T.C. BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2025/39 Esas
KARAR NO: 2025/53
DAVA: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 03/11/2022
KARAR TARİHİ: 15/01/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 16/01/2025
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı müvekkilinin, İstanbul'da faaliyet gösteren davalı .... Turizm Dış Ticaret Anonim Şirketi'nin Özel Lisesi'ne oğulları .... 'yi 10.12.2011 tarihinde kayıt ettiğini, kurs ücreti olarak kararlaştıran tutar karşılığında 25.04.2012 tarihli 13.000,00-TL bedelli bir adet bono müvekkili tarafından düzenlenerek davalıya verildiğini, işbu bedelin, bonoda yazılı vade tarihinden önce müvekkili tarafından davalıya ödendiğini, buna rağmen davalı tarafından kötü niyetli olarak Bakırköy .... İcra Dairesinin .... Esas sayılı dosyası ile icra takibine geçildiğini ve takibin kesinleştirildiğini, takipsizlik nedeniyle kapatılan icra dosyası alacaklı vekilinin talebi üzerine yenilendiğini ve .... Esasını aldığını, takibun bu esas üzerinden devam ettiğini, haksız ve kötü niyetli olarak açılan takibe konu borcumuzun olmadığının tespiti için işbu huzurdaki davayı ikame etme zorunluluğu doğduğunu, davacı müvekkili takibe dayanak bono bedelinin bono vadesi gelmeden önce ödediğini, bononun kendisine teslim edileceği söylenmiş ise de bir türlü tesliminin gerçekleştirilmediğini, bononun ödemesi ise davacı müvekkilinin o dönem yanında çalışan ve muhasebecisi olan .... Tarafından 29.02.2012 tarihinde banka ATM'sinden 14.000,00-TL yatırılmak suretiyle yapıldığını, dekontun açıklama kısmına ise ".... ile .... Eğitim Bedeller" olarak yazıldığını, bu nedenle müvekkilinin borcunu ödediği anda senedi teslim alamadığını, bilindiği üzere eğitim kurumlarının ödeme alma ve senet teslimi işlemleri arasında tarih farklılıkları olabilmekte olduğunu, davacı müvekkilinin olmayan bir borcu için başlatılan haksız ve kötü niyetli icra takibi sonucunda taşınır ve taşınmazlarına haciz şerhleri işlendiğini, yenileme emriyle de hatalı olarak asıl alacak iki kere hesaplandığını ve borç miktarının iki katına çıkarıldığını, haksız ve hukuksuz bu artış nedeniyle müvekkilinin olmayan borcunun daha da arttığını, davacı müvekkiline karşı açılan icra takibinin öncelikle teminatsız olarak durdurulmasını, sayın mahkeme aksi kanaatte ise de uygun görülecek teminat karşılığında takibin durdurulmasını, öncelikle teminatsız olarak, mahkeme aksi kanaatte ise uygun görülecek bir miktarla icra takibinin durdurulması için ihyati tedbir taleplerinin kabulüne, müvekkilinin borçlu olmadığının tespiti ile Bakırköy .... İcra Dairesi ....Esas Sayılı icra takibinin iptaline ve kötüniyetli ve ağır kusurlu olunması sebebiyle de davalı tarafın takip konusu alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafça herhangi bir arabuluculuk başvurusu yapılmadığından, davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddinin gerektiğini, dava konusu borcun kaynağının bir bono olduğunu, davacı tarafından eğitim bedelinin ödendiğine dair dilekçe ekinde sunulan dekontun, bonoda yazılı borca istinaden yapılan bir ödeme olduğunu ileri sürme şansı olmadığını, davacı her ne kadar dilekçesinde bedelin, davacının oğlu olan .... 'nin kurs bedeli olduğunu belirtse de sunulan dekontta .... 'nın eğitim bedelleri ibaresi bulunduğunu, davacının kurs bedelinin 13.000,00 TL olduğunu ileri sürmesine karşılık, banka kanalıyla 14.000,00 TL ödediğini iddia ettiğini, davacının beyanlarının çelişkili olduğunu, davacı/borçlu tarafından borcun ödenmediğinin açık olduğunu, davacının her ne kadar bu bonodaki borcuna istinaden ödeme yaptığını ileri sürmüş ise de buna dair herhangi bir makbuz sunamadığını, bonoyu teslim alamadığını, aksinini ispatının davacının üzerinde olduğunu, davacının her ne kadar eğitim kurumlarının bu senetleri, ödemeden makul bir süre sonra iade ettiğini beyan etmişse de bu iddianın da hiçbir dayanağının olmadığını, davacıya karşı takibin 2013 yılında başlatıldığını ve kesinleştiğini, bu takibe karşı davacının herhangi bir itirazının veya şikayetinin de olmadığını, eğer davacı gerçekten ödeme yapmış olsa idi, başlatılmış takibi zaten en başında rahatlıkla durdurabileceğini, davacı tarafından dava dilekçesinde, işlerinin çok yoğun olduğu ve daha fazla uğraşmak istememesi sebebi ile icra dosyasını kapatmak üzere, alacaklı vekiline 2013 yılında 3.000,00 TL ödeme yapıldığının belirtildiğini, bu durumun hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacı dava dilekçesinde, iddia ettikleri ödemenin yapıldığı tarihte davacının muhasebecisi olan .... 'un tanık olarak dinletileceğini belirttiğini, taraflarınca bunun kabulünün mümkün olmadığını, ödendiği iddia olunan miktarın 14.000,00 TL olduğunu, bu miktarın tanıkla ispat sınırının oldukça yukarısında olduğunu, tanıkla ispat edilebilmesinin olanaksız olduğunu, davacının tanık dinletmesine muvafakatlerinin olmadığını, neticede dava şartı yokluğundan davanın reddine, aksi halde davacının borçlu olduğunun tespitine ve açmış olduğu davanın esastan reddine, takibe konu alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
Bilirkişi .... tarafından düzenlenen 23/03/2023 tarihli raporda; " Nihai Takdir ve Hukuki Değerlendirmesi Sayın Mahkemenize aittir. Sonuç Yukarıda yapılan açıklamalar muvacehesinde, dosya kapsamı ve delilleri ışığında Nihai Takdirin ve Hukuki Değerlendirmenin Sayın Mahkemenizin görev alanına ait olduğuna işaret edilmek suretiyle, 1. Davacı tarafın incelemeye esas olmak üzere herhangi bir ticari defter ve kayıt ibraz etmediği, 2. Davalı şirketin incelemeye esas olmak üzere herhangi bir ticari defter ve kayıt ibraz etmediği, 3. Davacı tarafından dosyaya 3 adet dekont fotokopisinin ibraz edildiği, ... Bankası ... Şubesi 29.02.2012 tarihli 14.000,00 ₺ tutarlı, .... Bankası .... Şubesi 06.11.2013 tarihli 550,00 ₺ tutarlı, .... Bankası .... Şubesi 06.11.2013 tarihli 14.380,00 ₺ tutarlı dekont asıllarının ilgili bankadan celp edilmesi takdirinin Sayın Mahkemenize ait olduğu, 4. 06.11.2013 tarihli 2 adet dekontun Sayın Mahkemenizce dikkate alınması halinde, davacı tarafın davalı / borçlu şirkete olan bono borcuna mahsuben icra takibinde belirtilen toplam 11.058,00 ₺ (9.563,00 ₺ + 1.466,29 ₺ + 28,69 ₺) tutara istinaden 06.11.2013 tarihinde 14.380,00 ₺ + 550,00 ₺ = 14.930,00 ₺ tutarın banka aracılığı ile açıklama kısmında icra dosyası numarası belirtilerek ödendiği görülmekle davalı şirkete borçlu olduğu yönünde bir tespiti bulunmadığı " sonuç ve kanaatine varıldığı belirtilmiştir.
Mahkememizce 26/01/2024 tarih ve .... Esas .... sayılı kararı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesi'nin 06/12/2024 tarih ve .... Esas .... Karar sayılı ilamı ile "Taraflar arasında eğitim sözleşmesine ilişkin akdi ilişki kurulduğu hususunda uyuşmazlık yoktur. Uyuşmazlık, davalı eğitim kurumunun eğitim hizmetini verip vermediği, eğitim hizmeti nedeniyle verilen senetlere dayalı yapılan icra takibinden dolayı borcunun bulunup bulunmadığı ve miktarı hususundadır.
İlk derece mahkemesince, tarafların sunmuş oldukları deliller dosya arasına alınarak tarafların iddia ve savunmaları kapsamında bilirkişi incelemesi yaptırıldığı görülmüştür.
İlk derece mahkemesince " ....davacı tarafın dava konusu yapılan alacağı ödediğinin anlaşıldığı ve yine davalının aksini gösterir başka yazılı kesin kayıtta sunmadığı, bu sebeple davacının davalıya borçlu olmadığı kabul edilmiş ve açılan davanın kabulüne..." karar verildiği görülmüştür.
Görev hususu kamu düzenine ilişkin olup taraflarca ileri sürülmese dahi mahkemece resen ele alınır.
6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 3. Maddesine göre tüketici; ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiye, tüketici işlemi; mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekalet, bankacılık vb. sözleşmeler de dahil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder. 6502 Sayılı Yasanın 73. maddesi, bu kanunun uygulanması ile ilgili her türlü ihtilafa tüketici mahkemelerinde bakılacağını öngörmüştür. Bir hukuki işlemin sadece 6502 Sayılı Yasada düzenlenmiş olması tek başına o işlemden kaynaklanan uyuşmazlığın tüketici mahkemesinde görülmesini gerektirmez. Bir hukuki işlemin 6502 Sayılı Yasa kapsamında kaldığının kabul edilmesi için taraflardan birinin tüketici olması gerekir. 6502 sayılı yasa kapsamında yapılan incelemede taraflar arasındaki temel ilişki eğitim sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacının ticari ve mesleki amaçla hareket etmediği dolayısıyla tüketici kanunun 3.maddesinde tanımı yapılan tüketici sıfatının bulunduğu ayrıca taraflar arasındaki işlemin de tüketici işlemi olduğu nazara alındığında mahkemenin Tüketici Mahkemesine görevsizlik kararı vermesi gerekirken işin esasına girerek vermiş olduğu karar yerinde görülmemiştir. Bu nedenle davalı ... Bakanlığının istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılmasına ve yeniden yargılama yapmak üzere dosyanın mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir. Açıklanan tüm bu nedenlerle aşağıdaki şekilde hüküm tesisi usul ve yasalara uygun görülmüştür. " gerekçesi ile kaldırılmış ve dosyanın yukarıda yazılı numarasına kaydedilerek yargılamaya devam edilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE YARGILAMANIN ÖZETİ:
Dava, menfi tespit istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 1. maddesinde; "Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir." hükmü yer almaktadır. HMK 114/1.c maddesi uyarınca "Mahkemenin görevli olması" dava şartlarından olup, HMK 138 maddesi dikkate alınarak dava şartlarının öncelikle karara bağlanması gerekmektedir. HMK 115. maddesinde ise "Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir..." düzenlemesi yer almaktadır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için ya uyuşmazlık konusu işin taraflarının her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya Asliye Ticaret Mahkemesinin bakacağı yönünde düzenleme bulunması gerekir.
Diğer taraftan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
6335 sayılı Kanunun 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca ticari davalar Asliye Ticaret Mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı düzenleme gereğince, Asliye Ticaret Mahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil, görev ilişkisidir. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında Yargıtay’ca re'sen incelenir. Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5/4. maddesinde düzenlenmiş olup, buna göre, yargı çevresinde ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde Asliye Hukuk Mahkemeleri'ne açılan ticari davalarda görev kuralına dayanılmamış olması, Asliye Ticaret Mahkemesi'ne görevsizlik kararı verilmesini gerektirmeyecektir.
Bu durumda, davanın Asliye Ticaret Mahkemesi'nce görülüp karara bağlanabilmesi için uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması ve bu bağlamda tarafların her ikisinin birden tacir olması zorunludur.
6502 sayılı TKHK 3/1-k Maddesinde Tüketici " Ticari veya mesleki olmayan amaçlı hareket eden gerçek veya tüzel kişi" olarak 3/1-l bendinde ise Tüketici işlemi ".. ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlem" olarak tanımlanmıştır.
Aynı Kanun'un 73/1 madde ve fıkrasında da; tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalara bakma görevinin tüketici mahkemelerine ait olduğu, 83. maddesinde ise, taraflardan birinin tüketici olduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenleme olmasının, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu kanunun görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasını engellemeyeceği belirtilmiştir.
Somut olayda; Mahkememizce verilen karar İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesi'nin 06/12/2024 tarih ve ... Esas - ...... Karar sayılı ilamı ile davaya konu uyuşmazlık yönünden Tüketici Mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle kesin nitelikte karar ile kaldırılmıştır.
Davaya konu somut olayda menfi tespit talep edilen kambiyo senetlerinin taraflar arasındaki eğitim sözleşmesinden kaynaklandığı, davacının tüketici olduğu anlaşılmakla İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ..... Hukuk Dairesi'nin 06/12/2024 tarih ve ... Esas - .... Karar sayılı ilamı gereğince davanın görevsizlik nedeniyle usulden reddi ile tüketici mahkemelerinin görevli olduğunun tespitine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
H Ü K Ü M: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;
1-Davanın HMK 114/1-c maddesi gereğince mahkememizin görevsizliği nedeniyle USÛLDEN REDDİNE,
2-Görevli mahkemenin BAKIRKÖY TÜKETİCİ MAHKEMESİ olduğuna,
3-HMK'nun 20. maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip yasal iki haftalık sürede talepte bulunulduğunda dosyanın görevli Bakırköy Tüketici Mahkemesi'ne tevzi edilmek üzere Bakırköy Hukuk Mahkemeleri Tevzi Müdürlüğü’ne GÖNDERİLMESİNE,
4-İki haftalık süre içerisinde dosyanın gönderilmesi talebinde bulunulmadığı takdirde davanın açılmamış sayılacağının ihtarına,
5-Mahkememizce verilen görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra dava yetkili ve görevli mahkemede devam edilmemesi ve talep halinde yargılama giderlerinin değerlendirilerek HMK' nun 331/2. maddesi gereğince bir karar verileceğinin İHTARATINA,
6-Harç ve masrafların görevli mahkemede nazara ALINMASINA,
Dair; 6100 sayılı HMK.'nun 341. ve devamı maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda karar verildi. 15/01/2025
Katip ...
¸e-imza
Hakim ...
¸e-imza