T.C. BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/266 Esas
KARAR NO : 2024/344 Karar
DAVA : Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 22/03/2023
KARAR TARİHİ : 02/04/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 02.05.2024
Davacı tarafından mahkememizde açılan Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde; Taraflar arasında akdedilmiş olan 18.03.2019 tarihli İş Sözleşmesinin “Rekabet Yasağı ve Haksız Rekabet” başlıklı 10. maddesinde “işçi işten kendi isteği ile ayrıldığı veya 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 25. Maddesinde belirtilen ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller ve benzeri hallerdeki tavırları ile sözleşmenin feshine sebebiyet verilmesi halinde iş kanununun önemi, iş verenin üretimi ve iş ilişkileri açısından gizli bilgilerini ve sırlarını öğrenmesi ve bu bilgilerin kullanılması halinde işverenin önemli bir zarara uğraması ihtimalinin varlığından ötürü, 2 yıl süre ile Marmara bölgesi ve Ankara, İzmir, Sakarya, ve Adana illerinde iş tanımına uyan işlerde ve motor geliştirme alanlarındaki tüm işlerde hiçbir şirket yahut şahıs işletmesinde faaliyet gösteremez, çalışamaz, danışmanlık vb. çalışmalar yapamaz ve bu şirketlere ortak olamaz, işverenin rekabet ilişkisi içerisinde olduğu şirketler ile menfaat ilişkisine giremez, işbu hususları bildiğini ve rekabet yasağı sözleşmesini kabul ettiğini beyan ve taahhüt eder. Aksi halde işverenin doğan tüm zararını tazmin etmekle yükümlüdür. Bu maddeye aykırı davranması halinde işçi son brüt maaşının 12 aylık tutarı kadar tazminat ödemeyi taahhüt eder.” hükmünün düzenlendiğini, Davalının işten kendi isteği ile ayrılmasının ardından davacı ile benzer nitelikte işler yapan merkezi Pendik İstanbul’da olan ....simli firmada çalışmaya başladığını, bu firmanın kurumsal yapısının otomotiv sektöründe araç geliştirme, yazılım, otonom sürüş, konvansiyonel ve elektrikli itki sistemleri geliştirme vb. alanlarda hizmet olduğunu, Davalının bu firmada çalışmaya başlayarak sözleşme hükümlerine aykırı hareket ettiğini, davalının son brüt ücretinin 16.386,19 TL olduğunu, bu ücretin 12 aylık tutarı kadar tazminat tutarını davacıya ödemesi gerektiğini, Taraflar arasında akdedilen Rekabet Yasağı Sır Saklama Sözleşmesinin 2.2. maddesinde davalının rekabet yasağı hükümlerine aykırı davranması halinde işverenin tüm zararlarını tazmin etmekle yükümlü olduğunun düzenlendiğini, ilgili hüküm gereğince zararın tazmininin gerektiğini, iddia ederek davanın kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; İşçi aleyhine tek taraflı düzenlenen cezai şartın geçersiz olduğunu, Taraflar arasında geçerli bir rekabet yasağı sözleşmesinin bulunmadığını, 18.03.2019 tarihinde davacıya imzalatılan 18.03.2019 tarihli Rekabet Yasağı ve Sır Saklama sözleşmesinde bulunan rekabet yasağına ilişkin şartlara aykırılık nedeniyle cezai şart talep edilmiş olsa da ilgili sözleşmelerin tek taraflı olarak düzenlendiğini, davalı