AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 16959/10
İsmet AYAZ / Türkiye
8 Eylül 2020 tarihinde,
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Arnfinn Bårdsen,
Peeter Roosma,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Daire olarak toplanarak,15 Mart 2010 tarihinde yukarıda belirtilen başvuruyu ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ve başvuran tarafından bu görüşlere verilen cevapları dikkate alarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran İsmet Ayaz, Türk vatandaşı olup 1974 doğumludur. Başvuran, başvurunun yapıldığı tarihte Adıyaman Cezaevinde tutuklu bulunmaktaydı. Başvuran, Mahkeme önünde Diyarbakır Barosuna bağlı Avukat S. Çelebi tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
▪ Davanın Koşulları
3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. Başvuran, olayın meydana geldiği tarihte, Adıyaman Cezaevinde cezasını çekmekteydi.
5. Ankara Cumhuriyet savcısı, 5 Haziran 2007 tarihli bir iddianameyle, başvuranı cezaevinde bulunan PKK’nın (silahlı yasa dışı örgüt, Kürdistan İşçi Partisi) liderinin zehirlenme iddiası hakkında ve Türk Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığına yöneltilen diğer tutuklular ile birlikte imzaladığı bir dilekçenin içeriği nedeniyle, suçu ve suçluyu övme suçundan suçlamıştır.
6. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi (“Ağır Ceza Mahkemesi”), 16 Ağustos 2007 tarihinde, başvurana atfedilen suçtan suçlu bulmuş ve ilgiliyi Türk Ceza Kanunu’nun 215. maddesi uyarınca (“TCK”), dokuz ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, bu bağlamda söz konusu dilekçenin içeriğindeki “Sayın Abdullah Öcalan’ın yoğun fedakârlığı ve özverisi” şeklindeki ifadede PKK liderinin övüldüğü kanaatine varmıştır.
7. Yargıtay, 10 Aralık 2009 tarihinde, başvuran tarafından yapılan temyiz başvurusu üzerine, Ağır Ceza Mahkemesinin kararını onamıştır.
8. Ağır Ceza Mahkemesi, 27 Haziran 2013 tarihinde, Türk Ceza Kanunu’na 6459 sayılı kanun tarafından getirilen değişikliği dikkate alarak (yukarıda 10. paragraf), açılan gözden geçirme davası çerçevesinde, başvuranın beraatına karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, Türk Ceza Kanunu’nda belirtilenlere getirilen bu değişikliğe eklenen kamu düzenine yönelik açık ve yakın bir tehlikenin meydana gelme unsurunun, somut olayda eksik olduğunu değerlendirmiştir.İlgili İç Hukuk
1. Türk Ceza Kanunu’nun 215. Maddesi
9. TCK’nın (1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren, 26 Eylül 2004 tarihli ve 5237 sayılı Kanun) 215. maddesi, olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olduğu şekliyle, aşağıdaki gibidir:
“ İşlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi alenen öven kimse, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. ”
10. Bu madde, 11 Nisan 2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanunla yapılan değişikliğin ardından aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir:
“İşlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi alenen öven kimse, bu nedenle kamu düzeni için açık ve yakın bir tehlike oluşturması durumunda, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. ”
2. Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru
11. 23 Eylül 2012 tarihli Anayasa değişikliklerinin yürürlüğe girmesiyle, Türk Hukuk Sisteminde Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru yolu oluşturulmuştur. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunu oluşturan 6216 sayılı Kanun’un somut olayla ilgili hükümleri ve Anayasa Mahkemesi İç Tüzüğünün konuyla ilgili kısımları, Mahkemenin Hasan Uzun/Türkiye kararında yer almaktadır ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 10755/13, §§ 25-27, 30 Nisan 2013).
ŞİKÂYETLER
12. Başvuran, Sözleşme’nin 9. ve 10. maddelerini ileri sürerek, hakkında yürütülen ceza davasından şikâyet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
13. Başvuran, imzaladığı bir dilekçe nedeniyle hakkında açılan ceza davalarının ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’nin 9 ve 10. maddelerini ileri sürmektedir.
14. Olay ve olguların hukuki nitelendirmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme, başvuranın şikâyetinin, yalnızca Sözleşme’nin 10. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.
