilişkin video kayıtlarından, güvenlik güçlerinin ateşli silah kullandıklarının anlaşılmasına rağmen, ölüme güvenlik güçlerinin sebep olup olmadıkları sorunu hakkında herhangi bir soruşturma yürütülmeden, İkbal Yaşar’ın söz konusu güvenlik güçleri tarafından öldürülmediğinin kabul edilmesi.
g) Maktulün, PKK üyeleri tarafından öldürüldüğüne dair varsayımın maddi ve somut delillerle desteklenmemesi.
33. Başvuranların avukatı, bilhassa 19 Mart 2009 tarihli iade kararına dayanarak, İkbal Yaşar’ın mermiyle yaralandığı bölgede güvenlik güçlerinin ateşli silahları nasıl kullandıklarının tespit edilmesi amacıyla ve söz konusu gösterilere başvuranların yakınının etkin şekilde katılmış olabileceğini dikkate alarak, 10 Eylül 2009 tarihinde soruşturmanın genişletilmesini talep etmiştir.
34. Yüksekova Cumhuriyet savcısı, 8 Ocak 2010 tarihinde, yapılan araştırmalara rağmen, İkbal Yaşar’ın ölümünden sorumlu olan kişilerin kimliğinin tespit edilmesinin imkânsızlığı nedeniyle daimi arama kararı vermiş ve zamanaşımının dikkate alınması için söz konusu kararı Emniyet Müdürlüğü’ne iletmiştir.
35. Hâlihazırda, soruşturma Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde halen derdesttir.
36. Başvuranlar tarafından, gösteriler esnasında çekilen bir fotoğraf dosyaya eklenmiştir. Başvuranlar, bu fotoğrafın, yakınlarının güvenlik güçlerine karşı taş attığını gösterdiğini iddia etmektedir.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
37. Başvuranlar, yakınlarının güvenlik güçleri tarafından öldürülmesinden şikâyet etmektedir. Öte yandan başvuranlar, Devlet makamlarının, yakınlarının ölümü ile ilgili olarak, derin ve etkin bir soruşturma yürütme yükümlülüklerini yerine getirmediklerini iddia etmektedir. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2, 6 ve 13. maddelerini ileri sürmektedir. Somut olayda, Sözleşme’nin 2. maddesinin ilgili kısımları aşağıdaki şekildedir:
“1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın infaz edilmesi dışında, hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemez.
2. Ölüm, aşağıdaki durumlardan birinde mutlak zorunlu olanı aşmayacak bir güç kullanımı sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlaline neden olmuş sayılmaz:
a) Bir kimsenin yasa dışı şiddete karşı korunmasının sağlanması;
(...)
c) Bir ayaklanma veya isyanın yasaya uygun olarak bastırılması.”
Mahkeme, davaya ilişkin olay ve olguların hukuki değerlendirmesi konusunda takdir yetkisine sahip olduğunu hatırlatarak ve söz konusu şikâyetlerin birbiriyle bağlantılı olduğunu tespit ederek, başvuranların iddialarının yalnızca Sözleşme’nin 2. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğuna karar vermiştir (bk. mutatis mutandis, Bouyid/Belçika (BD), no. 23380/09, § 55, AİHM 2015).
38. Hükümet, başvuranların iddiasına itiraz etmektedir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
39. Mahkeme, söz konusu şikâyetlerin Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmekte ve başka hiçbir kabul edilemezlik engeli bulunmayan işbu şikâyetlerin kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
B. Esas Hakkında
40. Başvuranlar, yakınlarının 23 Mart 2008 tarihli gösterilere etkin biçimde katıldığını ve olaylar esnasında yalnızca güvenlik güçleri mensuplarının ateşli silah kullandıklarını ileri sürmektedir. Başvuranlar, Van Cumhuriyet savcısına göre, yakınlarının PKK üyeleri tarafından öldürüldüğüne dair Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kabul edilen varsayımın maddi ve somut delillerle desteklenmediğini ve yakınlarının ölümüne ilişkin kesin koşulların aydınlatılması amacıyla herhangi bir soruşturmanın yürütülmediğini belirtmektedir. Dolayısıyla, söz konusu ölüm olayının tüm sorumluluğu Devlete yüklenebilecektir.
41. Hükümet, başvuranların iddialarına itiraz etmekte ve “her türlü makul şüpheden uzak” olma kanıt kriterine göre, İkbal Yaşar’ın güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğünü düşündürecek herhangi bir delilin bulunmadığını ileri sürmektedir. Öte yandan Hükümet, başvuranlara göre, İkbal Yaşar’ın güvenlik güçlerine taş atan göstericiler arasında yer aldığına dikkat çeker. Bu bağlamda Hükümet, ihtilaf konusu gösterilerin barışçıl olmaktan uzak olduğunu belirtmektedir: Şehrin taşınır ve taşınmaz mallarına verilen zarar ve bazı güvenlik güçleri mensuplarının maruz kaldığı yaralar bu durumu kanıtlamaktadır. Dolayısıyla, Hükümet’in kanaatine göre, güvenlik güçleri, Sözleşme’nin 2. maddesinin 2. fıkrasının c) bendi anlamında, “kanuna uygun olarak, arbedeyi ya da isyanı önlemek için” hareket etmiştir. Öte yandan Hükümet, gösterileri önlemek için kullanılan gücün orantılı olduğunu ve bu bağlamda, güvenlik güçlerinin tazyikli su ya da göz yaşartıcı gaz kullandığını ve göstericileri dağıtmak amacıyla çok kısa bir süre boyunca uyarı ateşi açtıklarını belirtmektedir.
1. Başvuranların Yakınının Ölümü Hakkında
42. Mahkeme, mevcut davada ortaya konulan sorunları, dava dosyasına eklenen belgeler ve taraflarca sunulan görüşler ışığında inceleyecektir. Mahkeme, fiili unsurları değerlendirmek için, “her türlü makul şüpheden uzak” kanıt ilkesini benimsediğini hatırlatmakta ve böylesi bir delilin yeterince ağır, kesin ve birbiriyle uyumlu bir takım ipuçlarından veya aksi ispat edilemeyen karinelerden yola çıkılarak da elde edilebileceğini; ayrıca, kanıtların araştırılması sırasında tarafların tutumlarının da göz önünde bulundurulabileceğini vurgulamaktadır (bk. Giuliani ve Gaggio/İtalya (BD), no. 23458/02, § 181, AİHM 2011 (özetler)).
43. Mahkeme; somut olayda, başvuranlara göre, yakınlarının, muhtemelen bir polis memurunun açtığı ateş sonucu öldürüldüğünü kaydetmektedir. İlgililer, iddialarını desteklemek için, dosyada bulunan unsurlara ve özellikle güvenlik güçlerinin göstericilere karşı ateşli silah kullandığını gösteren video kayıtlarına ve Van Cumhuriyet Başsavcılığı’nın tespitlerine atıfta bulunmaktadır. Ayrıca, her hâlükârda, Devletin olaydan sorumlu olmaması durumunda bile, yetkililerin, ihtilaf konusu eylemin olası failinin ya da faillerinin kimliğini tespit etme ve soruşturma yapma zorunluluğunun bulunduğunu belirtmektedir.
44. Mahkeme, İkbal Yaşar’ın ölümünün ardından, Yüksekova Cumhuriyet savcısının, tek görgü tanığı olan Ca.Y.nin aralarında bulunduğu birçok tanığın ifadesini aldığını gözlemlemektedir. İlgili, “Tam (kendisinin önünde) karşısında bulunan ağaçlık bölgeden gelen bir ateş sesi” duyduğunu ve “bazı kişileri kaçarken” gördüğünü beyan etmiştir (bk. yukarıda 20. paragraf). Bu beyanlar, inandırıcılıktan uzaktır ve güvenlik güçleri mensuplarının gerçekleştirdiği atış sonucu İkbal Yaşar’ın yaralandığını dile getirmeye imkân vermemektedir. Öte yandan, dosyaya eklenen görüntülerden, 23 ve 24 Mart 2008 tarihli gösterilerin barışçıl olmadığı anlaşılmaktadır: Şehrin taşınır ve taşınmaz mallarına verilen zarar ve bazı güvenlik güçleri mensuplarının maruz kaldığı yaralar bu durumu kanıtlamaktadır.
45. Kuşkusuz, ihtilaf konusu gösterilerin video kayıtlarına ilişkin raporlardan, çok sayıda göstericinin güvenlik güçlerine taş attığı ve güvenlik güçlerinin, İkbal Yaşar’ın mermiyle yaralandığı Kuruköy Mahallesi’nin de aralarında bulunduğu farklı mahallelerde ateşli silah kullandığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte Mahkeme, tarafların sunduğu – izleme fırsatı olduğu ve güvenilirliğini söz konusu etmediği – söz konusu raporlardan ve çekilen görüntülerden yola çıkarak, İkbal Yaşar’ın, güvenlik güçlerinin açtığı ateşe maruz kalıp kalmadığını tespit edecek bir durumda değildir. Özellikle, tarafların sunduğu görüntülerde, olaya ilişkin herhangi bir kanıtlayıcı unsur bulunmamaktadır. Kuşkusuz, Van Cumhuriyet savcısı, bilhassa soruşturmanın yürütülmesi konusunda birçok eksikliğin bulunduğunu tespit etmiştir. Bununla birlikte Mahkeme, soruşturmanın etkinliğine ilişkin başvuranların şikâyetinin incelenmesi sırasında, bu eksikliklerin sonuçlarını ele almanın (bk. aynı yönde, Bozkır ve diğerleri/Türkiye, no. 24589/04, § 54, 26 Şubat 2013) ve ulusal makamların, ihtilaf konusu eylemin olası failinin veya faillerinin kimliğini tespit etme ve soruşturma yapma yükümlülüklerini yerine getirip getirmediklerini araştırmanın daha uygun olduğu kanısındadır.
46. Mahkeme, yukarıda belirtilenler ışığında, başvuranların yakınının Devlet görevlileri tarafından öldürüldüğüne dair iddianın, yalnızca bir varsayım olduğu ve yeterince güvenilir kanıtlara dayanmadığı sonucuna varmaktadır. Bu koşullarda, Mahkeme, İkbal Yaşar’ın ölümü ile ilgili olarak davalı Devletin sorumluluğunun her türlü makul şüpheden uzak olacak şekilde tespit edilemediğini değerlendirmektedir.
47. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 2. maddesi esas yönünden ihlal edilmemiştir.
2. Soruşturmanın Etkinliği Hakkında
48. Mahkeme, Armani Da Silva/Birleşik Krallık ((BD), no. 5878/08, § 229-239, AİHM 2016), Giuliani ve Gaggio (yukarıda anılan, §§ 298-306) ve Mocanu ve diğerleri/Romanya ((BD), no.10865/09, 45886/07 ve 32431/08, §§ 317-325, AİHM 2014 (özetler)) kararlarına atıfta bulunmaktadır. Bu kararlarda, kişinin, güç kullanımı nedeniyle hayatını kaybetmesi durumunda, resmi ve etkin bir soruşturma yürütme konusundaki usul yükümlülüğü hakkında genel ilkelerin tamamı açıklanmaktadır.
49. Mahkeme, özellikle soruşturmanın sonuçlarının, ilgili bütün unsurların titiz, objektif ve tarafsız incelenmesine dayandırılması gerektiğini hatırlatmaktadır. Kuşkusuz gerekli olan soruşturma yoluna başvurulmaması, dava koşullarını ve sorumlu kişilerin kimliğinin tespit edilmesi konusundaki soruşturmanın kapasitesini açıkça olumsuz yönde etkilemektedir (bk. Kolevi/Bulgaristan, no. 1108/02, § 201, 5 Kasım 2009 ve Abik/Türkiye, no. 34783/07, § 41, 16 Temmuz 2013).
50. Mahkeme, mevcut durumda, makamların gerçekte bir soruşturma yürüttüklerini kaydetmektedir. Nitekim, Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, trajedinin ardından derhal soruşturma açılmıştır. Dahası, olayın meydana geldiği gün, otopsi gerçekleştirilmiş ve taksi şoförünün de aralarında bulunduğu İkbal Yaşar’ı hastaneye götüren kişilerin, öncelikle, polis tarafından tanık sıfatıyla ifadeleri alınmıştır. Ardından, Cumhuriyet savcısı, maktulün yakınlarının ve polis tarafından dinlenen tanıkların ifadelerini almıştır. Savcı, 23 ve 24 Mart 2008 tarihli gösterilere ilişkin kaydedilen görüntülerin incelenmesine de karar vermiştir. Aynı şekilde, tanıkların ellerinde ve maktulün kıyafetlerinde incelemeler yapılmıştır.
51. Bununla birlikte Mahkeme, Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen yetkisizlik kararından, söz konusu Başsavcılığın sadece, İkbal Yaşar’ın PKK’nın yürüttüğü faaliyetler kapsamında öldürülmüş olduğu varsayımına önem verdiği sonucu çıktığını gözlemlemektedir (bk. yukarıdaki 31. paragraf). Van Cumhuriyet Başsavcılığı’nın da altını çizdiği gibi, bu varsayımın herhangi bir somut delil unsuruyla desteklenmemiş olmasına rağmen, başka hiçbir şüphe ile ilgili inceleme yapılmamıştır. Bu bağlamda, Van Cumhuriyet savcısının, 19 Mart 2009 tarihli kararında, Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ileri sürülen varsayıma itiraz ettiğinin ve özellikle İkbal Yaşar’ın ölümüne, güvenlik güçleri tarafından ateşli silah kullanılmasının sebep olmuş olabileceği hususu hakkında hiçbir soruşturma yürütülmediğini tespit ettiğinin kaydedilmesi gerekmektedir.
52. Hâlbuki Mahkeme, Van Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sunulan değerlendirmelere rağmen, Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, başvuranlar tarafından da ileri sürülen bu şüphenin giderilmesi için hiçbir soruşturma işleminde bulunmamış gibi göründüğünü tespit etmektedir. Aslında Yüksekova Cumhuriyet savcısı, güvenlik güçleri tarafından ateşli silah kullanılmasına ilişkin delil unsurlarının toplanması hususuna önem vermeksizin, sadece birkaç kişinin ifadesini almakla yetinmiştir. Bununla birlikte, ihtilaf konusu gösterilerin video kayıtlarından elde edilen unsurlardan anlaşılmaktadır ki, güvenlik güçleri, olayın meydana geldiği gün, başka yerlerde olduğu gibi İkbal Yaşar’ın mermiyle yaralandığı yerde de etkin olarak ateşli silah kullanımına başvurmuştur. Diğer taraftan, olay yeri tespit tutanağını düzenleyen polis memurlarının, olaydan ancak dört gün sonra olay yerine gidebilmiş olmaları üzücüdür. Mahkeme, söz konusu dönemde Yüksekova ilçesinde hüküm süren zor koşulları hafife almamaktadır. Ancak, dava dosyası, soruşturma makamlarının, özellikle davadan sorumlu olan Cumhuriyet savcısının, merminin izlediği yolun ve merminin atıldığı silahın pozisyonunun tespit edilmesine imkân verecek olan olay kurgusunun yeniden yapılması amacıyla olay yerine gitme girişiminde bulunduğunu düşündürecek herhangi bir delil unsuru içermemektedir (bk. Güleç/Türkiye, 27 Temmuz 1998, § 79, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998‑IV).
53. Mahkeme, ölümle sonuçlanan olayların, Türkiye’nin Güneydoğu bölgesinde var olan güvensizlik sebebiyle, maalesef olağan bir şey haline geldiği hususunu dikkate almaya hazırdır. Ancak, ne şiddetli silahlı çatışmaların sıklığının ne de bu sebeple çok sayıda mağdur olmasının, somut olayda olduğu gibi, yasadışı bile olsa herhangi bir gösteri sırasında meydana gelen ölümler hakkında, makamların, Sözleşme’nin 2. maddesinden doğan etkin bir soruşturma yürütme yükümlülüğüne herhangi bir etkisi olamaz (yukarıda belirtilen atıf, § 81).
54. Sonuç olarak Mahkeme, 23 Mart 2008 tarihli olay hakkında yürütülen soruşturmanın, Sözleşme’nin 2. maddesi bakımından yeterli bir etkinlikte olmadığı kanaatindedir. Dolayısıyla makamlar, söz konusu olaylara ilişkin delil unsurlarının elde edilmesini sağlamak için imkânları dâhilinde olan tüm makul tedbirleri alma ve soruşturmaları gerekli ivedilikle yürütme yükümlülüklerini yerine getirememişlerdir. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 2. maddesi usul yönünden ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 2. MADDESİ İLE BİRLİKTE 14. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
55. İlgililer, Sözleşme’nin 14. maddesini ileri sürerek, yakınlarının ölümünün ve soruşturma yapılmadığı ve etkin hukuk yollarının bulunmadığı yönündeki iddiaların, yakınlarının Kürt kökenli olmasından kaynaklandığı kanısındadırlar.
