T.C. BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/639 Esas
KARAR NO : 2024/952
DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 10/09/2015
KARAR TARİHİ : 22/10/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 01/11/2024
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili .... Sağlık ürünleri San. Tic. Ltd. Şti 10.000.000 TL sermayesi ile Sağlık sektrörüne uzun yıllardır yön veren öncü kuruluşlardan biri ve şirket ortakları ise tanınmış ve saygın iş adamları olduğunu, Davalı ..., ortadaoğu gazetesi'nin 02/09/2015 tarihli '' ... Hastanesi'' başlıklı yazısında '' Kamu Hastaneleri Birliği Laboratuar Hizmet Alımı gibi 10.000.000 TL üzeri ihaleler PKK uzantısı Firma ....'e paslanmıştır. Bölgedeki bütün büyük ihaleler Labtek(cemaat) ve .... (....k) arasında paylaşılmıştır. Şartnameler adrese teslim, diğerleri fasondur.'' şeklindeki gerçek dışı ve dayanaksız ifadeleri ile müvekkil şirket zan altında bırakıldığı, toplum nezdinde küçük düşürülerek ticari itibarı zedelendiğini tüm bu nedenlerle borçlar kanunun 58. Maddesi uyarınca şahsiyet hakkında tecavüz edilen müvekkil şirketin uğradığı manevi zara karşılık 500.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren uygulanacak en yüksek banka mevduat faizi ile bilirkte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılar üzerine bırakılmasını talep ve dava etmiştir.
Bir kısım Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının ticari ve ekonomik bir kaybının olmadığı ve bu yolla ticari bir itibar kaybının olmadığı için ve davacı tarafın gönderdiği tekzip metninin yayınlanmış olması ve gönderdiği ve yayınlanan tekzip metninin davaya konu köşe yazısından çok daha geniş bir yer ve dikkat çeker nitelikte olduğu için ve tekzip nedeniyle de davacının ticari itibar kaybının olmasının mümkün olmadığı için davanın reddine yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE YARGILAMANIN ÖZETİ:
Davacı açmış olduğu dava ile gazetede yayınlanan köşe yazısı sebebiyle kişilik haklarının saldırıya uğradığını, ticari itibarının zedelendiğini belirterek manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
Bilindiği üzere basın özgürlüğü, haber alma ve haber verme hakkı Basın Kanunu ve Anayasa ile teminat altına alınmış olmakla birlikte söz konusu özgürlük sınırsız nitelikte değildir. Nitekim Anayasa ve Basın Kanunu belirli hallerde basın özgürlüğü, haber alma ve haber verme hakkının sınırlanabileceğini belirtmiştir.
Nitekim 1982 Anayasası'nın Basın Hürriyetini düzenleyen 28. Maddesinde basın hürriyetinin Anayasanın 26 ve 27. Maddeleri gereğince sınırlanabileceği belirtilmiş olup, Anayasanın 26. Maddesinde açık bir şekilde başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının korunması amaçlarıyla sınırlanabileceği belirtilmiştir. Basın Kanunu'nda da aynı şekilde başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının korunması sebebiyle basın, düşünce ve ifadeyi yayma hürriyetinin sınırlanabileceği belirtilmiştir.
Yine kişilik hakları da Anayasa'nın 17. Maddesi ve Medeni Kanun'un 24. Maddesi gereğince koruma altına alınmıştır. 4721 sayılı Kanun'un 24. Maddesinin 2. Fıkrası şu şekildedir: "Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.
"
Bu noktada kişiler hakkında basın yoluyla yapılan haberlerin kişilik haklarına saldırı durumunda olması halinde basın özgürlüğü, düşünce ve ifade hürriyetine dair denge ile 4721 sayılı Kanun'un kişilik haklarının korunmasına dair kişisel menfaat arasındaki dengenin değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu bağlamda kişilik hakları ile basın, düşünce ve ifade özgürlüğü karşı karşıya geldiğinde; kişilik hakları ile kamunun haber alma, basın ve ifade özgürlükleri somut olayın koşullarına göre değerlendirilmeli, kamusal yararın bulunup bulunmadığı dolayısıyla ifade özgürlüğünün kamusal yarar sebebiyle hukuka uygunluk nedeninden faydalanıp faydalanamayacağı değerlendirilmelidir. Nitekim yerleşik Yargıtay içtihatlarında da konu hakkında aşağıdaki değerlendirmelere işaret edilmiştir.
“Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez.
Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir”.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ... E., .... K. Sayılı kararında ve sonra aynı yönde verdiği yerleşik içtihatlarında kişilik hakları ve basın ve ifade hürriyetinin korunması arasındaki menfaatler dengesi yönünden kriterleri ve yapılması gereken incelemeleri şu şekilde ifade etmiştir:
“Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır.
O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır”.
Bu bağlamda temel kriterlerin; haberin gerçek olması, güncel olması, kamu yararı ve toplumsal ilgilinin varlığı ve son olarak özle biçim arasında dengenin bulunması aranması gereken kriterlerdir. Söz konusu kriterlerinin basın yoluyla yapılan haberlerde bulunmaması halinde ise yapılan haber veya yazının kişilik haklarına saldırı mahiyetinde olacağı, basın ve ifade özgürlüğünden yararlanamayacağı söylenebilecektir.
Bu ilke ve kriterler ışığında davaya konu gazetede yayınlanan köşe yazısı değerlendirildiğinde; köşe yazısında dile getirilen ifade ve iddiaların gerçek olduğuna dair herhangi bir somut delilin davalılar tarafından sunulmadığı, iddiaların gerçekliğine dair somut deliller bulunmaksızın davacı hakkında öne sürülen iddialar ve ifadeler değerlendirildiğinde söz konusu ifadelerin delilsiz olması nedeniyle görünüşte gerçeklik kriterini de karşılamadığı, bu noktada ifade edilen ve öne sürülen iddialar ile iddiaların somut delile dayanmadığı gözetildiğinde köşe yazısındaki haber veriliş şeklinde özle biçim arasındaki dengenin de bozulduğu anlaşılmaktadır.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de 28.01.2021 tarihli .... Sayılı Bireysel Başvuru kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:
"41. Şu hâlde incelenmesi gereken diğer husus ise haber yapılırken basının ödev ve sorumluluklarına uygun davranılıp davranılmadığıdır. Hiç kuşkusuz bir iddiaya veya söylentiye dayansa da kişilerin itibarını zedeleyecek şekilde isnatta bulunulması durumunda gazetecinin çok daha dikkatli olması, bu konuda asgari bir araştırma yapması gerekmektedir. Bu gereklilik, ifade ve basın özgürlükleri ile kişilerin şeref ve itibar hakkı arasındaki hassas dengenin korunması bakımından hayati derecede önemlidir.
42. Başvurucudan haberde yer alan iddiaların doğruluğunu bütün yönleriyle ortaya koyacak şekilde ispatlaması değilse bile bu iddialarını somut olgularla desteklemesi beklenmelidir (Kadir Sağdıç,§ 57; İlhan Cihaner (2), § 64). Bu durumun gazetecilerin gazetecilik etiğine uygun bir biçimde davranarak doğru ve güvenilir bilgi vermek için iyi niyetli hareket etmeye yönelik ödev ve sorumluluklarından kaynaklandığı kabul edilmelidir. Bir diğer anlatımla Anayasa’nın 28. maddesinde düzenlenen basın özgürlüğü ve bu özgürlükle bağlantılı olarak Anayasa’nın 26. maddesinde tanımlanan ifade özgürlüğünün gazetecilere tanıdığı güvence, gazetecilerin gazetecilik mesleğinin gerekleri ile ödev ve sorumluluklarına saygı içinde hareket etmeleri koşuluna bağlıdır (basının görev ve sorumluluklarına ilişkin olarak bkz. Orhan Pala, § 46; Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No: 2015/18567, 25/2/2016, § 89; R.V.Y. A.Ş., B. No: 2013/1429, 14/10/2015, § 35; Fatih Taş [GK], B. No: 2013/1461, 12/11/2014, § 67; Önder Balıkçı, § 43).
45. Bir gazeteci olan başvurucunun sorumluluğu belirlenirken gözönünde bulundurulması gereken ikinci önemli nokta ise Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarında da ifade edildiği gibi gazetecilerin ispat yükünü yerine getirirken kendisinden bir beyanın doğruluğunu kanıtlayan savcı gibi hareket etmelerinin beklenemeyecek olmasıdır. Burada sözü edilen araştırma yükümlülüğü somut gerçeklik anlamında değil yayının yapıldığı andaki olayın beliriş biçimine uygunluk olarak anlaşılmalıdır. Başvurucunun haber kaynaklarının söz konusu iddialar bakımından makul olarak güvenilir olup olmadığını, doğru ve güvenilir bilgiler sunmak için iyi niyet çerçevesinde çaba gösterip göstermediğini ortaya koyması yeterlidir (benzer değerlendirmeler için bkz. Orhan Pala, § 51; Uğurlu Gazetecilik Basın Yayın Matbaacılık Reklamcılık Ltd. Şti. (2), § 52)."
Bu bağlamda davaya konu gazetede yazılan ve basılan köşe yazısının bir bütün halinde değerlendirilmesi sonucunda; basın ve ifade hürriyetinden yararlanamayacağı ve ilgili yerleşik kriterleri karşılamadığı bu noktada davacının kişilik haklarının korunmasına dair hakkının menfaatler dengesinde üstün tutulması gerektiği, ilgili köşe yazısında geçen ifadelerin görünüşte gerçeklik kriterlerini karşılamadığı gibi herhangi bir somut delile dayanmadığı, nitekim davalılar tarafından ilgili yazının yayınlandığı tarihte dile getirilen iddialara istinaden olaya ilişkin bulunan delillere dair herhangi bir delilin de sunulmadığı anlaşılmakta olup, buna karşılık görünüşte gerçeklik kriterini sağlamayan ve herhangi bir delil ile desteklenmeyen davacı hakkındaki ifade ve isnatların davacının itibarını zedelendiği bu suretle kişilik haklarına saldırı gerçekleştiği kanaatine ulaşılmıştır.
Basın yoluyla kişilik haklarına yönelik haksız fiiller neticesinde meydana gelen zararlardan dolayı Basın Kanunu uyarınca dolayı süreli yayınlarda, eser sahibi ile yayın sahibi ve temsilcisi müteselsil olarak sorumlu tutulmuş olup, davalıların da eser sahibi, yayın sahibi ve temsilcisi oldukları anlaşılmaktadır.
Bu bağlamda davalıların davacıya karşı kişilik haklarını ihlal eden haksız eylem sebebiyle müteselsil olarak sorumlu oldukları anlaşılmakta olup, davalı yayının tirajı, davalıların sosyal ve ekonomik durumları, meydana gelen haksızlığın boyutu ve kullanılan ifadeler, dava tarihindeki paranın alım gücü, davalıların tekzip metnini yayınlamış oldukları bir arada değerlendirilerek takdiren 25.000,00-TL manevi tazminatın davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.
Davalılar tarafından ilgili köşe yazısı sonrasında davacının talebi üzerine tekzip metni yayınlandığı bu sebeple davanın reddine karar verilmesi talep edilmiş ise de tekzip metninin yayınlanmasının manevi tazminat talebine engel olmadığı, tekzip metninin yayınlanmasının kişilik haklarına saldırı halinde kişilik haklarına saldırılan kişi tarafından talep edilebilecek ayrı bir hak olduğu anlaşılmakla davalıların bu yöndeki savunmalarına itibar edilmemiştir.
Davacı tarafından dava tarihinden itibaren faiz talep edilmiş olup, taleple bağlılık ilkesi gereğince söz konusu manevi tazminat alacağına dava tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
H Ü K Ü M: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;
1-DAVANIN KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE,
-Buna göre 25.000,00-TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin REDDİNE,
2-Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gereken 1.707,75-TL harçtan peşin alınan 8.538,75-TL harcın mahsubu ile artan 6.831,00-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
3-Davacı tarafça yatırılan 1.707,75-TL peşin harç ve 27,70-TL başvurma harcı olmak üzere toplam 1.735,45-TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4-Davacı tarafça yapılan 1.715,00-TL yargılama giderinin davanın kabul ve ret oranına göre hesaplanan 90,75-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalan kısmının kendi üzerinde bırakılmasına,
5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin ve takdir olunan 25.000,00-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
6-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin ve takdir olunan 25.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
7-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının HMK 333.maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden sonra talep halinde taraflara iadesine,
8-HMK'nin uygulanmasına dair yönetmeliğin 58/1 maddesi gereğince taraflardan birinin talebi halinde gerekçeli kararın taraflara tebliğine,
Dair; 6100 sayılı HMK.'nun 341. ve devamı maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere taraf vekillerinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.22/10/2024
Katip ...
¸e-imza
Hakim ...
¸e-imza