T.C. BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/212 Esas
KARAR NO : 2025/770
DAVA : İtirazın İptali
DAVA TARİHİ : 07/03/2023
KARAR TARİHİ : 08/07/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 14/07/2025
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ile davalı arasında 27.08.2019 tarihli hisse devri sözleşmesi akdedildiğini işbu sözleşme ile müvekkili İstanbul Ticaret Sanayi Odasına kayıtlı bulunan ... Metal Plastik İnşaat Malzemeleri Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi (Mersis No: ... ) nde bulunan %10 hissesini davalı borçluya devretmeyi taahhüt ettiğini, .... Metal Plastik İnşaat Malzemeleri Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketine ait bulunan kayıtların İTO'ya müzekkere yazılarak celbi halinde ortaklık değişiminin sağlandığını tarafların iradesine uygun olarak düzenlenen Kadıköy .... Noterliğinin 06.09.2019 tarihli ... Yevmiye tasdikli 05.09.2019 tarihli Genel Kurul kararı doğrultusunda hisse devri gerçekleşmiş olup Kadıköy ... Noterliğinden 06.09.2019 tarihli .... Yevmiye Nolu belgenin örneğinin celp edilmesini talep eder, Ticaret Sicil Gazetesinin 17.09.2019 Tarihli 9910 Sayılı sirkülerinin 166. sayfasında işbu konuya yer verildiğini, davalının (borçlunun) haksız ve yersiz olarak Büyükçekmece ... İcra Dairesi'nin ... E. No'lu icra takibine yaptığı itirazın iptaline ve takibin devamına, davalının (borçlunun) takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Dava yetkisiz mahkemede açıldığını yetki itirazları olduğunu . yetkili mahkeme istanbul mahkemeleri olduğunu, davacı tarafın 'sözleşmenin geçerli olduğu, sözleşmenin hisse devri sözleşmesi olduğu' yönündeki iddiaları, daha başlığından, şeklinden, muhteviyatından ve hayatın olağan akışından anlaşılacağı üzere, haksız, mesnetsiz ve hukuka aykırı iddiaları, hisse devri zaten yapıldığını, noter ve ticaret odasınca tescil edildiğini, dolayısıyla, yeniden aynı konuda noterden yapılmadıkça geçerli olmayan, ticaret odasına tecil ve ilan edilmedikçe de yenilik doğurucu bir hakka müstenit olmayan, böyle mantıksız bir sözleşmeye neden gerek duyulsun müvekkili davaya konu sözleşmeyi hataen imzalandığını . dava konusu sözleşmenin aşırı yararlanma içerdiğini arabuculukta gizlilik ilkesi ihlal edildiğini, dava konusu alacak likit olmadığını. icra inkar tazminatına hükmedilemez yukarıda arz ve izah edilen nedenler ve ayrıca mahkemece resen nazara alınacak sebeplerle, haksız açılan davanın tümüyle reddine, icra inkar tazminat talebinin de reddine, yargılama masrafları ve ücreti vekaletin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini, talep ve dava etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE YARGILAMANIN ÖZETİ:
Dava; Davalı borçlunun Büyükçekmece .... İcra Dairesi'nin ... E. No'lu icra dosyasına yapmış olduğu itirazının iptali ile takibin devamına karar verilmesi ve davalı borçlunun icra inkar tazminatına mahkum edilmesi talebine ilişkindir.
Davacı Mahkememiz nezdinde açmış olduğu davada; taraflar arasında şirket hisse devrine dair sözleşme yapıldığını, davalının ise sözleşme kapsamında davacıya gelir ödeme borcu altına girdiğini ancak davalının ödemelerini yapmadığını, başlatılan icra takibine de itiraz ettiğini belirterek davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili ise sunduğu cevap dilekçesinde; davanın yetkisiz Mahkemede açıldığını, davalının kendi şirketinin hissesini Türk ortak olması gerektiğinden görünüşte davacı üzerine yaptığını, davacının temsil yetkisini kötüye kullandığını, haksız kazanç ve menfaatler elde ettiğini, davalının bunu fark etmesi üzerine hisseleri geri aldığını ve davacının temsil yetkisini sona erdirerek azlettiğini, dava konusu sözleşmenin hisse devri ile alakasının olmadığını, davacının davalının Türkçe bilmemesinden faydalanarak takibe konu sözleşmeyi davalıya imzalattığını, davalının söz konusu sözleşmeyi içeriğini bilmeden rızası hilafına imzaladığını, ilgili sözleşmede irade sakatlığının bulunduğunu, saikte yanılma, hata, hile ve aşırı yararlanma bulunduğunu, davacının davalının Türkçe bilmemesinden ve hafifliği ile tecrübesizliğinden yararlandığını iddia ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı tarafından yetki itirazında bulunulmuş ise de davaya konu alacağın para alacağı olduğu, 6098 sayılı Kanun'un 89/1. Maddesi gereğince davacı alacaklının yerleşim yeri Mahkemelerinin davada yetkili olduğu anlaşılmakla davalının yetki itirazına itibar edilmeyerek davanın esasına girilmiştir.