ile müzakere edilmediğini, işçinin işe başlama sırasındaki zor durumundan faydalanıldığını, Aynı tarihte imzalatılan Rekabet Yasağı ve Sır Saklama sözleşmesinde iş sözleşmesi ile çelişen hususlar bulunduğunu, burada sadece Marmara bölgesinin rekabet yasağının olduğu bölge olarak düzenlendiğini, aynı tarihli iki sözleşmede birbirinden ayrık hususların bulunmasının işçinin özelinde sözleşme imzalatılmadığı, ilgili maddelerin genel işlem koşulu niteliğinde olduğunu gösterdiğini, Davalının şu anki şirketinde tasarım süreçlerine doğrudan etki eden bir pozisyonda bulunmadığını, Davacı şirketin faaliyet alanının genişlemesinin davacı açısından sonuç doğurmadığını, savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Tanığı .... 17/10/2023 tarihli celsedeki beyanında; "Davalıyı tanımaktayım. Kendisi ile şuan ... şirketinde birlikte çalışmaktayım. Davacı şirket bünyesinde çalışmadım. Ben şuan platform geliştirme ve departman yöneticisi olarak çalışmaktayım. Davalı .... grubu entegrasyon mühendisi olarak çalışmaktadır. Davalı makina mühendisidir. Ben davacı şirketi bilmekteyim. Davacı firma otomotiv firmasında yer almakta ve traktör üretmektedir. Ben .... şirketinde 4 yıl önce çalışmaya başladım. Davalı, emin olmamakla birlikte 1,5 yıl önce ... şirketinde çalışmaya başlamıştı. Bildiğim kadarıyla davalı, ... şirketi öncesinde davacı firmada çalışmaktaydı. Benim çalıştığım firma mobilite sektöründe ürün geliştirme faaliyetleri yapıyor yalnız herhangi bir fiziksel ürün üretmiyor. Davacı şirket ile benim ve davalının çalıştığı şirketin iştigal konusu aynı değildir. Davacı şirket bildiğim kadarıyla traktör üretmektedir. Bizim çalıştığımız şirketin iştigal konusu ile aynı işi yapmamaktadırlar. Davalının davacı şirkette sadece çalıştığı bölümü bilmekteyim, kendisi şanzıman geliştirme bölümünde çalışmaktaymış. Bizim şirketimizde şanzıman geliştirme bölümü var ancak bu farklı müdürlüktedir, davalı bizim şirkette şanzıman geliştirme bölümünde çalışmıyor. Davalının davacı bünyesinde çalışmış olduğu bölüm ile şu an benim çalıştığım şirkette çalışmış olduğu bölüm tamamen farklıdır. Benim çalışmış olduğum şirket ile davacı şirketin çalışmış olduğu müşteri çevresi tamamen farklıdır. Davacı yerel müşterilere hizmet vermektedir, bizim şirket ise % 90 olarak yabancı müşterilere hizmet vermektedir. Davalının davacı bünyesinde çalışırken, davacının gizli bilgilerine vakıf olma ihtimali yoktur. Bu bilgiye daha önce çalıştığım firmalardaki tecrübelerimden dolayı vakıfım. Davalının davacı şirkette çalışmış olduğu birim ile bizim şirkette çalışmış olduğu birim tamamen farklıdır, davacı bünyesinde çalışırkenki deneyimi şuan çalışmış olduğu birime herhangi bir etkisi yoktur. Davacı vekilinin talebi doğrultusunda tanıktan soruldu: Tanık beyanında; davalının bizim şirkette işe alınmasının sebebi, sistematik ve analitik düşünme yapısına sahip olmasıdır. Benim olaya dair bilgim ve görgüm bu kadardır," şeklinde beyanda bulunmuştur.
Davalı Tanığı ..... 17/10/2023 tarihli celsedeki beyanında; "Davalıyı tanımaktayım. Davalı ile davacı şirket bünyesinde yaklaşık olarak 2 sene çalıştık. Ben davacı bünyesinde 01/10/2020 tarihinde işe başladım, ben çalışmaya başladığımda davalı çalışıyordu. Davalının tahminen 2022 yılı yaz aylarında işten kendi ayrıldığını bilmekteyim. Ben şuan başka bir firma bünyesinde çalışmaktayım. Davalı ile aynı firmada şuan çalışmıyorum. Ben davacı şirket bünyesinde çalışırken transmisyon simülasyon mühendisiydim. Davalı ise transmisyon tasarım mühendisi olarak çalışıyordu. Ben de davalı da makine mühendisiyiz. Davalı ile davacı bünyesinde şanzıman biriminde çalışmaktaydık. Ben kendim ayrıldım. Benim davacı ile aramda bir dava yoktur. Davalı daha çok tasarım işi ile uğraşmaktaydı. Ben ise yapılan tasarımları yükleme ve işletme koşulları altında neler olabileceğini irdeliyordum. Davalı yapmış olduğu iş noktasında davacı şirketin herhangi bir gizli bilgisine sahip olamazdı. Ben davacı ile yapmış olduğum iş sözleşmesinde herhangi bir cezai şart olup olmadığını bilmiyorum. İmzalamış olduğum sözleşmenin içeriğini okumadım. Davalı ile şuan nadiren görüşmekteyiz. Şu an davalının yeni çalışmış olduğu iş yerini bilmekteyim. Davalı şuan ... şirketinde çalışmaktadır. Bu şirket otomotiv sektöründe mühendislik hizmeti vermektedir. Davalı bu şirkette entegrasyon tasarım mühendisi olarak çalışmaktadır. Ben şuan davalının yaptığı işlerin detayını bilmiyorum. Ben davacı şirket ile davalının şuan çalışmış olduğu şirketin farklı iştigal konularına sahip olduğunu düşünmekteyim. Davacı şirket ağırlıklı olarak traktör-zirai alanda çalışmakta ve üretim yapmaktaydı. Davacı şirketin müşterileri Türktür yabancılar herhangi bir satış yaptığını bilmiyorum. Davalının şuan çalışmış olduğu hem Türkiye'de hem de yurt dışında müşterileri vardır. Davalı, davacı tümosan şirketinde çalışırken ne kendi çalışmış olduğu iş tanımı ile ne de muhattap olduğu birim amirlerinden davacı şirketin gizli bilgilerine vakıf olamaz. Davacı vekilinin talebi doğrultusunda tanıktan soruldu: Tanık beyanında; ben şuan davalının entegrasyon tasarım işi yaptığını bilmekteyim. Benim olaya dair bilgim ve görgüm bu kadardır," şeklinde beyanda bulunmuştur.
Bilirkişi tarafından düzenlenen 19/01/2024 havale tarihli raporda; "Rekabet yasağı sözleşmesinin yazılı olarak yapılması gerektiği, nitekim dosyaya mübrez sözleşmeden de açıkça anlaşıldığı üzere, taraflar arasında akdedilen “Belirsiz Süreli İş Sözleşmesi” ve “Rekabet Yasağı ve Sır Saklama Yükümü Sözleşmesi” nin bu geçerlilik şartını taşıdığı, Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerliliği için aranan ikinci şartın, işçinin fiil ehliyetine sahip olmasına ilişkin olduğu; dosyaya mübrez belgelerden davalının, sözleşme kurulduğu sırada ayırt etme gücüne sahip olmadığına ve hakkında herhangi bir kısıtlılık kararı bulunduğuna ilişkin bir ibareye rastlanmadığı, akdedilen ”Belirsiz Süreli İş Sözleşmesi” ve “Rekabet Yasağı ve Sır Saklama Yükümü Sözleşmesi” davalı için 18.03.2019 tarihi itibariyle fiil ehliyetine ilişkin aksi husus gündeme gelmedikçe geçerlilik koşulunu taşıyacağı, Rekabet yasağı sözleşmesinin diğer bir geçerlilik şartının rekabet yasağına ilişkin sözleşmenin kurulmasında işverenin korunmaya değer haklı bir menfaatinin olmasına bağlandığı; bunun söz konusu olabilmesi içinse, işçinin işverenin üretim sırları, yaptığı işler ve müşteri çevresi hakkında bilgi edinme olanağının bulunması ve bunun sonucunda işvereni önemli bir zarara uğratma ihtimalinin olmasının gerektiği, Şayet Mahkeme davalının, davacı şirketin iş sırrını ve/veya müşteri portföyünü bilmesi, bu bilgilere vakıf olması hususunda arz edilen Bölge Adliye Mahkemesi kararı ile aynı görüşte ise bu yönü ile davalının rekabet yasağına ilişkin hükme aykırı eylemde bulunduğu, ancak Muhterem Mahkeme tarafından davalının önceki işyerinde edindiği bilgileri yeni işyerinde kullanmadığı ve davacıya önemli zarar verebilme ihtimalini taşımadığı kanaatinde olunması halinde ise davalının rekabet yasağına aykırı davranmadığı, TBK m. 445 uyarınca rekabet yasağı sözleşmesinde işçinin ne kadar süre ile hangi türden işleri ve nerede veya nerelerde yapamayacağı konuları düzenlenmiş olması gerektiği; dosyaya sunulan İş Akdi Protokolü ve “Rekabet Yasağı ve Sır Saklama Yükümü” sözleşmesindeki rekabet yasağının, süre bakımından “2 yıl” konu olarak, iş tanımına uyan işlerde ve motor geliştirme alanlarındaki tüm işler, coğrafi olarak “Belirsiz Süreli İş Sözleşmesi”nde Marmara Bölgesi, Ankara, İzmir, Sakarya, Adana; “Rekabet Yasağı ve Sır Saklama Yükümü Sözleşmesi”nde Marmara Bölgesi ile sınırlandırıldığı, Taraflar arasındaki sözleşme hükmünün süre yönünden TBK m. 445 hükmüne bir aykırı olmadığı, ancak ilgili sözleşme hükmünün yer bakımından uygun olmayan sınırlamalar içerip içermediği hususunun da irdelenmesi gerektiği; zira ilgili hüküm uyarınca davalının “Belirsiz Süreli İş Sözleşmesi”nde rekabet yasağı, coğrafi olarak Marmara Bölgesi, Ankara, İzmir, Sakarya, Adana; “Rekabet Yasağı ve Sır Saklama Yükümü Sözleşmesi”nde rekabet yasağı, coğrafi olarak Marmara Bölgesini kapsayacak şekilde olduğu, Şayet Muhterem Mahkemece taraflar arasında akdedilen protokollerdeki yer sınırlamasının “(…) davalı tarafın imzaladığı hizmet sözleşmesinin rekabet yasağına ilişkin maddesinde yer alan coğrafi alan sınırlaması, işçinin iktisaden mahvına sebep olacak düzeyde geniş bir alanı kapsadığı (…)” yönündeki Yargıtay ilamı nazara alınmak suretiyle kanun hükmüne aykırı olduğu kanaatinde olunması halinde davalının rekabet yasağı sözleşmesi kapsamında sorumlu olamayacağı ve bu kapsamda kendisinden herhangi bir cezai şartın talep edilemeyeceği, Şayet Muhterem Mahkemenizce taraflar arasında akdedilen protokoldeki yer sınırlamasının “(…) Sözleşmede; yasağın uygulanacağı yer bakımından bir sınırlama bulunmadığı anlaşılmakta ise de davalının istifadan sonra çalışmaya başladığı işletmenin faaliyet adresi gözetilerek, TBK 445/2 uyarınca hakkaniyete uygun bir müdahale yapılmak suretiyle sözleşmenin rekabet yasağına ilişkin bölümünün geçerli hale getirilmesi mümkündür. İlk derece mahkemesince, tarafların sözleşme yapma iradesine uygun olarak, makul bir coğrafi alan yönünden davacının faaliyet alanı olarak İstanbul İli ile sınırlandırılarak geçerli sayılması gerektiği, davalının yasak sürede aynı iş kolunda, işe başlaması nedeniyle, sözleşmedeki rekabet yasağı kuralının ihlal edildiği, davacının davalı işçinin pozisyonu nedeniyle önceki işverene önemli zarar verebilme ihtimalinin varlığı mevcut olduğu (…)” yönündeki İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesi’nin 13.10.2020 tarihli ilamında ulaşılan sonuçla aynı kanaatte olunması halinde davalının rekabet yasağı sözleşmesi kapsamında sorumlu olacağı ve bu kapsamda cezai şartın talep edilebileceği, Muhterem Mahkemece TBK m. 445 uyarınca sözleşmenin yer yönünden sınırlama hükmünün daraltılarak davacının çalışma bölgeleri ile sınırlı olduğu kanaatinde olunması halinde sözleşme hükmü geçerli olarak kabul edileceğinden sözleşmede öngörülen cezai şartı talep edilebilmesinin mümkün olabileceği; bu halde “Belirsiz Süreli İş Sözleşmesi”nin 10. maddesinde “(…) Bu maddeye aykırı davranması halinde işçi son brüt maaşının 12 aylık tutarı kadar tazminat ödemeyi taahhüt eder (...)” “Rekabet Yasağı ve Sır Saklama Yükümü Sözleşmesi”nin 2. maddesinde “(…) Bu maddeye aykırı davranması halinde işçi son brüt maaşının 12 aylık tutarı kadar tazminat ödemeyi taahhüt eder (...)” şeklinde hükümler düzenlendiği, dosyaya eklenen 20.05.2022 tarihli, davalının imzasının yer aldığı görülen, ücret bordrosuna göre davalının brüt ücretinin 16.389,19-TL olduğu, buna göre davacının davalıdan (1 aylık brüt ücret=16.389,19-TL x 12 ay) =196.670,28-TL cezai şart tutarı talep edebileceği, Davalının mesleki alanda edindiği tecrübe ve portföy bilgilerini; davacı şirketin bünyesinden çalıştığı süreçte edindikleri ve bu bilgilerin istifa sonrasında da davalı şirket faaliyetlerinde kullanıldığının dosyaya mübrez belgeler ile tesvik olunmadığı; hâl böyle olunca davalının TTK m. 55/d uyarınca haksız rekabete sebebiyet verdiğine ilişkin bir ibare bulunmadığı; şayet Muhterem Mahkeme tarafından aksi kanaatte olunması halinde davalının bu yönden sorumluluğuna gitmenin mümkün olmayacağı, sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır. Değerlendirmelerimiz, asli ve nihai hukuki takdiri ile tavsifi HMK m. 266/c.2 ve m. 279/f.4 hükmü ile 6754 sayılı Kanun m. 3/f.3 hükmü icabı tamamen ve münhasıran Mahkemeye ait olmak üzere Sayın Mahkemenin takdirine " sonuç ve kanaatine varıldığı belirtilmiştir.
Dava dilekçesi, cevap dilekçeleri, taraf - tanık beyanları, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde;
Dava, rekabet yasağına aykırı davranıldığı iddiasından kaynaklanan maddi tazminat ve cezai şart istemine ilişkindir.
Dava konusu; taraflar arasında imzalanan 18.03.2019 tarihli belirsiz süreli iş sözleşmesi kapsamında, iş sözleşmesinin 10. maddesi uyarınca, davalının rekabet yasağı hükümlerine aykırı davranışlarda bulunup bulunmadığı, mevcut ise sözleşme gereğince ödenmesi gereken cezai şart bedelinin tahsili ve yine rekabet yasağına aykırı davranış sebebiyle zararın tahsili istemi ile açılan dava olduğu görülmüştür.
Dava konusu miktar 1.000,00-TL 'dir.
6098 sayılı TBK'nın 444 ve devamı maddelerindeki düzenleme uyarınca; fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir.
Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesi için, işveren tarafından sözleşmenin haklı nedenle feshedilmiş olması veya ayrılan işçi tarafından haksız olarak feshedilmiş olması, davalı işçinin iş akdinin devamı sırasında işyerinin önemli müşteri çevresi veya üretim yönünden ticari sırlarına vakıf olabilecek bir pozisyonda çalışmış ve ayrıldıktan sonra yasaklı süre içerisinde rakip bir işyerinde çalışmaya başlaması veya kendisinin bu tür bir faaliyeti icra etmesi, önceki işyerinde edindiği bilgileri yeni işyerinde kullanmasının önceki işverene önemli zarar verebilme ihtimalinin varlığı yeterlidir. Yani, rekabet yasağı kaydı karşısında, işverenin somut bir zarara uğraması gerekmemekte olup, işçinin yaptığı iş nedeniyle edindiği bilgileri, çalışmaya başladığı başka bir rakip işletmede kullanarak davacı işverene önemli ölçüde zarar verme ihtimalinin bulunması yeterli görülmektedir.
Somut olayda; makine mühendisi davalının 18.03.2019 tarihli yazılı iş sözleşmesi ile davacı şirkette "Mekanik Sistemler Tasarım Mühendisi" olarak çalışmaya başladığı görülmüştür. Taraflar arasında imzalanan iş sözleşmesinin 10. maddesi, "İşçi, işten kendi isteği ile ayrıldığı veya 4857 sayılı İş Kanunu' nun 25. Maddesinde belirtilen ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller ve benzeri hallerdeki tavırları ile sözleşmenin feshine sebebiyet vermesi halinde; iş konusunun önemi, işverenin üretim ve iş ilişkileri açısından gizli bilgilerini ve sırlarını öğrenmesi ve bu bilgilerin kullanılması halinde işverenin önemli zarara uğraması ihtimalinin varlığından ötürü; 2 (Y/İki) yıl süre ile Marmara Bölgesi ve Ankara, İzmir, Sakarya ve Adana illerinde; iş tanımına uyan işlerde ve Motor Geliştirme alanlarındaki tüm işlerde hiçbir şirket yahut şahıs işletmesinde faaliyet gösteremez, çalışamaz, danışmanlık vb. Çalışmalar yapamaz ve bu şirketlere ortak olamaz, işverenin rekabet ilişkisi içerisinde olduğu şirketler ile menfaat ilişkisine giremez. İş bu hususları bildiğini ve rekabet yasağı sözleşmesini kabul ettiğini beyan ve taahhüt eder. Aksi halde; işverenin doğan tüm zararını tazmin etmekle yükümlüdür. Bu maddeye aykırı davranılması halinde, işçi son brüt maaşının 12 aylık tutarı kadar tazminat ödemeyi taahhüt eder." şeklindedir. Davalının 04.04.2022 tarihli istifa dilekçesiyle 27.05.2022 tarihi itibarı ile haklı bir sebebe dayanmadan işten ayrıldığı, akabinde davacı şirket ile aynı alanda faaliyet gösteren dava dışı .... firmasında çalışmaya başladığı anlaşılmaktadır.
Davalı vekili, TBK’nın 420. maddesi gereğince; hizmet sözleşmelerinde taraflardan sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu hükmünün geçersiz olduğunu ileri sürmüşse de, somut olaya emsal sayılabilecek Yargıtay 11.HD kararında "somut olayda, davacı “hizmet sözleşmesine” dayanarak değil TBK’nın 444. maddesi ve devamında düzenlenen “rekabet yasağı sözleşmesine/ şartına” dayalı olarak talepte bulunmaktadır. Yerleşik Daire kararları gereğince iş ilişkisinin sona ermesinden sonraki dönem için rekabet yasağı sözleşmelerinde kararlaştırılan ceza koşulunun karşılıklı olması gerekmemektedir.(Yargıtay 11.HD'nin 2019/4833 Esas- 2020/3179 Karar sayılı 24.06.2020 tarihli ilamı)
Yine sözleşmede belirlenen 2 yıllık sürenin makul olduğu mahkememizce kabul edilmiştir.
6098 sayılı TBK'nın 444/2. maddesi gereğince; rekabet yasağı kaydı ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir.
Tanık beyanları ve dosya kapsamından; davalının, davacıya ait iş yerinde makine mühendisi Mekanik Sistemler Tasarım Mühendisi olarak çalıştığı, bu kapsamda davacı şirketin teknoloji ve mühendislik konularında ARGE faaliyetlerine ve tasarım bilgilerine erişim imkanı bulunduğu, yeni işyerinde de benzer mahiyette "Transmisyon Tasarım Mühendisliği" işini yaptığı anlaşılmaktadır. Davalının önceki işyerinde edindiği bilgileri yeni işyerinde kullanması, davacı işverene önemli zarar verebilme ihtimalini taşımakta olup, zarar ihtimalinin varlığı cezai şart talebi için yeterlidir.
Ancak, iş sözleşmesinin rekabet yasağına ilişkin 10. maddesinde yer alan coğrafi alan sınırlamasının işçinin iktisaden mahvına sebep olacak düzeyde geniş bir alanı kapsamaması gerekmektedir. İş sözleşmesindeki bu hüküm; Marmara bölgesi dışındaki, hem Marmara hem Karadeniz bölgesinde toprakları yer alan Sakarya ili ile İç Anadolu, Ege ve Akdeniz bölgelerinin en büyük illeri olan Ankara, İzmir ve Adana illerini de içermesi sebebiyle çalışma özgürlüğüne ve akit serbestisine ilişkin yasal düzenlemelere aykırılık taşıdığı anlaşılmış ve cezai şarta ilişkin sözleşme hükmünün batıl olduğu mahkememizce kabul edilmiştir.
Geniş coğrafi sınırın hakimin 6098 sayılı TBK' nın 445/2 uyarınca sınırlayabilecek olması ve davalının aynı coğrafi yerde (ilde) çalışmaya başlamış olması durumu karşısında, benzer mahiyetteki başka bir yargılama dosyasında Yargıtay 11. Hukuk Dairesince, bu şartlara da rağmen sözleşme hükmünün batıl olduğuna karar verilmesinden, coğrafi sınırlama mahkememizce yapılmamıştır. (Yargıtay 11.HD'nin 2021/9208 Esas- 2023/2889 Karar sayılı 10.05.2023 tarihli ilamı.)
Sözleşme hükmünün batıl olması ve dosya kapsamında herhangi bir davacı zararı da tespit edilememesi sebebiyle cezai şart ve maddi zarar taleplerinin reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiş ve hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacının davasının sübut bulmadığından REDDİNE,
2-Harçlar tarifesi uyarınca alınması gereken 427,60-TL harçtan davacı tarafça peşin yatırılan 179,90-TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 247,70-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irat KAYDINA,
-Arabuluculuk sonuç tutanağı tarihi itibariyle yürürlükte bulunan tarifeye göre tahakkuk eden 3.120,00-TL arabuluculuk ücretinin; davacıdan tahsili ile hazineye irat KAYDINA,
3-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,
-Davacı tarafça yatırılan gider avansından arta kalan miktarın karar kesinleştiğinde davacı tarafa İADESİNE, (Gerekçeli kararın tebliğe çıkarılma masraflarının kalan gider avansından karşılanmasına)
4-Davalı tarafça yatırılan gider avansından arta kalan miktarın davalı tarafa İADESİNE,
5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin ve takdir olunan 1.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak kendisini vekille temsil eden davalı tarafa VERİLMESİNE,
Dair; 6100 sayılı HMK.'nun 341. ve devamı maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere taraf vekillerinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 02/04/2024
Katip .....
¸e-imzalıdır
Hakim ...
¸e-imzalıdır