AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 8512/20
Erkan AYDIN/Türkiye
Başkan
Jovan Ilievski,
Hâkimler
Anja Seibert-Fohr,
Stéphane Pisani
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla 21 Ocak 2025 tarihinde Komite hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
1994 doğumlu ve Adana’da ikamet eden, Adana Barosuna kayıtlı Avukat S. Aracı Bek tarafından temsil edilen bir Türk vatandaşı olan Erkan Aydın (“başvuran”) tarafından 24 Ocak 2020 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Mahkemeye yapılan başvuruyu (no. 8512/20),
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Eski Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”), Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamındaki şikâyetlerin tebliğ edilmesine ve başvuruların geri kalan kısımlarının kabul edilemez olduğuna dair kararı;
Tarafların beyanlarını dikkate alarak;
Gerçekleştirilen müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVA KONUSU
1. Dava, başvuranın 23 Ağustos 2015 tarihinde Adana’da gerçekleşen bir gösteriye katılmasını takiben tutuklanmasına karar verilmesine ilişkindir.
2. Başvuran olay tarihinde, PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi, yasa dışı bir silahlı örgüt) çağrıları üzerine düzenlendiği iddia edilen gösteri sırasında güvenlik güçlerine el yapımı patlayıcı ile saldırı girişiminde bulunduğu şüphesiyle tutuklanmıştır.
3. Adana Sulh Ceza Mahkemesi 26 Ağustos 2015’de, başvuranın terör örgütüne üye olduğu şüphesiyle tutuklu yargılanmasına karar vermiştir. Tutuklama kararında mahkeme, söz konusu suçun Ceza Muhakemesi Kanununun (“CMK”) 100. maddesinde sayılan “katalog” suçlar arasında yer aldığını da belirtmiştir.
4. Adana Cumhuriyet Savcısı 6 Kasım 2015 tarihinde Adana Ağır Ceza Mahkemesine hitaben bir iddianame hazırlamıştır. Başvuran, diğerlerinin yanı sıra, söz konusu örgüt adına suç işlediği değerlendirildiği için yasa dışı bir örgüte üye olmakla suçlanmıştır.
5. Başvuran, tutuklu yargılandığı süre boyunca, Adana Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilen, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına ilişkin çok sayıda talepte bulunmuştur. Adana Ağır Ceza Mahkemesi kararlarını gerekçelendirmek için çoğunlukla ilgili suçlar için kanunda öngörülen cezaların ağırlığına, söz konusu suçların CMK 100 § 3 maddesinde sayılan suçlar arasında yer almasına ve başvuranın kaçma riskine atıfta bulunmuştur.
6. Adana Cumhuriyet Savcısı 22 Mart 2016’da, başvuranı polis memurlarını kasten öldürmeye teşebbüs etmek ve Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozmakla suçlayan başka bir iddianame hazırlamıştır. Suçlamalar, 23 Ağustos 2015 tarihli gösteri sırasında meydana gelen aynı eylem ve olaylara dayanmaktadır. Yeni dava, ilk dava ile birleştirilmiştir.
7. Adana Ağır Ceza Mahkemesi, 12 Mayıs 2016 tarihli duruşmada başvuranın tutuksuz yargılanmasına karar vermiştir.
8. 23 Haziran 2016 tarihinde, başvuranın katılmadığı bir duruşmada, Adana Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranı, terör örgütüne üye olmak, kasten öldürmeye teşebbüs, polise mukavemet ve terör örgütü lehine propaganda yapmak gibi çeşitli suçlardan hapis cezasına çarptırmıştır.
9. Adana Ağır Ceza Mahkemesi, başvuran hakkında yakalama emri çıkarmış ve başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
10. Yargıtay, 3 Şubat 2017 tarihli bir kararla, başvuranın terör örgütü üyeliğinden mahkûmiyetine ilişkin ilk derece mahkemesi kararını onamış ve söz konusu kararın geri kalan kısmını bozmuştur.
11. 8 Haziran 2017 tarihinde Adana Ağır Ceza Mahkemesi, Yargıtayın kararı doğrultusunda bir karar vermiştir.
12. 11 Haziran 2017’de yakalama emri infaz edilmiş ve başvuran ceza infaz kurumuna yerleştirilmiştir.
13. Yargıtay, 14 Mart 2018 tarihinde, 8 Haziran 2017 tarihli kararı onamıştır.
14. Başvuran 20 Haziran 2018 tarihinde, Yargıtay kararının tebliğini takiben, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvuran esasen, Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamındaki anayasal haklarının ihlal edildiğinden şikâyetçidir.
15. Anayasa Mahkemesi 29 Temmuz 2019 tarihli özet kararında, yerleşik içtihadına atıfta bulunarak, başvuranın tutukluluk süresinin uzunluğuna ve tutukluluk halinin uzatılmasına ilişkin kararların gerekçesiz olduğuna ilişkin şikâyetlerini, otuz günlük başvuru süresine uymadığı gerekçesiyle kabul edilemez ilan etmiştir.
16. Sözleşme’nin 5. maddesine dayanan başvuran tutukluluğunun uzunluğundan ve tutukluluğunun devam etmesini haklı gösterecek ilgili ve yeterli gerekçelerin bulunmamasından şikâyet etmektedir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
17. Hükümet, başvurunun kabul edilebilirliğine ilişkin iki itirazda bulunmuştur. İlk olarak, başvuranın Anayasa Mahkemesine bireysel başvurusunu kanunda öngörülen otuz günlük süre içerisinde yapmadığını ileri sürmüş ve Mahkemeyi başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulmaya davet etmiştir. İkinci olarak Hükümet, başvuranın Ceza Muhakemesi Kanununun 141. maddesinde öngörülen iç hukuk yolundan yararlanmadığını ileri sürmüştür. Esasa ilişkin olarak, Hükümet, yerel mahkemelerin başvuranın tutukluluk halinin devamına ve uzatılmasına ilişkin kararları için yeterli gerekçeler sunmuş olmaları nedeniyle, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesinin ihlal edilmediğini ileri sürmüştür.
18. Başvuran, Hükümet tarafından sunulan kabul edilemezlik itirazlarına ilişkin özel bir yorumda bulunmamıştır. Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesine bireysel başvurusunu öngörülen süreye uygun olarak yaptığını ileri sürmüştür. Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamındaki haklarının ihlal edildiğini yinelemiştir.
19. Mahkeme, Hükümetin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmak için otuz günlük süre sınırına uyulmaması nedeniyle iç hukuk yollarının tüketilmediği hususundaki itirazında, söz konusu sürenin başvuranın tahliye edildiği tarihte, yani 12 Mayıs 2016 tarihinde işlemeye başladığını ileri sürdüğünü gözlemlemektedir. Anayasa Mahkemesinin, içtihadına atıfta bulunarak, bireysel başvuruda bulunmak için otuz günlük süre sınırına uyulmaması nedeniyle bireysel başvuruyu kabul edilemez bulduğunu belirtmiştir. Bu nedenle Mahkemeyi, başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulmaya davet etmiştir.
20. Mahkeme, ilk olarak, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi uyarınca, “ancak tüm iç hukuk yolları tüketildikten sonra konuyu ele alabileceğini” yineler. İç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin ilkeler Vučković ve Diğerleri/Sırbistan ((ön itiraz) [BD], no. 17153/11 ve diğer 29 başvuru, §§ 6977, 25 Mart 2014) kararında ele alınmıştır. Özellikle Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi, daha sonra Strazburg’da yapılması öngörülen şikâyetlerin, iç hukukta öngörülen resmi gerekliliklere ve süre sınırlamalarına uygun olarak ilgili ulusal organa yapılmış olmasını gerektirmektedir. Bir başvuranın bu gereklilikleri yerine getirmediği durumlarda, başvurusu iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle ilke olarak kabul edilemez bulunmalıdır (aynı yerde, § 72 ve burada yapılan diğer atıflar).
21. Mevcut davada Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin, başvuranın Sözleşme’nin 5 § 3 maddesine ilişkin şikâyetlerini, kanunda öngörülen otuz günlük süre içerisinde sunulmadığı gerekçesiyle reddettiğini gözlemlemektedir. Mahkeme, Hükümet tarafından beyan edildiği üzere, başvuranın 12 Mayıs 2016 tarihinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığını ve 20 Haziran 2018 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunduğunu kaydeder. Mahkeme ayrıca, başvuranın, başvurunun kabul edilebilirliğine ilişkin görüşlerinde, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesine uygun şikâyetlerini otuz günlük süre içerisinde yaptığını gösteremediğini kaydeder. Bu koşullar altında Mahkeme, başvuranın tutukluluk halinin sona erdiği tarihten itibaren otuz gün içerisinde Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunmadığını ve dolayısıyla iç hukukta öngörülen süre sınırlamasına uymadığını değerlendirmektedir.
22. Dolayısıyla, Mahkeme, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddeleri uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle başvurunun kabul edilemez olduğunu beyan eder.
23. Yukarıda varılan sonuç ışığında, Mahkemenin Hükümet tarafından ileri sürülen diğer kabul edilemezlik itirazlarını veya davanın esasını ayrıca incelemesine gerek bulunmamaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup; 13 Şubat 2025 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Jovan Ilievski
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan