AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No: 63001/12
Ülhani BACAKSIZ / TÜRKİYE
Başkan,
Julia Laffranque,
Hâkimler,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 21 Kasım 2017 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
2 Ağustos 2012 tarihinde yapılan yukarıda anılan başvuruyu göz önüne alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Ülhani Bacaksız, 1963 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Mersin’de ikamet etmektedir. Mahkeme önünde Mersin Barosu’na bağlı avukat A. Doğan tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları
2. Davanın koşulları, başvuran tarafından ibraz edildiği şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuranın eşi Mustafa Bacaksız 1 Mayıs 2011 tarihinde cinayet suçundan tutuklanmış ve Silifke Cezaevine yerleştirilmiştir.
4. Mustafa Bacaksız 29 Haziran 2011 tarihinde sabah saat beş civarında hücre arkadaşları tarafından cezaevinin tuvaletinde ölü olarak bulunmuştur. Hücre arkadaşlarının verdiği ifadelere göre Mustafa Bacaksız, tuvalet penceresinin parmaklıklarına bağlı bir çamaşır ipine asılı bir şekilde bulunmuştur. Üç tutuklu, ipi kestiklerini ve Mustafa Bacaksız’ın bedenini tuvalette yere yatırdıklarını ve gardiyanları çağırdıklarını ifade etmişlerdir. Daha sonra, gardiyanlar gelmiş ve ambulans çağırmışlardır. Ambulans geldiğinde Mustafa Bacaksız zaten hayatını kaybetmişti.
5. Aynı gün, iki savcı, bir doktor ve olay yeri inceleme ekibinden bir polis memuru olay yerine gelmiştir. Olay yeri incelemesine ve Ölü muayenesine ilişkin bir rapor hazırlanmıştır. Rapora göre, cezaevindeki olay yeri incelenmiş ve olay yeri ve cesedin birkaç fotoğrafı çekilmiştir. Raporda, müteveffanın üzerinde bir not bulunduğu belirtilmiştir. Söz konusu not şu şekildedir: "Ne yaptıysam kendim yaptım, hücre arkadaşlarım masumdur."
6. Raporda, savcı ve doktorun yaptığı incelemeye göre ölüm nedeni asılarak boğulma olarak tespit edilmiştir. Ancak, kesin ölüm sebebinin tespit edilebilmesi için tam otopsinin yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
7. Aynı gün, savcı, müteveffa ile aynı hücrede kalan tutukluların ve yardım için çağrıldıktan sonra hücreye giren gardiyanların ifadelerini almıştır. S.B., O.K. ve M.Ş. adlı üç tutuklu, Mahmut Bacaksız’ın tuvalette olduğunu ve çağrılarına yanıt vermediğini fark ettikten sonra S.B.’nin bir kaşık yardımıyla tuvaletin kapısını açtığını ve Mustafa Bacaksız’ı pencerenin yanında bir iple asılı bir şekilde bulduklarını belirtmişlerdir. Üç tutuklu, başvuranın içine kapanık biri olduğunu, geceleri uyumakta güçlük çektiğini ve diğer tutuklularla bir sorununun olmadığını belirtmişlerdir.
8. 29 Haziran 2011 tarihinde iki uzman doktor tarafından savcı huzurunda tam otopsi gerçekleştirilmiştir. Otopsi ile ilgili rapor Adana Adli Tıp Şube Müdürlüğü tarafından 6 Eylül 2011 tarihinde hazırlanmıştır. Raporda, yapılan toksikolojik incelemelere göre vücuttan alınan numunelerde alkol, uyuşturucu veya diğer maddeler bulunmadığı belirtilmiştir. Kurum ölüm sebebini asılma sonucu mekanik asfiksi (boğulma) olarak tespit etmiştir.
9. Savcı 1 Temmuz 2011 tarihinde cezaevi yetkililerinden müteveffanın fiziksel ve ruhsal sağlığıyla ilgili ayrıntılı bilgi istemiş ve yetkililerin bu hususla ilgili gerekli önlemleri alıp almadığını sormuştur.
10. Silifke Cezaevi Yönetimi 4 Temmuz 2011 tarihinde müteveffanın ölmeden önceki sağlık durumu ile kullandığı ilaç hususunda Silifke Savcısını bilgilendirmiştir. Verilen bilgilere göre, cezaevi doktoru Mustafa Bacaksız’a 3 Mayıs 2011 tarihinde gastrit ve duodenit teşhisi; 14 Haziran 2011 tarihinde tinea pedis (ayakla ilgili bir rahatsızlık), gastrit ve duodenit teşhisi ve 21 Haziran 2011 tarihinde gastroözofageal reflü hastalığı ve anksiyete bozukluğu teşhisi koymuştur. Bu rahatsızlıklar için kendisine ilaçlar yazılmıştır. Ayrıca cezaevi yönetimi, Mustafa Bacaksız’ın anksiyete bozukluğunun tedavisinin hastanede gerçekleştirilmesi yönünde bir başvuruda bulunmadığını belirtmiştir. Cezaevi yönetimi son olarak tutukluların güvenliği için ilgili kanun ve yönetmeliklerle öngörülen tüm gerekli önlemleri almış olduğunu belirtmiştir.
11. Müteveffanın eşi Ülhani Bacaksız ve oğlu Kamil Bacaksız’ın ifadeleri 5 Temmuz 2011 tarihinde savcı tarafından avukatlarının nezdinde alınmıştır. Müteveffanın yakınları verdikleri ifadelerde, müteveffada psikolojik bozukluk veya başka bir belirli rahatsızlık bulunduğunu gözlemlemediklerini belirtmişlerdir. Ayrıca müteveffanın hücre arkadaşlarıyla herhangi bir sorun yaşadığıyla ilgili hiçbir şey söylemediğini belirtmişlerdir. Kamil Bacaksız babasının sadece bazen uyuyamadığını söylediğini belirtmiştir. Ülhani Bacaksız eşinin ölümünden, ruhsal sorunlarına rağmen onunla ilgilenmemiş olan cezaevi yönetiminin sorumlu olduğunu iddia etmiştir.
12. Adana Kriminal Polis Laboratuvarı 10 Ocak 2012 tarihinde bir bilirkişi raporu düzenlemiştir. Raporda müteveffanın üzerinde bulunan notu kendisinin yazdığı belirtilmiştir.
13. Silifke savcısı 25 Ocak 2012 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Olay yeri inceleme ve ölü muayenesine ilişkin raporu, otopsi raporunu, tanıkların ifadelerini ve müteveffanın üzerinde bulunan notu göz önüne alan savcı, Mustafa Bacaksız’ın intihar ettiğine karar vermiştir. Savcı ek olarak, kararda, müteveffanın öldürülmüş olabileceğini gösteren bir kanıt bulunmadığını belirtmiştir.
14. Mustafa Bacaksız’ın mirasçılarının avukatı 7 Şubat 2012 tarihinde söz konusu karara itiraz etmiştir. Avukat ölümle ilgili yapılan soruşturmanın detaylı olmadığını ve yetkililerin bazı delilleri dikkate almadığını iddia etmiştir. İlk olarak, avukat fotoğraflarda müteveffanın sağ kalça tarafında bulunan ekimozlu bir sıyrık olduğunu ancak bunun otopsi raporu dâhil olmak üzere, soruşturma dosyasında belirtilmediğini ifade etmiştir. Avukat ayrıca, çamaşır ipinin bağlı olduğu pencere çubuklarının altında duvardan çıkmış bir metal boru parçası bulunduğunu ve Mustafa Bacaksız gerçekten oraya kendini asmış olsaydı, bu parçanın vücutta izler bırakması gerektiğini iddia etmiştir. Avukat ek olarak, müteveffanın boynunda bulunan izlerin intihar teorisini desteklemediğini iddia etmiştir. Avukat ilaveten, olay yerinden parmak izlerinin alınmadığından, çamaşır ipinin olay yerinden toplanmadığından ve delil olarak muhafaza altına alınmadığından şikâyet etmiştir. Avukat son olarak, müteveffayı ilk olarak bulan tutukluların ifadelerinin çelişkili olduğunu iddia etmiştir.
15. Mersin Ağır Ceza Mahkemesi, 2 Mart 2012 tarihinde, başvuranın başka biri tarafından çamaşır ipi ile öldürülmesi durumunda, karşı koyacağı için, müteveffanın vücudunda bulunan ekimozlu sıyrıktan çok daha ciddi izlerin olacağı gerekçesiyle itirazı reddetmiştir. Ayrıca, Ağır Ceza Mahkemesi böyle bir durumda müteveffanın hücre arkadaşlarının sesler duyacağını belirtmiştir.
ŞİKÂYETLER
16. Başvuran, Sözleşme’nin 2, 6 ve 13. maddeleri uyarınca, ulusal makamların eşinin ölümüne ilişkin etkili bir soruşturma yürütmediğinden ve yetkililerin eşini korumak için gerekli önlemleri almadığından şikâyetçi olmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
17. Başvuran, eşinin ölümüyle ilgili yürütülen soruşturmanın Sözleşme’nin 2, 6 ve 13. maddeleri kapsamındaki Mahkeme içtihadı anlamında etkili olmadığı ve eşinin korunması için gerekli önlemlerin alınmadığı hususlarında şikâyetçi olmuştur. Mahkeme, başvuranın şikâyetlerini yalnızca Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında ele almayı uygun görmektedir.
18. Mahkeme başvuranın yukarıda anılan ilk şikâyetinin yakınlarının ölümüyle ilgili ulusal makamların gerçekleştirmiş olduğu soruşturmanın etkinliği ile ilgili olduğunu ve bu itibarla, etkili soruşturmalar yürütme usuli yükümlülüğü açısından incelenmesi gerektiği kanaatindedir.
19. Bu bağlamda Mahkeme, Sözleşme’nin 1. maddesi kapsamında Devletin “yetki alanı dâhilindeki kişilerin Sözleşme’de tanımlanan haklarını ve özgürlüklerini koruma” genel görevi ile birlikte değerlendirildiğinde Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki yaşam hakkını koruma yükümlülüğünün, güç kullanımı sonucunda hayatını kaybeden kişilerin ölümünü araştırmak için etkili resmi bir soruşturma açılmasını dolaylı olarak gerektirdiğini yinelemektedir (bk. McCann ve Diğerleri/Birleşik Krallık 27 Eylül 1995, § 161, Seri A no. 324, ve Kaya/Türkiye, 19 Şubat 1998, § 86, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998‑I).
20. Bu bağlamda, Mahkeme, bu yükümlülüğün söz konusu öldürülme olayının Devletin bir görevlisi tarafından işlendiğinin açık olduğu durumlar ile sınırlı olmadığına dikkat çekmektedir (bk.Salman/Türkiye [BD], no. 21986/93, § 105, AİHM 2000‑VII). Ayrıca söz konusu yükümlülük, kurbanın öldürüldüğünün açık olduğu durumlarla da sınırlı değildir; şüpheli bir ölümle karşılaşan yetkililerin, etkin bir soruşturma yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır (bk. Sultan Dölek ve Diğerleri /Türkiye, no. 34902/10, § 66, 28 Nisan 2015 ve burada anılan davalar).
21. Kapsamlı soruşturmaya ilişkin genel ilkeler, Mahkeme’nin yerleşik içtihadında açıkça belirtilmiştir ve bu ilkeler yakın zamanda Büyük Daire’nin Mustafa Tunç ve Fecire Tunç (bk. Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye [BD], no. 24014/05, §§ 169‑182, 14 Nisan 2015) kararında özetlenmiştir.
22. Başvuranın iddialarını yukarıda anılan kararda belirtilen ilkeler ışığında inceleyen ve kendisine gönderilmiş belgeleri göz önünde bulunduran Mahkeme, ilk olarak, ulusal makamların başvuranın eşinin ölümünün araştırılması için detaylı bir soruşturma gerçekleştirdiklerini gözlemlemektedir. Mahkeme, soruşturma sırasında savcının olaydan hemen sonra tanıkların ifadelerini aldığını ve adli tıp doktorlarının kesin ölüm sebebinin tespit edilebilmesi için Cumhuriyet savcısı huzurunda ceset üzerinde otopsi gerçekleştirdiğini kaydetmektedir. Müteveffanın üzerinde bulunan nottaki el yazının kendisine ait olup olmadığının tespiti için polis kriminal laboratuvarı tarafından bir bilirkişi raporu hazırlanmıştır. Başvurana ve aile üyelerine soruşturmaya katılma olanağı verilmiş ve bu süreçte olaylarla ilgili savcıya kendi açıklamalarını yapma ve şikâyetlerini dile getirme olanağı sunulmuştur.
23. Başvuran, özellikle, kusurlu olduğunu düşündüğü soruşturmanın iki yönüne atıfta bulunmuştur. İlk olarak, otopsi raporunun yeterince ayrıntılı ve gerekçeli olmadığını iddia etmiştir. Başvuran özellikle, müteveffanın vücudunda gözlenen ekimozlu sıyrığın otopsi raporunda belirtilmemiş olmasından şikâyetçi olmuştur. Başvuran ek olarak, eşinin tespit tutanağında ve tanıkların ifadelerinde belirtilen yerde kendisini asması durumunda duvarda duran demir borudan ötürü vücudunda bir iz olması gerektiğini iddia etmiştir. Başvuran ayrıca, müteveffanın boynundaki dil kemiğinin kırılmamış olmasını ve fotoğraftaki iplerde düğüm olmamasını şüpheli bulmuştur.
24. Başvuran ikinci olarak, olay yerinden parmak izlerinin alınmamasından ve çamaşır ipinin olay yerinden toplanmaması ve delil olarak muhafaza edilmemesinden şikâyet etmiştir.
25. Mahkemenin benzer davalardaki birçok kararında belirtiği üzere, 2. madde, soruşturma sırasında bir akraba tarafından yapılan belirli bir soruşturma önlemine yönelik her talebi yerine getirme konusunda soruşturma mercilerine bir görev vermemektedir (bk. Ramsahai ve Diğerleri/Hollanda [BD], no. 52391/99, § 348, AİHM 2007‑II, ve Velcea ve Mazăre v. Romanya, no. 64301/01, § 113, 1 Aralık 2009). Mustafa Bacaksız’ın ölümünden hemen sonra vücudunda tam otopsinin yapıldığını belirten Mahkeme, otopsi raporunun kesin ölüm sebebini tespit edebilecek nitelikte olduğu kanısındadır. Bununla beraber, bütün delillerin toplandığını değerlendiren Cumhuriyet savcısı ölüm sebebinin intihar olduğunu tespit etmiştir.
26. Adli Kurumun otopsi raporunda ölüm sebebinin asılma sonucu mekanik asfiksi olarak tespit edildiği belirtilmelidir. Otopsi raporunda müteveffanın sağ kalça tarafında bulunan ekimozlu sıyrıktan bahsedilmemiş olmasına rağmen, Ağır Ceza Mahkemesi 2 Mart 2012 tarihli kararında bunun sadece basit bir ekimozlu sıyrık olduğuna ve hiçbir şüpheye yol açmadığına karar vermiştir. Mahkemenin elinde, söz konusu sonucu şüpheye sokacak hiçbir unsur bulunmamaktadır.
27. Somut davada alınan çeşitli tedbirleri inceleyen Mahkeme, yukarıda verilen bulgular ışığında, başvuranın ölümüyle ilgili soruşturmanın, Sözleşme’nin standartlarına uygun olduğunu tespit etmektedir.
28. Ek olarak başvuran, iddialarını temellendirmeden, Sözleşme’nin 2. maddesi uyarınca, Devlet yetkililerinin cezaevinde gerekli önlemleri almamaları sebebiyle eşinin yaşam hakkını koruyamadıkları hususunda şikâyetçi olmuştur.
29. Mahkeme, ilk olarak, ne başvuranın ne de avukatının Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde, 25 Ocak 2012 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz ederken böyle bir şikâyette bulunduklarını kaydetmektedir.
30. Söz konusu şikâyetin Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında incelenebileceği farz edilse bile, Mahkeme, başvuranın Devlet yetkililerinin ihmalinin eşinin ölümünde rol oynadığı yönündeki iddiasına katılmamaktadır. Soruşturma sırasında savcı tarafından atılan adımlar ve bunların mahiyeti dikkate alındığında, Mahkeme savcının makul tüm adımları zamanında, bağımsız ve tarafsız bir şekilde attığı ve herhangi birinin ihmalinin ölümlerde rol oynayıp oynamadığının doğrulanmasına yönelik adımlar attığı kanaatine varmıştır (bk. yukarıda 9. ve 10. paragraf); (ayrıca bk. gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla, Olsoy/Türkiye (k.k.), no. 75468/10, §§ 48-51, 26 Mayıs 2015). Diğer taraftan başvuran, yetkililerin cezaevinde eşinin yaşam hakkını korumak için gerekli önlemleri almadıkları yönünde oldukça genel bir şekilde iddiada bulunmak dışında, yetkililerin eşinin sağlığını ve refahını korumak için gerekli adımları atamadıklarını gösteren belirli bir durumdan da bahsetmemiştir.
31. Savcının bu bağlamda araştırmada attığı adımlara bakıldığında, Mahkeme, savcının başvuranın eşinin sağlık dosyasını cezaevinden elde ettiğini, müteveffanın tedavi edilmeyi isteyip istemediği ve cezaevi yetkililerinin gerekli tedbirleri alıp almadığıyla ilgili bilgi talep ettiğini kaydetmektedir (bk. yukarıda 9. ve 10. paragraf). Başvurana ve aile üyelerine soruşturmaya katılma olanağı verilmiş ve bu süreçte savcıya olaylarla ilgili kendi açıklamalarını yapma ve şikâyetlerini dile getirme olanağı sunulmuştur. Ailenin verdiği ifadelere göre, başvuranın önemli bir fiziksel veya ruhsal bir rahatsızlığının olduğundan haberleri yoktu (bk. yukarıda 11. paragraf).
32. Mahkeme, başvuranın eşine 21 Haziran 2011 tarihinde cezaevi doktoru tarafından anksiyete bozukluğu teşhisi konulduğunu ve rahatsızlığı için kendisine ilaç yazıldığını gözlemlemektedir. Ancak, dava dosyasında anksiyete bozukluğu ile intihar arasında illiyet bağı olduğunu ve yetkililerin bu konuda gerekli önlemleri almayı ihmal ettiğini gösteren hiçbir unsur yoktur.
33. Yukarıda anılan hususlar ışığında, Mahkeme, soruşturmanın başvuranın eşinin ölümünü çevreleyen gerçek olayları tespit edebilecek nitelikte olması nedeniyle etkili olduğuna karar vermiştir. Aynı soruşturmada, davalı Devletin yetkililerinin başvuranın eşinin yaşam hakkını korumak için önleyici adımlar atılması konusunda başarısız olmadıkları da tespit etmiştir.
34. Dolayısıyla, Mahkeme, başvuranın Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olduğuna ve Sözleşmenin 35 § 3 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 14 Aralık 2017 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy