T.C. BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/268 Esas
KARAR NO : 2024/460
DAVA : Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 22/03/2023
KARAR TARİHİ : 13/05/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 11.06.2024
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacılar vekili dava dilekçesinde; Davalıya ait https://... alan adlı sitede 20/08/2019 günü, .... adresinde "...." başlığıyla yayınlanan haberde; ....A.ş.'ne ait .... Gazetesinin "....Sanayi ve Ticaret A.ş.'ne ait ... ve .... Gazetelerinin ".... A.ş."'ne ait ... TV'in " .... Ticaret A.ş.'ne ait ... TV 'nun ticari itibarlarına asılsız iddialrla saldırıldığını, davalıya ait ...com.tr adlı sitede 20/08/2019 tarihli haberinde davacılar hakkında özetle; ..., ... ve ... gazeteleriyle ... TV ile ... Tv'yi ...." denilerek uyduruk iddialarla davacıların itibarına fütursuzca saldırılıp toplum nezdinde küçük düşürülerek kin, nefret ve husumet yaratılmak istendiğini, bu nedenlerle açıklanan maddi olaylar, hukuksal neden ve yasal dayanaklar karşısında davacıların haksız rekabet ve ticari itibarına saldırı nedeniyle her bir davacı için 20.000,00-TL olmak üzere toplam 80.000,00-TL manevi tazminatın, haksız fiil tarihi olan 20/08/2019 'dan itibaren yargılama giderleri ile birlikte davalıdan yasal faizi ile tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; bu dava ile talep edilen tazminat haksız, yasaya ve hukuka aykırı, aynı zamanda da fahiş olduğunu, davanın öncelikle zamanaşımı nedeniyle reddedilmesi gerektiğini, davacı tarafın iddiası davaya konu haberde gerçeğe aykırı beyanlarda bulunularak yayın yoluyla haksız rekabet ve ticari itibara tecavüz edildiği olduğunu, davaya konu haberin tarihi 20.08.2019 olduğunu, Bu haberden çok kısa bir süre sonra Davacılardan ... Medya A.Ş. bünyesinde yayınlanan ... gazetesi ile ... Medya A.Ş. Bünyesinde yayınlanan .... gazetesi basılı yayınına son verdiğini, dava konusu haberin hukuka aykırı olmadığını, gazetecinin maddi gerçeği araştırma ve ortaya çıkarma görevi ile yükümlü olmadığını, dava konusu yazının "haber alma hakkı" kapsamında olduğunu, talep edilen tazminatın miktarı fahiş olduğunu, öncelikle, zamanaşımı sebebiyle davanın usulden reddine, haksız olarak açılan davanın reddine, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin Davacılara yükletilmesine karar verilmesini anlaşılmıştır.
Mahkememizce 20/08/2019 günü "...com.tr" adresinde yayınlandığı iddia edilen dava dilekçesinde belirtilen "..., ... ve .... gazeteleriyle ... TV ile ... Tv'yi ..." haber ile alakalı ; böyle bir haberin yapılıp yapılmadığı, yapıldı ise yayın tarihinin ne olduğu, yayından kaldırıldığı ise kaldırılma tarihinin ne olduğu aynı zamanda yayın içeriğinin ve yayın sahibinin tespiti ile ilgili adli bilişim uzmanı ....'den rapor alınmasına karar verilmiş olmakla, bilirkişi ....'nin 16/01/2024 tarihli raporunda özetle; Dava konusu haberin https://.... adresinde yayınlanmış olduğu, ilgili haberin yayınlanma tarihinin
20 Ağustos 2019 olduğu, işbu bilirkişi raporu tanzim tarihi itibariyle güncel durumda halen yayında
olduğu (kaldırılmamış olduğu),
Haberin yayınlandığı www... alan adının veri sağlayıcısının davalı .... ... A.Ş. olduğu, internet sitesi Genel Yayın Yönetmeninin .... olduğu,
www.... alan adının yapılan..... sorgusunda, alan adının ...
A.Ş. isimli alan adı kayıt şirketi üzerinden kayıt edilmiş olduğu, alan adının 18.11.2016 tarihinde
tescil edilmiş olduğu, alan adının davalı .... A.Ş adına kayıtlı
olduğu hususunda mütalaa olunduğu bildirilmiştir.
TÜM DOSYA MUHTEVİYÂTI KÜLLÎYEN TETKÎK EDİLDİĞİNDE;
Dava, davalı tarafça yapılan haber nedeniyle davacıların kişilik haklarına saldırı olduğu gerekçesiyle manevi zararın davalıdan tahsili davasıdır.
Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun ... ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır.
Anayasanın 90. maddesinin son fıkrası ise; “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmünü içermektedir. Bu durumda, mahkemelerce önlerine gelen uyuşmazlıklarda usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar ile iç hukukun birlikte yorumlanması ve uygulanması gerekmektedir.
