T.C. BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/221 Esas
KARAR NO : 2025/793
DAVA : Ticari Şirket (Fesih İstemli)
DAVA TARİHİ : 06/03/2024
KARAR TARİHİ : 10/07/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 29/07/2025
Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Fesih İstemli) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı ... San. ve Tic.A.Ş. ünvanlı şirket bir aile şirketi olarak kardeşler ..., ..., ..., ... ve ... tarafından eşit hisseli olarak 15.02.1984 tarihinde kurulmuş olup, halen şirket bu ortaklık yapısı ile faaliyetini sürdürdüğünü, kırk yıl önce kurulan şirket endüstri fırça üretiminde önemli bir üretici olarak yer almış, kurulduğu yıllarda tüm kardeşler elbirliği ile şirketin gelişimi, büyümesi ve daha fazla katma değer üretmesi için tüm katkıları sunduklarını, ancak geçen 40 yılın sonunda şirketi kuran kardeşlerden ... vefat etmiş, diğer kardeşler yaşlanmış, kardeşlerin çocuklarının her biri farklı bir hayat çizgisi tercih etmiş ve başlangıçtaki ortakların artık şirketin işleyişi ve idaresi ile bir ilgileri hemen hemen kalmadığını, şirket halihazırda son derece kötü yönetilmekte, yıllardır ortaklarına hiç bir kar payı dağıtımı yapılmadığını, yine şirketin menkul ve gayrimenkul malları verimli kullanılmamakta olup, bu meyanda şirket yöneticilerinin hiçbir hesap verebilirliliği bulunmadığını beyanla müvekkilin ortağı olduğu davalı şirketin T.T.K 531. maddesi hükmü gereğince feshine ve şirketin tasfiyesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; şirketin yönetiminde ticari dengeler kadar ailesel dengeler de daima gözetildiğini, gelen yanıtta belirtildiği gibi, müvekkil şirketin herhangi bir vergi borcu bulunmadığını, müvekkil şirketin herhangi bir Sosyal Güvenlik Kurumu borcu olmadığını, ticari faaliyetlerini düzenli biçimde sürdüren müvekkil şirketin aynı şekilde faaliyetlerini sürdürme iradesinde olduğunu, müvekkil şirketin maliki olduğu İstanbul ili ... ilçesi ... Mahallesi ... mevkii ... parselde bir iş hanı bulunmakta olup, handa beş ayrı birimde halihazırda kiracılar yer aldığını, bu kiracılardan sağlanan gelirlerin müvekkil şirketçe paydaşlara ay ay düzenli olarak gönderildiğini, ekonomik krizin etkisiyle her ne kadar birkaç sene öncesine kadar dönem dönem aksamalar olsa da düzenli biçimde her ayın 15'inde paydaşların bildirdikleri hesaplarına ödeme yapıldığını beyanla davanın reddini talep etmiştir.
Müdahil ... beyan dilekçesinde özetle; şirketin feshi ve tasfiyesi davasında davaya konu şirketin hissedarı olduğunu, şirketin feshi ile tasfiyesini kabul ettiğini, şirketin feshi ile tasfiyesi ve payına düşen tasfiye payımın ödenmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE YARGILAMANIN ÖZETİ:
Dava ; Davalı şirketin T.T.K 531. maddesi hükmü gereğince feshine ve şirketin tasfiyesine karar verilmesi talebine ilişkindir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davacının ortağı bulunduğu davalı şirketin TTK 531. maddesine göre haklı sebeplerle fesih koşullarının oluşup oluşmadığı, makul kabul edilebilir çözüm yolu bulunup bulunmadığı hususlarından kaynaklandığı, mahkememizce tespit edilmiştir.
Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde:
Davacı Mahkememiz nezdinde açmış olduğu davada özetle; şirketin hali hazırda kötü yönetilmekte olduğunu, yıllardır kar payı dağıtımı yapılmadığını, şirket mal varlığının verimli olarak kullanılamadığını bu durumun tüm ortakların zararına olduğunu, şirketin değerli taşınmazlarının çok düşük kira bedelleri ile kiralandığını, ticari defterler incelendiğinde durumun ortaya çıkacağını belirterek ortağı olduğu davalı şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ise sunduğu cevap dilekçesinde; davalı şirketin bir aile şirketi olduğunu ve aile içi dengeler gözetilerek yönetildiğini, davalı şirketin kamu kurumlarına borcunun olmadığını, mal varlığı üzerinde görünen hacizlerin ilgili idarelerin ve icra dairelerinin sehven kaldırmadığı haciz şerhleri olduğunu, borçlarının ödenerek kapatıldığını, kira sözleşmelerinin eski tarihli olması sebebiyle güncel rayiçlerden düşük olduğunu bu durumun kira piyasasında normal olduğunu, toplanan kiraların ortaklara dağıtıldığını, davacının herhangi bir somut iddiasının bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı şirket anonim şirket niteliğinde olup, 6102 sayılı Kanun'un aanonim şirketin haklı sebeple feshini düzenleyen 531. Maddesi şu şekildedir:
"(1) Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir.
"
Davacının pay oranının %12 olduğu bu suretle haklı sebeple fesih talebinde bulunabilecek oranda pay sahibi olduğu, davalı şirketin ticaret sicil kayıtlarına göre merkez adresine göre Mahkememizin davada yetkili olduğu anlaşılmakla davanın esasına girilmiştir.
6102 sayılı Kanun'un 531. Maddesinde haklı sebep kavramı kanun koyucu tarafından tanımlanmamış olup, somut olay ve duruma göre ortaklar arasındaki ilişkiler ve şirketin durumu gözetilerek haklı sebeplerin varlığının Mahkemece tayin edilmesi gerekmektedir.
Haklı sebep kavramı hakkında bütün hukuki ilişkilerde geçerli genel bir tanım vermek güçtür çünkü haklı sebep her hukuki ilişkinin ve her somut olayın özelliklerine göre değişen nisbi bir kavramdır (Şükrü Yıldız, “Şirketin Haklı Nedenle Feshi ve Tasfiyesi ile Tasfiye Memurunun Tayini”, Hukuki Mütalaalar-2, İstanbul 2015, s. 90). Bununla birlikte, hakı sebep “pay sahibinin hak veya menfaatlerini sürekli olarak, ağır ve ciddi şekilde ihlal eden ve dürüstlük kuralı gereğince davacı pay sahibi yönünden ortaklığa devamı çekilmez kılan karar, işlem ve davranışlar” şeklinde tanımlanabilir (Ayşe Şahin, Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi, T.C Galatasaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı, Yayımlanmış Doktora Tezi, 2011; s. 97). Haklı sebepleri belirlemede kullanılabilecek temel kıstaslar; çoğunluk gücünün kötüye kullanılmış olması, şirketin amacına ulaşmasının tehlikeye düşmesi veya önemli ölçüde güçleşmesi ve şirketin devamının nesnel olarak çekilmez hale gelmesi olarak gösterilmektedir (Nuri Erdem, Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi, T.C Yeditepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Hukuk Anabilim Dalı Özel Hukuk Bilim Dalı, Yayımlanmış Doktora Tezi, 2012, s. 106; Şahin, s. 111-112).
Haklı sebep; hukuki ilişkinin sürdürülmesini çekilmez hale getiren ve (bozucu) yenilik doğaran bir bildirim veya dava ile hukuki ilişkiyi sona erdirmek veya değiştirmek yetkisinin kullanılmasını adil gösteren hukuki olgudur. Somut olayda, haklı sebebin varlığı olayın niteliklerine ve koşullarına göre değerlendirilecek ve hakimin takdir yetkisi haklı nedenlerin gerçekleşip gerçekleşmediği yönünden önem kazanacaktır.
TTK 531'inci maddenin gerekçesine göre; haklı sebep tasarıda tanımlanmamış, haklı sebepler örnek olarak da gösterilmemiş, bu kavramın niteliklerinin gösterilmesi ve tanımlanması yargı kararlarıyla öğretiye bırakılmıştır. İsviçre öğretisinde genel kurulun birçok kez kanuna aykırı bir şekilde toplantıya çağrılmış olması, azlık hakları ile bireysel hakların devamlı ihlali, özellikle bilgi alma ve inceleme haklarının engellenmesi, şirketin sürekli zarar etmesi, dağıtılan kâr payının düzenli azalması, haklı sebep sayılmıştır. Buna karşılık varsayımlar ve olumsuz beklentiler haklı sebep sayılmamıştır. İleri sürülen sebeplerin haklı olup olmadığına karar verecek olan mahkemedir. Mahkeme sebepleri haklı bulsa bile fesih kararı vermek zorunda değildir. Şirketin feshini haklı kılan sebeplerin varlığına rağmen, yaşatılmasının ekonomik ve rasyonel açıdan daha doğru olacağına kanaat getiren mahkeme; şirketi feshetmek yerine, fesih talebinde bulunan pay sahiplerinin paylarının gerçek değerinin ödenmesine ve kendilerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir. Davacıya paranın kimin tarafından ve nasıl ödeneceği, bu payların geçici olarak şirketin iktisap edip edemeyeceği yargı kararlarına ve öğretideki görüşlere göre belirlenecektir.
Hakim, çoğunluğun davranışının haklı sebep olup olmadığını değerlendirirken TMK md. 2’de yer alan dürüstlük kuralını ve hakkın kötüye kullanımı yasağını esas almalıdır. Haklı sebepler yorumlanırken ikili sözleşmelerde uygulanan kriterlerden yararlanılabilirse de şirketler hukuku alanında bu kriterlerin birebir kullanılmasının mümkün olmadığına dikkat edilmelidir. Pay sahipleri arasında kişisel çekişmeler sermaye şirketlerinde kural olarak haklı sebep teşkil etmezler. Haklı sebebin nesnel olması aranır. Bununla birlikte bazı durumlarda şahıslar arasındaki ilişkiler de belirli bir ölçüde dikkate alınır. Örneğin aile tipi şirketlerde boşanmalar, aile üyeleri arasındaki çekişmeler, mirasçılar arasındaki anlaşmazlıklar, yine az sayıda ortağı olan küçük şirketlerde ortaklar arasındaki şahsi nitelikteki husumet ya da eşit paylara sahip olunan şirketlerde pay durumu haklı sebep olarak kabul edilebilir.
Haklı sebep olduğu iddia edilen olayın, şirketin feshine neden olacak nitelikte olup olmadığı değerlendirilirken, şirketin yapısı, ortak sayısı, ortaklar arasındaki ilişkileri dikkate alınmalıdır. Örneğin iki ortak arasındaki ciddi bir anlaşmazlık, iki kişilik bir şirkette, şirketin çalışamaz duruma gelmesine neden olabilirken, daha fazla ortak sayısına sahip bir şirkette aynı anlaşmazlık şirketin faaliyetlerinin devamını etkilemeyebilir. Bunun yanı sıra talep edilen sonucun kabulünün menfaatler dengesine uygun olup olmadığı da değerlendirilmelidir. Feshi talep eden ortağın çıkması veya çıkarılması taraf menfaatlerine daha uygun ise feshe karar verilmemelidir. Taraf menfaatlerinin dışında fesih talebinin son çare olup olmadığı hususu da değerlendirilmelidir.
Haklı sebeple fesihte, ana öge ortaya çıkan sebebin ortaklığın yaşamasını imkânsız hale getirmesidir. Her davada, hukuki ve maddi olayların özelliği dikkate alınarak iddianın haklı sebep teşkil edip etmeyeceklerinin irdelenmesi gerekir. Şirketin devamlı olarak zarar etmesi, kuruluş ve gayesinin gerçekleşmesine imkân kalmaması, ortaklar arasındaki ciddi anlaşmazlıklar, ortağın bakiye sermaye borcunu ödemekte temerrüdü gibi hususlar haklı neden olarak kabul edilebilir. Kişisel sebeplerin yanı sıra elbette nesnel sayılabilecek olgular da şirketin feshine yol açabilirler. Söz gelimi şirketin kar elde edemez hale gelmesi, uzun süredir gayrı faal olması da şirketin feshine sebebiyet verebilir. (Bkz. Yargıtay 11 HD'nin 01/12/2015 T., 2014/18024 E.,2015/12808 K. sayılı kararı)
Bu genel açıklamalar ışığında huzurdaki dava değerlendirildiğinde; davalı şirketin ticari defter ve mali kayıtları üzerinde Mahkememizce bilirkişi incelemesi yaptırılmış olup, davalı şirketin faal olduğu, iktisadi, mali, mal varlığı, nakit akış, borç verilerine yönelik oranlarının iktisat bilimi açısından genel kabul görmüş oranlar içerisinde olduğu, borca batık nitelikte olmadığı, karlılığını devam ettirdiği ve kar ettiği, sermaye yapısında bozulma olmadığı, genel kurulunun süresi içerisinde yapıldığı, tüm ortakların toplantıda temsil edildiği ve yönetim kurulunun oy birliği ile ibra edildiği, davalı şirketin ticari defter ve kayıtlarının usul ve yasaya uygun tutulduğu, yasal süresi içerisinde açılış ve kapanış tasdiklerinin yaptırıldığı, delil vasfına haiz olduğu tespit edilmiştir.
Buna karşılık davalı şirkette belgeye dayalı olmayan bir takım usule aykırı işlemler yapıldığı, davalı şirketin 2019-2024 yılları arasında hiç kar dağıtımı yapmadığı bilirkişilerce tespit edilmiştir.
Davacının dava dilekçesindeki iddiaları mevcut ekonomik veriler karşısında incelendiğinde; davacı davalı şirkete ait taşınmazların düşük bedeller ile kiralandığını iddia etmiş ise de bu konuda delil olarak herhangi bir emsal sunmamış olup, kira sözleşmelerinin de 6098 sayılı Kanun ile çoğunlukla emredici hükümler çerçevesinde düzenlendiği, kira artış oranlarının 6098 sayılı Kanun'un 344. Maddesi ve özellikle 2022-2023-2024 yıllarında geçici maddeler ile kira artış oranlarının %25 ile sınırlandırılarak regüle edildiği, yine eski kiracıların ve kira sözleşmesinin feshi ve taşınmazın yeniden kiralanmasının 6098 sayılı Kanun hükümlerine göre belirli şartlar taşıdığı bu suretle eski kiracıların kiralarının piyasa rayicinde yeni kiralanan taşınmazlara göre düşük olmasının hayatın olağan akışına uygun olduğu, davacı tarafından yeni kiraya verilen taşınmazların piyasa rayicinden düşük olarak kiralandığına ilişkin herhangi bir iddia olmayışı ve bu yönde somut bir delil sunulmadığı dolayısıyla bu iddianın haklı sebep olarak kabul edilemeyeceği anlaşılmaktadır.
Ancak bilirkişilerce tespit edilen diğer şirket ortakları yönünden yapılan usulsüz işlemler, şirketin 2019-2024 yılları arasında kar payı dağıtmamış olmasına yönelik iddialar Mahkememizce davacı açısından haklı görülmüş ise de davalı şirketin faal durumu, aile şirketi olması, karlılığını devam ettirmesi, iktisadi rasyolarının ve sermaye yapısının bozulmamış olması, istihdamın ve işin sürekliliği ile davalı şirketin geçmişi gözetilerek davacının fesih talebi feshin son çare olması ilkesi dikkate alınarak yerinde görülememiştir.
6102 sayılı Kanun'un 531. Maddesi gereğince Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir hükmü gözetilerek davalı şirketin devamlılığını sürdürmesi ve feshin işbu davada usul ve yasaya uygun olmayacağı anlaşılmakla davacının payının gerçek değerinin ödenerek davacı pay sahibinin şirketten çıkartılması yönünden alternatif çözüm Mahkememizce usul ve yasa ile amaca uygun görülmüştür.
