T.C. BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2025/692 Esas
KARAR NO: 2025/872
DAVA: Alacak (Taşınmaz Alım-Satımı Kaynaklı)
DAVA TARİHİ: 03/11/2023
KARAR TARİHİ: 25/07/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 25/07/2025
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Taşınmaz Alım-Satımı Kaynaklı) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 21.08.2020 tarihinde davacı ile davalı ... İnşaat Ve Yatırım A.Ş. ve dava dışı ... arasında ... Projesi'nde yer alan 1 adet dükkan vasıflı gayrimenkul için Beyoğlu .... Noterliği’nin .... yevmiye numarası ile düzenleme şeklinde Ön Ödemeli Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin ''Taşınmazın Satış Bilgisi Ve Ödeme Planı'' başlıklı sayfasında İstanbul ili, .... ilçesi, ... Mah., ... ada, 2 parsel, B1 Blok No:75 2.Bodrum Kat ve dükkan şeklinde belirtilen gayrimenkulün sözleşmenin diğer maddelerinde belirtilen şartlar dahilinde alıcı olan davacıya satışı ve teslimi yapılacağı belirtildiğini, dükkanın bedelini ödeme şekline ilişkin husus, sözleşmenin ödeme listesinde düzenlenmiş olup davacının sözleşmenin gereği olan yükümlülüğünü yerine getirdiğini, ilgili dükkanın teslim tarihi "Taşınmazın Satış Bilgisi Ve Ödeme Planı" sayfasında ''Nisan 2021'' olarak açıkça belirtildiğini, dosyaya sunulan ve Site Yönetimine demirbaş ve yakıt avans ödemesini gösterir makbuzdan görüleceği üzere gayrimenkul davacıya fiilen 10.02.2022 tarihinde teslim edildiğini, sözleşme gereği davacının davalılardan toplamda yaklaşık 9 ay 10 günlük kira alacağı hakkı doğduğunu, davalı sözleşmeye konu projesiye ilişkin gerek yazılı gerekse görsel tüm basın ve yayın organlarındaki reklamlarında projenin içerisinde metro durağı olacağını bildirdiğini, bu sebeple davacı projenin metro çıkışına denk gelen 2. bodrum katından ilgili dükkanı satın aldığını, davalı satış stratejisini metro üzerine kurduğunu ve bu avantajdan kaynaklı olarak projedeki taşınmazlarının satış değerini emsallerinin çok üzerinde belirlediğini, davacının bu reklam stratejisi çerçevesinde içerisinde metro durağı olacak bir proje hayaliyle davaya konu taşınmaz için satış vaadi sözleşmesi imzalamış ve teslimini beklediğini, davacının taşınmazın teslim edildiği tarih olan 10.02.2022 tarihi itibari ile projede metronun olmadığını gördüğünü, şantiye aşamasında projenin hemen içerisinde var olan Metro durağını gösterir tabelalarının teslimlerin başlaması ile birlikte kaldırıldığını fark ettiğini, metronun olmamasından dolayı 2. bodrum kat dükkanı, metro kaynaklı müşteri potansiyeli yüksek olan kalabalıktan mahrum kaldığını, davacının yaşadığı ekonomik kaybın ve ilgili taşınmazın değerinde düşüş olduğunun bir göstergesi olduğunu, Borçlar Kanununda belirtildiği üzere satıcının taahhüt ettiği vasıfların bulunmaması ayıp olarak nitelendirildiğini, davalının taahhüt ettiği teslim tarihinde ve sonrasında metronun olmaması hizmetin/malın değerini düşüren bir husus olduğunu, ekonomik ayıp sebebiyle davacının hizmetteki ayıp oranında bedelden indirim talep etme hakkına sahip olduğunu ileri sürerek davanın kabulü ile fazlaya dair haklar saklı kalmak üzere şimdilik 10.000,00 TL kira bedelleri toplamı ile 100,00 TL ayıp oranında indirim olmak üzere toplamda 10.100,00 TL belirsiz alacağın, dava tarihinden itibaren en yüksek mevduat faizi ile birlikte davacıdan tahsiline; yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının tacir sıfatına haiz olup olmadığının araştırılması gerektiğini, davacının zamanaşımına uğramış olan alacakları yönünden işbu davanın zamanaşımı nedeniyle reddini talep ettiğini, davacının belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararı olmadığını, kovid' den gelen mücbir sebep sebebiyle iş akışının planlanan sürede tamamlanamadığını, salgın hastalık kapsamında alınan önlemler nedeniyle kısaca davalı şirketten kaynaklanmayan sebeplerle iş akışı planlanan şekilde devam edilemediğini, bunun mücbir sebep kabul edilmesi gerektiğini, sözleşmenin 11.maddesinde bunun açıkça kabul edildiğini, ...'nin bu sebepten verdiği süre uzatmalarının bulunduğu ve olur yazılarının mevcut olduğunu, idare aleyhine açılan davalar ve metro çalışmalarına uyum için belediyeden gelecek cevap sürelerinin de süreye eklenmesi gerektiğini, metro inşaatı yönünden idarenin muhatap olduğu davaların kendileri ile ilintili olmadığını, metro inşaatındaki idari sürecin kendilerinin dışında geliştiğini ve sorumlu olmadıklarını, metro inşaatının da devam ettiğini, ayıp ihbarının süresinde yapılmadığını ileri sürerek davanın usulden reddine mahkemenin aksi kanaatte olması halinde davanın esastan reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı uhdesinde bırakılmasına
karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE YARGILAMANIN ÖZETİ:
Dava; taraflar arasındaki taşınmaz alım satımından kaynaklı olarak geç teslim nedeniyle kira kaybından kaynaklı tazminat ve ayıp sebebiyle bedelden indirim talepli olarak alacak istemine ilişkindir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4.maddesinde hangi işlerin ticari dava olarak nitelendirilecekleri belirlendikten sonra anılan kanunun 5.maddesinde ticaret mahkemelerinin kuruluşu ve hangi mahkemelerin ticaret mahkemesi sıfatıyla bakacağı belirlendikten sonra asliye ticaret mahkemesi ile asliye ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir.
Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grupta toplamak mümkündür.
Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.
Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayıl TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür.
Bu açıklamalar karşılığında davaya konu somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasındaki alacak talebinin taşınmaz alım satım sözleşmesinde temerrütten ve ayıptan kaynaklı tazminat talebi olduğu gözetildiğinde mutlak ticari dava olarak kabulü mümkün değildir.
Taraflar arasındaki alacağa konu ilişkinin münhasıran 6102 sayılı TTK'da düzenlenen ticari işlerden olmadığı anlaşılmıştır.
Bu bağlamda taraflar arasındaki ilgili davanın Ticaret Mahkemeleri'nin görev alanına girebilmesi için tarafların her ikisinin de tacir ve işin tarafların ticari işletmesi ile ilgili olması gerektiği anlaşılmaktadır.
Bakırköy .... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... E., ... K. Sayılı kararı ile; "Küçükçekmece Vergi Dairesi Müdürlüğüne yazılan müzekkere cevabında; "Gelir İdaresi Başkanlığı Yönetim Bilgi Sisteminde yapılan sorgulama sonucunda 30/11/2023 tarihinden itibaren mükellefiyetine
son verdiği, son iki takvim yılı beyanlarının yapılan tetkikinde 01/01/2022-31/12/2022 takvim yılında ikinci sınıf tacir olduğu işletme esasına göre defter tuttuğu, 01/01/2023-31/12/2023 takvim yılında birinci sınıf tacir olduğu bilanço esasına göre defter tuttuğu belirtilmiştir. Yapılan değerlendirme sonucunda davacının dava tarihi itibariyle 1. Sınıf tacir olduğu ve bilanço esasına göre defter tuttuğu görülmüştür. Dosya tümüyle ele alındığında tarafların tacir olduğu, taraflar arasındaki uyuşmazlığın ticari dava olduğu ve tarafların ticari işletmesinden kaynaklandığı anlaşıldığından, uyuşmazlığın asliye ticaret mahkemesinde görülerek sonuçlandırılması gerekmektedir." şeklinde gerekçe ile görevsizlik kararı verildiği anlaşılmaktadır.
Her ne kadar Bakırköy .... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevsizlik kararı ile dava tarihi itibariyle eldeki davanın ticaret mahkemelerinin görev alanına girdiği belirtilerek görevsizlik kararı verilmiş ise de bu noktada görevli mahkeme belirlenirken tarafların dava tarihi itibariyle tacir statüsünde bulunması yeterli değildir. Zira taraflar arasındaki taşınmaz alım satımına dair sözleşmenin yapıldığı ve taşınmazın davalı tarafından davacıya teslim edildiği tarihin 10.02.2022 tarihi olduğu, davacının işbu davadaki taleplerinin taşınmazın geç tesliminden ve ayıplı olarak tesliminden kaynaklı tazminat talebi olduğu, davacının tazminat taleplerine konu ettiği alacaklarının muaccel olduğu tarihin davalı tarafından davacıya taşınmazın teslim tarihi olduğu, zira geç teslim hususunundan kaynaklı tazminatın kabulü halinde en fazla teslim tarihi olan 10.02.2022 tarihine kadar tazminat talep edilebileceği hususu açıktır. Nitekim davacının dava dilekçesindeki açık talebi de sözleşmede belirtilen teslim tarihinden 10.02.2022 tarihine kadar tazminat talebi hakkındadır. Ayıp yönünden ise yine davacının dava dilekçesi incelendiğinde; davalı tarafından satılan taşınmazın metro güzergahında olacağının beyan edildiği ancak taşınmazın teslim tarihinde taşınmazda metro ağının olmadığı iddiasından kaynaklı olarak ayıp iddiasında bulunulduğu bu iddianın da teslim tarihi itibariyle değerlendirilmesi gerektiği, sonradan ortaya çıkan bir ayıp olmadığı anlaşılmaktadır.
Her ne kadar Bakırköy .... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevsizlik kararında Küçükçekmece Vergi Dairesi'nin müzekkere cevabına göre davacının dava tarihi itibariyle tacir olduğu belirtilerek görevsizlik kararı verilmiş ise de davacının dava dilekçesindeki açık alacak taleplerinin davacının tacir olmadığı döneme isabet ettiği, davacının davalıdan iddia ettiği geç teslim nedeniyle kira kaybı ve teslim edilen taşınmazda ayıp iddiası nedeniyle bedel indirim talebine dair alacağının muaccel olduğu tarihin taşınmazın davacıya teslim tarihi olan 10.02.2022 tarihi olduğu, Küçükçekmece Vergi Dairesi'nin müzekkere cevabına göre davacının bu tarihte tacir olmadığı, işletme esasına göre defter tutan esnaf niteliğinde olduğu, İTO ticaret sicilinde de kaydının olmadığı anlaşılmaktadır.
Bu bağlamda davacının dava dilekçesindeki alacak talepleri yönünden esas alınması gerekenin dava tarihi olmadığı, görevli mahkeme belirlenirken davacının işbu davada talepte bulunduğu alacağının muaccel olduğu 10.02.2022 taşınmazın teslim tarihindeki davacının statüsünün gözetilmesi gerektiği, davacının alacağın muacceliyeti sonrasında sonradan tacir statüsüne geçmesinin alacak talebine konu olayların geçtiği ve sözleşme kapsamındaki iddia edilen alacağın muaccel olduğu tarihteki davacının statüsünü ve bu suretle davada görevli Mahkemeyi değiştirmeyeceği anlaşılmaktadır.
Zira alacak iddiasına konu iş ve işlemlerin yapıldığı, alacağın muaccel olduğu tarihin değil dava tarihinin görevli mahkemenin tespitinde esas alınması hüküm sonucuna doğrudan etki edecektir. Örneğin alacak iddiasına konu iş ve işlemlerin yapıldığı tarihte tacir olmayan bir kişi yönünden ticaret mahkemelerinin görevli kabul edilmesi halinde ilgili kişi tacir olmanın külfetlerine de katlanmak zorunda kalacaktır. Bilindiği üzere 6102 sayılı Kanun'un 18. maddesi gereğince tacirler hakkındaki hukuki iş ve işlemlerde tacirlerin basiretli tacir olarak hareket etme yükümlülüğü, tacirler arasındaki temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar için gereken özel şekil, ayıp yönünden muayene ve ihbar süreleri ve faiz yönünden hüküm sonucunu ve davayı doğrudan etkileyebilecek külfetler de ilgili kişilere yüklenebilecektir. Nitekim tacirler yönünden ticari defterlerin davalarda delil vasfı farklı özellikler göstermekte olup, yine tacirler alacakları yönünden akdi faiz belirlenmediyse avans faizi talep edebilecek olup, tacir olmayanların böyle bir talepte bulunması mümkün değildir. Bu bakımdan da alacağın muaccel olduğu tarihteki kişinin statüsünün esas alınmasının hüküm sonucunu doğrudan etkileyeceği izahtan varestedir. Zira tacir olan kişi yönünden hüküm neticesinde alacğaın avans faizi ile tahsiline karar verilecek iken tacir olmayan kişi yönünden yasal faize hükmedilecektir. Bu bağlamda alacağın muaccel olduğu tarihte tacir statüsünde olmayan bir kişi yönünden avans faizine hükmedilemeyecekken, alacağın muaccel olduğu tarihte tacir statüsünde olan bir kişinin sonradan dava tarihinde ticari işletmesini kapatarak tacir statüsünü kaybetmesi halinde de geriye dönük bakılarak alacağın muaccel olduğu tarihte bu kişinin tacir olduğunun tespit edilmesi durumunda avans faizine hükmedilecektir.
Bir başka yönden bakıldığında da örneğin alacağın muaccel olduğu tarihte tüketici işlemi kapsamındaki bir hukuki işlemden doğan alacak yönünden sonradan bu kişinin ticari işletme açması ve dava tarihinde tacir olması halinde dava tarihine göre değerlendirme yapılarak bu kişinin yaptığı iş ve işlemin tüketici işlemi olmadığı ve dolayısıyla görevli Mahkemenin tüketici mahkemeleri olmadığı söylenemeyecektir.
Bu açıklamalar neticesinde davaya konu somut olayımıza dönüldüğünde; davacının davaya konu alacağın muaccel olduğu teslim tarihinde tacir statüsünde olmadığı, esnaf statüsünde olduğu Küçükçekmece Vergi Dairesi'nin müzekkere cevabı ile sabittir. Her ne kadar Bakırköy .... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevsizlik kararında dava tarihine göre davacının statüsü değerlendirilerek davacının dava tarihinde tacir olduğu gerekçesiyle ticaret mahkemelerinin görevli olduğu değerlendirmesi yapılarak görevsizlik kararı verilmiş ise de yukarıda detaylıca açıklandığı üzere dava tarihi ve sonrası yönünden alacak talebinde bulunulmayan geriye dönük taşınmazın teslim tarihine yönelik alacak talebinde bulunulan eldeki davada taşınmazın davacıya teslim tarihinin alacağın muaccel olduğu tarih olarak esas alınması gerektiği ve davacının taşınmazın teslim tarihindeki statüsünün görevli mahkemenin tespitinde esas alınması gerektiği anlaşılmaktadır. Zira davacının tacir olduğunun kabulü halinde davacı 6102 sayılı Kanun'un 18. Maddesi ve 6102 sayılı Kanun'un 23. Maddesi gereğince tacirler gibi ayıp muayene ve ihbarı ile yükümlü olacak ve tacir olmanın külfetlerine katlanacak iken, yine 6102 sayılı Kanun gereğince avans faizi talep edebilecek iken, alacağın muaccel olduğu tarihte tacir olmayan davacı tacir olmanın külfetlerine katlanmayacak, genel hükümlere göre ayıp muayene ve ihbar yükümlülüğüne sahip olacak ve genel hükümlere göre faiz talebinde bulunabilecektir. Bu bağlamda ileriye yönelik talep olmayan eldeki gibi davalarda görevli mahkemenin tespitinde dava tarihinin değil alacağın muaccel olduğu tarihteki davacının statüsünün esas alınması gerekmekte olup, bu durumun tarafların ispat yükümlülükleri ile hüküm sonucunu doğrudan etkileyeceği anlaşılmaktadır.
Sonuç olarak Her ne kadar Bakırköy .... Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından dava tarihi esas alınarak görevsizlik kararı verilmiş ise de davacının işbu davada talepte bulunduğu alacağın muaccel olduğu tarihte tacir statüsünde olmadığı ve esnaf olduğu, görevli mahkemenin tespitinde davacının alacağının muaccel olduğu tarihteki statüsünün esas alınması gerektiği, davacının alacağın muacceliyet tarihinden sonra dava tarihinde tacir statüsüne geçmesinin davaya konu alacağı ticari bir alacak ve ticari bir dava haline getirmeyeceği, alacağın muaccel olduğu tarihte tacir olmayan davacının tacir olmanın külfetlerine katlanmasının beklenemeyeceği anlaşılmakla eldeki davada alacağın muaccel olduğu tarihte davacının tacir statüsünde olmaması sebebiyle ticaret mahkemelerinin değil asliye hukuk mahkemelerinin görevli olduğu sonucununa ulaşılmıştır.
Ticari olmayan alacak isteminden kaynaklanan davalarda 6100 sayılı Kanun gereğince görevli Mahkeme asliye hukuk mahkemesi olup asliye hukuk mahkemesi ile ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki TTK' nun 5/3.maddesi uyarınca görev ilişkisidir. Göreve ilişkin usul kuralları HMK'nun 114/1-c maddesi uyarınca dava şartıdır. Dava şartları kamu düzeninden olup kamu düzenine ilişkin hususlarda re'sen dikkate alınacak hususlardan olup dava şartı yokluğu halinde HMK'nun115/2.maddesi gereğince dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur.
H Ü K Ü M: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;
1-Davacının açtığı davada, mahkememizin görevli olmadığı anlaşılmakla; açılan davanın, HMK'nun 115/2.maddesi uyarınca aynı kanunun 114/1-(c) maddesinde belirtilen dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden REDDİNE, mahkememizin KARŞI GÖREVSİZLİĞİNE,
2-Görevli mahkemenin BAKIRKÖY ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ OLDUĞUNA,
3-Mahkememiz kararının istinaf edilmeksizin kesinleşmesi halinde daha önce de BAKIRKÖY 15. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'NİN görevsizlik kararı verildiğinden olumsuz görev uyuşmazlığının halli merci tayini için dosyanın HMK 22/2 maddesi uyarınca İSTANBUL BAM 37.HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
4-HMK'nun 20 maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip yasal iki haftalık sürede talepte bulunulduğunda dosyanın görevli BAKIRKÖY 15. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'nin tevzi edilmek üzere Bakırköy Hukuk Mahkemeleri Tevzi Müdürlüğü’ne GÖNDERİLMESİNE,
5-Mahkememizce verilen görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra dava yetkili ve görevli mahkemede devam edilmemesi ve talep halinde yargılama giderlerinin değerlendirilerek HMK' nun 331/2. maddesi gereğince bir karar verileceğinin İHTARATINA,
6-Harç ve masrafların görevli mahkemede nazara ALINMASINA,
Dair; tarafların yokluğunda kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere dosya üzerinden verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı. 25/07/2025
Katip ...
¸e-imza
Hakim ...
¸e-imza