15. Hükümet başvuranın şikâyetinin, başvuranın mağdur sıfatının bulunmadığına, iç hukuk yollarının tüketilmediğine ve başvuru yolu hakkının kötüye kullanıldığına dair üç yönden kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir.
16. Hükümet, ilk itiraz ile ilgili olarak, sonuç olarak başvuranın öncelikle kendisine verilen hapis cezasının infazından önce hakkındaki suçlamadan beraat ettiğini belirtmektedir. Dolayısıyla, Hükümet somut olayda başvuranın mağdur sıfatının bulunmadığını iddia etmektedir.
17. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin itiraz ile ilgili olarak, başvuranın davanın esasının incelenmesinden sonra verilen Ağır Ceza Mahkemesinin beraat kararının ardından, şikâyetini ileri sürmek amacıyla bireysel başvuru için Anayasa Mahkemesine başvurmadığını ileri sürmektedir. Dolayısıyla Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle, başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği kanaatindedir.
18. Hükümet, üçüncü itiraz ile ilgili olarak, başvuranın Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen beraat kararının Mahkemeye bildirmekte ihmalde bulunmasının, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında, bir başvuruda bulunma hakkının kötüye kullanıldığını değerlendirmektedir.
19. Başvuran, ihtilaf konusu ceza davası çerçevesinde, verilen hapis cezası nedeniyle, altı ay daha fazla tutuklu bulunmak durumunda kaldığını iddia etmektedir. Başvuran, başvurunun yapıldığı tarihte Anayasa Mahkemesi önünde henüz bireysel başvuru yolunun kurulmadığını eklemektedir.
20. Mahkeme, başvuran mağdur sıfatına ve bir başvuruda bulunma hakkının kötüye kullanılmasına ilişkin itirazlar hakkında karar vermesinin gerektirmediği ve daha sonra belirtilen nedenlerden, başvurunun iç hukuk yollarının tüketilmemesi sebebiyle, her hâlükârda kabul edilemez olduğu kanaatine varmaktadır.
21. Mahkeme, Devletlerin, kendi iç hukuk düzeninde durumu düzeltme imkânı bulmadan önce uluslararası bir organ önünde eylemlerine ilişkin hesap vermek zorunda olmadıklarını hatırlatmaktadır. Dolayısıyla, bir devlete karşı yapılan şikâyetlere ilişkin olarak Mahkemenin denetim yetkisini ileri sürmek isteyen kişiler, devletin hukuk sisteminin sağladığı başvuru yollarını daha önce tüketme yükümlülüğü bulunmuştur. İç hukuk yollarının tüketilmesi yükümlülüğü, başvuranların iddia ettikleri ihlallerin telafi edilmesine imkân verecek mevcut ve yeterli hukuk yollarını olağan şekilde kullanmalarını gerektirmektedir (Vučković ve diğerleri/Sırbistan (ilk itiraz) [BD], No. 17153/11 ve 29 diğer başvuru No., §§ 70 ve 71, 25 Mart 2014, Mocanu ve diğerleri/Romanya [BD], No. 10865/09 ve 2 diğer başvuru No., §§ 221 ve 222, AİHM 2014 (özetler), ve Gherghina/Romanya [BD] (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 42219/07, §§ 84 ve 85, 9 Temmuz 2015).
22. Mahkeme somut olayda, başvuran hakkında açılan ceza davaları çerçevesinde, kesin yerel kararın, 27 Haziran 2013 tarihinde yani 23 Eylül 2013 tarihinde Anayasa Mahkemesi önündeki bireysel başvuru yolunun kurulmasından sonra (yukarıda 11. paragraf), Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen başvuranın beraat kararı olduğunu (yukarıda 8. paragraf) kaydetmektedir. Mahkeme dolayısıyla, bu ceza davasına ilişkin olarak başvuran tarafından ileri sürülen şikâyetin, Anayasa Mahkemesinin ratione temporis (zaman bakımından) yetkisine bağlı olduğunu ve ilgilinin bu şikâyetini ileri sürmek için bu mahkeme önünde bireysel başvuruda bulunma imkânına sahip olduğunu tespit etmektedir.
23. Mahkeme dolayısıyla, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin itirazını kabul etmekte ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiğini değerlendirmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oy Birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 1 Ekim 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Valeriu Griţco
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy