T.C. BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/845 Esas
KARAR NO : 2024/1256
DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 01/09/2023
KARAR TARİHİ : 16/12/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 21/01/2025
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili Site Yönetimi adına bir önceki yöneticiler tarafından davalı lehine 30.09.2023 ödeme günlü, 55.000,00 TL bedelli bir adet bono düzenlendiğini, Site Yönetiminin kambiyo taahhüdünde bulunma yetkisi olmadığından bu bonolarla ilgili olarak menfi tespit davası açmanın zorunlu hale geldiğini, 18/05/2019 tarihli ''.... Konutları Blok Temsilcileri Heyeti Olağanüstü Toplantı Tutanağı''ndan da görüleceği üzere, 4. Maddede '' geçici yönetimin ibrasına, yönetim kurulu başkanı olarak B6-254 kat maliki .... 'nun; yönetim kurulu başkan yardımcısı olarak B4-265 kat maliki ....'ın seçilmesine Oy BİRLİĞİ ile '' karar verildiğini, aynı toplantı tutanağının 6. Maddesinde ise yönetim kurulu başkanına ve bir yönetim kurulu üyesi olmak üzere iki imza ile yönetimi temsil ve ilzam yetkisi verildiğini, fakat söz konusu toplantıda yönetim kuruluna tutanaktan da görüleceği üzere ''kambiyo taahhüdünde bulunma yetkisi'' verilmediğini, bu toplantıdan sonra blok temsilcilerinin bir daha toplanmadığını ve dolayısıyla bugüne kadar Yönetim Kurulu'na yeni bir yetkilendirme yapılmadığını, bahsi geçen yönetim kurulunun, 2023 yılı mayıs ayı sonuna kadar göreve devam ettiğini, 31.05.2023 tarihinde kesinleşen Büyükçekmece .... Sulh Hukuk Mahkemesi'nin .... E. .... K. Sayılı kararı ile Yönetime .... ve .....'ün atandığını, yeni Yönetim kurulu göreve geldikten çok kısa bir süre sonra eski Yönetimin ... Konutları Yönetimi adına bono düzenlediğini öğrendiklerini ve bu hususta gerekli hukuki süreci başlatmaya karar verdiklerini, bilindiği üzere Yöneticinin, kat maliklerini temsil ederken Türk Borçlar Kanunu'nun 504. Maddesi uygulanacak olup kat malikleri kurulu tarafından yöneticiye kambiyo taahhüdünde bulunma yetkisi verildiği ispat edilmedikçe, yetkisiz Yönetimin keşide ettiği kambiyo senetlerinden Yönetimin değil, bizzat kambiyo senedine imza atan kişilerin sorumlu olacağını, öncelikle ihtiyati tedbir taleplerinin kabulüne, davanın kabulü ile müvekkili yönetimin davalıya borçlu olmadığının tespitine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalının cevap dilekçesi sunmadığı ve duruşmalara katılmadığı anlaşılmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava; kambiyo senedinden kaynaklı menfi tespit talebine ilişkindir.
2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir.
Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (TMK m. 6 m.) İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir. (HMK'nın 190/1) (Kambiyo senetlerine ilişkin menfi tespit davalarında ispat yükü konusunda bkz. İstanbul BAM 13. HD 2021/717E., 2023/1278K.)
Bono, bağımsız borç ikrarını içeren bir senettir. Bu nedenle bir illete bağlı olması gerekmez ve kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu ileri süren tarafa aittir. Ancak, senette borcun nedeni “mal” ya da “nakit” olarak belirtilmişse, davacının yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır (HMK m. 191/1, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 6). Eğer taraflardan dan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, buna senedin talili denmektedir. Bu anlamda talil senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir ve bu hâlde ispat yükünün kaydın aksini iddia edene ait olacağında kuşku bulunmamaktadır. Senede dayalı bu iddianın aksinin de yine yazılı belge ile kanıtlanması gerekir. (Yargıtay HGK 05.02.2019 tarih ve 2017/(19)11-821 E. - 2019/58 K. sayılı ilamı)
Tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davanın davacı ... yönetiminin eski yöneticisi tarafından düzenlenen ancak yöneticinin kambiyo taahhüdünde bulunma yetkisinin bulunmaması nedeniyle davalı lehine düzenlenen 30/09/2023 ödeme tarihli, 55.000,00-TL bedelli bonodan dolayı davacı ... yönetiminin borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkin olduğu anlaşılmıştır.
Menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira, davacı borçlu senedin bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukuki ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir (Hukuk Genel Kurulu’nun 17.12.2003 gün ve E:2003/19-781, K:2003/768; 12.10.2011 gün ve E:2011/19-473, K:2011/607; 04.12.2013 gün ve E:2013/19-89, K:2013/1645; 14.05.2014 gün ve E:2013/19-1155, K:2014/660 sayılı ilamları)
Mahkememizce yapılan yargılamada 22/04/2024 tarihli duruşmada davacı ... yönetimine ait defter ve kayıtlar incelenmek sureti ile davacı ... yönetimini temsile yetkili kişilerin kimler olduğu, davaya konu bononun keşide edildiği tarih itibariyle temsile ve imza atmaya yetkili kişilerin kimler olduğu, karar defterindeki karar içeriklerinin neler olduğu, davacı ... adına bononun keşide edildiği tarih itibariyle temsile yetkili kişilerin kambiyo taahhüdü vermeye yetkilerinin olup olmadığı, yönetimin çift imza ile mi yoksa tek imza ile mi temsile yetkili olup olmadıkları, 2019 yılından sonra da site yönetimi nezdinde toplanıp kararlar alınıp alınmadığı, alınan kararlar içerisinde yine site yönetimine temsile yetkili kişilere site yönetimi adına kambiyo taahhüdü yetkisi verilip verilmediği konusunda bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verildiği, davacı tarafa inceleme gün ve saatinde ticari defter ve kayıtların mahkememiz kaleminde hazır bulundurulması, bilirkişi ücretinin yatırılması, aksi halde ticari defter ve kayıtlara dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağı ve dosya kapsamına göre karar verileceği hususunun ihtar edildiği, tarafların inceleme gününde hazır olmadığı, davacı tarafça bilirkişi ücretinin ikmal edilmediği anlaşılmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “delil ikamesi için avans” başlıklı 324. maddesinde ise “(1) Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler.
(2) Taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır.
(3) Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işler hakkındaki hükümler saklıdır.” hükmü getirilmiştir.
Anılan madde gerekçesinde de: “Harç ve avans ödenmesi” başlıklı 125 inci maddede davacının dava masraflarının karşılığı olarak avans ödemesi öngörülmüştür. Bu avans, davacının delillerinin toplanması için yapılması gereken harcamaları da kapsar. Bu maddede ise daha çok davalının delillerinin toplanması için ödenmesi gereken avans düzenlenmiştir. Öte yandan davacının avansı yönünden “dava şartları” başlıklı 119 uncu maddede hüküm getirilmiştir. Davacının avansı yatırmış olması dava şartlarındandır. Şu hâlde davacı avansının yargılamanın devamı sırasında yetersiz kalması hâlinde, uygulanacak hüküm, bu maddeden ziyade 125'inci madde hükmüdür…” ifadelerine yer verilmek suretiyle, gider avansının davacının dava masraflarının karşılanması amacıyla, delil avansının ise daha çok davalının delillerinin toplanması amacıyla getirildiği vurgulanmıştır.
03.04.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliğinin 45. maddesinde:
“(1) Davacı, yargılama harçları ile her yıl Bakanlıkça çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Gider avansı, her türlü tebligat ve posta ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri gibi giderler için davacıdan alınan meblağı ifade eder.
(2) Adli yardım talebiyle açılan dava ve işlerde adli yardım konusunda bir karar verilinceye kadar harç, gider ve delil avansı alınmaz. Kanunlardaki özel hükümler saklıdır.
(3) Gider avansının yeterli olmadığının dava sırasında anlaşılması halinde, mahkemece bu eksikliğin tamamlanması için davacıya iki haftalık kesin süre verilir. Dava şartı olan gider avansının yatırılmaması veya tamamlanmaması halinde dava, dava şartı yokluğundan reddedilir.
(4) Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Delil avansı, tarafların dayandıkları delillerin giderlerini karşılamak üzere mahkemece belirlenen kesin süre içinde ödemeleri gereken meblağı ifade eder. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler. Taraflardan biri avans yükümlülüğünü yerine getirmediğinde, diğer taraf bu avansı da yatırabilir. Delil avansını yatırmayan taraf, o delilin ikamesinden vazgeçmiş sayılır. Tarafların üzerinde tasarruf edemeyecekleri dava ve işlerle, kanunlardaki özel hükümler saklıdır…” hükmü getirilmiştir.
Tüm bu açıklamaların ışığında somut olaya gelince; 6100 sayılı Kanun'un 324/2.maddesi uyarınca delil avansının verilen süre içerisinde ikmal edilmemesi halinde yaptırımı ve kanuni sonucu ilgili kişinin delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağı, davacı tarafça usul ve yasaya uygun şekilde düzenlenen kesin süreli delil avansı yatırılmasına ilişkin ara kararı gereği yerine getirilmediğinden bilirkişi ve site yönetimi defter incelemesi yapılamadığı, bu suretle davacının iddiasını ispat edemediği anlaşılmakla davacının davasının reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacının davasının REDDİNE,
2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gereken 427,60-TL ilam ve karar harcının davacı tarafından peşin yatırılan 939,27-TL harçtan mahsubuna, artan 511,67-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde DAVACIYA İADESİNE,
3-Arabuluculuk aşamasında devlet hazinesinden karşılanan 3.120,00-TL arabulucu ücretinin davacıdan alınarak HAZİNEYE İRAT KAYDINA,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerine BIRAKILMASINA,
5-Davalı tarafça yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
6-Karar kesinleştiğinde kullanılmayan gider avansının HMK m.333 hükmü gereği ilgilisine İADESİNE,
7-HMK'nın uygulanmasına dair yönetmeliğin 58/1 maddesi gereğince taraflardan birinin talebi halinde gerekçeli kararın taraflara TEBLİĞİNE,
Dair; 6100 sayılı HMK.'nun 341. ve devamı maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere davacı vekilinin yüzüne karşı, davalının yokluğunda verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 16/12/2024
Katip ...
¸e-imza
Hakim ...
¸e-imza