AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KAYITTAN DÜŞME VE KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 47355/11
Ramazan AYDIN / Türkiye
Başkan,
Julia Laffranque,
Hâkimler,
Ivana Jelić,
Arnfinn Bårdsen,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla
10 Aralık 2019 tarihinde bir Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
10 Mayıs 2011 tarihinde yapılan yukarıdaki başvuruyu göz önüne alarak,
Başvurunun kayıttan düşürülmesi talebiyle davalı Hükümet tarafından 12 Eylül 2019 tarihinde gönderilen deklarasyonu ve başvuranın bu deklarasyona cevabını göz önüne alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR VE USUL
1. Başvuran Ramazan Aydın, 1979 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Berlin’de ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde Berlin’de görev yapan Avukat A. Luczak tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi uyarınca, avukata erişim hakkının sistematik bir şekilde kısıtlanması ve daha sonra avukat yokluğunda ve baskı altında alındığı iddia edilen ifadelerinin, yargılamayı yürüten mahkeme tarafından kullanılması nedeniyle ceza yargılamalarının adil olmadığı hususunda şikâyette bulunmuştur. Aynı şekilde başvuran, hazırlık soruşturması aşamasında yürütülen soruşturma işlemleri sırasında temel hakları konusunda yerel makamlar tarafından bilgilendirilmediği hususunda şikâyette bulunmuştur. Son olarak, başvuran, aleyhinde ifade veren tanıklara soru yöneltme imkânının kendisine sağlanmadığını iddia etmiştir.
4. Başvuru, Hükümete tebliğ edilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME Başvuranın Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3. Maddesi Kapsamındaki Şikâyetleri
5. Hükümet, dostane çözüm sağlanmasına yönelik girişimlerin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, 12 Eylül 2019 tarihli bir yazıyla, başvuruda ileri sürülen sorunun çözülmesi amacıyla tek taraflı bir deklarasyon sunmayı önerdiğini Mahkemeye bildirmiştir. Hükümet ayrıca, Mahkemeden Sözleşme’nin 37. maddesi uyarınca, başvuruyu kayıttan düşürmesi hususunda talepte bulunmuştur.
6. Söz konusu deklarasyon, aşağıdaki gibidir:
“Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, mevcut davada, Mahkemenin yerleşik içtihadı ışığında, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 maddesi kapsamında başvuranın haklarının ihlal edildiğini kabul etmektedir.
Hükümet, ayrıca, 15 Temmuz 2003 tarihinde 4928 sayılı Kanun’un, avukata erişim hakkına getirilen sistematik sınırlamaya ilişkin hükmü yürürlükten kaldırdığını hatırlatmaktadır.
Bununla beraber, Hükümet, 31 Temmuz 2018 tarih ve 7145 sayılı Kanun ile değiştirildiği üzere, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311 § 1 (f) maddesinin, hâlihazırda, AİHM’nin dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon sonrası bir başvuruyu kayıttan düşürmeye karar verdiği davalarda ceza yargılamalarının yenilenmesini gerektirdiğini vurgulamaktadır. Hükümet, yukarıda belirtilen hukuk yolunun, başvuranın Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikâyetleri bakımından tazmin sağlayabildiğini düşünmektedir.
Dolayısıyla, AİHM önünde derdest olan, yukarıda anılan davanın çözüme kavuşturulması amacıyla Hükümet, başvuran Ramazan AYDIN’a yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, tüm maddi ve manevi zararların yanı sıra masraf ve giderleri karşılığında 500 avro (beş yüz avro) ödemeyi teklif etmektedir.
Bu meblağ, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilecek ve Mahkeme tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 37 § 1 maddesi uyarınca kabul edilen kararın tebliğ tarihini müteakip üç ay içerisinde ödenecektir. Söz konusu meblağın belirtilen üç ay içerisinde ödenmemesi durumunda, Hükümet, bahsi geçen sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz ödemeyi taahhüt etmektedir. Bu ödeme, davayı nihai çözüme kavuşturacaktır.”
7. Başvuranın temsilcisi, 16 Ekim 2019 tarihli bir yazıyla, tek taraflı deklarasyonun kendi başına etkili bir hukuk yolu teşkil etmediğini göz önünde bulundurarak tek taraflı deklarasyonun şartlarından memnun olmadığını belirtmiştir.
8. Mahkeme, Sözleşme’nin 37. maddesinde, koşulların söz konusu maddenin 1. fıkrasının (a), (b) veya (c) bentlerinde belirtilen sonuçlardan birine yol açması durumunda, Mahkemenin yargılamaların herhangi bir aşamasında başvuruyu kayıttan düşürmeye karar verebileceğinin öngörüldüğünü hatırlatmaktadır. Sözleşme’nin 37 § 1 (c) maddesi, özellikle, aşağıdaki durumda, Mahkemenin davayı kayıttan düşürmesine imkân vermektedir:
“Mahkemenin saptadığı herhangi bir başka gerekçeden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden bulunmadığı takdirde”.
9. Mahkeme, ayrıca, belirli koşullarda, başvuran davasının incelenmeye devam edilmesini arzu etse dahi, davalı Hükümet tarafından sunulan tek taraflı deklarasyona istinaden, başvuruyu 37 § 1 (c) maddesi uyarınca kayıttan düşürebileceğini hatırlatmaktadır.
10. Bu amaçla Mahkeme, özellikle Tahsin Acar kararı olmak üzere kendi içtihadından doğan ilkeler ışığında deklarasyonu incelemiştir (Tahsin Acar/Türkiye (ilk itirazlar) [BD], no. 26307/95, §§ 75-77, AİHM 2003-VI; WAZA Sp.z.o.o./Polonya (k.k.), no. 11602/02, 26 Haziran 2007 ve Sulwińska/Polonya (k.k.), no. 28953/03, 18 Eylül 2007).
11. Mahkeme, Türkiye’ye karşı açılan davalar dâhil olmak üzere, bazı davalarında, adli yardımın sistematik olarak reddedilmesi ve başvuranların mahkûmiyeti için avukat yokluğunda elde edilen delillerin kullanılması hakkındaki şikâyetlere ilişkin uygulamasını ortaya koymuştur (bk., diğer kararlar arasında, Mehmet Duman/Türkiye, no. 38740/09, 23 Ekim 2018; Ömer Güner/Türkiye, no. 28338/07, 4 Eylül 2018; Girişen/Türkiye, no. 53567/07, 13 Mart 2018; Canşad ve Diğerleri/Türkiye, no. 7851/05, 13 Mart 2018; İzzet Çelik/Türkiye, no. 15185/05, 23 Ocak 2018 ve Bayram Koç/Türkiye, no. 38907/09, 5 Eylül 2017).
12. Mahkeme, yukarıdaki davalarda, başvuranın avukata erişim hakkına getirilen kısıtlamanın sistematik niteliğinin, kendi başına, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlaline karar vermek için yeterli olup olmadığını incelemeksizin, başvuranın polise verdiği ifadelerinin kabuledilebilirliklerinin incelenmeden yargılamayı yürüten mahkeme tarafından kullanılmasının ve daha sonra Yargıtayın bu eksikliği giderememesinin, söz konusu maddenin bir ihlalini teşkil ettiğine karar vermiştir. Ayrıca, yukarıdaki tüm davalarda, Mahkeme, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine karar verilmesinin başvuranlar tarafından yaşanan manevi zarar için yeterli adil tazmin teşkil ettiği kanaatindedir.
13. Bununla beraber, Mahkeme, Türkiye aleyhine açılan davalar dâhil olmak üzere bazı davalarda, soruşturma işlemlerinden önce bir bireyin hakları konusunda bilgilendirilmemesine ve bu aşamada elde edilen delillerin yargılamayı yapan mahkeme tarafından kullanılmasına ilişkin şikâyetler bakımından uygulamasını ortaya koymuştur (bk. İbrahim ve Diğerleri/Birleşik Krallık [BD], no. 50541/08 ve diğer 3 başvuru, 13 Eylül 2016 ve Hakan Duman/Türkiye, no. 28439/03, 23 Mart 2010).
Aynı şekilde, Mahkeme, başvuranların mahkûmiyetleri için baskı altında alındığı iddia edilen ifadelerinin kullanılması hakkındaki şikâyetlere ilişkin uygulamasını ortaya koymuştur (bk. diğerleri arasında, Mehmet Duman, yukarıda anılan, Özcan Çolak/Türkiye, no. 30235/03, §§ 47-50, 6 Ekim 2009 ve Örs ve Diğerleri/Türkiye, no. 46213/99, §§ 53-61, 20 Haziran 2006).
14. Mahkeme ayrıca, Hükümetin, tek taraflı deklarasyonlarında, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve .3 maddesinde bir ihlal olduğunu açık bir şekilde kabul ettiğini gözlemlemektedir.
15. Bununla beraber, avukat yardımından faydalanma hakkına getirilen sistematik kısıtlama konusunun kaynaklandığı yasal hükümlerin, 15 Temmuz 2003 tarih ve 4928 sayılı Kanun ile kaldırıldığını (daha fazlası için bk. Salduz/Türkiye [BD], no. 36391/02, §§ 27-31, AİHM 2008) ve avukata erişim hakkına yönelik hiçbir sistematik kısıtlamanın öngörülmediği, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nu göz önünde bulundurmak önemlidir.
16. Mahkeme ayrıca, 31 Temmuz 2018 tarihine kadar, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311 § 1 (f) maddesinin, başvuranlara, Mahkemenin sadece Sözleşme veya Protokollerinin ihlal edildiğine karar veren hükmü bazında ceza yargılamalarının yenilenmesi imkânını içeren bir hukuk yolu sağladığını kaydetmektedir. Ancak, 31 Temmuz 2018 tarihinde 7145 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra, başvuranlar, Mahkemenin artık dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon temelinde davayı kayıttan düşürmeye karar vermesinin ardından ceza yargılamalarının yenilenmesine yönelik bir başvuruda bulunmaya hak kazanmıştır. Bunun sebebi, artık bu iki durumun, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311 § 1 (f) maddesinde ceza yargılamalarının yeniden açılma gerekçeleri olarak açıkça belirtilmiş olmasıdır. Dolayısıyla Mahkeme, iç hukukun, başvuranların dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon temelinde bir başvuruyu kayıttan düşüren bir kararın veya hükmün ardından, yargılamaların yenilenmesini talep edebileceği bir hukuk yolu öngörmesinden dolayı memnundur (karşılaştırınız, Igranov ve Diğerleri/Rusya, no. 42399/13 ve diğer 8 başvuru, § 26, 20 Mart 2018, ve burada anılan diğer kararlar ve karşılaştırınız Sroka/Polonya (k.k), no. 42801/07, 6 Mart 2012).
17. Bu bağlamda, Mahkeme ayrıca, Mahkemenin içtihadına ve uygulamasına göre, iç hukuktaki yargılamaların yenilenmesinin, başvuranın bu yönde bir talebinin olması durumunda, Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiği iddiasına yönelik olarak etkili bir çözüm sağlamak için en uygun yol olduğuna işaret etmektedir. Dolayısıyla, yukarıda belirtilen hukuk yolunun, başvuranın Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikâyetleri bakımından tazmin sağlayabildiği düşünülmektedir. Mahkemenin Sözleşme ve Protokolleri tarafından güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin korunmasındaki ikincil rolü dikkate alındığında, Mahkeme, Sözleşme’nin herhangi bir ihlalinin giderilmesinin öncelikli olarak ulusal makamların görevi olduğunu kaydetmektedir.
18. Teklif edilen ve benzer davalarda hükmedilen miktarlarla tutarlı olan tazminat miktarının yanı sıra Hükümet deklarasyonu içerisinde bulunulan ikrarların mahiyeti göz önünde bulundurulduğunda, Mahkeme, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir gerekçe bulunmadığı kanaatindedir (37 § 1 (c) maddesi). Bu karar, başvuranın tazmin elde etmek amacıyla mevcut olan herhangi bir başka başvuru yolunu kullanma imkânına halel getirmemektedir (bk. Jeronovičs/Letonya [BD], no. 44898/10, §§ 116-118, 5 Temmuz 2016).
19. Ayrıca, yukarıdaki mülahazalar ışığında ve bilhassa konuyla ilgili açık ve kapsamlı içtihat dikkate alındığında, Mahkeme, Sözleşme ve Protokolleri ile tanımlanan insan haklarına saygının, başvurunun incelenmesine devam edilmesini gerekli kılmadığı kanısındadır (37 § 1 maddesinin son cümlesi).
20. Mahkeme son olarak, Hükümetin tek taraflı deklarasyon metninde belirtilen şartlara uymaması halinde, başvurunun Sözleşme’nin 37 § 2 maddesi uyarınca tekrar kayda alınabileceğini vurgulamaktadır (Josipović/Sırbistan (k.k.), no. 18369/07, 4 Mart 2008).
21. Yukarıda açıklanan hususlar dikkate alındığında, söz konusu şikâyetler yönünden davanın kayıttan düşürülmesi uygun görülmektedir.Başvuranın bazı tanıklara soru yöneltemediği iddiası hakkında
22. Başvuran, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (d) maddesine dayanarak, yargılama sırasında aleyhinde ifade veren tanıklara soru yöneltemediği iddiasıyla şikâyette bulunmuştur.
23. Mahkeme, bu şikâyeti incelemiş ve elindeki tüm bilgi ve belgeler ışığında ve şikâyet edilen hususun yetki alanına girdiği ölçüde, bu şikâyetin Sözleşme veya Protokollerinde yer alan hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğini göstermediği kanaatine varmıştır (bk. Al-Khawaja ve Tahery/Birleşik Krallık [BD], no. 26766/05 ve 22228/06, AİHM 2011; yeniden düzenlendiği şekliyle, Schatschaschwili/Almanya [BD], no. 9154/10, §§ 111 ve 133, AİHM 2015)
24. Dolayısıyla, Mahkeme, başvurunun bu kısmının, açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 (a) ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Davalı Hükümetin Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 kapsamındaki deklarasyon koşullarını ve belirtilen taahhütlerin yerine getirilmesine ilişkin kuralları dikkate alarak;
Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi kapsamındaki şikâyetlere ilişkin olarak başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 37 § 1 (c) maddesi uyarınca kayıttan düşürülmesine;
Başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, 9 Ocak 2020 tarihinde bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy