AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 293/10
Nurettin AYDIN / Türkiye
2 Ekim 2018 tarihinde
Başkan
Ledi Bianku,
Yargıçlar
Jon Fridrik Kjølbro,
Ivana Jelić
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”) Daire olarak toplanarak, 16 Aralık 2009 tarihinde yapılan yukarıda belirtilen başvuruyu ve 29 Mart 2018 tarihli kararı dikkate alarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Nurettin Aydın, Türk vatandaşı olup, 1948 doğumludur ve İstanbul’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde İstanbul Barosuna bağlı olan Avukat N. Aydın tarafından temsil edilmiştir.
2. Davaya ilişkin olay ve olgular, başvuran tarafından ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilmektedir.
3. 2000 yılı içerisinde, başvuran Kadıköy (İstanbul) Cumhuriyet Savcısı iken, kendisi tarafından yürütülen ceza davası sırasında özen yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle, başvuran hakkında yerel bir soruşturma başlatılmıştır. Bu soruşturma, Adalet Bakanlığı Yargı Hizmetleri Müfettişi (“müfettiş”) tarafından yürütülmüştür.
4. Yine 2000 yılı içerisinde, başvuran görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle söz konusu müfettiş hakkında Adalet Bakanlığı nezdinde şikâyette bulunmuştur. Başvuran, müfettişin kendisi hakkında subjektif bir şekilde hareket ettiğini ve kendisinin suçlanması ve zarar görmesi için ilgilinin her türlü imkânı kullandığını iddia etmiştir. Yetkili makamlar, söz konusu müfettiş hakkında soruşturmalar yürütülmesini reddetmişlerdir.
5. Yukarıda belirtilen yerel soruşturma sonucunda verilen rapor tespitlerine dayanılarak, savcının görevlerini yerine getirirken özen göstermediği gerekçesiyle, başvuran 8 Mayıs 2003 tarihinde adli para cezasına mahkûm edilmiş ve hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Bu karar, 7 Ekim 2003 tarihinde, Yargıtay tarafından onanmıştır.
6. Müfettiş, 4 Mart 2004 tarihinde, Hürriyet adlı ulusal gazetede 7 Ekim 2003 tarihinde yayımlanan başvuranın açıklamaları hakkında başvurana karşı tazminat davası açmıştır. Başvuran, kendisi hakkındaki soruşturmanın, soruşturmayı yürüten müfettişin kişisel bir husumeti nedeniyle, kendi aleyhine sonuçlandığını iddia etmiştir. Ayrıca, bu olay üzerine müfettiş, kendisi hakkında başvuran tarafından yapılan şikâyetin ve açıklamaların kanuna aykırı olduğunu iddia ederek, tazminat talebinde bulunmuştur. (yukarıda 4. paragraf).
7. Başvuran, 12 Mayıs 2008 tarihinde, yukarıda belirtilen gazetede yayımlanan açıklamalarıyla, müfettişin itibarını zedelemesi nedeniyle, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi (“Asliye Hukuk Mahkemesi”) tarafından tazminat ödemeye mahkûm edilmiştir. İlk derece mahkemesinin kararı, 9 Ekim 2008 tarihinde Yargıtay tarafından onanmıştır. Ayrıca, Yargıtay başvuranın şikayetinin kanuna aykırı olduğu iddiasıyla tazminat talebinde bulunan müfettişin bu talebi hakkında karar vermesi yönünde Asliye Hukuk Mahkemesine talepte bulunmuştur. Bu karar, 28 Kasım 2008 tarihinde, başvurana tebliğ edilmiştir.
8. Bozma kararı üzerine kendisine başvurulan Asliye Hukuk Mahkemesi, 26 Mayıs 2009 tarihinde, başvuranın şikâyetinde (yukarıda 4. paragraf) müfettiş hakkında ileri sürülen iddialar nedeniyle, müfettişin manevi zarara maruz kaldığı kanaatine vararak, başvuranın müfettiş hakkında dayanaktan yoksun bir şikâyette bulunması nedeniyle, başvuranı bu sebeple de tazminat ödemeye mahkûm etmiştir. Yargıtay, 8 Ekim 2009 tarihinde, bu kararı onamıştır.
ŞİKÂYETLER
9. Başvuran, Sözleşmede öngörülen hiçbir bir maddeyi ileri sürmeksizin, hukuk mahkemeleri önünde yargılamanın seyrinde adil yargılanma hakkının yerine getirilmediğini iddia etmektedir.
10. Başvuran, Sözleşme’nin 10. maddesini ileri sürerek, müfettişin kişisel haklarını ihlal etmesi ve müfettiş hakkında kanuna aykırı bir şekilde şikâyette bulunması nedeniyle, tazminat ödemeye mahkûm edilmesi sebebiyle, ifade özgürlüğü hakkının ihlal edilmesinden şikâyet etmektedir.
11. Sonuç olarak, başvuran Sözleşme’nin 13. maddesini ileri sürerek, kanuna aykırı olan şikâyet nedeniyle, tazminat ödemeye mahkûm edilmesinin, kendisini şikâyette bulunma hakkından yoksun bıraktığını iddia etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNE İLİŞKİN ŞİKÂYET HAKKINDA
12. Başvuran, müfettişin itibarını zedelemesi ve ilgili hakkında kanuna aykırı olarak şikâyette bulunması nedeniyle, tazminat ödemeye mahkûm edilmesi sebebiyle, ifade özgürlüğü hakkının tanınmamasından şikâyet etmektedir. Bu bağlamda, başvuran Sözleşme’nin 10. maddesini ileri sürmektedir.
13. Öncelikle, Mahkeme basında yayınlanan açıklamalarla müfettişin itibarının zedelenmesi nedeniyle, başvuranın mahkûm edilmesinin, 9 Ekim 2008 tarihli Yargıtay kararıyla kesinleştiğini tespit etmektedir. Bu karar, ilgiliye 28 Kasım 2008 tarihinde yani mevcut başvurunun yapıldığı tarihten altı aya aşkın bir süre sonra tebliğ edilmiştir (yukarıda 7. paragraf). Dolayısıyla, şikâyetin bu kısmı vaktinden sonra yapılmış olup Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
14. Kanuna aykırı olan şikâyet nedeniyle, başvuranın tazminat ödemeye mahkûm edilmesiyle ilgili olarak, Mahkeme ifade özgürlüğü konusunda İçtihadında öngörülen genel ilkelere atıfta bulunmaktadır (bk, Couderc ve Hachette Filipacchi Associés/Fransa [BD], No. 40454/07, §§ 83-93, AİHM 2015 (özetler) ve Tarman/Türkiye, No. 63903/10, §§ 36-38, 21 Kasım 2017).
15. Mahkeme, davalı Devletin bu tür koşullarda yararlandığı takdir yetkisini dikkate alarak, ulusal makamların söz konusu makalelerin yer aldığı çerçevede olgusal bağlamı değerlendirmek için en iyi konumda bulundukları kanaatindedir. Başvuranın tazminat ödemeye mahkûm edilmesi için, tazminat talebi için başvurulan mahkemeler başvuranın şikâyetinin olgusal olarak dayanaktan yoksun olduğu ve söz konusu müfettişi manevi olarak zarara uğrattığı kanaatine varmışlardır (yukarıda 8. Paragraf). Nitekim, bu şikâyet hakkında Adalet Bakanlığı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir (yukarıda 4. paragraf).
16. Somut olayda, ulusal mahkemeler başvuranın ifade özgürlüğü ile karşı tarafın itibarının korunması hakkı arasında kurulması gereken dengenin ayrıntılı değerlendirmesini yapmışlardır. Bu farklı menfaatlerin değerlendirmesinde, yerel makamların kendilerine tanınan takdir yetkilerini aştıklarını ve Sözleşme’nin 10. maddesi bağlamında başvuran hakkında pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediklerini gösteren hiçbir unsur bulunmamaktadır.
17. Dolayısıyla, Mahkeme şikâyetin bu kısmının, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca, açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
B. Şikâyetlerin Geri Kalanı Hakkında
18. Başvuran, hukuk mahkemeleri önündeki yargılamanın seyrinde adil yargılanma hakkına riayet edilmediğini iddia etmektedir. Mahkeme, bu şikâyetin ileri sürme şeklini dikkate alarak, özellikle ilgilinin yerel mahkemeler tarafından dosyadaki unsurların değerlendirilmesinden ve yargılamanın sonucundan şikâyet ettiğini tespit etmektedir. Hâlbuki, Mahkeme dördüncü derece mahkemesi gibi davranmamakta ve Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası açısından, ulusal mahkemelerin, kendi tespitlerinin keyfi veya açıkça kanuna aykırı olarak kabul edildiği takdirde, söz konusu etmemektedir (Bochan/Ukrayna (No. BD, 22251/08, § 61, AİHM). Somut olayda, yerel mahkeme kararlarının kanuna aykırı ve keyfi olarak anlaşılmaması nedeniyle, Mahkeme bu şikâyeti Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca, açıkça dayanaktan yoksun olması sebebiyle, yalnızca kabul edilemez olarak karar verebilmektedir.
19. Sonuç olarak, başvuran Sözleşme’nin 13. maddesini ileri sürerek, şikâyet etme hakkının tanınmamasından şikâyet etmektedir. Mahkeme, Sözleşme’nin 13. maddesinin, yalnızca kendi İçtihadı bağlamında savunulabilir şikâyetleri oluşturan Sözleşme ihlalleri iddialarının varlığı halinde, uygulandığını hatırlatmaktadır (Gebremedhin [Gaberamadhien] /Fransa, No. 25389/05, § 53, AİHM 2007‑II ve Stelian Roşca/Romanya, No. 5543/06, § 94, 4 Haziran 2013). Somut olayda bu durumun söz konusu olmaması nedeniyle (yukarıda 18. ve 19. paragraflar), Mahkeme, başvurunun bu kısmının da ileri sürülemeyeceği ve dolayısıyla Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca, reddedilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
Bu gerekçelerle Mahkeme, Oy Birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 25 Ekim 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy