T.C. BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/15 Esas
KARAR NO : 2025/286
DAVA : Mülkiyet (Tespit İstemli)
DAVA TARİHİ : 04/01/2024
KARAR TARİHİ : 06/03/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 17/03/2025
Mahkememizde görülmekte olan Mülkiyet (Tespit İstemli) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkil, davalı .... HİZ. TİC. LTD. ŞTİ.'ye ait olan ... plaka numaralı 2023 Model ... aracı, davalı şirket tarafından yetkilendirilen, komisyon karşılığında davalı adına iş gören dava dışı olan ... HİZ. LTD. ŞTİ. ve ... TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ şirketlerinden alma konusunda 10.000.000,00-TL karşılığında anlaştığını, toplam bedelin tamamını davalının aracı şirketi olan ... Hiz. Ltd. Şti.'ne ödediğini, .... şirketi tarafından müvekkil adına tescil edilecek aracın da MTV ödemelerinin ... şirketi tarafından yapıldığını, müvekkil tarafından yapılan ödemelere istinaden evvelce 4 adet araç için anlaşıldığını, işbu araçların 2022 Model ..., ikinci ve üçüncü araç 2023 Model ..., Dördüncüsü ise 2023 Model ... araçların satışı için müvekkil ile 19.546.763,00TL'ye anlaşıldığını, sonrasında davalı tarafından iki ve üç nolu araçlar temin edilemediğinden 2022 Model ... ... plakalı araç için 03052023 tarihli ... faturası ile aracın devir ve teslim edildiğini, işbu araç teslim edildikten sonra müvekkil tarafından davalıya güven duyulmuş ve .... 2023 Model aracın da ödemesi ve teslimi konusunda herhangi bir sorun oluşmayacağı izlenimi uyanmadığını, müvekkilin ödemeleri eksiksiz olarak yaptıktan sonra akdedilen sözleşme gereği davaya konu aracın devir işlemi için dava dışı ve komisyon sözleşmesi ile davalı adına işlem yapan ... Hiz. Ltd. Şti.'ne ulaşmaya çalışmış ise de herhangi bir netice alamadığını, davalı şirketin aracı kıldığı .... aracılığıyla mülkiyetinde olduğu aracı satış bedelini peşin almak suretiyle müvekkile teslim ettiğini, yine davalı şirket aracın devrini kanuni sınırlamalar sebebiyle ertelemiş akabinde bununla da yetinmeyen davalı kötü niyetli olarak müvekkil hakkında şikayette bulunmuş ve aracı hukuka aykırı olarak yaptıkları şikayetlerle müvekkilin zilyetliğinden alarak 25.12.2023 tarihinde yediemin otoparklara çektirdiğini beyanla .... plaka sayılı 2023 Model ... aracın mülkiyetinin müvekkile ait olduğunun tespiti ve üzerindeki tüm takyidatlardan ari bir şekilde adına tesciline tescil talebinin yerine getirilememesi halinde davaya konu aracın teslim tarihindeki rayiç bedeli olan (HMK 107 gereğince belirsiz alacak niteliğindeki) şimdilik 10.000-TL'nin 06.07.2023 tarihinden itibaren işletilecek reeskont avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak tarafımıza verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı ile müvekkil şirket arasında herhangi bir sözleşmesel ilişki bulunmadığını, davacı, dava dışı 3. şirket ile yapmış olduğu geçersiz sözleşme kapsamında haksız ve hukuka aykırı olarak müvekkilden talepte bulunmaya çalıştığını, davacının ileri sürdüğü sözleşmelerde iddia ettiği ... marka araç belirli olmadığını, plaka dahi yazmadığını, söz konusu araç müvekkil şirket tarafından davacıya teslim edilmediğini, öte yandan aracın ruhsatında malik olarak müvekkil şirket gözüktüğünü, davacı firmanın müvekkil şirkete gönderdiği bir paranın olmadığını, müvekkil şirketin dava dışı şirkete aracı kiraladığını, kira alacaklarının olduğu gözetildiğinde davanın reddi gerektiğini, davacı şirket tarafından müvekkil şirkete yapılan bir ödeme yapılmadığı gözetildiğinde