T.C. BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/430 Esas
KARAR NO : 2024/457
DAVA : İflas (Doğrudan Sermaye Şirketleri İle Kooperatiflerin İflası (İİK 179))
DAVA TARİHİ : 07/05/2024
KARAR TARİHİ : 08/05/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 16/05/2024
Mahkememizde görülmekte olan İflas (Doğrudan Sermaye Şirketleri İle Kooperatiflerin İflası (İİK 179)) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı şirketin pasifi aktifinden fazla olup davalı şirket borca batık olduğunu, bu durumun tespiti için tensip ile davalı şirketin Büyükçekmece Vergi Dairesi Müdürlüğü'ne tezkere yazılarak davalı şirketin 2023 yılı kurumlar vergisi beyannamesi ile beyannameye ekli bilançonun celbini talep etiğini bu evrak celp edildiğinde ''davalı şirketin borca batık olduğuna dair beyanlarının'' ispat edilmiş olacağını, halihazırda davalı şirket gayrifaal olup hiçbir çalışması olmadığını, davalı şirkette işçi olarak çalıştığını ancak davalı şirketten celbini talep ettiklerini belgelerle ispat olunacağı üzere borca batık olduğundan, müvekkillerinin işçilik alacaklarını alamadığını, müvekillerinin davalı şirketten alacakları bilirkişi marifetiyle tespit edilebileceğini, bu nedenle borçlunun iflasına karar verilmesi için işbu davayı açma zorunluluğunun doğduğunu, davalı borçlunun İİK Md. 179 gereğince iflasına yargılama giderleriyle vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE YARGILAMANIN ÖZETİ:
Dava; İİK.nun 177.maddesi gereği davalı şirketin doğrudan iflası istemine ilişkindir.
Öncelikle mahkememizce dava şartları açısından dosyanın incelenmesi gerekmiştir.
Davacının dava hakkına sahip olması, dava açabilmesi için yeterli değildir. Bundan başka, davacının dava açmakta hukuki bir yararının bulunması gerekir; yani dava hakkı, hukuki yarar ile sınırlıdır. Dava açmakta hukuki yararı olmayan kişi Devletin mahkemelerini gereksiz yere uğraştıramaz. Bu, hukuki korunma (himaye) ihtiyacı olarak da adlandırılmaktadır. Yani, davacının mahkemeden hukuki korunma istemesinde, korunmaya değer bir yararı olmalıdır.
Dava şartları, medeni usul hukukuna ait bir kurum olup, amacı bir davanın esası hakkında incelemeye geçilebilmesi için gerekli bütün şartları ve bunların incelenmesi usulünü tespit etmek, böylece davaların daha çabuk, basit ve ekonomik bir şekilde sonuçlanmasına yardımcı olmaktır.
Mahkemenin davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi (davayı esastan inceleyebilmesi) için varlığı veya yokluğu gerekli olan haller, dava (yargılama) şartlarıdır. Davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi için varlığı gerekli hallere, olumlu dava şartları (görev, hukuki yarar gibi); yokluğu gerekli hallere ise olumsuz dava şartları denilmektedir (kesin hüküm gibi).
Dava şartları, dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esası hakkında inceleme yapabilmesi (davanın esasına girebilmesi) için gerekli olan şartlardır. Buna davanın dinlenebilmesi şartları da denir.
Dava şartlarından biri olmadan açılan dava da açılmış (var) sayılır, yani derdesttir. Ancak mahkeme, dava şartlarından birinin bulunmadığını tespit edince, davanın esası hakkında inceleme yapmaz; davayı dava şartı yokluğundan (usulden) reddetmekle yükümlüdür.
Dava şartlarının bulunup bulunmadığı davada hakim tarafından kendiliğinden (re’sen) gözetilir; taraflar bir dava şartının noksan olduğu davanın görülmesine (esastan karara bağlanmasına) muvafakat etseler bile, hakim davayı usulden reddetmekle yükümlüdür.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 114/h maddesinde, hukuki yarar açıkça dava şartları içerisinde sayılmıştır.
Her ne kadar davacı vekili İİK.177.maddesi uyarınca davalı şirketin doğrudan iflasına karar verilmesini talep etmiş ise de;
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 2004 sayılı İİK'nın 177.maddesinde, "Doğrudan Doğruya İflas Halleri" üst başlığı altında, "Evvelce takibe hacet kalmaksızın İflas, Alacaklının talebi" düzenlenmiştir. 117/1.fıkrada, aşağıdaki hallerde alacaklının evvelce takibe hacet kalmaksızın iflasa tabi borçlunun iflasını isteyebileceği ifade edilmiştir. Yasada belirtilen 4 bent ise sırasıyla;
1-Borçlunun malum yerleşim yeri olmaz, taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla kaçar, alacaklıların haklarını ihlal eden hileli muamelelerde bulunur veya bunlara teşebbüs eder yahut haciz yoluyla yapılan takip sırasında mallarını saklarsa;
2-Borçlu ödemelerini tatil eylemiş bulunursa;
3-308 inci maddede ki hal varsa;
4-İlama müstenit alacak icra emriyle istenildiği halde ödenmemişse,..” şeklinde sayılmıştır
Türk Ticaret Kanununda ve özel kanunlarda tacir sayılan veya tacirler hakkındaki hükümlere tabi tutulan gerçek ve tüzel kişiler hakkında iflâs takibi yapılabilir. İflâs takibi yapılabilmesi için gerekli olan bu şart resen gözetilir ve araştırılır.
İflâsa tâbi bir borçluya karşı İİK m. 155 vd. maddelerine göre iflâs yollarından herhangi biri ile (genel iflâs yolu, kambiyo senetlerine ait iflâs yolu veya doğrudan doğruya iflâs yolu) takip yapılması mümkündür.
Doğrudan doğruya iflas davalarında, iflasın açılmasından önce iflas yolu ile icra takibi yapılması söz konusu olmadığından davacının alacaklı sıfatının kanıtlanması zorunludur. (Sümer Altay, Türk İflas Hukuku, Cilt: 1, Sayfa: 477, İstanbul, 2004) Bu durumda İİK. nun 179. maddesi çerçevesinde borca batık olduğu ileri sürülen şirketin iflasını, şirket yetkilisi ve tasfiye memurları dışında alacaklı isteyebilir ise de belirtildiği üzere iflas isteyen kişinin öncelikle alacaklı olup olmadığı tespit edilmelidir.
Davacının bu şartlar altında kanunda belirtilen şekilde ve mevcut durum itibari ile ve halihazırda hukuken alacaklı konumunda bulunacak delili yok iken iflas davası açması olanaklı değildir.
Sonuç olarak İflas davalarının temel unsurlarından biri, davacının alacaklılık sıfatını ispatlamasıdır. Davacının talebi ayrı davada alacak davası olarak farklı usülle görülüp sonuçlandırlması ve ya en en azından kesinleşmiş bir icra takibi ilama müstenit bir belge sunmuş olması gerekir. Davacı yapılacak yargılama sonunda şirkete borçlu dahi çıkma durumu söz konusu olup bu koşulda davacının net bir şekilde alacaklı olduğu varsayılması mümkün görülememiş olup dava tarihi itibariyle ortada alacaklı olduğunu ispat etmesi gerekir iş bu davada davacının farklı yargılama usülen tabi olan alacak iddiası araştırılamaz aksi halde İİK'nun 177.maddenin şartların aykırı olduğu gibi bu dava 2004 sayılı yasa çerçevesinde değerlendirilmesi gereken bir dava olmaktan çıkıp aynı zamanda alacağın tespiti davasına dönüşme durumu gibi bir çelişki söz konusu olacağından davacının alacaklı olup olmadığı belli değilken Yukarıda anılan gerekçelerle davacı alacaklı olduğunu yasanın aradığı şekilde ilama dayalı olarak ispat edemediği gibi bu özel şart dikkate alınarak davalının İİK 177.madde kapsamında hileli fiillerde bulunması iddiasıyla dahi doğrundan iflasını talep edilemeyeceğinden davacının davalı hakkındaki doğrudan doğruya iflas talebinin usulden reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;
1-DAVANIN USÛLDEN REDDİNE,
2-Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gereken 427,60-TL harç peşin alındığından bakiye harç tayinine YER OLMADIĞINA,
3-Davacı tarafça yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının HMK 333.maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden sonra talep halinde taraflara iadesine,
5-HMK'nin uygulanmasına dair yönetmeliğin 58/1 maddesi gereğince taraflardan birinin talebi halinde gerekçeli kararın taraflara tebliğine,
Dair; 2004 sayılı yasanın 166/2 maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 10 GÜNLÜK süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere tarafların yokluğunda dosya üzerinden verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.08/05/2024
Başkan ...
¸e-imza
Üye ...
¸e-imza
Üye ...
¸e-imza
Katip ...
¸e-imza