56. Mahkeme, yakınlarının ölümü ve Kürt kökenli olması arasındaki bağlantıya ilişkin başvuranların iddiası ile ilgili olarak, söz konusu ölüm olayında, her türlü makul şüpheden uzak, davalı Devlete sorumluluk atfedilebileceğinin tespit edilmediğine karar verdiğinin altının çizmektedir. Dolayısıyla, bu bağlamda ilgililerin iddialarını desteklemek için herhangi bir olgusal dayanak bulunmamaktadır. Başvuranların, soruşturma yapılmaması ve etkin başvuru yollarının mevcut olmamasına yönelik iddia ile yakınlarının Kürt kökenli olması arasında bir bağın bulunduğu yönündeki iddiasına gelince, Mahkeme, söz konusu şikâyetin hiçbir şekilde desteklenmediğini tespit etmektedir.
Sonuç olarak, bu şikâyetler, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca, açıkça dayanaktan yoksun oldukları gerekçesiyle reddedilmelidir.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
57. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
58. Başvuranlar Hasan Yaşar, Ayişe Yaşar, Halime Yaşar ve Harun Yaşar, maddi zarar bağlamında 320.000 avro (EUR) ve manevi zarar bağlamında 335.000 avro talep etmektedirler. Öte yandan, – başvuranlar arasında yer almayan –Mahsun Şedal, maktulün oğlu olarak, maruz kalmış olduğu maddi ve manevi zarar için 160.000 avro talep etmektedir.
Ayrıca başvuranlar, Mahkeme önünde yapılan masraf ve giderler için 30.000 avro talep etmektedir. Başvuranlar, herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmamıştır.
59. Hükümet, bu meblağlara itiraz etmekte ve Mahsun Şedal’ın mevcut başvuruyu sunan kişiler arasında yer almadığını belirtmektedir.
60. Mahkeme, Mahsun Şedal’ın sıfatı ile ilgili olarak, ilgilinin başvuranlar arasında yer almadığını ve maktul ve bu kişi arasındaki aile bağını tespit etmeye imkân verecek hiçbir unsurun bulunmadığını gözlemlemektedir. Mahkeme, ilgilinin sunduğu talebi reddetmektedir.
Diğer taraftan Mahkeme, tespit edilen ihlal ve yukarıda belirtilen dört başvuran tarafından iddia edilen maddi zarar arasında nedensellik bağı bulunmaması nedeniyle, buna bağlı olan talebi de reddetmektedir. Buna karşın, Mahkeme, manevi zarar bağlamında başvuranlar Hasan Yaşar, Ayişe Yaşar, Halime Yaşar ve Harun Yaşar’a müştereken 20.000 avro ödenmesinin uygun olduğu kanısındadır.
Ayrıca Mahkeme, içtihadına göre, bir başvurana yapılan masraf ve harcamaların; yalnızca doğruluğunun, gerekliliğinin ve ödenen miktarların makul olduğunun ispatlanması halinde iade edilebileceğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, bu bağlamda sunulan talebi destekleyici nitelikte ilgili belgelerin bulunmadığını dikkate alarak, bu talebi reddetmektedir.
61. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun Sözleşme’nin 2. maddesine ilişkin şikâyetlerle ilgili kısmının kabul edilebilir olduğuna ve geri kalan kısmın kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşme’nin 2. maddesinin esas yönünden ihlal edilmediğine;
3. Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine;
4. a) Davalı devletin, işbu kararın Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kesinleşeceği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak, başvuranlar Hasan Yaşar, Ayişe Yaşar, Halime Yaşar ve Harun Yaşar’a müştereken 20.000 (yirmi bin) avro ödemekle yükümlü olduğuna;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
Fransızca olarak yazılan işbu karar Mahkeme İçtüzüğünün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 11 Ekim 2016 tarihinde tebliğ edilmiştir. (¤¤)