AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 23721/11
Gülsüm AYDIN ve Diğerleri / Türkiye
Başkan
Arnfinn Bårdsen,
Hâkimler
Jovan Ilievski,
Pauliine Koskelo,
Saadet Yüksel,
Lorraine Schembri Orland,
Frédéric Krenc,
Davor Derenčinović
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 16 Mayıs 2023 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 2 Şubat 2011 tarihinde yapılan yukarıda anılan başvuruyu dikkate alarak,
Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere karşılık olarak başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
GİRİŞ
1. Dava, başvuranların birinin kocası ve diğerlerinin babası İ.A. tarafından bestelendiği iddia edilen ve başvuranlara miras olarak kaldığı ileri sürülen iki şarkının hakları üzerinde telif hakkı ihlali iddialarına ilişkindir. Başvuranlar, şarkılardan birine ilişkin önceden verilmiş nihai kararın yerel mahkemeler tarafından dikkate alınmamasından şikâyet etmiş ve bu durumun Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki adil yargılanma hakkını ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkını ihlal ettiğini belirtmiştir.
OLAYLAR
2. Detayları Ek’te yer alan başvuranlar, Ankara Barosuna bağlı Avukat C. Tunçer tarafından temsil edilmiştir. Başvuranlar 1983 yılında vefat eden İ.A.’nın mirasçılarıdır.
3. Hükümet, kendi görevlisi Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilmiştir.
4. Dava konusu olaylar aşağıdaki gibi özetlenebilir.Birinci Yargılama Süreci
5. Başvuranlar, R.K. adlı bir şarkıcının albümünde yer alan "Dem Geldi Semahı" adlı bir şarkıyla ilgili telif hakkı ihlali iddiasıyla, 3 Mart 1998 tarihinde Ankara Asliye Ticaret Mahkemesine B.M.Ü.T. Ltd. Şti. adlı yapımcı şirket ve R.K. adlı şarkıcıya karşı dava açmıştır. Başvuranlar, dava konusu şarkının R.K.’nın albümünde anonim bir müzik eseri olarak listelendiğini ve İ.A.’nın bu şarkının kaynak kişisi olmasına rağmen, İ.A.’nın mirasçıları olarak kendilerinin izni olmadan kullanıldığını iddia etmiştir (bk. Bu terimin tanımı için aşağıda par. 18, 21 ve 23).
6. Mahkeme tarafından atanan bilirkişi heyeti 10 Mayıs 1999 tarihli bir raporda dava konusu müzik eserinin 1976 yılından bu yana Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu (TRT) Türk halk müziği repertuvarında kayıtlı olduğunu, İ.A.’nın bir albümünde "Ey Şahin Bakışlım" adıyla zaten yayınlandığını ve o zamandan beri sahipliğin tartışılmadığını tespit etmiştir. Bilirkişiler, davalıların dava konusu müzik eserinin anonim olduğunu gösteren herhangi bir kanıt sunmadığını belirtmiştir. Bilirkişiler 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 11/1 maddesinde (bk. aşağıda par. 31) belirtilen sahiplik varsayımına atıfta bulunarak söz konusu müzik eserinin sahibinin İ.A. olduğunun tespit edildiği sonucuna varmıştır.
7. Belirli olmayan bir tarihte davalılar, başvuranların telif hakkı iddialarına itirazda bulunmuş ve dava konusu şarkının sözlerinin Türk halk şairi K.H.’ye ait olduğunu ve müziğinin N.T. tarafından bestelendiğini iddia etmiştir.
8. Bilirkişiler, 6 Mart 2000 tarihli ek raporda davalıların itirazlarını ele almıştır. Bilirkişiler, söz konusu davanın sadece şarkının müziğiyle ilgili olduğunu ve şarkı sözlerini kapsamadığını belirtmiştir. Bilirkişiler, TRT’nin Türk halk müziği repertuvarına göre, N.T.’nin sadece söz konusu müziği İ.A.’nın zaten mevcut olan müzikal kompozisyonuna dayanarak nota olarak aktardığını belirtmiştir. Bilirkişiler, N.T.’nin dava konusu müziğin bestecisi olmadığı sonucuna varmıştır.
9. Dava, 18 Temmuz 2001 tarihinde Ankara Asliye Hukuk Mahkemesine (“Asliye Hukuk Mahkemesi”) sevk edilmiştir.
10. Asliye Hukuk Mahkemesi, 14 Mart 2002 tarihinde başvuranların taleplerini kısmen kabul etmiş ve söz konusu müziğin izinsiz kullanımı ve dağıtımı nedeniyle ihlal edilen telif hakkı açısından başvuranlara tazminat ödenmesine hükmetmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi, bilirkişilerin bulgularına dayanarak dava konusu müzik eserinin 1976 yılından bu yana TRT Türk halk müziği repertuvarında kayıtlı olduğunu, İ.A.’nın bir albümünde "Ey Şahin Bakışlım" adıyla zaten yayınlandığını ve o zamandan beri sahipliğin tartışılmadığını not etmiştir. Mahkeme, ek olarak davalıların dava konusu müzik eserinin anonim olduğunu gösteren herhangi bir kanıt sunmadığını belirtmiştir. Mahkeme, 5846 sayılı Kanun’un 11/1 maddesi uyarınca söz konusu müzik eserinin sahibinin İ.A. olduğu sonucuna varmıştır.
