T.C. BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2021/969 Esas
KARAR NO : 2024/790
DAVA : İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 23/11/2021
KARAR TARİHİ : 10/09/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 16.09.2024
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
Davalı vekili dava dilekçesinde özetle: Müvekkili davacı ile davalı şirket .... madencilik granit nakliyat sanayi ve ticaret limited şirketi. arasında, 15.06.2020 tarihinde, mal ve hizmet satın alma sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşmeye göre davalı, müvekkili olduğu şirkete istanbul ili .... ilçesi .... gecekondu önleme bölgesi üzerine yapılacak olan 862 adet konut, kaplı otopark, 2 adet ticaret merkezi inşaatları ile altyapı ve çevre düzenlemesi işinde kullanılmak üzere, işbu sözleşmede belirtilen malzemeler, davalı/borçlu tarafından, davacı/alacaklıya satılacak ve yine sözleşme şartlarına göre davalı tarafından davacıya teslim edileceğini, sözleşmeye konu malzemelerin; cinsi, miktarı, birimi, birim fiyatı ve tutarı mezkur sözleşmede belirlendiğini, malların teslim edilmesi gereken tarihler de belirlendiğini, davacı şirket, bütün taahhütlerini yerine getirdiğini, mal ve hizmetlerin ödemelerini yaptığını, ancak davalı sevkiyat tarihlerine uymadığını, taahhütlerini yerine getirmediğini, 16.06.2021 düzenleme tarihli 342.683,87 tl faturanın davalı/borçlu tarafından ödenmesi beklendiğini, ancak borçlu bu bedeli ödmediğini, bunun üzerine fatura alacağı ile ilgili istanbul bakırköy ..... icra dairesi'nde ... esas sayılı icra takibi başlatıldığını,. bu borca, borçlunun, haksız ve hukuksuz bir şekilde itiraz edilmesi üzerine de icra takibi durduğunu ve işbu davayı açma zorunluluğu hasıl olduğunu,
dava şartı olan arabulucuya başvuru yapıldığını ancak anlaşmaya varılamadığını, müvekkili davacı haklı alacağına ulaşmasını kötü niyetli olarak engelleyerek açılan icra takibine itiraz eden davalı şirketin ayrıca kötüniyet tazminatına mahkum edilmesini ve neticeden haksız ve mesnetsiz olarak dava konusu icra takibine yapılan itirazın kaldırılması için işbu davayı açma zaruretimiz hasıl olduğunu. açıklanan ve mahkemenizce resen nedenler doğrultusunda davanın kabulünü davalının icra takibine konu alacaklarına yaptığı mesnetsiz, hukuka aykırı ve kötü niyetli itirazın iptal edilmesine ve takibin devamına, haksız ve kötüniyetli olarak yapılan itiraz sebebiyle asıl alacak, faiz ve ferileri bakımından %20' den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
.... Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle: Davacı ... müvekkili olduğu şirket tarafından keşide edilen faturaları deftere işlediğini ve itirazı kayıtsız olarak kabul ettiğini, fatura içeriklerinin hiçbirine yasal süresi içerisinde itiraz etmediği gibi mal teslimine ilişkinde bir itirazı bulunmadığını, davacı ... ödemelerini yapması için ihtarname gönderildiğini ihtarnameden sonra bakiye borcunu ödediğini, ödeme yapmayan şözleşmenin tarafının gecikme olduğu iddiası komik olduğu kadar kötü niyetli odluğunu,. davacı şirketin zararı likit olmadığını. Davacının zararı söz konusu olmadığı gibi ödemelerdeki gecikmelerden dolayı müvekkili şirket aleyhine vade farkı zararına neden olduğunu. vade farkına ilişkin zararlarını saklı tuttuklarını. Müvekkili şirkete son olarakta davadan sonra hesap mutabakatı yazısı gönderidliğini, Davacı şirketin öncelikle ödemelerin incelendiğinde faturalarla uyumsuz ödemeler olduğu ortaya çıkacağını, Ödemelerdeki gecikmelerden dolayı müvekkili şirkette sevkiyatlarını ödeme yapılmasına göre ayarlandığını. Sözleşmeye göre temerrüde düşen davacı olduğunu. davacının ödemelerini geciktirdiğini son olarak Bergama ... Noterliğinin 11 Haziran 2021 tarih ve .... nolu ihtarnamesi ile 367.542,28 TL lik biriken bakiyesini ödemesi için ihtarname keşide edilmiş neticeten davacı şirket borcunu ihtarname sonrasında ödediğini, mademki zararı söz konusu ise neden dava açmadığı mahkemenin takdirine bıraktıklarını, davacı ... kötü niyetli olduğunu, Sözleşmenin hükümlerini yerine getirmeyen davacı olduğunu, mahkemenin tekrar dikkatine çekmemiz gerekirse Bergama ... Noterliğinin 11 Haziran 2021 tarih ve ... nolu ihtarnamesi ile 367.542,28 TL ihtarla ödeyen davacının iddiasının yersiz ve hukuksuz olduğunu. davacı bir zararı var ise mahkeme kanalı ile tespit yerine kendi hesap yaparak sebepsiz zenginleşmek istediğini, davacının Davacının keşide etmiş olduğunu faturaya karşı yasal süresi içerisinde noter vasıtası ile iade yapıldığını fatura içeriği kabul edilmediğini, bu da Bergama ... Noterliğinin 28.06.2021 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile itiraz ile birlikte iade edildiğini, sundukları ve yerine getirilecek tüm deliller mal teslimine ve davacının iddialarının yersiz olduğunu. Davacı müvekkil şirkete ödeme yapmamakta sözleşme uyarınca malı 2 katına yakın bir bedelle başka bir firmadan aldığını iddia ettiğini, davacının geçerli ve haklı bir alacağı bulunmadığını. açıklanan ve mahkemece yapılacak olan inceleme neticesinde haksız ve usule aykırı davanın reddi ile %20 den aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatının davacı taraftan alınarak taraflarına verilmesine , yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Bilirkişi Mali Müşavir .... Bilirkişi Nitelikli Hesaplamalar Uzmanı Dr. .... tarafından 24/01/2023 tarihinde düzenlenen raporda: "Davalının malzeme teslim etmiş olduğu halde, teslim etmiş olduğu malzemelerin 367.542,17 TL'lik bedelinin zamanında ödenmediği, bunun üzerine davalının 10.05.2021 tarihinde ihtarname göndermek zorunda kaldığı, davacının ancak bu ihtarnameden sonra anılan bedeli ödediği, dolayısıyla sözleşmeyi ihlal eden tarafın davacı taraf olduğu, Bu durumda davacının, TBK. m. 97 hükmü de dikkate alındığında, davacının sözleşmeden kaynaklanan mal teslim etme yükümlülüğünün geç ve eksik yerine getirildiği, bu bakımdan zarar oluştuğu yönündeki iddiasının yerinde olmadığı, Sayın Mahkemenin aksi kanaatte olması halinde davacının tazminat olarak 305.471,40
ana para ve 8.517,14 TL faiz talep edebileceği," sonuç ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir.
Bilirkişi Mali Müşavir .... Bilirkişi Hukukçu Doç. Dr. .... tarafından 12/02/2024 tarihinde düzenlenen raporda: "Dava konusunun, davacının, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin davalı tarafından gereği gibi ifa edilmemesi üzerine uğradığı zararın tazmini talebi ile başlatmış olduğu takibe yapılan itirazın iptali talebinden ibaret olduğu, Davacının 2020 ve 2021 yılları ticari defterlerinin lehine delil niteliğinin Bulunduğu, Davacının ticari defterlerine göre; takip tarihi (11.08.2021) itibariyle davacının davalıdan 342.683,87 TL alacağının bulunduğu, Davacı ... takip dayanağı yapmış olduğu 16.06.2021 tarihli .... no.lu “Sözleşmenin ifa edilmemesi nedeniyle uğranılan zarar” açıklamalı 342.683,87 TL tutarlı faturanın davacı ... ticari defterlerinde kayıtlı olduğu ancak davalı ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı, taraflar arasındaki cari farkın mezkur faturadan kaynaklandığı, Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifası isteminde bulunan tarafın, sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması gerektiği; Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifası isteminde bulunan tarafın,
sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması gerektiği; Davacının, taraflar arasında yer alan sözleşmenin 7. maddesindeki “Hakediş onayı ve fatura kesildikten sonra aynı ayın son iş gününde nakit ödeme
yapılır.” hükmüne aykırı davrandığının söylenebileceği; — davacının 367.542,28,00-TL tutarındaki borcu davalıya ödemesinin bu hususu tesvik ettiği, bu yönü ile satışa konu ürünlerin bedelini ödemeyen davacının ürünlerin teslimini talep edebilmesinin mümkün olmadığı, Davacı ... mezkur satışın gerçekleşmemesi nedeniyle uğradığı kazanç kaybının hesaplanabilmesi için davalının kusurlu olması gerektiği, Sayın Mahkemenin davacı ... alacak talebinde haklı olduğu yönünde kanaate varması halinde davacı ... takip tarihi itibariyle talep edebileceği fark bedelinin 233.179,59-TL olduğu," sonuç ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir.
Bilirkişi Mali Müşavir .... tarafından 18/11/2022 tarihinde düzenlenen ek raporda: "Dava dosyasına sunulan taraflar arasındaki sözleşmenin geçerliliği uzmanlık alanım içerisinde olmadığından söz konusu sözleşmenin geçerliliği hakkında tarafımca bir tespit yapılamadığı. Davacı tarafın talebinde haklı olduğunun düşünülerek Sayın Mahkemenizce hüküm kurulması dutumunda; Davacı tarafın Sözleşmeye Konu Mallatı Dava Dişi Kaz-taş Firmasından Tedarik Etmesi Sonucu Fazladan Ödenen Tutarın Cnakliye giderleri dahil) 233.036,95 TL. Olduğu, Davacı tarafın davalı taraftan takip öncesi İgiz hakkının Ö05/,50 iL Olduğu, Davacı tarafın davalı taraftan takip tarihi itibari ile toplam alacağının 232,094.31 TL CAsıl Alacak 233036,95TL * Faiz 6057,36TL) olduğu. Davalı tarafın talebinde haklı olduğunun düşünülerek Sayın Mahkemenizce hüküm kurulması durumunda; Davalı tarafın 2020-2021 yılına ait ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu bir birini doğruladığı, kapanış onaylarının yapıldığı delil teşkil edeceği, Davalı tarafın ticari defterlerine göre, davalı tarafın davacı tarafa her hangi bir borcunun bulunmadığı. Davacı tarafın davalı taraf adına düzenlemiş olduğu taraflar arasındaki çekişmeye, takibe ve davaya konu 16.06.2021 tarih, .... numarali ve KDV dahil 342,683.87 TL bedelli faturanın davalı taraf ticari defterlerine kaydedilmediği. Tarafların icra inkâr ve kötü niyet tazminat taleplerinin Sayın Mahkemenin takdirinde olacağı," sonuç ve kanaatine varıldığı bildirmiştir.
Bilirkişi Mali Müşavir .... Bilirkişi Nitelikli Hesaplamalar Uzmanı Dr. .... tarafından 25/05/2023 tarihinde düzenlenen ek raporda: "Bilirkişi kurulunun kök rapordaki görüş ve kanaatinde herhangi bir değişiklik oluşmadığını" sonuç ve kanaatine varıldığını bildirmişlerdir.
Bilirkişi Mali Müşavir ... Bilirkişi Hukukçu Doç. Dr. .... tarafından 17/05/2024 tarihinde düzenlenen ek raporda: Muhterem Mahkeme; kök raporda yer alan açıklamaları ve ticari defterleri dikkate alır ise davacının, taraflar arasında yer alan sözleşmenin 7. maddesindeki “Hakediş onayı ve fatura kesildikten sonra aynı ayın son iş gününde nakit ödeme yapılır.” hükmüne uymadığının söylenebileceği, kök raporda da ifade edildiği üzere davacının 367.542,28,00-TL tutarındaki borcu davalıya ödemesinin de bu hususu tevsik ettiği, bunlardan hareketle; taraflar arasındaki ifanın sırasını ilk bozanın davacı olduğunun söylenebileceği, bu yönü ile satışa konu ürünlerin bedelini ödemeyen davacının ürünlerin teslimini talep edebilmesinin mümkün olamayacağı, Davacı ... mezkur satışın gerçekleşmemesi nedeniyle uğradığı kazanç kaybının hesaplanabilmesi için davalının kusurlu olması gerektiği, Sayın Mahkemenin davacı ... alacak talebinde haklı olduğu yönünde kanaate varması halinde davacı ... takip tarihi itibariyle talep edebileceği fark bedelinin 233.179,59-TL olduğu, Ancak, Muhterem Mahkemeyi bilirkişi görüşü takyit etmediğinden, sayın yargı makamının tamamen davacı savları veya tamamen davalı savunmaları yönünde hüküm kurmakta bütünüyle muhtar olduğu, meselenin asli ve nihai hukuki tavsifinin sadece Sayın Mahkemeye ait bulunduğu tartışma dışı olduğunun " sonuç ve kanaatine varıldığını bildirmişlerdir.
Dava dilekçesi, cevap dilekçesi, taraf beyanları, iflas kayıtları ve tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde;
Dava taraflar arasındaki icra takibine ilişkin itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davacı dava dilekçesinde icra dosyasında takibe dayanak yaptığı faturanın, taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafından gereği gibi ifa edilmemesi sebebiyle üçüncü kişilerden alım yapması sebebiyle uğramış olduğu zararın tazminin talep etmektedir.
Davalı ise sunduğu cevap dilekçesinde; davacının ödemelerini zamanında yapmayarak sözleşmeyi ihlal ettiğini, davacının üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirmediğini bu sebeple davanın reddine karar verilmesini talep ettiği anlaşılmaktadır.
Taraflar arasında mal alım satımına ilişkin 15.06.2020 tarihli sözleşme hususunda ihtilaf bulunmamaktadır.
Mahkememizce tarafların ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış olup, alınan raporlar taraflara tebliğ edilmiştir.
Taraflar arasındaki sözleşme hükümleri incelendiğinde; sözleşmenin ilk sayfasında işin süresinin 30.12.2020 tarihinde sona ereceğinin belirtildiği anlaşılmakta olup, tarafların birbirini doğrulayan ticari defterlerindeki işlemler incelendiğinde 30.12.2020 tarihinden sonra da taraflar arasındaki alım - satım ilişkisinin devam ettiği, nitekim davacı tarafından davalıya gönderilen 16.12.2020 tarihli ihtarnameden sonra 20.04.2021 tarihli ihtarname ile de davacının kalan malların teslimini talep ettiği, 30.12.2020 tarihli ihtarname sonrasında davacının taraflar arasındaki sözleşmeyi feshetmediği, sonradan gönderdiği 20.04.2020 tarihli ihtarname ile de borcun aynen ifasının talep edilmiş olduğu gözetildiğinde sözleşmesinin süresinin taraflarca değiştirildiği ve 30.12.2020 tarihinden sonra da ticari ilişkinin taraflarca devam ettirildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla davacının 15.06.2020 tarihli sözleşmenin bitimine ilişkin 30.12.2020 tarihinin kesin vade olmasından vazgeçildiği ve taraflar arasındaki ilişkinin vadesiz olarak devam ettiği değerlendirilmiştir. Nitekim davacı tarafından gönderilen 20.04.2021 tarihli ihtarnamede de davalı tarafa ifa için geçerli ve belirli bir süre verilmemiştir. Dolayısıyla tarafların arasındaki alım satım ilişkisinin belirli ve kesin süreli olduğu bu aşamada söylenemeyecektir.
Taraflar arasındaki ilişkinin 30.12.2020 tarihinden sonraki devam eden niteliği incelendiğinde; davacının tuttuğu ticari defterlerindeki davalı ile arasındaki ilişkiye yönelik cari hesap hareketleri incelendiğinde; davacı tarafından ilk olarak 17.06.2020 tarihinde davalıya avans ödemesi yapıldığı, sonrasında davalıdan mal alımına ilişkin faturaların bulunduğu, davacının 29.07.2020 tarihinde ödemesinin bulunduğu, sonrasında 14.08.2020 tarihinde ödemesinin bulunduğu, 07.09.2020 tarihinde, 13.10.2020,19.10.2020 ve 23.10.2020 tarihinde ödemelerinin bulunduğu, sonrasında 06.11.2020 ve 04.12.2020 tarihinde ödemelerinin bulunduğu görülmekte olup, davalı tarafından teslim edilen mallara ilişkin faturalar ve davacının ödemeleri karşılaştırıldığında davalının hep alacak bakiyesinin bulunduğu, davacı tarafından alınan mallara ilişkin borcun 2020 yılı içerisinde tamamen ödenmediği anlaşılmaktadır.
2021 yılı içerisinde de davacının davalıdan fatura karşılığı mal alımına devam ettiği, ancak borç bakiyesinin sıfırlanmadığı, davacının ödemelerinin ise ay ortasına doğru kaydığı (15.01.2021, 19.01.2021, 12.02.2021, 12.03.2021, 09.04.2021, 20.04.2021) Davacı tarafından davalıya gönderilen 20.04.2021 tarihli ihtarnamenin tarihi itibariyle davacının davalıya 290.912.86-TL borcunun bulunduğu, davacı tarafından ihtarname gönderilen tarihte davalıya 100.000,00-TL ödeme de gönderildiği, davalı tarafından teslime ve fatura kesimine devam edildiği, 10.05.2021 tarihi itibariyle davacının davalıya 367.542,17-TL borcunun bulunduğu, davacı tarafından 16.06.2021 tarihinde söz konusu borcun ödenerek icra takibine ilişkin faturanın kesildiği anlaşılmaktadır.
Taraflar arasındaki sözleşme incelendiğinde; sözleşmenin ödeme koşullarını düzenleyen 7. Maddesinde davacının her ayın son iş gününde o ay içerisinde yapılmış işlere ilişkin ödemelerini yapacağı belirtilmiş ise de davacı tarafın ödemelerinin ay ortasına sarktığı ve davalıdan alınan mallara ilişkin borcun taraflar arasındaki cari ilişkinin sonuna kadar davacı tarafından kapatılmadığı, nitekim davalının 11.06.2021 tarihli ihtarı üzerine davacı tarafından davalıya ödeme yapılarak cari hesabın kapatıldığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda davacının taraflar arasındaki sözleşmeye ilişkin ödeme koşullarına aykırı hareket ettiği sabit görülmüştür.
Davacı tarafından davalıya gönderilen ihtarnamelerin içeriği incelendiğinde; 16.12.2020 tarihli ihtarnamede sözleşme süresi hatırlatılarak davalıya aynen teslim için süre verildiği, temerrüt halinde aynen teslimi le birlikte tazminat yönünde irade beyan edildiği, ayrıca munzam zararın ortaya çıkması halinde bunun da belirtildiği anlaşılmaktadır.
Davacı tarafından davalıya gönderilen 20.04.2021 tarihli ihtarname incelendiğinde; yine aynen ifa ile birlikte uğranılan zararın tazmininin talep edilmekle birlikte munzam zararın talep edileceğinin bildirildiği anlaşılmaktadır.
6098 sayılı Kanun'un satıcının temerrüdüne ilişkin hükümleri şu şekildedir:
"a. Kural ve ayrık durum
MADDE 212- Satıcının temerrüdü hâlinde, borçlunun temerrüdüne ilişkin genel hükümler uygulanır.
Zilyetliğin devri için belirli bir süre konulmuş olan ticari satışlarda, satıcı temerrüde düşerse alıcının, devir isteminden vazgeçerek borcun ifa edilmemesinden doğan zararının giderilmesini istediği kabul edilir.
Alıcı, satılanın devredilmesini isteme niyetinde ise, belirlenen sürenin bitiminde bunu satıcıya hemen bildirmek zorundadır.
b. Giderim borcu ve kapsamı
MADDE 213- Borcunu ifa etmeyen satıcı, alıcının bu yüzden uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür.
Satıcı borcunu ifa etmezse alıcı, satış bedeli ile kendisine devredilmeyen satılanın yerine, bir başkasını satın almak için dürüstlük kurallarına uygun olarak ödediği bedel arasındaki farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini isteyebilir.
Satılan, borsada kayıtlı veya piyasa fiyatı bulunan mallardan ise alıcı, onun yerine bir başkasını satın alma zorunda olmaksızın, satış bedeli ile belirlenmiş ifa günündeki piyasa fiyatı arasındaki farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini isteyebilir."
6098 sayılı Kanun'un 212. Maddesinin 2. Fıkrası gereğince belirli süreli ticari satışlarda kanun hükmü gereği satıcı temerrüde düşerse alıcının, devir isteminden vazgeçerek borcun ifa edilmemesinden doğan zararının giderilmesini istediği kabul edilmiş ise de davacının sözleşme süresinin bitiminden sonra gönderdiği ihtarname ile aynen ifa talebinde bulunduğu gözetildiğinde ve sözleşme süresinin bitiminden sonra da tarafların ticari ilişkilerinin devam ettiği, davalı tarafından gönderilen malların davacı tarafından teslim alındığı anlaşılmakla söz konusu hükmün uygulanma alanı bulunmamaktadır.
6098 sayılı Kanun'un karşılıklık borç yükleyen sözleşmelerde ve sürekli edimli sözleşmelerde temerrüt ve seçimlik haklara ilişkin hükümleri şu şekildedir:
"c. Seçimlik haklar
MADDE 125- Temerrüde düşen borçlu, verilen süre içinde, borcunu ifa etmemişse veya süre verilmesini gerektirmeyen bir durum söz konusu ise alacaklı, her zaman borcun ifasını ve gecikme sebebiyle tazminat isteme hakkına sahiptir.
Alacaklı, ayrıca borcun ifasından ve gecikme tazminatı isteme hakkından vazgeçtiğini hemen bildirerek, borcun ifa edilmemesinden doğan zararın giderilmesini isteyebilir veya sözleşmeden dönebilir.
Sözleşmeden dönme hâlinde taraflar, karşılıklı olarak ifa yükümlülüğünden kurtulurlar ve daha önce ifa ettikleri edimleri geri isteyebilirler. Bu durumda borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat edemezse alacaklı, sözleşmenin hükümsüz kalması sebebiyle uğradığı zararın giderilmesini de isteyebilir.
d. Sürekli edimli sözleşmelerde
MADDE 126- İfasına başlanmış sürekli edimli sözleşmelerde, borçlunun temerrüdü hâlinde alacaklı, ifa ve gecikme tazminatı isteyebileceği gibi, sözleşmeyi feshederek, sözleşmenin süresinden önce sona ermesi yüzünden uğradığı zararın giderilmesini de isteyebilir."
İlgili hükümlerden görülebileceği üzere karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde temerrüt halinde verilen sürenin bitiminde alacaklının aynen ifa ve gecikme tazminatı dışındaki seçimlik hakları kullanması ancak hemen bildirimde bulunması ve seçtiği seçimlik hakkı bildirmesine bağlıdır.
Davacının 20.04.2021 tarihli ihtarı ilgili hükümler kapsamında değerlendirildiğinde; taraflar arasındaki sözlemenin sürekli edimli olduğu, davacının hem aynen ifa ve tazminat talebinde bulunduğu, hem de munzam zarar talebinde bulunduğu anlaşılmakta olup, fesih yönünde açık iradesini de ortaya koymadığı bu suretle davacı tarafından gönderilen ihtarların seçimlik hakların kullanımına dair usul ve yasaya uygun olmadığı değerlendirilmiştir.
Ayrıca yukarıda da belirtildiği üzere davacı tarafından taraflar arasındaki sözleşmenin ödeme hükümlerine de uyulmamış, ödemeler yönünden de davacının temerrütte olduğu anlaşılmaktadır.
6098 sayılı TBK'nın ifada sıraya ilişkin hükmü şu şekildedir:
"MADDE 97- Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifası isteminde bulunan tarafın, sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması gerekir."
Bu noktada davacının taraflar arasındaki sözleşmeye göre satılan malların bedelini ödeme yönünde temerrütte olması sebebiyle davalıdan borcunun ifasını isteyemeyeceği, davalı yönünden 6098 sayılı Kanun gereğince borçlu temerrüdünün oluşmayacağı dolayısıyla davacının seçimlik hakları kullanmasının usul ve yasaya uygun olmadığı, nitekim seçimlik haklara yönelik ihtarların içeriğinin de usul ve yasaya uygun olmadığı, davacı tarafından hem aynen ifanın ve gecikme tazminatının talep edildiği, hem de ifaden vazgeçmeye dayalı zararların aynı ihtarname ile talep edildiği, davacının seçimlik haklardan hangisini talep ettiğinin belirli olmadığı dolayısıyla ihtarların kanuna uygun olarak sonuç doğurmayacağı anlaşılmıştır. Nitekim 20.04.2021 tarihli ihtarnamede de davacı tarafından seçimlik haklar yönünden davalı tarafa geçerli ve belirli bir süre verilmediği de anlaşılmaktadır. Bu doğrultuda davacı tarafından davalıya gönderilen 20.04.2021 tarihli ihtarnameden sonrasına ilişkin taraflar arasındaki davacı tarafından sunulan cari hesap incelendiğinde; taraflar arasındaki mal alım satımının davacı tarafından gönderilen 20.04.2021 tarihli ihtardan sonra da devam ettiği, davalı tarafından gönderilen mallara ilişkin faturaların davacı tarafından cari hesaba işlendiği, 10.05.2021 tarihine kadar davalı tarafından davacıya gönderilen mallara ilişkin olarak davacının davalıya 367.542,17-TL borcunun bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu bağlamda davacı tarafından davalıya gönderilen 20.04.2021 tarihli son ihtarnamede davacı tarafından aynen ifa talep edilmiş ve davalıya seçimlik hakların kullanılacağı dair süre verilmemiş olmasına rağmen söz konusu ihtarnameden önce 18.04.2021 tarihinden itibaren üçüncü kişilerden mal almaya başladığı ve söz konusu mallara ilişkin farkın tahsilini işbu davada talep ettiği ancak davalı ile arasındaki ilişkiyi de feshetmediği yine davalıya usulüne uygun olarak süre verilerek aynen ifanın talep edilmesine rağmen aynen ifanın beklenmediği, yine üçüncü kişilerden mal aldığı süreçte davalıdan da almaya devam ettiği davalı tarafından kesilen faturaların davacının cari hesabına işlenmesinden bu hususun anlaşıldığı dolayısıyla davacının seçimlik haklara yönelik munzam zarar talebinin usul ve yasaya uygun olmadığı değerlendirilmiştir.
Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2021/8740 E., 2023/2905 K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:
"Borcunu ifa etmeyen, yani ifada geciken satıcıyı temerrüde düşürmek için kural olarak genel hükümlere göre alıcının ihtarı gerekmektedir (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 117 nci ve 212 nci maddesi). Davacı tarafından ilk siparişin 18.10.2017 tarihinde, son sipariş ise 08.01.2018 tarihinde verilmiş olduğu, davacı tarafından davalıya gönderilen her bir sipariş formuna istinaden davalının davacıya, sipariş formunda belirlenen miktarda olmamakla birlikte, bir kısım mal sevk ettiği, davacının da itirazi kayıt koymadan malı teslim aldığı anlaşılmaktadır. 05.11.2018 tarihinde davalıya ihtarname gönderilerek malların 30 iş günü içinde teslimi istenilmiş, davalı tarafından ihtarname sonrası mal teslimi yapılmamış ise de davacının ilk sipariş formundan itibaren teslim edilmeyen mallar yönünden tazminat talebinde bulunması satıcının temerrüdü hükümlerine göre mümkün olmayıp 6098 sayılı Kanun’un 213 üncü maddesine göre tazminat hakkı doğurmaz. Bölge Adliye Mahkemesince bu gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken davacı tarafından kendi borcunu ifa ettiğinin kanıtlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş olması bozmayı gerektirir."
Yukarıda detaylıca açıklanan gerekçeler ve değerlendirilen deliller kapsamında davacının davasının reddine karar vermek gerekmiştir.
Davalı tarafından tazminat talep edilmiş ise de davacının kötü niyetli olduğu ispat edilmediğinden davalının koşulları oluşmayan tazminat talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davanın REDDİNE,
2-Davalının koşulları oluşmayan tazminat talebinin REDDİNE
3-Harçlar tarifesi uyarınca alınması gereken 427,60-TL harçtan davacı tarafça peşin yatırılan 4.252,58-TL peşin harçtan mahsubu ile 3.824,98-TL harcın karar kesinleştiğinde ve istem halinde davacıya İADESİNE,
4-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,
-Davacı tarafça yatırılan gider avansından arta kalan miktarın karar kesinleştiğinde davacı tarafa İADESİNE, (Gerekçeli kararın tebliğe çıkarılma masraflarının kalan gider avansından karşılanmasına)
-Arabuluculuk sonuç tutanağı tarihi itibariyle yürürlükte bulunan tarifeye göre tahakkuk eden 1.320,00-TL arabuluculuk ücretinin; davacıdan tahsili ile hazineye irat KAYDINA,
5-Davalı tarafından sarf edilen tebligat ve posta masrafı olmak üzere toplam 705,00-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
-Davalı tarafça yatırılan gider avansından arta kalan miktarın davalı tarafa İADESİNE,
6-Davanın red miktarı dikkate alınarak karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin ve takdir olunan 54.816,15-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
Dair; 6100 sayılı HMK.'nun 341. ve devamı maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere taraf vekillerinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.
Katip ....
¸e-imza
Hakim ...
¸e-imza