Davalı şirketin feshini gerektirecek önem ve ağırlıkta haklı sebep bulunmasa da davacının hakkı ile şirketin ve diğer ortakların hak ve menfaatleri arasındaki çıkar dengesi gözetilerek, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, davalı şirket tarafından kar payı dağıtılmamasının ve bazı şirket ortaklarının davalı şirket nezdindeki iş ve işlemleri ile davalı şirketten aldığı borçlar bakımından davacı yönünden haklı sebeplerin çıkma bakımında bulunduğu kanaatine varılmıştır. Davacının bu suretle şirketten çıkarılmaları şirketin ve tüm şirket ortaklarının menfaat dengesine uygun ve TTK.m.531 anlamında “duruma uygun düşen ve kabul edilebilir” bir çözüm olabileceği kannatine ulaşılmıştır.
Haklı sebep, azınlık için şirketin devam etmesini çekilmez bir hale getiren veya şirket ilişkisini sona erdirmeyi gerektiren herhangi bir olgudur. Bu nedenler sübjektif olabileceği gibi objektif nedenlerde olabilir. Pay sahipleri arasında kişisel çekişmeler sermaye şirketlerinde kural olarak haklı sebep teşkil etmemekle birlikte somut durumun özelliklerine göre şirket ortakları arasındaki ilişkilerinde duruma göre dikkate alınması gerekir. Yüksek Mahkeme’nin kararları ile doktrin görüşüne göre aile tipi şirketlerde aile üyeleri arasındaki çekişmeler, mirasçılar arasındaki nizalı davalar, yine az sayıda ortağı olan küçük şirketlerde ortaklar arasındaki şahsi nitelikteki husumet ya da eşit paylara sahip olunan şirketlerde pay durumu haklı sebep olarak kabul edilmektedir. Haliyle haklı sebebin varlığı tespit edilirken şirketin tüm özellikleri (ortak sayısı, yapısı, ortaklar arasındaki her türlü ilişki) dikkate alınmalıdır.
Mahkememizin ulaştığı sonuç ve uygulama olarak da mahkemenin alternatif çözümü uygun görmesi halinde haklı sebebin feshi gerektirecek kadar ağır olmasına gerek olmadığı kanaatini taşıdığını belirtmiştir.(TEKİNALP,Fesih, s. 218 ) Bu anlamda davalıların çıkarılması yönünden aynı düzeyde fesih için aranan haklı sebeplerin ikincil düzeyde çözüm için de aranması gerektiği yönündeki görüşler yerinde görülememiştir.
Şirketin feshine ve tasfiyesine son çare (ultima ratio) olarak başvurulabileceğinden hâkimin mümkün olduğunca alternatif çözümlere yönelmesi kanun koyucunun önceliğini oluşturmaktadır. TTK m. 531 düzenlemesi, limited şirketlerin aksine doğrudan ortaklara şirketten çıkma hakkını tanımasa da fesih yerine şirketin ayakta kalması için mahkemenin ortakların şirketten çıkarılmalarını bir çözüm yolu olarak uygulamasına imkân vermektedir. Fesih yerine şirketten çıkarılmanın yanı sıra duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer alternatif çözüm yolları da mahkeme tarafından uygulanabilecektir.
TTK md. 531.madde hakime istem yerine duruma uygun çözüm konusunda geniş bir takdir hakkı verdiğinden mahkeme kural olarak bu talep ile bağlı değildir. Haklı sebeple fesih davasının arkasında yatan düşünce, hakimin kendiliğinden hatta davacının alternatif çözüm yönünde bir talebi olmadan dahi fesih yerine başka alternatif çözümler araması gerektiğidir. Hakim ortakların dengeleştirilmiş menfaati, ortaklığın mali yapısı, şirketlerin faaliyetinde devam etmesinin gerek ortaklar gerekse şirketin ilişkide bulunduğu üçüncü kişiler yönünden etkisi de gözetilmelidir. Davalı şirketin bilirkişi raporu ile değerlendirilen ekonomik yapısı ve mali varlığı gözetildiğinde, şirketin feshinin hakkaniyetle bağdaşmayacağı açıktır. Davacının fesih ile elde edeceği sonuca çıkma ile de ulaşabileceği değerlendirilmiş, davalı şirketin ekonomiye katkısını sürdürmeye devam etmesi hakkaniyete uygun bulunmuştur. Bu sebeple, alternatif çözüm olarak davacının ortaklıktan çıkartılmasına karar verilmesinin yerinde olacağı kanaatine varılmış ve bu alternatif çözüm yönteminin taraflar lehine olacağı değerlendirmesi yapılmıştır.
Gerçek değerin tespiti hususunda Mahkeme konusunda uzman bilirkişiler vasıtasıyla davacı paylarının karar tarihine en yakın gerçek değerini tespit edecektir. Gerçek değer; TTK madde 493/f.1 gerekçesinde de belirtildiği üzere aktiflerin olası satış değeri, kapitalizasyon değeri ve işletme iktisadının kabul ettiği, şirketin tüm malvarlıklarını temel alan değerlerdir. İnceleme yapılırken şirketin varlıkları, dağıtılan kar payları, karlılığı, sermaye yapısı, yapmış olduğu yatırımlar, girmiş olduğu riskler, gizli yedek akçeler, varsa marka hakları, goodwiil’i de içerir şekilde şirketin satılması durumunda ödenecek değer tespit edilir ve pay oranına göre davacıya yapılacak ödeme miktarı ortaya konur. Gerçek değerin ödenmesindeki amaç davacının ortaklıkta kalması halinde elde edebileceği ekonomik durumun sağlanmasıdır. denilerek belirli kıstaslar getirmiştir. Yasada payın gerçek değerinin nasıl yapılacağı hususu düzenelenmemiştir.
Bilirkişi Heyet üyesi teknik bilirkişiler tarafından düzenlenen rapor Mahkememize sunulmuş olup; bilirkişi raporunun ve tespit edilen değerlerin en yakın tarihe göre gerçek değer olarak kabul edilebileceği, bilirkişiler tarafından değer tespitine yönelik piyasa araştırması yapıldığı ve emsal ilanların rapora eklendiği, raporun bu suretle gerekçeli, denetime elverişli usul ve yasaya uygun olduğu, yine mali veriler ve iktisat biliminin değerlemelere ilişkin usul ve esaslarına uygun olduğu anlaşılmış, bilirkişi raporundaki mali veriler hükme esas alınarak Mahkememiz karar tarihine en yakın tespit edilen davalı şirketin rayiç değer özkaynaklarına göre davacının payı oranında tespit edilen 19.786.958,27 TL çıkma payının karar tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte davalı şirketten tahsili ile davacıya verilmesine, davacının bu şekilde davalı şirketten çıkarılmasına, davacının davalı şirketin feshi ve tasfiyesine dair taleplerinin ise reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM: yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davanın Kısmen KABUL, Kısmen REDDİNE ;
-Davacının davalı şirketin feshi ve tasfiyesi taleplerinin REDDİ ile,
-TTK. 531.maddesi uyarınca davacının ... sicil numaralı ...'nden ÇIKARILMASINA,
-Karar tarihine en yakın tespit edilen davacı için 19.786.958,27 TL çıkma payının karar tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte davalı şirketten tahsili ile davacıya VERİLMESİNE,
3-Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gereken 1.351.647,11-TL harçtan peşin alınan 427,60-TL harcın mahsubu ile noksan kalan 1.351.219,51-TL harcın davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,
4-Davacı tarafça yatırılan 427,60-TL peşin harç ve 427,60-TL başvurma harcı olmak üzere toplam 855,20-TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davacı tarafça yapılan 33.105,50-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
6-Davalı tarafça yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,
7-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin ve takdir olunan 805.869,58-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
8-Reddedilen fesih ve tasfiye talebi yönünden: Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin ve takdir olunan 30.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
9-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının HMK 333.maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden sonra talep halinde taraflara iadesine,
10-HMK'nin uygulanmasına dair yönetmeliğin 58/1 maddesi gereğince taraflardan birinin talebi halinde gerekçeli kararın taraflara tebliğine,
Dair; 6100 sayılı HMK.'nun 341. ve devamı maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere taraf vekillerinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı 10/07/2025
Başkan ...
e-imza
Üye ...
e-imza
Üye ...
e-imza
Katip ...
e-imza