11. Bu kararda temyize gidilmemiştir ve söz konusu karar 16 Nisan 2002 tarihinde kesinleşmiştir.İkinci Yargılama Süreci
12. Başvuranlar, 20 Mayıs 2003 tarihinde H.S.B.’nin bir albümünde yer alan "Ey Şahin Bakışlım" ve "Kâtipler Oturmuş" adlı iki şarkıyla ilgili iddia ettikleri telif hakkı ihlali nedeniyle M.M.Y. Ltd. Şti. adlı yapımcı şirket ve H.S.B. adlı şarkıcıya karşı Asliye Hukuk Mahkemesi önünde dava açarak tazminat talep etmiştir. Başvuranlar, İ.A.’nın söz konusu şarkıların bestecisi olmasına rağmen şarkıların H.S.B.’nin albümünde anonim müzik eserleri olarak listelendiğini ve izinleri olmaksızın kullanıldığını ileri sürmüştür. Başvuranlar, dava konusu müzik eserlerinin İ.A. tarafından otuz yılı aşkın bir süre önce piyasaya sürülen bir albümde yer aldığını ve ayrıca Y.T. tarafından yayınlanan bir albümde de şarkıların "kaynağı" olarak İ.A.’nın belirtildiğini iddia etmiştir. Başvuranlar, 14 Mart 2002 tarihli karara atıfta bulunarak (bk. yukarıda par. 10) "Ey Şahin Bakışlım" adlı şarkıyla ilgili nihai bir karar olduğunu ileri sürmüştür.
13. Davalılar, Asliye Hukuk Mahkemesine sunduğu 9 Temmuz 2003 tarihli yazılı savunmalarında İ.A.’nın söz konusu müzik eserlerinin bestecisi olmadığını, sadece onları ortaya çıkaran kişi olduğunu iddia etmiştir. Davalılar, yerel mahkemelerin yerleşik içtihadına göre başvuranların bu nedenle telif hakkı ihlali için tazminat talep edemeyeceklerini ileri sürmüştür. Davalılar, ayrıca söz konusu şarkıların anonim müzik eserleri olduğunu iddia etmiş ve bu konuda TRT Türk halk müziği repertuvarına atıfta bulunmuştur.
14. Asliye Hukuk Mahkemesinin talebine yanıt olarak TRT 22 Ağustos 2003 tarihinde "Dem Geldi Semahı” olarak da bilinen "Ey Şahin Bakışlım” isimli müzik eserinin anonim bir eser olduğunu ve kaynak kişinin İ.A. olduğunu belirtmiştir. TRT ayrıca kayıtlarından N.T.’nin dava konusu müziği aktardığı müzik notalarının kopyasını sunmuştur. Bu belge içerisinde yer alan "kimden alındığı" bölümünde kaynak olarak İ.A.’nın ismine yer verildiği belirtilmiştir. TRT ayrıca "Kâtipler Oturmuş" adlı şarkının Türk halk müziği repertuvarında kayıtlı olmadığını belirtmiştir.
15. Dava, 11 Aralık 2003 tarihinde o zamanlar yeni kurulan Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesine sevk edilmiştir.
16. 3 Şubat 2005 tarihinde Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi, Asliye Hukuk Mahkemesinin 14 Mart 2002 tarihinde karara vardığı yargılama sürecine ilişkin dava dosyasını talep etmiştir.
17. 10 Kasım 2005 tarihinde Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi dava konusu müzik parçalarının anonim eserler olup olmadığını, İ.A. tarafından üretilip üretilmediğini, İ.A.’nın dava konusu parçaları orijinal formda kullanıp kullanmadığını ve mevcut müzik eserlerinin bir adaptasyonunu ortaya çıkarıp çıkarmadığını belirlemek amacıyla bir bilirkişi incelemesi yapılmasına karar vermiştir. Bu doğrultuda, bir Türk halk müziği uzmanı, bir ses sanatçısı ve bir avukattan oluşan bilirkişi heyeti atanmıştır.
18. Bilirkişiler, belirtilmeyen bir tarihte raporlarını sunmuştur. Bilirkişiler, dava konusu müzik eserlerinin anonim halk şarkıları olduğunu tespit etmiş ve bu tür şarkıların genellikle topluluk tarafından bestelendiğini ve mevcut halk şiirlerine müziğin eklenmesiyle oluşturulduğunu belirtmiştir. Bilirkişiler, dava konusu şarkıların sözlerinin halk şairleri K.H. ve P.S.A.’ya ait olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, yalnızca anonim müzik eserlerinin TRT’nin Türk halk müziği repertuvarına kaydedilebileceğini belirtmişlerdir.
Rapora göre, İ.A. söz konusu müzik eserlerinin "kaynak kişisidir" ancak bu terim onun eserlerin sahibi olarak kabul edilebileceği anlamına gelmemektedir. Bilirkişiler, kaynak kişilerin orijinal eserin bir adaptasyonunu oluşturmadan sadece anonim müzik eserlerini gelecek nesillere aktardığını belirtmiştir. Bilirkişiler, İ.A.’nın dava konusu müzik eserlerini ortaya çıkarmadığı ve yalnızca mevcut orijinal formlarında kullandığı sonucuna varmıştır.
19. 26 Ocak 2006 tarihinde başvuranlar, ilk bilirkişi heyetinin bulgularını ve heyet üyelerini eleştirmiştir. Başvuranlar, iddialarının sadece şarkıların müziğiyle ilgili olduğunu ve sözlerle ilgili olmadığını savunmuştur. Ayrıca başvuranlar, mahkeme tarafından atanan bilirkişilerden ikisinin TRT’de çalıştığını ve bu nedenle tarafsız kabul edilemeyeceklerini ileri sürmüştür çünkü TRT, telif ücreti ödemek zorunda kalmayacağından dolayı dava konusu müzik eserlerinin anonim olarak kaydedilmesinden fayda sağlayacaktır.
20. 1 Mart 2007 tarihinde Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi yeni bir bilirkişi incelemesi yapılmasına yönelik talimat vermiştir.
21. 12 Aralık 2007 tarihinde üniversite müzik konservatuvarından iki profesör ve tasarım hukuku (design law) dersi veren bir öğretim üyesinden oluşan yeni bir bilirkişi heyeti raporunu sunmuştur. Bilirkişiler, kaynak kişilerin halk şarkılarının yaratıcıları veya bestecileri olmadığını, daha çok onları geniş halk kitlelerine tanıtan kişiler olduğunu belirtmiştir. Bilirkişiler, önceki raporun bulgularıyla aynı fikirde olduklarını (bk. yukarıda par. 18) ifade etmiş, ancak kaynak kişilerin 5846 sayılı Kanun gereğince tazminat talep edemeyeceklerini fakat haksız rekabet hükümleri kapsamında emeklerinin karşılığını almaları gerektiğini eklemiştir.