Dava sırasında davacı vefat etmiş olup, davacının mirasçıları davaya dahil edilerek taraf teşkili sağlanmıştır.
Öncelikle dava ve icra takibine dayanak sözleşme hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamakta olup, davalı tarafından ilgili sözleşmeye yönelik imza inkarında bulunulmamıştır. Davalının savunmaları sözleşmenin irade sakatlığı sebebiyle geçersiz olduğuna yöneliktir.
6098 sayılı Kanun'un yanılmaya ilişkin hükümleri şu şekildedir:
"a. Açıklamada yanılma
MADDE 31- Özellikle aşağıda sayılan yanılma hâlleri esaslıdır:
1. Yanılan, kurulmasını istediği sözleşmeden başka bir sözleşme için iradesini açıklamışsa.
2. Yanılan, istediğinden başka bir konu için iradesini açıklamışsa.
3. Yanılan, sözleşme yapma iradesini, gerçekte sözleşme yapmak istediği kişiden başkasına açıklamışsa.
4. Yanılan, sözleşmeyi yaparken belirli nitelikleri olan bir kişiyi dikkate almasına karşın başka bir kişi için iradesini açıklamışsa.
5. Yanılan, gerçekte üstlenmek istediğinden önemli ölçüde fazla bir edim için veya gerçekte istediğinden önemli ölçüde az bir karşı edim için iradesini açıklamışsa.
Basit hesap yanlışlıkları sözleşmenin geçerliliğini etkilemez; bunların düzeltilmesi ile yetinilir.
b. Saikte yanılma
MADDE 32- Saikte yanılma, esaslı yanılma sayılmaz. Yanılanın, yanıldığı saiki sözleşmenin temeli sayması ve bunun da iş ilişkilerinde geçerli dürüstlük kurallarına uygun olması hâlinde yanılma esaslı sayılır. Ancak bu durumun karşı tarafça da bilinebilir olması gerekir."
6098 sayılı Kanun'un aldatmaya ilişkin hükmü ise şu şekildedir:
"II. Aldatma
MADDE 36- Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, sözleşmeyle bağlı değildir.
Üçüncü bir kişinin aldatması sonucu bir sözleşme yapan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde, sözleşmeyle bağlı değildir."
Davalı öncelikle Türkçe bilmediğini, yabancı olması sebebiyle icra takibine konu sözleşmenin hisselerin devrine ilişkin prosedür niteliğinde olduğunu düşündüğünü ve davacı tarafından aldatıldığını belirterek sözleşmenin geçersiz olduğunu iddia etmektedir.
Mahkememizce taraflarca gösterilen tanıklar dinlenmiş olup, davacı tanığı davalının Türkçe bildiğini, okuyup anlayabildiğini beyan etmiştir. Davalı tanığı ... ise davalının Türkçe okuma, yazma bilmediğini beyan etmiş, davalı tanığı ... ise davalının Türkçe evrakların içeriğini anlayıp, yorumlayabildiğini, akıcı bir şekilde Türkçe konuşabildiğini beyan etmiştir.
Mahkememizce tanık beyanları, dosya kapsamındaki deliller, davacı ve davalının beyan ve iddiaları bir arada değerlendirildiğinde; Davalının sözleşme tarihinden çok önce Türk vatandaşı olması, taraf beyanlarına göre 1998 yılından beri davacı ve davalının tanışıklığı ve davalının bu tarihlerden beri yaklaşık 20-25 yıllık süre zarfında Türkiye'de iş yapıyor oluşu, bizzat davalı tarafından cevap dilekçesinin ekinde sunulan davalı tarafından imzalı belgelerin ve diğer sözleşmelerin de tamamının Türkçe olduğu ve davalı açısından tercüme edilmediği, davalının ilgili belgeler ve sözleşmeler doğrultusunda şirketin işlerini yaptığı, hisseleri devraldığı ve ticaret sicilde tescil edildiği, davalı tarafından cevap dilekçesinde sunulan davalının daha önce noterden düzenleme şeklinde verdiği vekaletnamelerin de Türkçe olduğu ve davalı yönünden davalıya tercüme edilerek düzenlenmediği bir arada değerlendirildiğinde davalının Türkçe bilmediği ve anlamadığı, davaya konu icra takibindeki dayanak sözleşmeyi bu nedenle imzaladığına yönelik savunmalarına dolayısıyla saikte ve açıklamada yanılmaya yönelik iddialarına itibar edilmemiştir.
Davalının bir diğer savunması ilgili sözleşmenin aldatma suretiyle yapıldığına yönelik olup davalı tarafından aldatma hususunda herhangi bir delil sunulmadığı anlaşılmakla davalının bu yöndeki savunmasına da itibar edilmemiştir.
Nitekim 6098 sayılı Kanun'un 39. Maddesi ise şu şekildedir:
"IV. İrade bozukluğunun giderilmesi
MADDE 39- Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır."
Öte yandan 6098 sayılı Kanun'un 39. Maddesi gereğince yanılma veya aldatma sonucunda sözleşme yapan tarafın yanılma veya aldatmayı öğrendiği andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılacağı düzenlenmiştir. Bu bağlamda davaya konu somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasındaki sözleşmenin 27.08.2019 tarihli olduğu, davalı tarafından davacıya sözleşme kapsamında 2021 yılı Aralık ayına kadar yani 2 yıldan fazla süre sorgusuz sualsiz ödeme yapıldığı ve geçersizlik iddiasının öne sürülmediği, nitekim bu 2 yıllık süreden önce davacının davalıya hisse devrini gerçekleştirdiği ve davalının şirket hisselerini alarak kendi adına tescil ettirdiği, davalının iddiasına göre aldatma veya yanılmanın 2021 yılı Aralık ayında öğrenildiği kabul edilse dahi davalı tarafından bu tarihten sonra 1 yıllık süre içerisinde 6098 sayılı Kanun'un 39. Maddesi gereğince davacıya sözleşme ile bağlı olmadığına dair bir ihtarname göndermediği gibi bu iddiaları öne sürdüğü cevap dilekçesinin de öğrenildiği iddia edilen 2021 yılı Aralık ayından 1.5 yıllık süre sonra 2023 yılı Haziran ayında öne sürüldüğü, davalının yanılma veya aldatmayı öğrendiğini iddia ettiği 2021 yılı Aralık ayından sonra 1 yıllık süre içerisinde yanılma veya aldatma sebebiyle sözleşme ile bağlı olmadığına dair davacıya herhangi bir ihtarname göndermediği gözetildiğinde 6098 sayılı Kanun'un 39. Maddesi gereğince davalının sözleşmeyi onamış sayılması gerektiği de açık olup bu yönden de davalının savunmalarına itibar edilmemiştir.
6098 sayılı Kanun'un aşırı yararlanmaya ilişkin 28. Maddesi ise şu şekildedir:
"MADDE 28- Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir.
Zarar gören bu hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde kullanabilir."
Davalının bir diğer iddiası ise davalının tecrübesizliği, dil bilmemesi gibi hususlar sebebiyle sözleşmenin edimler arası aşırı oransızlık içerdiği iddiasına yöneliktir.
Davalı vekili davalının tecrübesizliği ve düşüncesizliği sebebiyle işbu sözleşmenin geçersizliğini iddia etmiş ise de dosya kapsamındaki tüm deliller, davalının beyanları, tanık beyanları bir arada değerlendirildiğinde davalının sözleşme tarihine kadar 20 yıldır Türkiye'de ticaret yaptığı, şirketinin bulunduğu, ithalat, ihracat gibi işler ile uğraştığı bir arada değerlendirildiğinde davalının tecrübesizliğinden bahsedilmeyeceği, nitekim şirket ortağı ve yetkilisi olan davalının basiretli bir tacir olarak hareket etme yükümlülüğünün bulunduğu, 20 yıllık ve belkide daha fazla süre içerisinde ticaret hayatında olan davalının tecrübesizliğinden ve düşüncesizliğinden kaynaklı olarak icra takibine konu sözleşmenin yapıldığı iddiasının dinlenemeyeceği anlaşılmaktadır.
Hak düşürücü süre yönünden ise yukarıda yapılan açıklamaların aşırı yararlanma hükümleri yönünden de geçerliliğini koruduğu, davalının sözleşme tarihinden sonra 2 yıllık süre içerisinde hiç sorgulamadan edimlerini yerine getirdiği ve davacıya ödeme yaptığı, herhangi bir itirazda bulunmadığı, davacının davalıyı aldattığına veya yanılttığına dair herhangi bir delilin dosya arasında bulunmadığı, davalının Türkçe bilmediğine yönelik iddialar yönünden ise tanık beyanları, davalı tarafından cevap dilekçesinde davalı asil imzalı sunulan belge ve sözleşmelerin Türkçe oluşu, davalı tarafından daha önce noter huzurunda düzenleme şeklinde yaptırdığı vekaletnamenin Türkçe oluşu ve bu vekaletnamenin düzenlendiği sırada Türkçe bilmediği, anlamadığına dair noter huzurunda bir beyanının olmaması bir arada değerlendirildiğinde davalının yanılma, hata, aldatma ve aşırı yararlanmaya yönelik savunmalarına bir bütün olarak itibar edilmemiştir.
Edimler arasında aşırı oransızlık yönünden ise takibe dayanak sözleşmenin niteliği gereği davacının ölüm tarihinin sözleşmenin yapıldığı sırada bilinmesinin mümkün olmadığı, sözleşme hükümleri kapsamında ölüm tarihine kadar yapılacak ödeme yönünden davalının hisse değerinden az bir ödeme ile de sözleşmesel yükümlülüğünü yerine getirmesinin olasılık dahilinde olduğu, hisse devri ve satışı ile şirket ortaklığının da kar elde etme amaçlı olduğu ancak kar ve zararın ticarette iç içe olduğu gözetildiğinde edimler arasında aşırı oransızlık bulunduğunun da söylenemeyeceği anlaşılmaktadır.
Bu bağlamda dosya kapsamındaki tüm deliller bir arada değerlendirildiğinde; davalının hata, yanılma, aldatma ve aşırı yararlanma savunmalarına Mahkememizce itibar edilmemiş olup, davacının davasının kısmen kabulü ile davaya konu icra takibinde takibe konu 4.500,00-USD asıl alacak ve işleyecek faiz oranı yönünden 3095 sayılı kanun 4/a maddesi uyarınca hesaplanacak faiz oranı yönünden davalının itirazının iptaline karar vermek gerekmiştir.
Davacı tarafından takipten önce işlemiş faiz talep edilmiş ise de takipten önce davalının temerrüde düşürüldüğüne dair bir delil sunulmadığı anlaşılmakla davacının takipten önce işlemiş faize yönelik itirazın iptali talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.
İtirazın iptaline karar verilen asıl alacağın sözleşmeye dayalı ve likit olduğu anlaşılmakla, itirazın iptaline karar verilen asıl alacağın %20'si oranında hesaplanan 13.320,00-TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine de karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;
1-Davanın KISMEN KABUL KISMEN REDDİNE
Buna göre; işbu davaya konu icra takibinde takibe konu 4.500,00-USD asıl alacak ve işleyecek faiz oranı yönünden 3095 sayılı kanun 4/a maddesi uyarınca hesaplanacak faiz oranı yönünden davalının itirazının İPTALİNE, takibin DEVAMINA, fazlaya ilişkin itirazın iptali talebinin reddine,
2-İtirazın iptaline karar verilen asıl alacağın %20'si oranında hesaplanan 13.320,00-TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
3-Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gereken 5.327,15-TL harçtan peşin alınan 1.391,05-TL harcın mahsubu ile noksan kalan 3.936,10-TL harcın davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,
4-Davacı tarafça yatırılan 1.391,05-TL peşin harç ve 179,05-TL başvurma harcı olmak üzere toplam 1.570,10-TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Arabuluculuk sonuç tutanağı tarihi itibariyle yürürlükte bulunan tarifeye göre tahakkuk eden 1.560,00 TL arabuluculuk ücretinin davanın kabul ve red oranı dikkate alındığında 1.493,54-TL'sinin davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, bakiye 66,46-TL'sinin davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
6-Davacı tarafça yapılan 635,50-TL yargılama giderinin davanın kabul ve ret oranına göre hesaplanan 608,42-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalan kısmının kendi üzerinde bırakılmasına,
7-Davalı tarafça yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda HÜKÜM KURULMASINA YER OLMADIĞINA
8-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin ve takdir olunan 30.000,00-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
9-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin ve takdir olunan 3.469,82-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
10-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının HMK 333.maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden sonra talep halinde taraflara iadesine,
11-HMK'nin uygulanmasına dair yönetmeliğin 58/1 maddesi gereğince taraflardan birinin talebi halinde gerekçeli kararın taraflara tebliğine,
Dair; 6100 sayılı HMK.'nun 341. ve devamı maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere taraf vekillerinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 08/07/2025
Katip ...
e-imza
Hakim ...
e-imza