davacı şirketin ödemelerini sadece dava dışı şirketten talep edebileceğini, müvekkil şirket söz konusu aracı dava dışı ... isimli firmaya kiraladığını ve gelinen aşamada müvekkil şirketinde dava dışı bu şirketten çok yüksek miktarlı alacakları bulunduğunu, müvekkil şirket ile dava dışı şirketin bağımsız ve ayrı şirketler olduğunu, davacı kendi beyanında Kanunun emrettiği 6 ay 6 bin km uygulamasından dolayı böyle bir arabayı aldığını beyan ettiğini, Kanuna aykırı olacak şekilde davrandığını beyanla davanın reddini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE YARGILAMANIN ÖZETİ:
Dava ;... plaka sayılı aracın mülkiyetinin rehin ve hacizler vb. tüm takyidatlardan ari olarak davacıya ait olduğunun tespiti talebine ilişkindir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; Dava konusu aracın mülkiyetinin davacıya ait olup olmadığı, mülkiyetin davacı adına tescili koşullarının oluşup oluşmadığı, terditli olarak aracın rayiç bedelinin davacının hak kazanıp kazanmadığı, davalının talep edilen bu bedelden sorumlu olup olmadığı hususlarından kaynaklandığı mahkememizce tespit edilmiştir.
2-Mahkememizce:
-İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü'ne
- Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'na
- .... Anonim Şirketi'ne
- .... Bankası Anonim Şirketi'ne
- ... Bankası Anonim Şirketi'ne
- ... Anonim Şirketi
- .... Anonim Şirketi'ne müzekkereler yazılmıştır.
3-Taraf şirketlerin şirket sicil bilgileri, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı 'nın .... soruşturma sayılı dosyası taraflar arasındaki 01/01/2023 - 01/01/2024 tarihi arasındaki para transferlerine ait dekontlar celp edilerek delil olarak değerlendirilmiştir.
Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde:
Davacı Mahkememiz nezdinde açmış olduğu dava ile asli olarak ... plakalı davalıya mülkiyetindeki aracın davacı adına tescilini talep etmiştir.
Davacı ... plakalı aracın satış bedelini davalı tarafından aracı olarak yetkilendirildiği iddia edilen dava dışı şirketlere tamamen ödediğini, satıştan ve bedelin ödendiğinden davalının haberdar olduğunu, davalı ve dava dışı üçüncü kişi şirketler arasında organik bağ olduğunu, aracın ilk başta teslim edildiğini ancak 6 ay 6.000 km yasal sınırı sebebiyle devrin daha sonra yapılması hususunda dava dışı üçüncü kişi şirket ile anlaşıldığını fakat dava dışı üçüncü kişi şirketlerin ve davalının tescil yaptırmadığını iddia etmiştir.
Davacı ile dava dışı üçüncü kişi şirket arasındaki sözleşme incelendiğinde; ilgili sözleşmenin satış vaadi sözleşmesi niteliğinde olduğu, sözleşme üzerinde davaya konu araca ait motor ve şase numarası ile plaka bilgilerinin bulunmadığı, sözleşmenin davacı ve dava dışı üçüncü kişi şirket arasında adi yazılı şekilde yapıldığı ve davalının imzasının veya kaşesinin bulunmadığı, davalının ilgili sözleşmede taraf olmadığı anlaşılmaktadır.
Karayolları Trafik Kanunu'nun 20. Maddesinde otomobil satış ve devrine ilişkin olarak şu düzenleme bulunmaktadır:
"Tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve devirleri, satış ve devri yapılacak araçtan dolayı motorlu taşıtlar vergisi, gecikme faizi, gecikme zammı, vergi cezası ve trafik idari para cezası borcu bulunmadığının tespit edilmesi ve taşıt üzerinde satış ve/veya devri kısıtlayıcı herhangi bir tedbir veya kayıt bulunmaması halinde, araç sahibi adına düzenlenmiş tescil belgesi veya trafik tescil kayıtları esas alınarak noterler tarafından yapılır. Noterler tarafından yapılmayan her çeşit satış ve devirler geçersizdir.