22. Başvuranlar, dava konusu müzik eserlerinin bestecisinin İ.A. olduğunu iddia ederek ikinci bilirkişi raporuna itiraz etmiştir. Ayrıca, 14 Mart 2002 tarihli karara da atıfta bulunmuşlardır.
23. Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi, 17 Nisan 2008 tarihinde başvuranların taleplerini reddetmiştir. Mahkeme, ilk olarak davalıların tartışmalı müzik eserlerinin anonim olduğu ve İ.A.’nın şarkıların "kaynak kişisi" olduğu yönündeki savunmalarını dikkate almıştır. Ayrıca, söz konusu anlaşmazlıkta davalıların ilk dava sürecinde taraf olmadığından dolayı, 14 Mart 2002 tarihli kararın bu anlaşmazlıkta kesin hüküm etkisi göstermediği sonucuna varmıştır (bk. aşağıda par. 32). Dava konusu şarkıların önceki yayınlarıyla ilgili olarak mahkeme, şarkıların İ.A.’nın bir albümde yer aldığını belirtirken, ilgili yayınların şarkıların sadece İ.A. tarafından seslendirildiğini kabul ettiğini ve İ.A.’dan sahibi olarak bahsetmediğini tespit etmiştir. Ayrıca, üçüncü bir tarafın (Y.T.) yayınlandığı söz konusu şarkılara ilişkin olarak İ.A.’ya "kaynak kişi" olarak atıfta bulunulduğunu belirtmiştir. Bilirkişi raporlarındaki bulgulara dayanarak mahkeme, dava konusu müzik eserlerinin anonim halk şarkıları olduğunu, İ.A.’nın sadece onları seslendirdiğini, şarkıları bestelediğine dair herhangi bir kanıt olmadığını belirtmiştir. Mahkeme, ayrıca bir müzik eserini seslendirmenin seslendiren kişiye eser üzerinde herhangi bir mülkiyet hakkı sağlamayacağını belirtmiştir. Bu doğrultuda, mahkeme İ.A.’nın dava konusu müzik eserlerinin "kaynak kişisi" olduğunu ancak 5846 sayılı Kanun kapsamında bunların sahibi olmadığını ve dolayısıyla İ.A’nın (ya da bu davada mirasçılarının) söz konusu Kanun kapsamında eser sahiplerine verilen hakları talep edemeyeceğini belirtmiştir. Ek olarak mahkeme, 5846 sayılı Kanun’un 11. maddesinin sahiplik varsayımını öngördüğünü ancak bu varsayımın her zaman çürütülebilir olduğunu belirtmiştir. Mahkeme mevcut davada sahiplik varsayımının olmadığını tespit etmiş ve böyle bir varsayım olsa bile bilirkişilerin bulguları ve TRT’nin kayıtları göz önüne alındığında bu varsayımın etkili bir şekilde çürütülebileceğini eklemiştir. İlaveten mahkeme, başvuranların tanıklarının beyanlarının aksi yönde kanıya varacak kadar yeterli olmadığını ifade etmiştir. Son olarak mahkeme, ikinci bilirkişi raporunun bulgularına aykırı olarak anonim müzik eserlerinin seslendirilmesinin haksız rekabet olarak değerlendirilemeyeceğini ifade etmiştir.
24. Başvuranlar, 30 Haziran 2008 tarihinde 17 Nisan 2008 tarihli kararı temyiz etmiştir.
25. 1 Şubat 2010 tarihinde Yargıtay, usul ve yasaya aykırılık bulunmadığını belirterek söz konusu kararı onamıştır.
26. Yargıtay, 6 Temmuz 2010 tarihinde başvuranlar tarafından 1 Şubat 2010 tarihli karara ilişkin olarak yapılan karar düzeltme talebini reddetmiştir. Dosya içindeki başka bir karardan (bk. aşağıda par. 28) anlaşıldığına göre, 6 Temmuz 2010 tarihli kararın başvuranların avukatına 5 Ağustos 2011 tarihinde bildirildiği görülmektedir.Yargılamanın yenilenmesi talebi
27. Başvuranlar, 2 Şubat 2011 tarihinde ikinci dava sürecinin yeniden açılması için bir talepte bulunmuştur. Başvuranlar TRT tarafından başvuranlardan birine gönderilen bir mektupta İ.A.’nın aslında "Ey Şahin Bakışlım" adlı müzik bestesinin sahibi olduğunun ima edildiğini iddia etmiştir.
28. Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi, 14 Haziran 2012 tarihinde başvuranların talebini reddetmiştir. Mahkeme, bir bilirkişi raporuna dayanarak mektupta bahsedilen şarkının 17 Nisan 2008 tarihli kararının konusu olan şarkıyla aynı olmadığı sonucuna varmıştır.
29. Hükümetin beyanına göre 14 Haziran 2012 tarihli karar taraflara bildirilmemiştir.
İLGİLİ HUKUKİ ÇERÇEVE
30. 5846 sayılı Kanun’un 1/B ve 3 maddelerine göre bu kanun kapsamında “eser” terimi, diğerlerinin yanı sıra, sözlü veya sözsüz olmasına bakılmaksızın müzik bestelerini de kapsar.
31. 5846 sayılı Kanun’un 11(1) maddesi uyarınca, yayımlanmış eser nüshalarında veya bir güzel sanat eserinin aslında, o eserin sahibi olarak adını veya bunun yerine tanınmış müstear adını kullanan kimse, aksi sabit oluncaya kadar o eserin sahibi sayılır.
32. Olay tarihinde yürürlükte olan ve yerel mahkemelerce yorumlandığı şekliyle 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 237. maddesine göre kesin hüküm, ancak mevzuunu teşkil eden husus hakkında muteberdir ve kesin hüküm, mevcuttur denilebilmek için iki tarafın ve müddeabihin ve istinat olunan sebebin müttehit olması lazımdır (bk., örneğin, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı, 5 Şubat 2003 (E. 2003/21-30, K. 2003/57)).
ŞİKÂYETLER
33. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında telif hakkı ihlali iddialarının reddedilmesinin adil yargılanma haklarını ihlal ettiğini iddia etmiştir. Başvuranlar, Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi önündeki süreçlerdeki ilk bilirkişi heyetinin üyelerinden ikisinin TRT tarafından istihdam edildiğini ifade ederek heyetin tarafsız olmadığını iddia etmiştir. Ayrıca ikinci bilirkişi heyetindeki bilirkişilerden birinin daha önce TRT ile bağlantısı olduğunu iddia etmişlerdir.
Başvuranlar, Fikri Mülkiyet Mahkemesinin başvuranların görüşlerine göre Asliye Hukuk Mahkemesinin "Ey Şahin Bakışlım" adlı müzik eserine ilişkin olarak 14 Mart 2002 tarihinde verdiği kararla sabit bulunan İ.A.’nın sahiplik haklarını dikkate almadığını da ileri sürmüştür.
34. Ayrıca başvuranlar, belirli bir Sözleşme hükmüne dayanmadan aynı olaylar temelinde mülkiyet haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
HUKUKÖn açıklamalar
35. Hükümet, başvuru yapıldıktan sonra ilk iki başvuran olarak Gülsüm Aydın ve Ali Naki Aydın’ın hayatlarını kaybettiklerini (eklere bakınız) Mahkeme’ye bildirmiştir. Bu nedenle, Mahkeme’den başvurunun bu iki başvuranı ilgilendiren kısmının kayıttan düşürülmesini talep etmiştir.
36. Mahkeme, ilk iki başvuran adına başvuruyu takip etme isteğinde bulunan hiçbir mirasçının veya yakın akrabanın olmadığını tespit etmiştir. Eğer bir mirasçı veya yakın akraba başvuruyu takip etme isteğinde bulunmamışsa, Mahkeme genellikle başvurunun kayıttan düşürülmesine karar verir (bk., diğerleriyle birlikte, Savickis ve Diğerleri / Letonya [BD], no. 49270/11, § 90, 9 Haziran 2022). Mahkeme, Sözleşme’nin 37 § 1 maddesinin son cümlesi uyarınca başvurunun söz konusu kısmının incelenmesini devam ettirmeyi gerektiren, Sözleşme ve Protokollerinde tanımlanan insan haklarına saygıya ilişkin özel bir durum bulunmadığı sonucuna varmıştır. Bu nedenle, başvurunun bu iki başvuranı ilgilendiren kısmının kayıttan düşürülmesi uygun olacaktır.
37. Ancak, pratik nedenlerle davanın adı değiştirilmeyecektir (agy., § 91). Ayrıca, bu kararın geri kalanında "başvuranlar" ifadesinin geçtiği herhangi bir yerde kalan iki başvurana atıfta bulunduğu anlaşılmalıdır (agy.)Sözleşme’nin 6. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında
38. Başvuranlar, telif hakkı ihlali iddialarının reddedilmesinin adil yargılanma haklarını ihlal ettiğini iddia etmiştir. Aynı zamanda, ikinci dava sürecindeki bilirkişilerin tarafsız olmamasından şikâyet etmişlerdir. Son olarak başvuranlar, yerel mahkemelerin başvuranların görüşlerine göre Asliye Hukuk Mahkemesinin söz konusu müzik eseri üzerinde İ.A.’nın sahiplik haklarını sabit bulduğu 14 Mart 2002 tarihli kararı (bk. aşağıda par. 10) dikkate almadığını ileri sürmüştür.
39. Başvuranlar, ilgili kısmıyla aşağıda yer alan Sözleşme’nin 6. maddesine dayanmıştır:
“Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan, ... bir mahkeme tarafından, adil bir şekilde ... görülmesini isteme hakkına sahiptir ...”Tarafların Beyanları
40. Hükümet, başvuranların şikâyetlerinin zamanında sunulmadığını ileri sürmüştür. Ayrıca Hükümet, başvuranların yargılamaların yenilenmesi talebiyle ilgili 14 Haziran 2012 tarihli kararın (bk. yukarıda par. 27 ve 28) henüz kesinleşmediğini belirterek başvuranların mevcut iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür. Ayrıca Hükümet, başvuranların Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında mağdur sıfatına sahip olmadığını savunmuştur.
41. Ek olarak Hükümet, başvuranların şikâyetlerinin dördüncü derece mercii önünde sunulması gereken nitelikte olduğunu iddia etmiştir.
42. 14 Mart 2002 tarihli kararın yerel mahkemelerce dikkate alınmadığı iddiasıyla ilgili olarak Hükümet, Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi’nin gerekçelerini desteklemiştir (bk. yukarıda par 23). Bu bağlamda, Hükümet, 1086 sayılı Kanunun 237. maddesinde belirtilen koşullara da atıfta bulunmuştur (bk. yukarıda par 32).
43. Ek olarak Hükümet, 5846 sayılı Kanun’un 11 (1) maddesinin sahiplik varsayımını öngördüğünü ancak bu varsayımın her zaman çürütülebilir olduğunu belirtmiştir (bk. yukarıda par 31). Ayrıca, bir eserin sahipliğine ilişkin kararların beyan niteliğinde olduğunu ve aksi kanıtlanana kadar geçerli olduğunu savunmuştur. İlaveten Hükümet, Asliye Hukuk Mahkemesinin 14 Mart 2002 tarihli kararında ulaştığı sonucun dava konusu müzik eserinin İ.A.’ya ait olduğuna dair bir varsayım olduğunu ancak bu varsayımın Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi önündeki yargılamalarda çürütüldüğünü ileri sürmüştür.
44. Başvuranlar, Hükümetin şikâyetlerinin altı aylık süre sınırı dışında sunulduğuna ve iç hukuk yollarını tüketmediklerine ilişkin iddialarını reddetmiştir Hükümet tarafından öne sürülen diğer görüşler hakkında herhangi bir yorumda bulunmamışlardır.Mahkemenin değerlendirmesi
45. Mahkeme, başvuranların bu başlık altındaki şikâyetlerinin her halükarda aşağıdaki nedenlerle kabul edilemez olduğunu göz önünde bulundurarak Hükümetin ön itirazlarını ele almaya gerek duymamıştır.
(a) Bilirkişi heyetinin tarafsızlığı
46. İkinci yargılamalarda mahkeme tarafından atanan bilirkişilerin tarafsız olmadığı iddiasına ilişkin olarak Mahkeme, başvuranların ilk bilirkişi heyetinin üyelerine ilişkin itirazının ardından Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi farklı bilirkişilerden oluşan bir heyete bilirkişi raporu hazırlattığını gözlemlemiştir (bk. yukarıda par. 19-21).
47. Ayrıca, iki heyetin bulguları arasındaki tek fark, ikinci heyet tarafından gündeme getirilen ve Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi tarafından ele alınan haksız rekabet konusuydu (bk. yukarıda par. 21 ve 23). Bu durumda, başvuranların iddialarının Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi tarafından değerlendirilmesinde ilk bilirkişi raporunun herhangi bir rol oynayıp oynamadığı önemsizdir (kıyaslayın ve karşılaştırın, Devinar / Slovenya, no. 28621/15, § 50, 22 Mayıs 2018).
48. Başvuranların ikinci heyetteki bir bilirkişiye ilişkin iddialarına gelince, dosyada başvuranların Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi önünde bu konuda herhangi bir itirazda bulunduklarına dair bir işaret bulunmamaktadır (bk. yukarıda par. 22; ayrıca bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Tabak / Hırvatistan, no. 24315/13, § 77-79, 13 Ocak 2022). Her halükarda, başvuranlar bu iddiayı Mahkeme önünde ispatlamayı başaramamıştır çünkü sadece söz konusu bilirkişinin TRT ile önceden bağlantıları olduğunu iddia etmiş ancak bu bağlantıların niteliğini veya tarafsızlığı nasıl etkilediğini açıklamamıştır (bk. yukarıda par. 33).
49. Yukarıdakiler ışığında Mahkeme, başvuranların bilirkişilerin tarafsız olmadığı iddiasına yönelik şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olduğundan Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği görüşündedir.
(b) 14 Mart 2002 tarihli kararın dikkate alınmadığı iddiasına ilişkin olarak
50. Mahkeme, hukukun üstünlüğü ve hukuki kesinlik ilkesi çerçevesinde yorumlandığında Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki adil yargılanma hakkının mahkemelerin belirli taraflar arasındaki bir anlaşmazlığı nihai olarak çözdüğü durumlarda, kararlarının sorgulanmamasına yönelik gerekliliği kapsadığını yinelemektedir (bk. Brumărescu / Romanya [BD], no. 28342/95, § 61, AİHM 1999-VII, ve Gražulevičiūtė / Litvanya, no. 53176/17, § 72, 14 Aralık 2021). Kesin hüküm ilkesine göre taraflar sadece yeniden duruşma yapılması ve yeni bir karar alınması amacıyla kesin ve bağlayıcı bir hükmün yeniden incelenmesi için başvurma hakkına sahip değildir (bk., diğerleri arasında, Ryabykh / Rusya, no. 52854/99, § 52, AİHM 2003‑IX, ve Agro Frigo OOD / Bulgaristan, no. 39814/12, § 35, 5 Eylül 2019).
51. Mahkemenin görüşüne göre, bir hükmün kesin hüküm olması ve taraflar arasındaki anlaşmazlığı nihai etkiyle çözmesine ilişkin ilke, Sözleşme’nin 6. maddesi tarafından hukuk davalarıyla ilgili olarak garanti edilen hakların temel bir unsurudur (bk. Gražulevičiūtė, yukarıda anılan, § 74).
52. Mahkeme ayrıca, tüm hukuk sistemlerinde hükümlerin kesin hüküm etkilerinin kişisel ve maddi kapsam açısından sınırlamalarının olduğunu gözlemlemektedir (bk. Kehaya ve Diğerleri / Bulgaristan, no. 47797/99 ve 68698/01, § 66, 12 Ocak 2006; Esertas / Litvanya, no. 50208/06, § 22, 31 Mayıs 2012; ve Gražulevičiūtė, yukarında anılan, § 74).
53. Mevcut davada, Asliye Hukuk Mahkemesi önündeki ilk yargılamalar ile sonrasında Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi önünde başlatılan yargılamaların her ikisinin de "Ey Şahin Bakışlım" (aynı zamanda "Dem Dem" veya "Dem Dem Geldi Semahı" olarak da bilinen) adlı aynı müzik eseriyle ilgili telif hakkı iddialarına ilişkin olduğu konusunda taraflar arasında bir anlaşmazlık bulunmamaktadır. Bu bağlamda başvuranlar, Asliye Hukuk Mahkemesinin 14 Mart 2002 tarihli kesin hükmünün bozulduğunu iddia etmemiş (kıyaslayın ve karşılaştırın Brumărescu, yukarıda anılan, § 62), ancak yerel mahkemelerin ikinci yargılamalarda bu hükmü göz ardı ettiğini savunmuştur. Bu nedenle, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinde yer alan kesin hüküm ilkesine uyulup uyulmadığını belirlemek için Mahkeme, ilkenin yukarıda 52. paragrafta belirtilen iki yönünü inceleyecektir (bk. Karaivanova ve Mileva / Bulgaristan, no. 37857/05, § 48, 17 Haziran 2014).
54. Kişisel kapsam yönüyle ilgili olarak Mahkeme, olay tarihindeki iç hukuka göre, diğer şartların yanı sıra, sonraki yargılamalarda yer alan tarafların ilk yargılamalardaki taraflarla aynı olması halinde bir hukuk mahkeme tarafından verilen hükmün sonraki yargılamalarda kesin hüküm olarak kabul edildiğini belirtmektedir (bk. yukarıda par. 32). Bu bağlamda, Mahkeme, Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi tarafından belirtildiği gibi, ikinci yargılamalardaki davalıların Asliye Hukuk Mahkemesi önündeki anlaşmazlığın tarafı olmadığını gözlemlemektedir (bk. yukarıda par. 23). Bu nedenle mevcut dava, hem ilk yargılamalarda hem de ikinci yargılamalarda yer alan tarafların aynı olduğu durumlardan veya bir tarafta devletin farklı kurumlarının ve diğer tarafta başvuranların olduğu durumlardan farklıdır (bk., örneğin, Kehaya ve Diğerleri, yukarıda anılan, § 67; Esertas, yukarıda anılan, § 23; Decheva ve Diğerleri / Bulgaristan, no. 43071/06, § 42, 26 Haziran 2012; Brletić / Hırvatistan, no. 42009/10, § 47, 16 Ocak 2014; ve Gražulevičiūtė, yukarıda anılan, § 75). Bu koşullar altında, Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesinin yaklaşımının halihazırda çözümlenen aynı yasal konulara ilişkin bir anlaşmazlığın tekrar incelenmesi için önündeki yargılamalarda davalılara bir "ikinci şans" verdiği söylenemez (kıyaslayın ve karşılaştırın, hepsi yukarıda anılan, Kehaya ve Diğerleri, § 69; Decheva ve Diğerleri, § 43; Brletić, § 49; ve Gražulevičiūtė, § 80).
55. 14 Mart 2002 ve 17 Nisan 2008 tarihli hükümlerin maddi kapsamıyla ilgili olarak Mahkeme, iddia edilen telif hakkı ihlallerinin farklı taraflardan kaynaklanması dolayısıyla ilk ve ikinci yargılamaların konu bakımından aynı olmadığını belirtmiştir. Ancak, Asliye Hukuk Mahkemesi önünde açılan yargılamalarda dava konusu olmayan "Kâtipler Oturmuş" adlı şarkı bir kenara bırakılırsa, telif hakkı ihlali yapıldığı iddia edilen müzik eseri, her iki yargılamada da aynıdır (bk. yukarıda par. 10 ve 12). Bu nedenle, Asliye Hukuk Mahkemesi ve Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi, İ.A.’nın dava konusu müzik eserinin yazarı olup olmadığına ilişkin aynı ön soruyu incelemiştir.
56. Bu bağlamda Mahkeme, ilk yargılamalarda Asliye Hukuk Mahkemesinin 5846 sayılı Kanunun 11(1) maddesi uyarınca İ.A.’nın dava konusu müziğin sahibi olduğunu tespit ettiğini kaydetmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi, İ.A.’nın dava konusu müzik eserini daha önce yayımlamış olmasına ve davalıların bahsi geçen müzik eserinin anonim olduğunu kanıtlayan herhangi bir delil sunmamış olmasına dayanarak kararını vermiştir (bk. yukarıda par.10). Bu bağlamda Mahkeme, Asliye Hukuk Mahkemesinin yayımlanmış eser nüshalarında o eserin sahibi olarak adı geçen kimsenin aksi sabit oluncaya kadar o eserin sahibi sayıldığını öngören 5846 sayılı Kanun’un 11(1) maddesine özellikle atıfta bulunduğunu vurgulamıştır. Bu doğrultuda, Asliye Hukuk Mahkemesinin hükmü iki temel gerekçeye dayanmıştır: (i) İ.A. lehine bir sahiplik varsayımının var olması ve (ii) davalıların bu varsayımı çürütememesi. Bu nedenle, Asliye Hukuk Mahkemesinin gerekçesinde kullandığı ifadeler dava konusu müzik eserinin İ.A.ya ait olduğunu düşündürebilir (bk. yukarıda par. 10), ancak Mahkeme, Asliye Hukuk Mahkemesinin bu davada sadece sahiplik varsayımının çürütülmediğini onayladığını değerlendirmektedir.
57. Mahkeme ayrıca, ikinci yargılamada davalıların İ.A.’nın sadece dava konusu müzik eserinin "kaynak kişisi" olduğunu ve başvuranların bu nedenle telif hakkı ihlali gerekçesiyle tazminat talep edemeyeceğini savunduğunu belirtmiştir (bk. yukarıda par. 13). Ancak, ilk yargılamalarda söz konusu terimin başvuranlar tarafından açık bir şekilde kullanılmasına rağmen sahiplik varsayımını çürütmesi gereken davalıların bu argümanı Asliye Hukuk Mahkemesi önünde (bk. yukarıda par. 6-8) dile getirdiklerine dair herhangi bir belirti yoktur (bk. yukarıda par. 5). Bu nedenle, Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi, bu argümanı dikkate almak durumunda kalmıştır. Sonuç olarak, ikinci yargılamalardaki bilirkişiler "kaynak kişisi" kavramını ve İ.A.’nın dava konusu müzik eseriyle ilişkisini analiz etmiştir (bk. yukarıda par. 18 ve 21). Bu analiz sonucunda Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi, başvuranların taleplerini reddetmiştir (kıyaslayın ve karşılaştırın, Mahkemenin müteakip yargılamalarda yeni bir delilin bulunmadığına vurgu yaptığı Siegle / Romanya, no. 23456/04, § 37, 16 Nisan 2013). Nitekim Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi, bilirkişilerin bulgularına dayanarak İ.A.’nın söz konusu müzik eserinin "kaynak kişisi" olduğunu kabul etmiştir. Ancak İ.A.’nın 5846 sayılı Kanunun anlamı dâhilinde eserin sahibi olmadığına ve dolayısıyla o Kanun kapsamında eser sahiplerine verilen hakları talep edemeyeceğine karar vermiştir (bk. yukarıda par. 23).
