AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 63130/15
Sedat AYDIN ve Diğerleri / Türkiye
ve diğer 31 başvuru
(ekteki listeye bakınız)
Başkan
Robert Spano,
Hâkimler
Paul Lemmens,
Işıl Karakaş,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Arnfinn Bårdsen,
Darian Pavli,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 12 Mart 2019 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Ekteki listede yer alan ve çeşitli tarihlerde yapılan yukarıdaki başvuruları göz önüne alarak,
Mahkeme İç Tüzüğü’nün 39. maddesi uyarınca 3758/16, 4353/16, 4817/16 ve 5237/16 no.lu başvurulara ilişkin olarak sırasıyla 18 Ocak, 19 Ocak, 21 Ocak ve 22 Ocak 2016 tarihlerinde Hükümete bildirilen tedbir kararlarının ve sırasıyla 28 Ocak, 28 Ocak, 1 Şubat ve 3 Şubat 2016 tarihlerinde bu tedbir kararlarının kaldırıldığını göz önünde bulundurarak,
Mahkeme İç Tüzüğü’nün 41. maddesi uyarınca, yapılan 32 başvurunun 28’ine öncelik verilmesine ilişkin kararları göz önünde bulundurarak,
6 Aralık 2016 tarihli kısmi kararları göz önüne alarak,
Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere cevaben başvuranlar tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri (“İnsan Hakları Komiseri”) tarafından sunulan görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Her biri Türk vatandaşı olan başvuranlarla ilgili bilgiler ekte yer almaktadır.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi yetkilisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Başvurulara konu olayların geçmişi
3. Mevcut dava ana hatlarıyla, İl İdaresi Kanunu’nun (5442 sayılı Kanun) 11 (c) maddesi uyarınca valilikler tarafından 2015-2016 yılları arasında Türkiye’nin Güneydoğu bölgesindeki bazı yerlerde ilan edilen sokağa çıkma yasakları ve bu süreçte yürütülen güvenlik operasyonlarıyla ilgilidir. Mevcut başvurulara konu olayların geçmişi ile ilgili bilgiler Elçi/Türkiye ((k.k.), no. 63129/15, §§ 4-6, 29 Ocak 2019) ve Ahmet Tunç ve Diğerleri/Türkiye ((k.k.), no. 4133/16 ve 31542/16, §§ 7-9, 29 Ocak 2019) davalarından bulunabilir. Söz konusu sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı dönemde gerçekleşen olaylara ilişkin detaylı açıklama, İnsan Hakları Komiserinin[1] 2 Aralık 2016 tarihli raporunda[2] ve Sözleşme’nin 36 § 3 maddesi kapsamında üçüncü taraf sıfatıyla davaya katılabildiği ölçüde Mahkemeye sunduğu görüşlerinde bulunabilir.
B. Davaların koşulları
4. 1905/16, 2005/16, 2105/16, 3758/16, 4159/16, 4353/16, 4552/16, 5237/16, 5317/16, 5332/16, 5628/16, 6758/16, 8536/16, 8699/16 ve 39419/16 no.lu başvurulardaki başvuranlar, devlet yetkilileri tarafından iddia edildiği üzere sağlık hizmetlerinin kendilerine sağlanmaması ya da iddia edildiği üzere güvenlik görevlilerinin güç kullanması sebebiyle, ilgili yerlerde uygulanan 24 saatlik sokağa çıkma yasakları sırasında Şırnak ve Diyarbakır’ın bazı ilçelerinde gerçekleştirilen güvenlik operasyonları sırasında hayatlarını kaybeden kişilerin akrabalarıdır. Söz konusu başvuruların üçünde (3758/16, 4353/16 ve 5237/16 no.lu başvurular) Mahkeme İç Tüzüğü’nün 39. maddesi uyarınca başvuranların tedbir talepleri kabul edilmiş ve ciddi yaralanmalar sonucunda tıbbi yardım bekleyen Hüseyin Paksoy, Cemil Altun ve Cihan Karaman’ın yaşamlarının ve vücut bütünlüklerinin korunması için mümkün olan tüm tedbirlerin alınması gerektiği bildirilmiştir. Ancak, iddia edildiği üzere bölgedeki güvenlik durumu nedeniyle söz konusu kişilere gerekli olan sağlık hizmeti sağlanmamış ve hayatlarını kaybetmişlerdir. 5332/16 no.lu başvurudaki başvuranın oğlu Yılmaz Geçim, 6 Aralık 2016 tarihinde söz konusu başvuru davalı Hükümete bildirildiğinde kayıptı. Ancak sonrasında Yılmaz Geçim’in cesedinin Cizre’de bir binanın bodrumunda bulunduğu Mahkemeye bildirilmiştir.
5. 4817/16 no.lu başvurudaki başvuran Helin Öncü, iddia edildiği üzere güvenlik güçleri tarafından Cizre’de vurulmuş ve yaralanmıştır. Güvenlik nedenlerinden dolayı kendisine sağlık hizmeti sağlanmasındaki girişimlerin başarısız olması sebebiyle, başvuran 21 Ocak 2016 tarihinde Mahkeme İç Tüzüğü’nün 39. maddesi uyarınca tedbir talebinde bulunmuştur. Mahkeme başvuranın talebini kabul etmiş ve Hükümete başvuranın yaşamının ve vücut bütünlüğünün korunması için mümkün olan tüm tedbirleri alması gerektiğini bildirmiştir. Bunun üzerine başvuran sağlık ekipleri tarafından hastaneye götürülmüş ve gerekli tedavisi yapılmıştır.
6. 63133/15 no.lu başvurudaki başvuran İrfan Uysal, söz konusu zamanda Cizre Belediyesi Su ve Kanalizasyon İşleri Müdürlüğünde bir çalışandı. İddia edildiği üzere Cizre yakınlarındaki Nur Mahallesi’nde bir su vanası işinde çalışırken güvenlik güçleri tarafından kolundan vurulmuştur. Karşılaştıkları çeşitli zorluklara rağmen, iş arkadaşları tarafından hastaneye götürülmüş ve burada kolu kesilmiştir.
7. 4684/16 no.lu başvurudaki başvuran Faysal Sarıyıldız, söz konusu zamanda milletvekiliydi. 20 Ocak 2016 tarihinde yaralılara yardım etmek ve ölen kişilerin cesetlerini almak için aralarında Sarıyıldız’ın da bulunduğu bir grup, Cizre’nin Cudi ilçesine gitmiştir. Oraya gittiklerinde, ölümleri 4353/16, 4552/16 ve 4159/16 no.lu başvuruların konusu olan Serhat Altun, Ahmet Tunç ve Mehmet Kaplan da dâhil olmak üzere bazı kişilerin cesetlerini bulmuşlardır. Geri dönüş yolunda, zırhlı araçlardan üzerlerine ateş açıldığı iddia etmişlerdir. Grup üyelerinin ikisi öldürülmüş, 10 kişi de yaralanmıştır. Olay sırasında herhangi bir yara almamış olan başvuran, grup üyelerinden hayatta kalanlarla beraber bir binaya sığınmıştır. Söz konusu kişiler, iddia edildiği üzere güvenlik güçleri tarafından açılan ve kesintisiz olarak devam eden ateş altındaki binadan yaklaşık altı saat sonra çıkabilmişlerdir.
8. Geri kalan 14 başvurudaki başvuranlar, 24 saat boyunca uygulanan sokağa çıkma yasakları sebebiyle ya kendi evlerinden ya da sığındıkları başka evlerden uzun bir süre boyunca çıkamamışlardır. Bu başvuranların çoğu, çevrede siviller olduğu halde güvenlik güçlerinin ağır silahlar kullanarak yerleşim yerlerinde güvenlik operasyonları yapmaları sebebiyle hayatlarının tehlike altına girdiğini iddia etmişlerdir.