"
6098 sayılı Kanun'un ön sözleşmeye ilişkin olarak 29. Maddesinin 2. Fıkrasında ise şu düzenleme bulunmaktadır:
"Kanunlarda öngörülen istisnalar dışında, önsözleşmenin geçerliliği, ileride kurulacak sözleşmenin şekline bağlıdır."
İlgili hükümlerden görülebileceği üzere araç satış ve devrine ilişkin sözleşmelerin noter tarafından yapılması Karayolları Trafik Kanunu'nun 20. Maddesi ile zorunlu tutulmuş olup, ilgili şekil şartı sözleşmenin geçerliliği için zaruridir. Bu sebeple 6098 sayılı Kanun'un 29. Maddesinin 2. Fıkrası gereğince araç satış vaadine ilişkin sözleşmenin de noter tarafından yapılması gerekmekte olup, satış vaadinin geçerliliği için noterde resmi şekilde yapılması yine geçerlilik şartı olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu bağlamda davacı tarafından sunulan sözleşmenin noterde resmi şekilde yapılmadığı, Karayolları Trafik Kanunu'nun 20. Maddesi ve 6098 sayılı Kanun'un 29. Maddesinin 2. Fıkrası gereğince araç satış vaadine ilişkin sözleşmelerin noter tarafından yapılmasının geçerlilik şartı olduğu gözetildiğinde davacı tarafından sunulan araç satış vaadi sözleşmesinin geçersiz olduğu anlaşılmaktadır.
Ayrıca söz konusu sözleşmede herhangi bir aracın motor ve şase numarasının belirtilmediği gibi plakasının da belirtilmediği, davacı tarafından dava dilekçesinde talep edilen aracın maliki olan davalının da sözleşmede taraf olmadığı anlaşılmakla bu yönden de davacının aracın tescilini talep edemeyeceği anlaşılmaktadır.
Sonuç olarak davacı ile dava dışı üçüncü kişi arasındaki araç satış vaadi sözleşmesinin noterden resmi şekilde yapılmadığı, Karayolları Trafik Kanunu'nun 20. Maddesi ve 6098 sayılı Kanun'un 29. Maddesinin 2. Fıkrası gereğince şekil şartlarına uyulmadığı, sözleşmede herhangi bir araç plakası ve motor veya şase numarasının belirtilmediği ve davalının sözleşmede taraf olmadığı anlaşılmakla geçersiz nitelikteki sözleşmeye dayanılarak davacı tarafından aracın tescilinin talep edilemeyeceği, sözleşmenin kesin hükümsüz nitelikte olduğu anlaşılmakla davacının araç tescil talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.
Nitekim Yargıtay .... Hukuk Dairesi ... E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:
"Mahkemece yapılan yargılama sonunda, davaya dayanak yapılan sözleşmenin yapıldığı tarih itibariyle yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 22/2 fıkrası uyarınca kanun koyucu tarafından geçerlilik şekline tabi tutulmuş olan bir sözleşmeyi yapma vaadi sözleşmesinin de aynı geçerlilik şekline tabi olduğu, 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanununun 20/d fıkrası uyarınca araç satış sözleşmesinin geçerliliği noterde resmi şekilde yapılmasına bağlı olup, 818 sayılı B.K'nun 22/2 fıkrası uyarınca araç satış sözleşmesi yapma vaadi de aynı resmi şekle tabi olduğu, dolayısıyla dava konusu araç satış vaadinin sözleşmesi resmi şekilde yapılmadığından kesin hükümsüz olduğu,"
Yargıtay .... Hukuk Dairesi .... E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:
"Trafikte kayıtlı araçların satışı sözleşmesinin KTK 20/d'ye göre noterlikçe yapılması geçerlilik şartıdır.Diğer bir ifadeyle, adi yazılı veya sözlü satışlar daha sonradan noterlikçe resmi satış yapılmadığı sürece geçersizdir. Harici sözleşme "araç satış vaadi" şeklinde nitelendirilemez,alıcı yapılan bu sözleşmeye göre aracın kendi üzerine tescilini talep edemeyeceği gibi satıcı da satım bedelinin ödenmesini talep edemez.2918 sayılı Kanunun 20/d maddesi uyarınca harici satışlar geçersiz olup,herkes sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince verdiğini geri isteyebilir."