58. Ayrıca Mahkeme, Asliye Hukuk Mahkemesinin İ.A. lehine bir sahiplik varsayımının var olduğunu kabul ettiğinden dolayı ilk yargılamalardaki davalıların bu varsayımı çürütmekle yükümlü olduğunu belirtmiştir. Ancak bu yönde bir çaba göstermemişlerdir. Bu konuda Mahkeme, olaylara ilişkin varsayımların veya hukuki varsayımların her hukuk sisteminde mevcut olduğunu ve Sözleşme’nin ilke olarak böyle varsayımlara karşı çıkmadığını ancak, bireylere etkili yasal güvenceler sağlanmasını gerektirdiğini yinelemiştir (bk. Lady S.R.L. / Moldova Cumhuriyeti, no. 39804/06, § 27, 23 Ekim 2018). Bu nedenle Mahkeme, hukuki kesinlik ilkesinin ilk yargılamalarda yer almayan üçüncü tarafların çıkarlarını etkileyebilecek varsayımlara itiraz etmek amacıyla müteakip yargılamalarda yeni argümanlar sunma fırsatından mahrum bırakılması gerektiği şeklinde yorumlayamayacağını düşünmektedir.
59. Kabul edilmelidir ki Asliye Hukuk Mahkemesi ve Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi, dava konusu müzik eserinin İ.A. tarafından önceden yayınlanmasının önemi konusunda farklı görüşleri benimsemiştir. İlki ilgili yasaya göre sahiplik varsayımı oluşturmak için bunun yeterli olduğunu kabul ederken, diğeri ilgili yayınlarda onun eser sahibi olarak belirtilmemesinden dolayı böyle bir varsayımın mevcut olmadığını belirtmiştir (bk. yukarıda par. 10, 23 ve 31). Bununla birlikte Mahkeme, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin delillerin kabul edilebilirliği ve kanıt değeri veya ispat yüküyle ilgili kurallar koymadığını ve bunların temel olarak iç hukukun konusu olduğunu tekrar vurgulamaktadır (bk. Lady S.R.L., yukarıda anılan § 27, ve Evers / Almanya, no. 17895/14, § 80, 28 Mayıs 2020). Ayrıca Mahkemenin iç hukuka uygunluk noktasında inceleme yapma yetkisi sınırlıdır ve öncelikle ulusal otoriteler, özellikle mahkemeler, iç hukuku yorumlamak ve uygulamakla görevlidir (bk. Radomilja ve Diğerleri / Hırvatistan [BD], no. 37685/10 ve 22768/12, § 149, 20 Mart 2018). Yorumlama keyfi veya açıkça mantıksız olmadıkça, Mahkemenin rolü, bu yorumlamanın Sözleşme ile uyumlu olup olmadığını belirlemekle sınırlıdır (agy.). Her halükarda Mahkeme, mevcut duruma ilişkin yorum farklılıklarının tek başına hukuki kesinlik ilkesine aykırılık teşkil etmeyeceğini düşünmektedir. Zira Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi, böyle bir varsayımın olması durumunda bile, önündeki yargılamalarda etkili bir şekilde çürütüldüğünü tespit etmiştir (bk. yukarıda par. 23).
60. Yukarıdakiler ışığında Mahkeme Sözleşme’nin 6 § 1 maddesince öngörülen hukuki kesinlik ilkesine ilişkin aykırılık bulunmadığı sonucuna varmıştır.
61. Dolayısıyla bu şikâyet, açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
(c) “Kâtipler Oturmuş” isimli müzik eseri
62. “Kâtipler Oturmuş” isimli müzik eserine ilişkin olarak başvuranların şikâyetlerine (bk. yukarıda par. 33) yönelik olarak Mahkeme söz konusu müzik eserinin ilk yargılamaların konusu olmadığını gözlemlemektedir (bk. yukarıda par. 10 ve 12). Bu nedenle, başvurunun bu kısmı temel olarak söz konusu esere ilişkin delillerin ve Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi önündeki yargılamaların sonuçlarının incelenmesine ilişkindir.
63. Bu bağlamda Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesinin delillerin kabul edilebilirliğine ilişkin ya da nasıl ele alınması gerektiğine ilişkin herhangi bir kural ortaya koymadığını ve bunların öncelikle iç hukuktaki düzenlemeler kapsamında yerel mahkemelerin görev kapsamında olduğunu tekrarlamıştır (bk., diğerlerinin yanında, García Ruiz / İspanya [BD], no. 30544/96, § 28, AİHM 1999-I, ve, daha yakın tarihli, Zayidov / Azerbaycan (no. 2), no. 5386/10, § 86, 24 Mart 2022).
64. “Kâtipler Oturmuş” isimli müzik eserine ilişkin olarak Mahkeme, Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesinin delillerin incelenmesi noktasında keyfi davrandığına ya da yargılamaların Sözleşme’nin 6. maddesi anlamı dâhilinde başka bir sebepten dolayı adil olmadığına ilişkin bir gösterge bulunmadığı tespitini yapmıştır.