C. İç hukuktaki yargılamalar
9. Tarafların sundukları bilgilere göre Mahkeme, başvuranlardan çoğunun Mahkemeye başvuru yapmadan önce ya da Mahkemeye başvuru yaptıktan kısa bir sonra Anayasa Mahkemesine tedbir talebinde bulunduklarını not eder. Başvuranların çoğu sağlık merkezlerine derhal erişimlerinin sağlanmasını talep ederken, diğer başvuranlar sokağa çıkma yasaklarına ilişkin alınan kararların iç hukukta dayanağı olmadığı ve/veya sokağa çıkma yasakları sırasında yerleşim yerlerinde yürütülen güvenlik operasyonlarının hayatlarını ciddi şekilde riske attığı iddiasıyla sokağa çıkma yasaklarının kaldırılmasını talep etmişlerdir. Mahkeme, kamu düzenini ve kişilerin can ve mal güvenliğini sağlamak amacıyla uygulanan sokağa çıkma yasaklarının “dayanaksız” olduğunun söylenemeyeceğini birçok kararında belirten Anayasa Mahkemesinin, tedbir başvurularının hepsini reddetmiş olduğunu gözlemlemektedir (bk. Elçi, yukarıda anılan, § 12). Bu durumda, söz konusu başvuruların esasına ilişkin incelemenin Anayasa Mahkemesi önünde halen derdest olduğu anlaşılmaktadır.
10. Başvuranlardan bazıları mevcut başvuruların konusu olan olaylarla ilgili Cumhuriyet savcıları tarafından soruşturma yürütülmediğini iddia etseler de dava dosyasındaki bilgiler söz konusu ölümlerin çoğu hakkında soruşturmaların açıldığını göstermektedir. Mahkeme, bu soruşturmalardan bazılarının kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilerek Cumhuriyet savcıları tarafından kapatıldığını, bazılarının da devam etmekte olduğunu gözlemlemektedir. Tarafların sunduğu belgelerden, birçok başvuranın aynı zamanda, 2017 yılı Mart ayından bu yana ceza soruşturmalarının sonuçlarıyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesine ikinci bir başvuruda bulundukları anlaşılmaktadır. Bu başvuruların esasına ilişkin incelemeler de Anayasa Mahkemesi önünde halen derdesttir.
11. Mahkeme ayrıca mevcut davalara konu şikâyetlere ilişkin olarak az sayıda başvuranın idari yargı yollarına başvurduklarını not eder. Mahkeme tarafından bilindiği kadarıyla ya ilgili hukuk yollarının tam anlamda tüketilmemiş olması ya da idare mahkemelerinin başvuranların iddialarını reddetmiş olması nedeniyle söz konusu girişimler başvuranlar açısından olumlu sonuçlanmamıştır.
D. 63133/15, 2105/16, 4159/16, 4353/16, 4552/16, 4684/16, 4817/16, 5237/16, 5317/16, 5332/16, 5628/16, 6758/16, 8699/16, 9414/16 ve 39419/16 no.lu başvurulardaki başvuranların avukatının yakalanması ve tutuklanması
12. Terörle mücadele şube ekipleri, başvuranların avukatı olan Ramazan Demir’in evine 16 Mart 2016 tarihinde sabahın erken saatlerinde baskın yapmış ve Ramazan Demir gözaltına alınmıştır.
13. Cumhuriyet savcısı 17 Mart 2016 tarihinde Ramazan Demir’i emniyette sorgulamak istemiştir. Demir, Cumhuriyet savcısının sorularını yanıtlamayı reddetmiştir. Cumhuriyet savcısı sorgu sırasında, Demir’in PKK ile bağlantılı bir suç sebebiyle hapse girip girmediği, PKK ile bağlantısı olan ya da PKK ile ilgili bir eylemden dolayı hapiste olan bir akrabasının olup olmadığı, hapishanede herhangi bir akrabasını ya da müşterisini ziyaret edip etmediği, herhangi bir derneğe üyeliğinin olup olmadığı, sosyal medya kullanıp kullanmadığı ve telefon hatlarının detayları ile ilgili sorular sormuştur. Cumhuriyet savcısı aşağıda belirtilen hususları not almıştır: “...Demir’in insan hakları ihlalleri ile ilgili iddialar ortaya atarak ülkemizi hem içeride hem de uluslararası arenada zayıflatmaya yönelik eylemlerinin bir parçası olarak “Delegasyon” olarak adlandırılan bir kişiyle buluşup konuşacağı düşünülmektedir.”
14. Demir, 19 Mart 2016 tarihinde hâkim önüne çıkartılana kadar emniyette tutuklu olarak kalmıştır. Hâkim, kefaletle serbest bırakılmasına karar vermiştir. Hâkim sorgusu sırasında, Demir ve kendisini temsil eden avukatları Cumhuriyet savcısının yukarıda belirtilen suçlamalarına değinmiş ve Demir’in yakalanmasının asıl sebebinin Sözleşme’nin 34. maddesinin ihlalini teşkil eden sokağa çıkma yasaklarına ilişkin davalarda başvuranları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde temsil etmesini engellemek olduğunu iddia etmişlerdir.
15. Cumhuriyet savcısının Demir’in serbest bırakılmasına karşı yaptığı itiraz üzerine, 22 Mart 2016 tarihinde Ramazan Demir hakkında yakalama emri çıkarılmıştır.
16. Demir, 6 Nisan 2016 tarihinde adliyeye gitmiş ve yakalama emri sonrasında neden derhal teslim olmadığına dair hâkime bilgi vermiştir. Ramazan Demir gerekçe olarak, başvuru formlarını tamamlayıp Mahkemeye ibraz etmek zorunda olduğunu ve bunun müşterilerine karşı bir görevi olduğunu göstermiştir. Hâkim, ceza yargılamaları başlayana kadar Demir’in tutukluluğuna karar vermiştir.
17. İstanbul Cumhuriyet Savcısı, 2013-2016 yılları arasında terör örgütünün propagandasını yapmak ve silahlı terör örgütüne üye olmak suçlarından Ramazan Demir ve beraberindeki 49 kişi hakkında bir iddianame düzenleyip, 14 Nisan 2016 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine sunmuştur. Cumhuriyet savcısı, Demir’i PKK’nın hapishanedeki üyeleriyle arasındaki iletişimi sağlamak için örgütün habercisi olmak ve sosyal medyada PKK’yı övme suçları ile suçlamıştır. Cumhuriyet savcısı, Demir’in sosyal medya hesaplarından birinde sokağa çıkma yasakları sırasında Cizre’de yürütülen güvenlik operasyonlarından “kuşatma” olarak bahsettiğini belirtmiştir.
18. Demir, 7 Eylül 2016 yılında kefaletle serbest bırakılmıştır. Dava dosyasındaki bilgilere göre Demir hakkındaki ceza yargılamaları İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde halen derdesttir.
E. İlgili iç hukuk
19. İlgili iç hukuka dair açıklamalar Elçi (yukarıda anılan, §§ 19-21) ve Ahmet Tunç ve Diğerleri (yukarıda anılan, §§ 58-63) davalarında belirtilmiştir.
ŞİKÂYETLER
A. Aydın ve Diğerleri/Türkiye (no. 63130/15)
20. Başvuranlar Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında, güvenlik güçlerinin söz konusu operasyonları güç kullanımına ilişkin ilkeleri hiçbir şekilde dikkate almaksızın yürüttükleri ve ikamet ettikleri Sur ve Cizre dâhil olmak üzere sokağa çıkma yasağının uygulandığı bölgelerde sivil vatandaşların yaşamlarını tehlikeye attıkları konularında şikâyetçi olmuşlardır. Başvuranlar davalı Devletin, insanların yaşamlarını korumak için uygun adımları atma yükümlülüğüne uymadıklarını ileri sürmüşlerdir.
21. Başvuranlar sokağa çıkma yasakları nedeniyle Sözleşme’nin 5 § 1 maddesine aykırı olarak özgürlüklerinden yoksun bırakıldıklarını iddia etmişlerdir.
22. Başvuranlar Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında, güvenlik operasyonları sırasında diğer insanların evlerine sığınmak zorunda kaldıklarını ve bu durumun aile yaşamlarına müdahale teşkil ettiğini ileri sürmüşlerdir.
23. Başvuranlar aynı zamanda 1 no.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuş ancak iddialarını temellendirmemişlerdir.
B. Yavuzel ve Diğerleri/Türkiye (no. 5317/16), Irmak/Türkiye (no. 5628/16) ve Ahmet Tunç/Türkiye (no. 39419/16), Balcal ve Diğerleri/Türkiye (no. 8699/16) ve Karaduman ve Çiçek/Türkiye (no. 6758/16)
24. Başvuranlar Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında, Devlet yetkililerinin yakınlarının yaşamlarını korumak için gerekli önlemleri almadıklarından, güvenlik güçleri tarafından yürütülen güvenlik operasyonları sonucunda yakınlarının kanuna aykırı bir şekilde öldürüldüklerinden ve söz konusu ölümler hakkında etkili bir soruşturma yürütülmediğinden şikâyetçi olmuşlardır.
25. Başvuranlar Sözleşme’nin 3. maddesi anlamında, maruz kaldıkları birçok faktörün (örneğin, yakınlarının ölene kadar yakıldığına şahit olmak, yakınlarının cesetlerini bulabilmek için birçok hastane gezmek, bazılarının sevdikleri kişilerin cesetlerini bulamaması, yakınlarını uzun bir süre toprağa verememeleri ve bu sebeple cesetlerin bozulup bütünlüklerini kaybetmesi) insanlık dışı muamele teşkil ettiğinden şikâyetçi olmuşlardır.
26. Başvuranlar yakınlarının cesetlerinin kendilerine teslim edilmediğini ve aile üyelerine cenaze organize edip orada bulunma fırsatı verilmediğini ileri sürmüş, bu durumun Sözleşme’nin 8. maddesi anlamında özel hayatlarına saygı hakkının ihlaline yol açtığından şikâyetçi olmuşlardır. Buna ek olarak, 5628/16 ve 6758/16 no.lu başvurulardaki başvuranlar 2 ila 3 hafta boyunca sevdiklerinin cesetlerini alamamalarının ve cenazelerine katılamamalarının Sözleşme’nin 9. maddesi kapsamındaki haklarını ihlal ettiğinden şikâyetçi olmuşlardır.
27. Son olarak, başvuranlar Sözleşme’nin 34. maddesi kapsamında yasal temsilcileri olan Ramazan Demir’in sokağa çıkma yasakları ile ilgili olarak Mahkeme önünde açtığı davalar sebebiyle yakalanıp tutuklandığını iddia etmiş ve bu durumun bireysel başvuru haklarına yapılan ciddi bir müdahale olduğunu ileri sürmüşlerdir.
A. Koç ve Diğerleri/Türkiye (no. 8536/16)
28. Başvuranlar, yakınlarının güvenlik güçleri tarafından sivilleri uyarmadan ağır silahlarla açılan ateş sonucu öldürüldüklerini ileri sürmüşler ve Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında şikâyetçi olmuşlardır. Başvuranlar, operasyonlar sırasında güvenlik güçleri tarafından yürütülen eylemlerin orantılı olmadığını ve Devlet yetkililerinin yaşam hakkının ihlalini önlemeye yönelik herhangi bir önlem almadıklarını iddia etmişlerdir. Başvuranlar, aynı hüküm kapsamında ek olarak Sözleşme’nin 13. maddesine dayanarak, yakınlarının öldürülmesine ilişkin etkili bir soruşturma yürütülmediğinden şikâyetçi olmuşlardır.
29. Başvuranlar Sözleşme’nin 3 maddesi kapsamında sürekli olarak devam eden patlama ve silah sesleri sebebiyle yakınlarının korku ve sıkıntı çekmiş olmalarının kötü muamele teşkil ettiğinden şikâyetçi olmuşlardır.
D. Altun/Türkiye (no. 4353/16) ve Karaman/Türkiye (no. 5237/16)
30. Başvuranlar Sözleşme’nin 2 maddesi kapsamında sırasıyla kardeşleri ve oğulları olan Serhat Altun ve Cihan Karaman’ın, davalı Devletin pozitif yükümlülüğü olarak gerekli tıbbi yardımı sağlamadığı gerekçesiyle hayatlarını kaybetmiş olmalarından şikâyetçi olmuşlardır. Başvuranlar buna ek olarak aynı madde kapsamında söz konusu ölümlere ilişkin olarak etkin bir soruşturma yürütülmediğinden şikâyet etmişlerdir.
31. 4353/16 no.lu başvurudaki başvuran, vurulup yaralandıktan sonra kardeşinin uzun süre tıbbi yardım beklemek zorunda kaldığını ve bu yardımın kendilerine hiç ulaşmadığını iddia etmiştir. Kardeşinin bu koşullar altında acı çekmiş olmasının Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında kötü muamele teşkil ettiğini ifade etmiştir.
32. 5237/16 no.lu başvurudaki başvuran, çeşitli unsurlar (oğlunun cesedinin bodrumda haftalarca beklemiş olması nedeniyle çürümesi ve bütünlüğünü kaybetmesi, ailesi olarak oğullarına bir cenaze töreni yapamamaları ve cesedi almak için yaptıkları çağrılara yetkili mercilerin haftalarca kayıtsız kalmaları gibi) sebebiyle yaşanmış olan acının Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında insanlık dışı muamele teşkil ettiğinden şikâyetçi olmuştur. Başvuran aynı zamanda, Sözleşme’nin 8 ve 9. maddeleri kapsamında oğullarının cesedinin haftalarca bodrumda tutulduğunu ve bu sebeple kendi dini inançlarına uygun olarak bir cenaze töreni yapamadıklarını iddia etmiştir.
33. Başvuranlar Sözleşme’nin 1. ve 34. maddelerine dayanarak, davalı Devletin başvuranların sırasıyla kardeşi ve oğlu olan kişilerin fiziksel bütünlüklerini ve yaşamlarını korumak adına herhangi bir adım atmayarak ve diğer insanların kendilerine yardım etmelerini engelleyerek Mahkeme tarafından verilen tedbir kararına uymadığından şikâyetçi olmuşlardır.
34. Son olarak, başvuranlar Sözleşme’nin 34. maddesi kapsamında yasal temsilcileri olan Ramazan Demir’in sokağa çıkma yasakları ile ilgili olarak Mahkeme önünde açtığı davalar sebebiyle yakalanıp tutuklandığını iddia etmiş ve bu durumun bireysel başvuru haklarına yapılan ciddi bir müdahale olduğunu ileri sürmüşlerdir.
E. Paksoy/Türkiye (no. 3758/16)
35. Başvuranlar Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında, davalı Devletin pozitif yükümlülüğü olarak gerekli tıbbi yardımı sağlamaması nedeniyle Hüseyin Paksoy’un hayatını kaybetmiş olmasından şikâyetçi olmuşlardır. Başvuranlar buna ek olarak Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamında söz konusu ölüme ilişkin etkin bir soruşturma yürütülmediğinden yakınmışlardır.
36. Başvuranlar, Hüseyin Paksoy’un vurulup yaralandıktan sonra uzun süre tıbbi yardım beklemek zorunda kaldığını ve bu süre zarfı içerisinde katlanılmaz bir acı çektiğini iddia etmişlerdir. Başvuranlar, Hüseyin Paksoy’un bu koşullar altında acı çekmiş olmasının, Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında kötü muamele teşkil ettiğini ifade etmişlerdir.
37. Başvuranlar Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamında, sokağa çıkma yasakları nedeniyle özgürlük haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
38. Başvuranlar son olarak, Sözleşme’nin 14 ve 18. maddelerine atıfta bulunmuş ancak bu maddeler kapsamındaki iddialarını temellendirmemişlerdir.
F. Uysal/Türkiye (no. 63133/15), Adem Tunç/Türkiye (no. 4552/16), Sarıyıldız/Türkiye (no. 4684/16), Öncü/Türkiye (no. 4817/16) ve Geçim/Türkiye (no. 5332/16)
39. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında aşağıda belirtilen şikâyetleri ileri sürmüşlerdir:
-Başvuru no. 63133/15: (i) söz konusu güvenlik operasyonları sivillerin hayatlarına karşı oluşabilecek riskleri en aza indirmek amacıyla organize edilip hayata geçirilmemiş ve başvuran Cizre Belediyesi tarafından verilen bir görevi icra ederken güvenlik güçleri tarafından hedef alınmıştır; (ii) başvuranın savcılığa resmi bir şikâyette bulunmuş olmasına rağmen, vurulma olayına ilişkin olarak etkin bir soruşturma yürütülmemiştir.
-Başvuru no. 4552/16: (i) başvuranların babası Ahmet Tunç güvenlik güçleri tarafından vurulmuş ve yetkililerin kendisine tıbbi yardım sağlamaması nedeniyle hayatını kaybetmiştir; (ii) söz konusu ölüme dair bir soruşturma başlatılmamıştır.
-Başvuru no. 4684/16: (i) başvuranın hayatı, güvenlik güçlerinin yasadışı güç kullanımı nedeniyle tehlikeye girmiştir; (ii) söz konusu olaya ilişkin etkin bir soruşturma yürütülmemiştir.
-Başvuru no. 4817/16: (i) başvuran güvenlik güçleri tarafından vurulmuş ve Mahkeme tarafından ihtiyati tedbir kararı verilmiş olmasına rağmen ulusal yetkililer başvurana zamanında tıbbi yardım sağlamamıştır; (ii) söz konusu vurulma olayına ilişkin etkin bir soruşturma başlatılmamıştır.
-Başvuru no. 5332/16: (i) sivillerin hayatını göz ardı ederek yürütülen güvenlik operasyonu sonucunda yüzlerce insanın hukuka aykırı bir şekilde öldürüldüğü bir bölgede, hayati tehlike içeren koşullar altında, başvuranın oğlu ortadan kaybolmuş ve muhtemelen öldürülmüştür; (ii) başvuranın oğlunun kaybolmasına ilişkin bir araştırma yürütülmesine dair herhangi bir adım atılmamıştır. Yukarıda 4. paragrafta belirtildiği üzere, başvuranın oğlunun cesedi daha sonra yetkililer tarafından bulunmuştur.
40. 5332/16 no.lu başvurudaki başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesi uyarınca oğlunu arayamaması ve oğluna ne olduğu konusunda çaresiz bir durumda kalması sebebiyle çektiği acının, kötü muamele teşkil ettiğinden şikâyetçi olmuştur. Başvuran son olarak, Sözleşme’nin 5. maddesi uyarınca sokağa çıkma yasağı yüzünden evinden aylarca dışarı çıkamadığı için özgürlük hakkından mahrum bırakıldığı konusunda şikâyetçi olmuştur. Başvuran bu bağlamda, sokağa çıkma yasağının hukuka aykırı olduğunu ve söz konusu yasağın çok sıkı bir şekilde uygulanması sebebiyle dışarıya çıkıp oğlunu arayamadığını iddia etmiştir.
41. Son olarak başvuranlar, Hükümetin yasal temsilcileri olan Ramazan Demir’i yakalayıp tutuklayarak Sözleşme’nin 34. maddesi kapsamındaki yükümlülüklerine uygun davranmadığından şikâyetçi olmuşlardır.
G. Oran/Türkiye (no. 1905/16), Seviktek/Türkiye (no. 2005/16), İnan/Türkiye (no. 2105/16) ve Kaplan/Türkiye (no. 4159/16)
42. Başvuranlar Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında, yakınlarının davalı Devlet görevlileri tarafından vurulmasından ve tıbbi yardım sağlamak adına hiçbir adım atılmadığı için hayatlarını kaybettiklerinden şikâyetçi olmuşlardır. Başvuranlar buna ek olarak aynı madde kapsamında, söz konusu ölümlere ilişkin olarak etkin bir soruşturma yürütülmediğinden şikâyet etmişlerdir.
43. 2105/16 ve 4159/16 no.lu başvurulardaki başvuranlar, Hükümetin yasal temsilcilerini yakalayıp tutuklamasıyla Sözleşme’nin 34. maddesi kapsamındaki yükümlülüklerine aykırı bir şekilde davranmasından şikâyetçi olmuşlardır.
H. Vesek/Türkiye (no. 63138/15), Eroğlu/Türkiye (no. 478/16), Görgöz/Türkiye (no. 480/16), Sultan ve Süleyman Düzgün/Türkiye (no. 891/16), Bedri ve Halime Düzgün/Türkiye (no. 901/16), Çağlak/Türkiye (no. 2200/16), Dağlı ve Diğerleri/Türkiye (no. 6990/16) ve Kaya/Türkiye (no. 9712/16)
44. 9712/16 no.lu başvurudaki başvuran hariç diğer başvuranlar, Sözleşme’nin 2. maddesine aykırı bir şekilde, evlerinin bulunduğu Sur ve Cizre ilçelerindeki güvenlik operasyonlarının bölgede yaşayan sivillerin güvenliğini göz ardı ederek ve onların yaşam hakkını tehlikeye atarak yürütülmesinden şikâyetçi olmuşlardır.
45. Yukarıda belirtilen 8 başvurudaki başvuranlar, iç hukukta uygun bir yasal dayanağı bulunmayan sokağa çıkma yasakları boyunca kendi evlerinde hapsolduklarından ve bu sebeple Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamındaki özgürlük ve güvenlik haklarının ihlal edilmiş olmasından şikâyetçi olmuşlardır.
46. Son olarak, 9712/16 no.lu başvurudaki başvuran, söz konusu sokağa çıkma yasaklarının Sözleşme’nin 15. maddesini ihlal ettiğinden şikâyet etmiştir.
I. Dolan/Türkiye (no. 9414/16), Seniha Sürer ve Diğerleri/Türkiye (no. 10073/16), Cengiz Abiş ve Diğerleri/Türkiye (no. 10079/16), Erkaplan/Türkiye (no. 10085/16) ve Alpaydıncı ve Diğerleri/Türkiye (no. 10088/16)
47. Başvuranlar sığındıkları binaların güvenlik güçleri tarafından bombalanması sebebiyle Sözleşme’nin 2. maddesine aykırı olarak yaşamlarının tehlikeye atıldığından şikâyetçi olmuşlardır. Başvuranlar, bombalamanın kapsamı göz önüne alındığında şans eseri hayatta kaldıklarını iddia etmişlerdir. Başvuranlar buna ek olarak aynı madde kapsamında söz konusu bombalama eylemine ilişkin olarak etkin bir soruşturma yürütülmediğinden şikâyetçi olmuşlardır.
48. Başvuranlar, hiçbir yasal dayanağı olmayan 24 saatlik sokağa çıkma yasakları sonucunda Sözleşme’nin 5. maddesine aykırı bir şekilde özgürlüklerinden mahrum bırakılmış olduklarından şikâyet etmişlerdir.
49. 9414/16 no.lu başvurudaki başvuran, Hükümetin yasal temsilcisi olan Ramazan Demir’i yakalayıp tutuklamasıyla Sözleşme’nin 34. maddesi kapsamındaki yükümlülüklerine aykırı bir şekilde davranmasından şikâyetçi olmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ
50. Davaların olgusal ve hukuksal arka planlarının benzer olması sebebiyle Mahkeme, başvuruların Mahkeme İç Tüzüğü’nün 42 § 1 maddesi uyarınca birleştirilmesine karar vermiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 2, 3, 5, 8, 9 VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
51. Başvuranların bir kısmı, tıbbi yardım taleplerinin reddedilmesi veya güvenlik güçlerinin direkt güç kullanımı nedeniyle yakınlarının hayatlarını kaybetmesi ya da güvenlik operasyonları sırasında kendilerinden bazılarının yaralanması ve bunların yanı sıra söz konusu olaylara ilişkin olarak yetkililer tarafından etkin bir soruşturma yürütülmemesi sonucunda Sözleşme’nin 2 ve 13. maddelerinin ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuşlardır. Başvuranların bir kısmı Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında, evlerinin bulunduğu bölgede gerçekleştirilen güvenlik operasyonlarının - güvenlik güçleri tarafından kullanılan ağır silahlar göz önünde bulundurulduğunda - sivillerin hayatlarına karşı oluşabilecek riskleri en aza indirmeden ve bu sebeple de hayatlarının potansiyel bir şekilde tehlikeye atılarak yürütüldüğünü iddia etmişlerdir. Başvuranların çoğu aynı zamanda, yakınlarının vurulup yaralandıktan sonra acı çektiklerini belirtmişler ve dini inançlarına uygun olarak ölen yakınlarını toprağa verememelerinin Sözleşme’nin 3, 8 ve 9. maddelerine aykırılık teşkil ettiğini ileri sürmüşlerdir. Son olarak bazı başvuranlar, söz konusu sokağa çıkma yasakları boyunca Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi kapsamındaki özgürlük haklarından mahrum bırakılmış olmalarından ve bu durumun iç hukukta hiçbir dayanağı olmadığından şikâyetçi olmuşlardır.
A. Tarafların iddiaları
1. Hükümet
52. Hükümet ağırlıklı olarak Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesi ile başvuranların şikâyetlerinin kabul edilemez bulunması gerektiğini iddia etmiştir. Sözleşme mekanizmasının ikincil niteliğine atıfta bulunan Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının amacının, başta mahkemeler olmak üzere ulusal makamlara aleyhlerindeki ihlal iddialarını Sözleşme makamlarına sunulmadan önce önleme veya düzeltme fırsatı tanımak olduğunu belirtmiştir. Hükümet, Mahkemenin içtihatları uyarınca belirli bir hukuk yolunun etkinliğine ilişkin şüphelerin, tek başına, başvuranı söz konusu hukuk yolundan yararlanma yükümlülüğünden muaf tutmadığı belirtmiştir.
53. Mevcut davanın koşulları göz önünde bulundurulduğunda, Hükümet, ulusal hukuk ile başvuranlara, Mahkeme önündeki şikâyetleri ile ilgili olarak, (i) ceza hukuku yolları, (ii) başta Anayasa’nın 125. maddesi ve İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (2577 sayılı Kanun) 2. maddesi uyarınca tam yargı davası olmak üzere idari hukuk yolları ve (iii) Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu gibi hukuk yollarının sağlandığını ileri sürmüştür. Bununla birlikte, başvuranların, mevcut hukuk yollarını tam anlamıyla tüketmeden Mahkemeye başvurduklarını belirtmiştir.
54. Hükümet, Anayasa Mahkemesinin 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren şikâyetlerine ilişkin tüm mevcut ve olağan hukuk yollarını tüketmiş olan kişilerin bireysel başvurularını kabul etmeye başladığını belirtmiştir. Mahkeme bu bağlamda, Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurunun, ilke olarak, Sözleşme tarafından korunan hak ve özgürlüklere ilişkin ihlallere yönelik olarak doğrudan ve hızlı bir hukuk yolu sunduğu ve bunun, 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşen kararlar için başvurulması gereken bir hukuk yolu olduğuna kanaat getirmiştir (bk., özellikle, Uzun/Türkiye (k.k.), no. 10755/13, §§ 67 ve 69-70, 30 Nisan 2013 ve Erol/Türkiye (k.k.), no. 73290/13, 6 Mayıs 2014).
55. Hükümete göre, diğer kararlar arasında, yukarıda atıf yapılan kararların, Mahkemenin, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun etkililiği konusunda şüphesi olmadığını göstermiştir. Ancak, mevcut davalardaki başvuranların Mahkeme önünde dile getirdikleri şikâyetlerine ilişkin olarak, Hükümet başvuranların ya Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmadıklarını ya da Anayasa Mahkemesine yapılan başvuruların esasa yönelik inceleme yapılmak üzere derdest olduğunu belirtmiştir. Hükümet, başvuranların şikâyetleri ile ilgili olarak olağan ceza ve idari kanun yollarına başvurmanın etkisiz kalacağını düşünmeleri halinde, bu konudaki şikâyetlerini direkt olarak Anayasa Mahkemesi önünde dile getirebileceklerini vurgulamaktadır.
2. Başvuranlar
56. Başvuranlar, atıf yapılan hukuk yollarının etkin ve erişilebilir olduğunu, yeterli tazmin ve makul başarı şansı sağladığını kanıtlamada ispat yükünün davalı Hükümette olduğunu ileri sürmüşlerdir. Başvuranlara göre Hükümet söz konusu yükümlülüğünü yerine getirmemiştir. Örneğin, sokağa çıkma yasaklarından etkilenen birçok kişi Hükümet tarafından belirtilen iç hukuk yollarına başvurmuş ancak içlerinden hiç birisinin zararı tam anlamıyla telafi edilmemiştir.
57. Başvuranlardan bazıları, şikâyetlerine ilişkin Türkiye’de telafi imkânı sağlayabilecek etkin bir iç hukuk yolu olmadığını ve sadece teoride mevcut olan hukuk yollarının tüketilmesinin kendilerinden beklenemeyeceğini ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar, Mahkemenin Akdıvar ve Diğerleri/Türkiye (16 Eylül 1996, § 67, Karar ve Hükümler Derlemesi 1996 IV) kararına atıfta bulunarak, kendi özel koşulları göz önünde bulundurulduğunda iç hukuk yollarının etkisiz kaldığını ve bu sebeple söz konusu durumlarının kendilerini mevcut iç hukuk yollarını tüketme zorunluluğundan muaf tuttuğunu iddia etmişlerdir.
58. Başvuranlar bu bağlamda, olayların ciddiyetine rağmen söz konusu sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı dönemde gerçekleştirilen büyük çaplı ve sistematik insan hakları ihlallerinin, idari ve yargısal çerçevede cezasız kaldığını belirtmişlerdir. Başvuranlar aynı zamanda, sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı dönemde işlenen suçların soruşturulması için Türkiye’de bağımsız ve tarafsız bir yargı sisteminin olmadığını ileri sürmüşlerdir (bk., benzer şikayetler için, Ahmet Tunç ve Diğerleri, yukarıda anılan, §§ 85-89).
59. Başvuranlar yukarıda yer verilen görüşlerini genel bir şekilde dile getirdikten sonra, özellikle Hükümet tarafından belirtilen 3 iç hukuk yolunun, temel olarak Ahmet Tunç ve Diğerleri (yukarıda anılan, §§ 91-95) ve Elçi (yukarıda anılan, §§ 34 ve 35) davalarında belirtilen sebeplerle etkin olmadığını iddia etmişlerdir. Başvuranlar özellikle sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı dönemde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunma yoluna ilişkin olarak, sokağa çıkma yasaklarından etkilenmiş olan ve başvuranların çoğunun da aralarında bulunduğu kişiler tarafından ihtiyati tedbir talebiyle Anayasa Mahkemesine 16 adet başvuru yapılmış olduğunu belirtmişlerdir. Başvuranlara göre, Anayasa Mahkemesi söz konusu tedbir taleplerini tam anlamıyla incelemeden hepsini reddederek etkin bir hukuk yolu olmadığını göstermiştir. Bazı başvuranlara göre, Anayasa Mahkemesinin sokağa çıkma yasağı ilan eden kararların "dayanaksız" olduğunu düşünmemesi, söz konusu mahkemenin davayı esas yönünden nasıl karara bağlayacağına işaret etmiştir. Başvuranlar ayrıca, bireysel başvuruların yapıldığı günden itibaren Anayasa Mahkemesinin kayda değer bir adım atmamasının, sokağa çıkma yasaklarına ilişkin davalardaki etkisizliğinin bir başka kanıtı olduğunu belirtmişlerdir.
B. İnsan Hakları Komiserinin Beyanları
60. Üçüncü taraf sıfatıyla söz konusu davalara katılabildiği ölçüde İnsan Hakları Komiseri tarafından sunulan beyanların tam metnine, yukarıda 3. paragrafta belirtilen link aracılığıyla ulaşılabilir. İnsan Hakları Komiserinin iç hukuk yolları konusuyla alakalı görüşleri Elçi (yukarıda anılan) kararının 38. paragrafında ve Ahmet Tunç ve Diğerleri/Türkiye (yukarıda anılan) kararının 102. paragraflarında yer almaktadır.
C. Mahkemenin değerlendirmesi
61. Mahkeme, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi kapsamında iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralı hakkındaki içtihadında ortaya koyulan genel ilkeleri tekrar etmiş (bk., örneğin, Sargsyan/Azerbaycan [BD], no. 40167/06, §§ 115-16, AİHM 2015) ve özellikle, en azından davanın esası hakkında yerel mahkemelerin Sözleşme tarafından garanti altına alınmış bir hakkın ihlaline yönelik iddiayı ele almasını sağlayan ulusal düzeyde bir hukuk yolu varsa bu hukuk yolunun tüketilmesi gerektiğini belirtmiştir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Vučković ve Diğerleri/Sırbistan (ilk itiraz) [BD], no. 17153/11 ve diğer 29 başvuru, § 75, 25 Mart 2014).
62. Mahkemenin, Sözleşmeci Devletler tarafından Sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerin uygulanmasını denetlediği konusu vurgulanmalıdır. Mahkeme, Sözleşme’de yer alan temel hak ve özgürlüklere ulusal düzeyde saygı görmesini ve bunların korunmasını sağlama sorumluluğu olan Sözleşmeci Devletlerin rolünü üstlenemez ve üstlenmemelidir. Mahkeme, kural olarak ve etkin bir uygulama gereği ulusal makamların yetkisi kapsamına girmesi gereken davalara ilişkin temel olayların tespitini gerektiren çok sayıda davayı karara bağlama kapasitesine sahip değildir. Ayrıca, bu durum, uluslararası bir mahkeme olarak yerine getirdiği işlevler açısından da uygun değildir (bk. Demopoulos ve Diğerleri/Türkiye (k.k.) [BD], no. 46113/99 ve diğer başvurular, § 69, AİHM 2010).
63. Mevcut davaya bakıldığında, Mahkeme başvuranların bazılarının şikâyetlerine ilişkin olarak Anayasa Mahkemesine herhangi bir başvuru yapmadığını, geri kalan başvuranların başvurularının da esas bakımından incelenmek üzere Anayasa Mahkemesi önünde derdest olduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme, bu bağlamda, Türkiye’de mevcut olan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun Sözleşme tarafından korunan hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkin olarak etkin bir hukuk yolu olduğunu hatırlatmış ve Sözleşme kapsamındaki şikâyetlere uygun bir tazmin sağladığına karar vermiştir (bk., örneğin, Uzun davasına ilişkin kararlar, yukarıda anılan, §§ 67 ve 69-70; Erol, yukarıda anılan, §§ 30-33 ve Zihni/Türkiye (k.k.), no. 59061/16, §§ 25-27, 29 Kasım 2016).
64. Bu koşullar altında, başvuranların öncelikle söz konusu şikâyetlerine ilişkin olarak mevcut iç hukuk yollarını tükettikleri söylenemez. Ancak Mahkeme aynı zamanda, başvuranların 56-59. paragraflarda belirtilen sebeplerden dolayı mevcut davanın amacına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunu da içeren mevcut iç hukuk yollarının etkisiz olduğuna dair düşüncelerine de not eder. Bu sebeple, Mahkeme mevcut koşullar altında ilgili iç hukuk yollarının yetersiz ve etkisiz kalması sebebiyle başvuranların iç hukuk yollarının tüketilmesine dair yükümlülükten muaf tutulup tutulamayacağını değerlendirmelidir.
65. Mahkeme, başvuranların iç hukuk yollarının, özellikle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun etkisiz olduğuna dair iddialarını Elçi (yukarıda anılan, §§ 43-49 ve §§ 52-55) ve Ahmet Tunç ve Diğerleri (yukarıda anılan, §§ 103-130 ve § 135 ve kararda anılan diğer davalar) davalarında incelemiş ve reddetmiştir. Mahkeme mevcut davada, daha önceki bulgularından ayrılmasını gerektirecek herhangi bir sebep tespit etmemiştir.
66. Dolayısıyla Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, bu başlık altındaki şikâyetlerin Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
67. Ancak Mahkeme bu sonuca varırken Sözleşmeci Devletlerin, Sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerini uygulamaları konusuna ilişkin nihai denetim yetkisinin devam ettiğini belirtir. Anayasa Mahkemesine başvuranlar tarafından yapılan bireysel başvuruların incelenmesinin usule uygun olmayan bir şekilde uzatılması ya da Anayasa Mahkemesinin başvuranların şikâyetlerini Sözleşme’nin ilgili hükümlerinin gerekliliklerine uygun olarak incelememesi gibi daha sonradan meydana gelen gelişmelerin olması durumunda, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun etkili olduğuna dair bir şüphe söz konusu olursa, yukarıda yer verilen bulgular, başvuranları Mahkemeye yeni bir başvuru yapmaktan alıkoymaz (bk., Ahmet Tunç ve Diğerleri, yukarıda anılan, § 131).
III. SÖZLEŞME’NİN 34. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
A. Hükümetin 4353/16 ve 5237/16 no.lu başvurulara ilişkin verilen tedbir kararlarına uymadığı iddiası hakkındaki şikâyet
68. Yukarıdaki 4. paragrafta belirtildiği üzere, Serhat Altun ve Cihan Karaman’a (sırasıyla 4353/16 ve 5237/16 no.lu başvurular) ilişkin olarak Mahkeme İç Tüzüğü’nün 39. maddesi uyarınca söz konusu kişilerin sağlık merkezlerine erişimlerinin sağlanması için Mahkemeye ihtiyati tedbir talebinde bulunulmuştur. Mahkeme başvuranların talebini kabul etmiş ve Hükümete söz konusu kişilerin yaşamının ve vücut bütünlüğünün korunması için mümkün olan tüm tedbirleri alması gerektiğini bildirmiştir. İddia edildiği üzere Hükümetin bu kişilerin hastaneye götürülmesine dair verilen tedbir kararına uymaması sebebiyle hayatlarını kaybetmeleri üzerine, Mahkeme tedbir kararlarını kaldırmıştır.
69. Başvuranlar, davalı Hükümetin Serhat Altun ve Cihan Karaman’ın sağlık merkezlerine erişimlerini sağlamak için hiçbir adım atmayarak sırasıyla 19 Ocak ve 22 Ocak 2016 tarihlerinde verilen ihtiyati tedbir kararlarına uymadığını belirtmiş ve Sözleşme’nin 34. maddesi kapsamında şikâyetçi olmuşlardır.
70. Hükümet, Mahkeme tarafından verilen tedbir kararlarının gerekli işlemlerin yapılması için geciktirilmeden yetkililere iletildiğini belirtmiştir. Ancak Hükümet ek olarak terör örgütü üyelerinin hendek kazması, bubi tuzakları kurması ve ateş açması sebebiyle yaralıların bulunduğu bölgeye ambulans yollamanın imkânsız olduğunu iddia etmiştir.
71. Mahkeme, benzer bir şikâyeti yakın zamanda incelediğini ve söz konusu şikâyetin Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesine devam edilen Devletin yaşam hakkını koruma yükümlülüğüne ilişkin yapılan Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki şikâyetle yakın ilgisini göz önünde bulundurarak, bu şikâyeti Ahmet Tunç ve Diğerleri (yukarıda anılan, §§ 143-145) davasında zamanından önce yapıldığı için reddetmiştir. Mahkeme mevcut davada, daha önceki bulgularından ayrılmasını gerektirecek herhangi bir sebep tespit etmemiştir.
B. 63133/15, 2105/16, 4159/16, 4353/16, 4552/16, 4684/16, 4817/16, 5237/16, 5317/16, 5332/16, 5628/16, 6758/16, 8699/16, 9414/16 ve 39419/16 no.lu başvurulardaki başvuranların yasal temsilcisinin yakalanması ve tutuklanmasına ilişkin şikâyet
72. Başvuranlar, yasal temsilcileri olan Ramazan Demir’in yakalanıp tutuklanmasının asıl sebebinin sokağa çıkma yasakları ile ilgili olarak Mahkeme önünde açtığı davalar olduğunu iddia etmiş ve bu durumun Sözleşme’nin 34. maddesi kapsamında bireysel başvuru haklarına yapılan ciddi bir müdahale teşkil etmesinden şikâyetçi olmuşlardır.
73. Hükümet, Demir’in başvuranların avukatlığını yapmaya başlamadan uzun zaman önce 2011 yılından başlatılan bir soruşturma ile ilgili olarak yakalanıp tutuklandığını belirtmiştir. Ayrıca, söz konusu soruşturmanın tamamen başka bir konuya ilişkin olarak açıldığını ve bu sebeple mevcut başvurular ile bir ilgisinin olmadığını da eklemiştir.
74. Başvuranlar cevap olarak Demir’in yakalanıp tutuklanmasına sebep olan soruşturmanın 2011 yılından başlatıldığını ancak 2014 yılında pasif bir durumda olduğunu belirtmişlerdir. Bu sebeple başvuranlar, Demir’in sokağa çıkma yasaklarına ilişkin olarak ihtiyati tedbir taleplerini de içeren Mahkeme önünde açtığı davaların hemen sonrasında söz konusu soruşturmanın 2016 yılında tekrar uygulamaya konmuş olmasını kayda değer bulmuşlardır.
75. İnsan Hakları Komiseri görüşlerinde, Demir’e karşı açılan soruşturmanın tekrar uygulamaya konduğu sırada Mahkemeye ihtiyati tedbir talepli başvurularda bulunan avukatın kendisinden direkt olarak bilgi alabilmek amacıyla Türkiye’ye olan ziyareti sırasında bir toplantı yapmak için iletişime geçtiğini belirtmiştir. Komiser görüşlerine aşağıdaki şekilde devam etmiştir:
“Komiser, Demir’in, Mahkemeye dava açma konusundaki meşru rolüyle bağlantılı olarak esasen veya tesadüfi olarak tutuklandığını öne süren durumu kabul eder. Komiser ayrıca, Demir’in avukatlarının bu yakalama ve tutuklamanın, Mahkemeye yapılan başvuruların söz konusu aileler tarafından takip edilmesini etkilediği ve caydırıcı olduğu iddialarından dolayı derinden endişe duymaktadır.”
76. Mahkeme, Ahmet Tunç ve Diğerleri davasında benzer şikâyetleri incelediğini ve reddettiğini belirtir (yukarıda anılan §§ 151-152). Mahkeme, bu davadaki gerekçesinden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir sebep tespit etmemiş ve bu nedenle mevcut dava konusunu takip etmemeye karar vermiştir.
IV. SÖZLEŞME’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER MADDELERİ HAKKINDA
77. Başvuranların bir kısmı yukarıdaki şikâyetlere ek olarak ancak iddialarını temellendirmeden Sözleşme’nin 14, 15 ve 18. maddelerinin ve Sözleşme’ye Ek 1 no.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuşlardır.
78. Mahkeme kendisine sunulan tüm bilgi ve belgeler ışığında ve şikâyette bulunulan hususların yetkisi kapsamına girdiği ölçüde, söz konusu maddelerin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 (a) ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME,
Oy birliğiyle başvuruların birleştirilmesine;
Oy çokluğuyla Sözleşme’nin 34. maddesi kapsamında yapılan şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna;
Oy birliğiyle başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 4 Nisan 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Stanley NaismithRobert Spano
Yazı İşleri Müdürü Başkan
EK
No.
Başvuru no.
Başvuru tarihi
Başvuran
Doğum tarihi
İkamet Adresi
Yasal Temsilci
1.
63130/15
29.12.2015
Sedat AYDIN
01.06.1969
Diyarbakır
Evin ÇAĞLI
01.01.1995
Şırnak
Osman KÜLTÜR
02.01.1955
Şırnak
Maşallah ÖZDEMİR
01.01.1937
Şırnak
Halise KULJA
08.07.1982
Şırnak
Nevroz YILMAZ
21.03.2000
Şırnak
Oya AYDIN GÖKTAŞ
2.
63133/15
29.12.2015
İrfan UYSAL
20.10.1986
Cizre
Ramazan DEMİR
3.
63138/15
12.01.2016
Ahmet VESEK
01.01.1949
Şırnak
Veysel VESEK
4.
478/16
12.01.2016
Kasım EROĞLU
10.08.1981
Diyarbakır
Meral EROĞLU
20.09.1984
Diyarbakır
Murat GÜZEL
5.
480/16
12.01.2016
Latife GÖRGÖZ
01.03.1966
Diyarbakır
Yeşim GÖRGÖZ
17.05.2001
Diyarbakır
Murat GÜZEL
6.
891/16
12.01.2016
Sultan DÜZGÜN
26.03.1987
Diyarbakır
Süleyman DÜZGÜN
06.05.1983
Diyarbakır
Murat GÜZEL
7.
901/16
12.01.2016
Bedri DÜZGÜN
01.04.1939
Diyarbakır
Halime DÜZGÜN
01.01.1950
Diyarbakır
Murat GÜZEL
8.
1905/16
10.01.2016
Mehmet ORAN
01.01.1964
İstanbul
Yunus MURATAKAN
9.
2005/16
10.01.2016
Ayhan SEVİKTEK
03.03.1986
Diyarbakır
Ramazan DEMİR
10.
2105/16
08.01.2016
Mehmet İNAN
11.02.1983
Şırnak
Ramazan DEMİR
11.
2200/16
08.01.2016
Meliha ÇAĞLAK
20.05.1960
Diyarbakır
Cemile TURHALLI BALSAK
12.
3758/16
16.01.2016
Zehide PAKSOY
01.01.1952
Şırnak
Mesut PAKSOY
15.08.1979
Şırnak
Mehmet PAKSOY
01.01.1949
Şırnak
Nuray ÖZDOĞAN
13.
4159/16
19.01.2016
Abdullah KAPLAN
20.04.1988
Şırnak
Ramazan DEMİR
14.
4353/16
19.01.2016
Cemil ALTUN
01.01.1991
Van
Ramazan DEMİR
15.
4552/16
20.01.2016
Adem TUNÇ
19.01.1990
Şırnak
Ramazan DEMİR
16.
4684/16
20.01.2016
Faysal SARIYILDIZ
10.04.1975
Ankara
Ramazan DEMİR
17.
4817/16
21.01.2016
Helin ÖNCÜ
19.02.1995
Mardin
Ramazan DEMİR
18.
5237/16
22.01.2016
Mehmet Latif KARAMAN
01.03.1966
Siirt
Ramazan DEMİR
19.
5317/16
23.01.2016
Halil YAVUZEL
01.04.1964
Şanlıurfa
Ferit AKTAŞ
01.01.1969
Şanlıurfa
Selehattin ÜRÜN
10.03.1981
Şırnak
Fırat DUYMAK
30.11.1997
Şırnak
İzzettin YILDIZ
05.03.1948
Diyarbakır
Rahmi BALIKESİR
18.10.1976
Hakkari
Mehmet Salih ERBEK
13.04.1963
Siirt
Ramazan DEMİR
20.
5332/16
25.01.2016
Mehmet GEÇİM
05.01.1959
Şırnak
Ramazan DEMİR
21.
5628/16
26.01.2016
Hanifi IRMAK
04.04.1974
Diyarbakır
Ramazan DEMİR
22.
6758/16
29.01.2016
Ahmet KARADUMAN
20.12.1976
Şırnak
Salahattin ÇİÇEK
29.11.1958
Şırnak
Ramazan DEMİR
23.
6990/16
03.02.2016
Mehmet Senan DAĞLI
01.09.1967
Şırnak
Melahat DAĞLI
02.06.1971
Şırnak
Muhammed DAĞLI
26.03.2002
Şırnak
Narin ZEREN
10.11.1988
Şırnak
Mehmet Şirin ZEREN
05.02.1959
Şırnak
Gurbet ZEREN
01.01.1960
Şırnak
Zeynep ZEREN
16.08.1999
Şırnak
Mehmet ZEREN
20.03.1986
Şırnak
Mehmet Selim DEĞER
01.02.1970
Şırnak
Emin KIRMIZIGÜL
01.01.1959
Şırnak
Vecihe DEĞER
01.03.1964
Şırnak
Medine KIRMIZIGÜL
13.11.1971
Şırnak
Elif DEĞER
07.09.1993
Şırnak
Cemile DEĞER
10.08.1998
Şırnak
Suzan KIRMIZIGÜL
27.08.1996
Şırnak
Dijvar DEĞER
24.07.2006
Cizre
Zilan KIRMIZIGÜL
13.04.1998
Şırnak
Renas DEĞER
12.02.2003
Cizre
Jiyan KIRMIZIGÜL
23.11.1999
Cizre
İsmail KIRMIZIGÜL
25.03.2001
Şırnak
Helin KIRMIZIGÜL
02.01.2004
Şırnak
Abdullah KIRMIZIGÜL
21.12.2005
Şırnak
Öztürk TÜRKDOĞAN
24.
8536/16
11.02.2016
Kemal KOÇ
05.09.1955
Muğla
Nermiye İVERENDİ
01.01.1963
Şırnak
Zekiye EDİN
11.11.1964
Şırnak
Berivan EDİN
11.08.1992
Şırnak
Muhammed Ali EDİN
04.10.2012
Şırnak
Arjin EDİN
04.07.2014
Şırnak
Süleyman EDİN
14.06.2010
Şırnak
Sait BİLGİÇ
01.01.1962
Şırnak
Mehmet AKYOL
05.03.1968
Şırnak
Selim ÖZKÜL
04.02.1949
Şırnak
Süleyman TURGUT
03.02.1970
İstanbul
Mehmet Siraç ÖZGÜL
10.03.1956
Diyarbakır
Recep DEMİR
13.07.1980
Mardin
Öztürk TÜRKDOĞAN
25.
8699/16
12.02.2016
Mehmet BALCAL
01.01.1961
Şırnak
Mehmet Gürü AYAZ
25.11.1990
Şırnak
Mehmet ÇAĞDAVUL
03.07.1989
Şırnak
Abdullah ÇIKMAZ
01.04.1971
Şırnak
Abdulkerim ÖZBEK
08.07.1952
Şırnak
Osman TANKAN
10.11.1967
Şırnak
Mevlüt DADAK
04.04.1992
Şırnak
Ramazan DEMİR
26.
9414/16
17.02.2016
Mazlum DOLAN
22.01.1993
Diyarbakır
Ramazan DEMİR
27.
9712/16
18.02.2016
Fatma KAYA
13.04.1960
Diyarbakır
Mahmut ÇİFTÇİ
28.
10073/16
20.02.2016
Seniha SÜRER
18.12.1957
Diyarbakır
Seda ARSLAN
05.07.1990
Diyarbakır
Elif Su ARSLAN
20.10.2015
Diyarbakır
Ramazan DEMİR
29.
10079/16
20.02.2016
Cengiz ABİŞ
Diyarbakır
Emine ABİŞ
Diyarbakır
Talat ABİŞ
Diyarbakır
Yunus MURATAKAN
30.
10085/16
21.02.2016
Hülya ERKAPLAN
01.06.1990
Diyarbakır
Yunus MURATAKAN
31.
10088/16
21.02.2016
Mehmet Can ALPAYDINCI
Diyarbakır
Aynur ARSLAN
12.02.1970
Diyarbakır
Gülistan ARSLAN
Diyarbakır
Rojda ARSLAN
Diyarbakır
Muaz ARSLAN
Diyarbakır
Özgür ARSLAN
Diyarbakır
Yunus MURATAKAN
32.
39419/16
23.01.2016
Ahmet TUNÇ
22.06.1943
Şırnak
Ramazan DEMİR
[1]. https://www.coe.int/en/web/commissioner/-/the-commissioner-intervenes-before-the-european-court-of-human-rights-in-a-group-of-cases-concerning-anti-terrorism-operations-in-south-eastern-turkey
[2]. https://rm.coe.int/ref/CommDH(2016)39
Full & Egal Universal Law Academy