Hâl böyle olunca, Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde (AİHS) konunun nasıl düzenlendiğinin ve Sözleşme'nin uygulanmasını sağlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının incelenmesi yerinde olacaktır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “İfade Özgürlüğü” başlıklı 10. maddesinin birinci fıkrası; “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.” hükmünü içermekte olup hangi hâllerde ifade özgürlüğünün sınırlandırılabileceği de aynı maddenin ikinci fıkrasında düzenlenmiştir.
İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun en önemli temellerinden birisi olup, toplumsal ilerlemenin ve her bireyin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS'nin 10. maddesinin ikinci fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olmaz (Handyside, parag. 49, başvuru no: 5493/72, 07.12.1976). AİHS'nin 10. maddesinde benimsenen ifade özgürlüğü bu şekilde olmakla birlikte, yine de dar bir yorum gerektiren istisnalar içermektedir ve bu hakkı kısıtlama ihtiyacının ikna edici bir biçimde ortaya konması gerekmektedir (Pakdemirli/Türkiye kararı, başvuru no: 35839/97, 22 Şubat 2005).
İfade özgürlüğü geniş bir şekilde yorumlanmakta ise de, sınırsız olmadığı da Sözleşme’nin 10. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilmiştir. Burada çözülmesi gereken temel
sorun ifade özgürlüğü ile kişilik haklarına yönelik saldırı arasındaki sınırın hangi ölçütlere göre saptanacağıdır.
AİHM önüne gelen uyuşmazlıklarda yapılan müdahalenin ifade özgürlüğünü ihlal edip etmediğini aşağıdaki kriterleri uygulayarak tespit etmektedir:
1. Müdahalelerin yasayla öngörülmesi:
AİHM, Sözleşme’nin 10. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “yasayla öngörülme” ifadesinin, ilk olarak, itiraz konusunun iç hukukta bir dayanağı olması gerektiğini hatırlatır. Ancak söz konusu ifade hukuki normların ilgili kişinin erişiminde olmasını, sonuçlarının öngörülebilmesini ve hukukun üstünlüğü ilkesine uygun olmasını gerektiren kanun niteliğine de atıfta bulunmaktadır (Association Ekin/Fransa, başvuru no: 39288/98; Ürper ve diğerleri/Türkiye kararı, başvuru no: 14526/07, 14747/07, 15022/07, 15737/07, 36137/07, 47245/07, 50371/07, 50372/07 ve 54637/07, 20 Ekim 2009).
2. Müdahalelerin meşru bir amaç izleyip izlemediği konusu:
Sözleşme’nin 10/2. maddesine göre, “… bu özgürlüklerin kullanılması, demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
Görüldüğü üzere yasayla düzenlemek şartıyla ve “başkalarının şöhret ve haklarının korunması” amacıyla ifade özgürlüğünün sınırlandırılabileceği kabul edilmekte olup sınırlama haklı olsa bile, bu kez sınırlamanın orantılılığı gündeme gelecektir (bkz. sınırlamanın orantısızlığı konusunda Pakdemirli/Türkiye kararı). Kişilik hakkının korunması ile ifade özgürlüğü arasındaki dengeyi iyi sağlamak gerekmektedir. Özellikle siyasetçilerin ve devlet görevlilerinin kişilik hakları ve şöhretleri söz konusu olduğunda bu dengede ifade özgürlüğünün ağır bastığı konusunda kuşku yoktur. Diğer bir deyişle, terazide bir yanda siyasetçilerin ve devlet görevlilerinin “kişilik hakları”, diğer yanda “ifade özgürlüğü” bulunduğu durumlarda, tercihin daha çok ifade özgürlüğünden yana kullanıldığı söylenebilir (Doğru, O., Nalbant, A; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Açıklama ve Önemli Kararlar, C. 2, Ankara 2013, s. 232).
3. Müdahalelerin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı konusu:
AİHM, ifade özgürlüğünün, demokratik bir toplumun temel yapılarından birini oluşturduğu ve toplumun gelişimi ve bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşullarından biri olduğunu hatırlatır (Lingens/Avusturya, başvuru no: 9815/82, 08 Temmuz 1986). İfade özgürlüğü istisnalara tabi olsa da, bu istisnalar dar bir biçimde yorumlanmalı ve sınırlama nedeni ikna edici bir biçimde ortaya konmalıdır (Observer ve Guardian/Birleşik Krallık, A Serisi no: 216, başvuru no: 13585/88, 26.11.1991). Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 25.04.2018 tarihli ve 2017/4-1320 E., 2018/986 K.; 30.05.2018 tarihli ve 2017/4-1470 E., 2018/1144 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
Basın özgürlüğü ise ifade özgürlüğünün en önemli unsurlarından birisidir. AİHM basın ile ilgili kararlarında ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun esaslı temellerinden birisini oluşturduğuna değinildikten sonra basına tanınması gereken güvencelerin özel bir öneme sahip bulunduğu belirtilmektedir. Basın ve diğer medya organlarının ifade özgürlüğü kamuoyuna yöneticilerin görüş ve davranışlarını tanıtmak ve yargılamak için en iyi araçlardan birisini sunmaktadır. Basına siyasal arenada ve kamunun ilgilendiği diğer alanlarda tartışma konusu olan bilgi ve görüşleri iletme görevi düşer. Basının bu görevi, kamuoyunun da bilgi ve görüşleri alma hakkı ile tanımlanır (Handyside/Birleşik Krallık, 7 Aralık 1976, Başvuru No: 5493/72, 49, Centro Europa 7 S.R.L. And Dı Stefano/İtalya, Başvuru No: 38433/09, 131).
Bu açıklamalardan sonra, denilebilir ki, basın özgürlüğünün kişilik haklarına üstün tutulabilmesi için haberin gerçeğe uygun olması, gerçeğe uygun yayımın haber niteliği taşıması, gerçeğe uygun haberlerin verilmesinde nesnel (objektif) ölçütlere uyulması, haberin veriliş biçimi yönünden özle biçim arasında ölçülülük bulunması gerekir. Bir yayımın hukuka uygun olduğunun kabul edilebilmesi ancak açıklanan bütün bu koşulların birlikte varlığı halinde mümkündür. Yapılan bir yayım bu temel ilkelerden herhangi birine ters düşüyorsa hukuka aykırılık unsuru gerçekleşmiş olacaktır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.06.2015 tarihli ve 2014/4-33 E., 2015/1504 K., 08.05.2013 tarihli ve 2012/4-1162 E., 2013/631 K.sayılı kararları).
Önemle vurgulanmalıdır ki yayımlanmasında kamu yararı bulunan, gerçek ve güncel bir haberin veya eleştirinin, özle biçim arasında denge kurulmak suretiyle verildiği durumlarda manevi tazminat sorumluluğunun temel öğesi olan “hukuka aykırılık” gerçekleşmeyeceğinden basının sorumluluğu da söz konusu olamaz. Basın objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle olay ve konu ile ilgili olan, görünen, bilinen her şeyi araştırma, inceleme ve olayları o anda belirlenen biçimi ile değerlendirme, yayma ve yayınlama yetki ve sorumluluğuna sahip olmakla birlikte, haberin verilişi sırasında özle biçim arasındaki dengenin bozulmaması gerekir. Öte yandan haberde gerekli, yararlı ve ilgili olmayan nitelemeler ve yorumlar yapıldığı, haberin içeriğine uygun düşmeyen, tahrik edici, kamuoyunda husumet ve kuşku yaratıcı, güveni zedeleyici bir üslubun kullanıldığı durumlarda, özle biçim arasındaki denge bozulmuş sayılır. Bu da hukuka aykırılığın varlığını kabule imkan sağlar.
Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Ne var ki, basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Haklar ve Ödevler bölümünde yer alan ve gerekse 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) ... ve 25. maddelerinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması yasal bir zorunluluk ve hukuki gerekliliktir.
Yine, basının manevi tazminat sorumluluğunun doğması 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 58. maddesindeki koşulların gerçekleşmiş olmasına bağlıdır. Tüm bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında somut olay incelendiğinde; ..., ... ve ... gazeteleriyle ... TV ile ... Tv'yi bünyesinde bulunduran ...'da finans krizinin patlak verdiğinin, ... TV'de yayınların durduğunun, programların kaldırıldığının, matbaaların kapatılacağının, medya grubu içinde belli bir seviye üzerinde maaş alan çalışanların maaşlarının yarısının yattığının, yöneticilerin son maaşlarının halen yatmadığının, ..., ... ve ... gazeteleri ile ... TV ve ... TV'yi barındıran ...'nın ...'den ker ay 10 Milyon lira reklam geliri adı altında bütçe aldığının haberleştirildiği ancak benzer yayını yapan yayın kuruluşları tarafından özür ve düzeltme yazıları yayınlanmasına rağmen, davalının savunmasının haberin ilk olarak "..." isimli internet sitesinde yayınlanmadığını, paylaşımın iddia niteliği taşıması nedeniyle hukuka aykırı olmadığını savunmuştur.
Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda davaya konu yayın bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davalının davaya konu yayında, davacı şirketlerin ... den reklam geliri altında her ay 10 milyon TL aldıkları, ... deki değişiklikten sonra bunu alamadıkları için tenkisata gidildiğini ve bunun devam edeceğini ileri sürdüğü, haberin bu şekilde olgu isnadı niteliği taşıdığı, benzer yayını yapanların özür ve düzeltme yayınlamasına rağmen davalının bunu yapmadığı gibi delil ve belge de sunmadığı, böylece haberin yapılmasında basın özgürlüğü sınırlarının aşıldığı, yayının gerçek olmadığı,kamu yararının bulunmadığı, konunun güncelliğinin gözetilmediği, objektif sınırlar içinde kalınmadığı, yayının gerçek olmadığı, asılsız bir şekilde haber yapıldığı, haberin verilmesinde kamu yararının bulunmadığı, olayın doğru olup olmadığı basit bir araştırmayla elde edilebilecek iken hiç bir araştırılma yapılmadan görünür gerçekliğe aykırı yayın yapıldığı, yapılan habere göre işten çıkarmaların devam edeceği, tenkisatın sebebinin ... seçimleri olduğu, ...'nın Büyükşehir Belediyesi'nden her ay reklam geliri adı altında 10 milyon TL bütçe aldığı şeklindeki yayında yararlı ve ilgili olmayan nitelemeler ve yorumlar yapıldığı, haberin içeriğine uygun düşmeyen, tahrik edici, kamuoyunda husumet ve kuşku yaratıcı, güveni zedeleyici bir üslubun kullanıldığı bu durumlarda, özle biçim arasındaki dengenin bozulduğu, bu haliyle basın özgürlüğü kapsamını aştığı, doğrudan davacıların kişilik haklarına saldırı niteliği taşıdığı ve davalının, davacıları ve faaliyetlerini kötüleyen yayınının haksız rekabet teşkil ettiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda tarafların sosyal ve ekonomik durumları, olayın meydana geliş biçimi, davalının eylemi, eylemin davacılar üzerindeki etkisi, olay tarihi ve yukarıdaki ilkeler nazara alındığında davacılar yararına uygun bir miktarda manevi tazminata hükmedilmesine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-DAVANIN KISMEN KABULÜ KISMEN REDDİ İLE
A)Davacı ... San. ve Tic. A.ş. Yönünden;
1-10.000,00-TL Manevi Tazminatın 20/08/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile DAVACIYA ÖDENMESİNE,
2-Bu davacının fazlaya yönelik manevi tazminat talebinin REDDİNE,
B)Davacı ... Medya Yayıncılık A.ş. Yönünden;
1-10.000,00-TL Manevi Tazminatın 20/08/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile DAVACIYA ÖDENMESİNE,
2-Bu davacının fazlaya yönelik manevi tazminat talebinin REDDİNE,
C)Davacı .... A.ş. Yönünden;
1-10.000,00-TL Manevi Tazminatın 20/08/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile DAVACIYA ÖDENMESİNE,
2-Bu davacının fazlaya yönelik manevi tazminat talebinin REDDİNE,
D)Davacı ... Yayıncılık ve Tic. A.ş. Yönünden;
1-10.000,00-TL Manevi Tazminatın 20/08/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile DAVACIYA ÖDENMESİNE,
2-Bu davacının fazlaya yönelik manevi tazminat talebinin REDDİNE,
2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gerekli 2.732,40-TL karar ve ilam harcından peşin alınan 1.366,20-TL harcın mahsubu ile bakiye 1.366,20-TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye İRAD KAYDINA,
3-Davacıların kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin ve takdir olunan 17.900-TL ücreti vekaletin davalıdan tahsili ile davacılara VERİLMESİNE,
4-Davalının kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davanın red miktarına göre tayin ve takdir olunan 17.900,00-TL ücreti vekaletin davacılardan tahsili ile davalıya VERİLMESİNE,
5-Davacı .... şirketince sarf edilen 179,90-TL başvuru harcı ve 1.366,20- TL peşin harç olmak üzere Toplam 1.546,10-TL 'nin davalıdan alınarak bu DAVACIYA VERİLMESİNE,
6-Davacı ... Medya şirketi tarafından sarf edilen 2.150,25-TL bilirkişi, tebligat ve müzekkere masrafı ve yargılama giderinin davanın kabul ve red oranına göre hesaplanan 1.076,00-TL'sinin davalıdan alınarak davacı ... Medya şirketine VERİLMESİNE, geri kalan miktarın bu davacı üzerinde BIRAKILMASINA,
7-Arabuluculuk sonuç tutanağı tarihi itibariyle yürürlükte bulunan tarifeye göre tahakkuk eden 2.712-TL arabuluculuk ücretinin 1.356,00-TL'sinin davacılardan tahsili ve 1.356,00-TL'sinin davalıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,
9-Gider avansından artan olur ise karar kesinleştiğinde ilgili tarafa İADESİNE,
Dair; 6100 sayılı HMK.'nun 341. ve devamı maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere taraf vekillerinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 13/05/2024
Katip ...
¸e-imza
Hakim ...
¸e-imza