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesi ise ... E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:
"2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun araçların satış, devir ve tescili ile bu işlemlerle ilgili yetki ve sorumluluk başlıklı 20/d maddesi gereğince, araç satış vaadi ve satışını içeren sözleşmelerin noterlikçe resmi şekilde yapılması zorunludur. Diğer bir ifadeyle, adi yazılı / harici veya sözlü satışlar daha sonradan noterlikçe resmi satış yapılmadığı sürece geçersizdir. Harici sözleşme araç satış vaadi şeklinde nitelendirilemez, alıcı yapılan bu sözleşmeye göre aracın kendi üzerine tescilini talep edemeyeceği gibi satıcı da satım bedelinin ödenmesini talep edemez."
Sonuç olarak davacı ile dava dışı üçüncü kişi arasındaki araç satış vaadi sözleşmesinin noterde resmi şekilde yapılmadığı bu suretle geçersiz ve kesin hükümsüz nitelikte olduğu anlaşılmakla davacının asli talebi olan aracın tescili talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.
Davacı tarafından terditli talep ile ödenen paranın iadesi istenmiştir. Bilindiği üzere resmi şekil şartına uyulmaması nedeniyle kesin hükümsüz olan sözleşmelerde taraflar ifa ettikleri edimlerin aynen iadesini talep edebilecektir. Davacının talebinin bu kapsamda değerlendirilmesi gerekmektedir.
Davacı tarafından delil olarak sunulan ödeme dekontları incelendiğinde; Davacı tarafından gönderilen tüm paraların dava dışı üçüncü kişi şirkete gönderildiği, davalıya herhangi bir ödeme yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere sebepsiz zenginleşme kaynaklı taleplerde davacının davalının sebepsiz olarak zenginleştiğini ve sebepsiz zenginleşilen miktarı ispat etmesi gerekmektedir. Bu bağlamda davaya konu somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından kesin hükümsüz nitelikteki geçersiz sözleşmeye dayalı olarak davalıya herhangi bir paranın gönderilmediği, davalının sözleşmenin tarafı olmadığı, sözleşmenin davalıyı temsilen üçüncü kişi tarafından imzalanmadığı anlaşılmaktadır. Davacının dosya kapsamındaki mevcut deliller ile davalının davacı lehine sebepsiz olarak zenginleştiğini ispat edemediği değerlendirilmiştir.
Davacı dava dilekçesinde; paraların gönderildiği üçüncü kişi şirketin davalının yetkisi ve bilgisi dahilinde aracı olarak paraları tahsil ettiğini, komisyoncu olduğunu iddia etmiştir.
6098 sayılı Kanun'un temsile ilişkin hükümleri şu şekildedir:
"a. Temsilin hükmü
MADDE 40- Yetkili bir temsilci tarafından bir başkası adına ve hesabına yapılan hukuki işlemin sonuçları, doğrudan doğruya temsil olunanı bağlar.
Temsilci, hukuki işlemi yaparken bu sıfatını bildirmezse, hukuki işlemin sonuçları kendisine ait olur. Ancak, karşı taraf bir temsil ilişkisinin varlığını durumdan çıkarıyor veya çıkarması gerekiyor ya da hukuki işlemi temsilci veya temsil olunandan biri ile yapması farksız ise, hukuki işlemin sonuçları doğrudan doğruya temsil olunana ait olur.
Diğer durumlarda alacağın devri veya borcun üstlenilmesine ilişkin hükümler uygulanır.
b. Temsil yetkisinin içeriği ve derecesi
MADDE 41- Başkası adına ve hesabına temsil kamu hukukundan doğmuşsa, temsil yetkisinin içeriği ve derecesi bu konudaki yasal hükümlere; temsil hukuksal bir işlemden doğmuşsa, temsil yetkisinin içeriği ve derecesi o hukuksal işleme göre belirlenir.
Temsil yetkisi üçüncü kişilere bildirilmişse temsil yetkisinin içeriği ve derecesi, bu bildirime göre belirlenir."
İlgili hükümlerden görülebileceği üzere yetki verilen temsilci tarafından temsil olunan lehine yapılan hukuki işlemlerin sonuçları doğrudan doğruya temsil olunanı bağlamaktadır. 6098 sayılı Kanun'un 41. Maddesine göre ise temsil yetkisinin içeriği temsil ilişkisi eğer hukuksal bir işlemden doğmuşsa, temsil yetkisinin içeriği ve derecesi o hukuksal işleme göre belirlenecek olup, temsil yetkisi üçüncü kişilere bildirilmişse temsil yetkisinin içeriği ve derecesi, bu bildirime göre belirlenecektir.
Yetkisiz temsilin hüküm ve sonuçları ise 6098 sayılı Kanun'un 46 ve 47. Maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir:
"MADDE 46- Bir kimse yetkisi olmadığı hâlde temsilci olarak bir hukuki işlem yaparsa, bu işlem ancak onadığı takdirde temsil olunanı bağlar.
Yetkisiz temsilcinin kendisiyle işlem yaptığı diğer taraf, temsil olunandan, uygun bir süre içinde bu hukuki işlemi onayıp onamayacağını bildirmesini isteyebilir. Bu süre içinde işlemin onanmaması durumunda, diğer taraf bu işlemle bağlı olmaktan kurtulur.
2. Onamama hâlinde
MADDE 47- Temsil olunanın açık veya örtülü olarak hukuki işlemi onamaması hâlinde, bu işlemin geçersiz olmasından doğan zararın giderilmesi, yetkisiz temsilciden istenebilir. Ancak, yetkisiz temsilci, işlemin yapıldığı sırada karşı tarafın, kendisinin yetkisiz olduğunu bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispat ederse, kendisinden zararın giderilmesi istenemez.
Hakkaniyet gerektiriyorsa, kusurlu yetkisiz temsilciden diğer zararların giderilmesi de istenebilir.
Sebepsiz zenginleşmeden doğan haklar saklıdır."
İlgili hükümden görülebileceği üzere yetkisiz temsil halinde temsilcinin temsil olunan lehine yaptığı işlem askıda hükümsüz nitelikte olup, temsil olunanın onay vermesi halinde işlem geçerli hale gelecek olmakla birlikte, temsil olunanın onay vermemesi halinde yetkisiz temsil kapsamındaki işlemin temsil olunanı bağlamayacağı anlaşılmaktadır.
İspat kuralına ilişkin TMK. m. 6 hükmüne göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür”. HMK. m. 190/1 hükmüne göre: “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir”. Bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf o vakıayı ispat etmeye mecburdur.
İlgili hükümler bir arada değerlendirildiğinde; davacının davalı ile üçüncü kişi arasındaki temsil ilişkisini ispat etmesi ve davacının dava dilekçesinde delil olarak öne sürdüğü araç satış vaadi sözleşmesinin davalıyı temsilen dava dışı üçüncü kişi tarafından imzalandığının ispatlanması gerekmektedir.
Davacı tarafından sunulan deliller incelendiğinde; dava dışı üçüncü kişinin davalı şirketi temsilen davacı ile aralarındaki sözleşmeyi imzaladığına dair herhangi bir belge veya delilin sunulmadığı, ilgili sözleşmede temsilen imzalandığına dair bir ibare veya hükmün olmadığı, davalı tarafından davacıya dava dışı üçüncü kişi şirketin temsilci olarak davalı tarafından yetkilendirildiğine dair bir yazılı evrak verilmediği veya gönderilmediği, davacı tarafından davalının üçüncü kişi şirketi davacı ile sözleşme yapması hususunda yetkilendirdiğine dair bir delilin sunulmadığı anlaşılmaktadır.
Bu bağlamda davacının dava dışı üçüncü kişi şirketin davalı şirketi temsilen davacı ile aralarındaki araç satış vaadi sözleşmesini yaptığını ispatlayamadığı anlaşılmaktadır.
Ayrıca Karayolları Trafik Kanunu, Araçların Satış, Devir ve Tescil Hizmetlerinin Yürütülmesi Hakkında Yönetmelik ve Noterler Birliği'nin düzenlemeleri gereğince araç satışlarının temsilci tarafından yapılması halinde temsilcinin bu araç satış yetkisi içeren resmi şekilde düzenlenmiş vekaletnamesinin bulunması da bir geçerlilik koşulu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda her ne kadar 6098 sayılı Kanun gereğince temsil yetkisi ve temsil yetkisinin içeriğinin ispatı için yazılılık bir geçerlilik koşulu değil ise de araç satış ve devrine ilişkin sözleşme ve satış vaadi sözleşmelerinin yukarıda detaylıca açıklandığı üzere resmi şekilde noter vasıtasıyla yapılması kanun koyucu tarafından öngörüldüğünden, ilgili sözleşmeler yönünden verilerek yetkinin de aynı resmi şekilde verilmesi ve ispatlanması bir geçerlilik koşuludur. Bu bağlamda davacı tarafından davalının dava dışı üçüncü kişiye davalıyı temsilen araç satış ve satış vaadi sözleşmesi ve gerekli işlemleri yapmaya yönelik özel yetki içeren vekaletname verdiğine dair de herhangi bir belge veya delil sunulmamış olup, davacının bu yönden de iddiasını ispatlayamadığı anlaşılmaktadır.
Davacı dava dışı üçüncü kişi şirketin davalının komisyoncusu olarak hareket ettiğini de iddia etmiştir. Komisyonculuk sözleşmesi 6098 sayılı Kanun'un 532 vd. Maddelerinde düzenlenmiş olup, komisyoncunun ücret karşılığında, kendi adına ve vekâlet verenin hesabına kıymetli evrak ve taşınırların alım veya satımını üstlendiği sözleşme olarak tanımlanmıştır. 6098 sayılı Kanun'un 532. Maddesinin 2. Fıkrasında komisyonculuk sözleşmesine vekalet sözleşmesine ilişkin düzenlemelerin uygulanacağı da kanun koyucu tarafından düzenlenmiştir. Bu bağlamda davacı tarafından dava dışı üçüncü kişinin davalının komisyoncusu olduğu iddia edilmiş ise de komisyonculuk sözleşmesine vekalet sözleşmesine ilişkin hükümlerin uygulanacak olması karşısında; komisyoncunun davalı temsil olunan adına araç satış ve devrine ilişkin sözleşmeler yapması hususunda resmi şekilde özel yetki içeren vekaletname vermesinin gerektiği, ilgili yetkinin resmi şekilde düzenlenmiş vekaletname ile ispat edilebileceği, davacı tarafından bu yönde yazılı bir belgenin ve noter evrakının sunulmadığı, davalı tarafından da davacının iddialarının kabul edilmediği, bu suretle davacının davalının üçüncü kişiye araç satış ve devrine ilişkin temsil yetkisi verdiğini ispat edemediği anlaşılmaktadır.
Bu bağlamda davacı tarafından davalı şirketin dava dışı üçüncü kişi şirkete araç satış ve devir borcu doğuran sözleşme yapma yetkisi verdiğini ispat edemediği anlaşılmakla davaya konu somut olayda 6098 sayılı Kanun'un yetkisiz temsil hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
Yukarıda açıklandığı üzere yetkisiz temsilci tarafından yapılan hukuki işlemler askıda hükümsüz olup, temsil olunan tarafından işleme onay verilmesi halinde geriye dönük olarak geçerli hale gelecek olmakla birlikte, temsil olunan tarafından işleme onay verilmemesi halinde işlem temsil olunanı bağlamayacak, yapılan işlemden yetkisiz temsilci sorumlu olacaktır. Davaya konu somut olayımızda da davacı tarafından davalının dava dışı üçüncü kişiye araç satış ve devir borcu doğuran sözleşme yapmaya dair yetki verdiğinin ispatlanamadığı anlaşılmakla yetkisiz temsilci tarafından yapılan işlemin davalı şirketi bağlamayacağı, davacının uğradığı zararı ve ödediği parayı sebepsiz zenginleşme hükümleri kapsamında ancak yetkisiz temsilciden talep edebileceği anlaşılmaktadır.
Davalı şirket hakkında yürütülen ceza dosyaları da celp edilerek Mahkememizce incelenmiş olup; soruşturma ve kovuşturma dosyalarının hiç birinde davalı şirketin dava dışı üçüncü kişi şirkete davalıya ait aracın satış ve devrine dair yetki verdiğine dair bir beyan veya ikrarın ya da sözleşme veyahut temsil yetkisi içeren bir belgenin olmadığı, davalı şirket yetkilisinin dava dışı üçüncü kişi şirket ile aralarında ticari ilişki olduğunu, dava dışı üçüncü kişi şirkete araç kiraladıklarını beyan ettiği ancak satış ve devrine dair bir yetki verildiğine dair soruşturma ve kovuşturma dosyalarında davalıdan sadır herhangi bir delilin bulunmadığı anlaşılmakla davacının bu yönden de iddiasını ispatlayamadığı anlaşılmaktadır.
Kaldı ki 6102 sayılı Kanun'un 18. Maddesinin 2. Fıkrası gereğince her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerektiği düzenlenmiş olup, tacir sıfatına haiz davacı şirketin resmi şekle tabi araç satış vaadi sözleşmesini adi yazılı şekilde dava dışı üçüncü kişi şirket ile yaptığı, ödemeleri dava dışı üçüncü kişi şirkete yaptığı, dava dışı üçüncü kişi şirketin davalı tarafından yetkilendirildiği iddia edilmiş ise de dava dışı üçüncü kişiye yetki verildiğine dair davalıdan sadır herhangi bir belgenin alınmadığı ve dosyamıza sunulmadığı, davalının dava dışı üçüncü kişiye yetki verdiğine dair davacıya bildirdiği hususunda davalıdan sadır herhangi bir belgenin sunulmadığı bu suretle davacı şirketin basiretli tacir olarak hareket ettiğinden söz edilemeyeceği anlaşılmaktadır.
Bu bağlamda sonuç olarak; davacı tarafından davalının üçüncü kişiye araç satış ve devrine dair davalı adına sözleşme yapma hususunda yetki verdiğinin ve dava dışı üçüncü kişi ile arasında komisyonculuk sözleşmesi bulunduğunun yazılı belge ile ispatlanamadığı, ceza soruşturma ve kovuşturma dosyalarında da davalının dava dışı üçüncü kişiye bu hususta yetki verdiğine dair herhangi bir delil veya davalının kabul ve ikrarı olmayışı karşısında davacının bu yöndeki iddiasını da ispatlayamadığı dolayısıyla davaya konu somut olayın yetkisiz temsil hükümleri kapsamında değerlendirilmesi neticesinde davalının davacı aleyhine sebepsiz zenginleştiğini ispat edemediği, davacının onay verilmeyen işlem karşısında sebepsiz zenginleşmeye yönelik taleplerini ödeme yaptığı yetkisiz temsilciden talepte etmesi gerektiği anlaşılmakla davacının terditli talebi yönünden de taleplerinin kabulü mümkün görülmemiştir.
Nitekim Yargıtay ... Hukuk Dairesi ... E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:
"Dava, harici satış sözleşmesi nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, mümkün olmadığı takdirde tazminat istemine ilişkindir.
Somut olayda; davacının tapu iptal tescil davasına dayanak olarak gösterdiği harici satış sözleşmesi, kayıt maliki görünen Menderes Benk'e vekaleten babası olan davalı ... ile davacı arasında imzalanmıştır. Her ne kadar tapulu bir taşınmazın harici satış sözleşmesi ile satışı geçerli değilse de; geçersiz sözleşmenin varlığı halinde taraflar sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre verdiklerini geri alabileceğinden, davacının tazminat talebi değerlendirilmelidir. Bu değerlendirme ile birlikte vekil sıfatıyla adi yazılı sözleşme imzalanıp imzalanamayacağı hususu da irdelenmelidir.
müteveffa ... tarafından davalı ...'e verilen vekaletname içeriğinde her türlü adi yazılı sözleşme yapabilmeye ilişkin bir yetki de verilmemiştir. Davalı ..., kendisine yetki verilmeyen bir konuda ve usulde sözleşme imzalamış olup, bu sözleşme kesin olarak hükümsüzdür.
Bu durumda, temsil olunan ve temsilci, hukuki işlem ile bağlı değillerse de yetkisiz temsil ile işlem yapan temsilcinin üçüncü kişinin zararını karşılamak ile yükümlü olduğu açıktır. (HGK'nın 22.09.2010 tarih ve 2010/13-414 E., 2010/412 K.).
O halde; yetkisiz temsil ile yapılan işlem nedeniyle, temsil olunan ve mirasçıları sorumlu olmazken, sözleşmeyi yapan davalı ...'in, davacıya karşı sorumlu olacağı anlaşıldığından, mahkemece tüm davalılar yönünden tazminat talebinin reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir."
Yargıtay .... Hukuk Dairesi ise ... E., .... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:
"Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı tarafça davaya dayanak yapılan belgenin 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 20/d maddesi gereğince geçersiz olduğu, her ne kadar tutanakta imzası bulunan ... tutanağın düzenlendiği tarihte ... İnşaat Taah Turizm Tekstil. Mob. San. ve Tic. Ltd. Şti. Ltd. Şti.'ni tek başına temsil ve ilzama yetkili ise de ...'ün belirtilen tutanağı şirket temsilcisi olarak imzalamadığı, tutanakta imzanın şirketi temsilen atıldığına ilişkin bir açıklık bulunmadığı, bu durumda ...'ün tutanak içeriğinden ve yasal sonuçlarından şahsen sorumlu olduğu, dayanılan belgede davalı olarak gösterilen ... ve ...'in imzasının bulunmadığı, bu itibarla davaya konu aracın davacı adına tescilinin hukuken mümkün olmadığı, ancak davacı tarafın belirtilen aracın dava tarihindeki değerini tutanakta imzası bulunan ...'den talep edebileceği sonucuna varılarak, davalı şirket ile davalılar ... ve ... hakkında açılan davanın husumet yönünden reddine, davalı ... hakkındaki davanın ise kabulü ile 60.000,00 TL'nin davalı ...'den alınmasına karar verilmiştir.
Kararı, davalı ... vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı ... vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir."
Yukarıda detaylıca açıklanan gerekçeler ve değerlendirilen deliller kapsamında davacının davasının reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM: yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davanın REDDİNE,
-İhtiyati tedbirin karar kesinleşinceye kadar devamına,
2-Harçlar tarifesi uyarınca alınması gereken 615,40-TL harcın davacı tarafça peşin yatırılan 427,60-TL peşin harç ve 170.347,40-TL tamamlama harcından mahsubu ile artan 170.159,60-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talebi halinde davacıya İADESİNE,
3-Davacı tarafça yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı tarafça yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda HÜKÜM KURULMASINA YER OLMADIĞINA,
5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin ve takdir olunan 692.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının HMK 333.maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden sonra talep halinde taraflara iadesine,
7-HMK'nin uygulanmasına dair yönetmeliğin 58/1 maddesi gereğince taraflardan birinin talebi halinde gerekçeli kararın taraflara tebliğine,
Dair; 6100 sayılı HMK.'nun 341. ve devamı maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere taraf vekillerinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı 06/03/2025
Başkan ...
e-imza
Üye ...
e-imza
Üye ...
e-imza
Katip ...
e-imza