65. Dolayısıyla Mahkeme, başvurunun bu kısmının, açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.Sözleşme’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında
66. Başvuranlar ayrıca belirli bir Sözleşme hükmüne dayanmadan aynı olaylar temelinde mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesi haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
67. Dava konusu olayların hukuki açıdan vasıflandırılması hususunda egemen olarak (bk. Radomilja ve Diğerleri, yukarıda anılan, § 126) Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği kanısındadır (bk. Safarov / Azerbaycan, no. 885/12, § 26, 1 Eylül 2022). Söz konusu hüküm aşağıdaki gibidir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya cezaların ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”Tarafların Beyanları
68. Hükümet, Sözleşme’nin 6. maddesine yönelik olarak dile getirdikleri itirazları yinelemiştir (bk. par. yukarıda 40 ve 41). Ek olarak, başvuranların şikâyetinin konu bakımından Sözleşme hükümleriyle bağdaşmadığını ileri sürmüştür. Ayrıca Hükümet, başvuranların yerel mahkemeler önünde Sözleşme’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesince öngörülen usuli güvencelere ilişkin olarak bir argüman ileri sürmediğinden dolayı başvuranların iç hukuk yollarını tüketmediğini belirtmiştir. Son olarak Hükümet, şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olması sebebiyle reddedilmesini talep etmiştir.‑
69. Başvuranlar, Hükümetin altı aylık süre kuralı ve iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin itirazlarına karşı sunduğu argümanları tekrarlayarak bu şikâyete ilişkin görüş bildirmemiştir (bk. yukarıda par. 44).Mahkemenin değerlendirmesi
70. Mahkeme, söz konusu müzik eserlerinin İ.A.’ya ait olup olmadığı noktasında taraflar arasında bir anlaşmazlığın bulunduğunu gözlemlemektedir. Aynı zamanda Mahkeme, Asliye Hukuk Mahkemesinin 14 Mart 2002 tarihli kararını ve Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesinin 17 Nisan 2008 tarihli kararını dikkate almıştır (bk. yukarıda sırasıyla par. 10 ve 23). Bununla birlikte Mahkeme, somut davanın kendine özgü koşullarında başvuranların “mevcut mal ve mülkünün” bulunup bulunmadığı ya da 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında en azından “meşru bir beklentiye” sahip olup olmadıklarının değerlendirilmesini gerekli görmemiştir çünkü aşağıdaki gerekçelerden dolayı başvuranların şikâyetinin her halükarda açıkça dayanaktan yoksun olduğu görüşündedir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Taşkaya / Türkiye (k.k.), no. 14004/06, § 41, 13 Şubat 2018; ayrıca bk. Aksi yönde, SIA AKKA/LAA / Letonya, no. 562/05, §§ 39-42 ve 52-55, 12 Temmuz 2016).
71. Mahkeme, özel taraflar arasındaki medeni hukuk uyuşmazlıklarını ele alan yargılamaların Sözleşme’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında Devletin sorumluluğunu devreye sokmayacağını yinelemiştir (bk. Theo National Construct S.R.L. / Moldova Cumhuriyeti, no. 72783/11, § 69, 11 Ekim 2022, ve buradaki referanslar). Ancak, Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca en azından hak ihlaline uğradığını iddia edenlere bunları ileri sürme ve adalet önüne çıkarma imkânı sunan uygun bir platform dâhil olmak üzere asgari düzeyde bir yasal çerçeve oluşturmak Devletlerin bir görevidir (bk. Kotov / Rusya [BD], no. 54522/00, § 117, 3 Nisan 2012, ve Theo National Construct S.R.L., yukarıda anılan, § 69).
72. Mahkeme, mevcut davanın özel taraflar arasındaki bir anlaşmazlığa ilişkin olduğunu not etmiştir. Dolayısıyla, Devletin rolü yargı sistemi aracılığıyla başvuranların medeni haklarının belirlenmesi için gerekli mekanizmaları sağlamakla sınırlıdır (bk. Theo National Construct S.R.L., yukarıda anılan, § 68). Başvuranlar bahsi geçen mekanizmadan faydalanmıştır ancak iddiaları yerel mahkemeler tarafından reddedilmiştir.
73. Bu kapsamda, başvuranlar Türk hukukunda eser sahiplerinin haklarının yeterince korunmadığını iddia etmeyip yerel mahkemelerin taleplerine ilişkin verdiği kararlara yönelik şikâyette bulunmuştur. Bu bağlamda Mahkeme, eğer mahkeme kararları iç hukuka aykırı şekilde verildiyse ya da keyfilik veya Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında açık şekilde mantığa aykırılık içeriyorsa, bunlardan kaynaklı kayıplara ilişkin olarak Devletin sorumlu tutulabileceğini not etmiştir (bk. Zagrebačka banka d.d. / Hırvatistan, no. 39544/05, § 250, 12 Aralık 2013). Ancak, mevcut davada Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi başvuranların taleplerini reddederken yeterli gerekçe sunmuştur (bk. yukarıda par. 23). Ek olarak, Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında vardığı sonuçlara atıfta bulunarak (bk. yukarıda par. 54-65) ikinci yargılamalarda yerel mahkemelerin kararında keyfilik unsuru olduğunu ya da başka bir sebeple mantık dışı olduğunu gösteren bir delil olmadığını yinelemiştir. Bu yüzden Davalı Devletin etkili hukuk yollarının bulunmaması nedeniyle Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği söylenemez (kıyaslayın ve karşılaştırın Safarov, yukarıda anılan, §§ 32-36).
74. Dolayısıyla, şikâyet açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35 §§ 3(a) ve 4 maddeleri uyarınca şikâyetin reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun Gülsüm Aydın ve Ali Naki Aydın ile ilgili kısmının kayıttan düşürülmesine;
Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş olup ve 8 Haziran 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Arnfinn Bårdsen
Bölümü Yazı İşleri Müdürü Başkan
Ek
Başvuranların Listesi
No.
Başvuranın adı
Doğum Yılı
Ölüm tarihi
Uyruk
İkamet yeri
1.
Gülsüm AYDIN
1929
(20 Ocak 2019 tarihinde vefat etmiştir)
T.C.
—N—
2.
Ali Naki AYDIN
1955
(1 Mart 2019 tarihinde vefat etmiştir)
T.C.
—N—
3.
Yadigar ORHAN (AYDIN)
1951
T.C.
Ankara
4.
Uğurcan ŞAHİN (AYDIN)
1966
T.C.
Ludwigshafen,
Almanya
Full & Egal Universal Law Academy