T.C. BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2025/714 Esas
KARAR NO: 2025/888
DAVA: İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle)
DAVA TARİHİ: 31/07/2025
KARAR TARİHİ: 05/08/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 05/08/2025
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı firma tarafından dava dışı sigortalı ... adına kayıtlı ... plakalı araç için, 03/09/2023 ile 03/09/2024 tarihleri arasında geçerli olmak üzere .... no.lu .... Kasko Sigorta Poliçesi tanzim edildiğini, İstanbul İli, ... İlçesi, 28.01.2024 tarih, saat 16:00 sıralarında; Davalı Şirketin maliki/işleteni olduğu ve kaza anında diğer Davalı ...'nin sevk ve idaresi altında bulunan ... plakalı araç ile sebebiyet verdiği kaza trafik polisleri tarafından tanzim edilen kaza tespit tutanağında ''Bu kazanın oluşumunda ... plakalı araç sürücüsü ... 2918 sayılı KTK'nın 56/1-C (önlerinde giden araçları yönetmelikte belirtilen güvenli ve yeterli mesafeden izlememek) maddesini ihlal ettiği, sürücülerin beyanları ve kaza yeri incelemesinden anlaşılmış olup bu kanaate varılmıştır." varıldığını, kazaya, davalı şirketin maliki olduğu ... plakalı aracın davalı sürücüsü ... %100 kendi kusuruyla sebebiyet verdiğini, ... Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi de uzun süreli kiralama sebebiyle araç işleteni konumunda bulunduğundan Karayolları Trafik Kanunu'nun 85. ve diğer ilgili maddeleri uyarınca aracın işleteni sıfatıyla sorumlu, olup vuku bulan kazaya bağlı işbu hasarı ilgili araç sürücüsünün tam kusuru nispetinde tazminle yükümlü olduğunu, kaza sonrasında kasko sigortalı ... plakalı aracın maliki, aracının uğramış olduğu hasar bedelinin tazmini için müvekkil şirkete başvuruda bulunmuş ve araçtaki hasar bedeline ilişkin 22.02.2024 tarihli ekspertiz raporu tanzim edildiğini, işbu ekspertiz raporuna göre sigortalı araç dava konusu kaza nedeniyle ağır hasar (pert total) almış olup, sovtaj işlemlerine tabi tutulduğunu, aracın hasar vaziyette satılmasının ardından sovtaj bedeli tenzil edilmiş olup, sigortalıya ödenmesi gereken hasar bedelinin 210.000,00 TL olduğu tespit edildiğini, yapılan bu hesaplamaya istinaden 26/02/2024 tarihinde dava dışı sigortalıya davacı şirket tarafından 210.000,00 TL ödeme yapıldığını, takip öncesinde kusurlu aracın trafik sigortasından 131.480,93 TL tahsilat sağlanmış olup, işbu ödemenin tenzili neticesinde davacı şirketin henüz tazmin edilmemiş bakiye 78.519,07 TL rücu alacağı olduğunu, Maddi hasarlı trafik kazası sonucunda, davacı tarafından 26/02/2024 tarihinde sigortalısına 210.000,00 TL tutarında ödeme yapıldığını, kusurlu aracın trafik sigortasından sağlanan tahsilatın tenzili neticesinde rücuen tazmin edilmesi gereken bakiye 78.519,07 TL hasar tazminatının mevcut olduğunu, davalı muteriz borçlular tarafından Küçükçekmece İcra Müdürlüğünün yetkisine haksız şekilde itiraz edilmiş olması nedeni ile Küçükçekmece İcra Müdürlüğünün yetkisine ilişkin olarak davalı tarafından yapılmış olan söz konusu Yetki İtirazlarının ayrı ayrı Kaldırılmasına,
Küçükçekmece İcra Müdürlüğü - ... E. sayılı dosyadan başlatılan icra takibine konu alacağın aslı ile ferilerine ilişkin olarak davalı muteriz borçlular tarafından yapılan itirazların iptali ve icra takibindeki miktar üzerinden takibin devamı ile, takip konusu alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatı ödenmesine ve,
tüm yargılama giderleri ile ücreti vekaletin de davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE YARGILAMANIN ÖZETİ:
Dava, icra takibine vaki itirazın İİK'nun 67.maddesi gereğince iptali ile takibin devamına ve icra inkar tazminatı istemine ilişkindir.
Ankara Ticaret Sicil Müdürlüğü ile Doğanbey Vergi Dairesi Müdürlüğüne müzekkere yazılarak; dava dışı sigortalı ...'in gerçek kişi ya da şahıs firması olarak tacir kaydının bulunup bulunmadığı, vergi mükellefi olup olmadığı, hangi defterleri tuttuğu, işletme hesabına göre mi bilanço usulüne göre mi defter tuttuğu, Vergi Usul Kanunu'nun 176-177.maddeleri kapsamında esnaf mı yoksa tacir mi olduğu hususlarının araştırılarak mahkememize bu hususla ilgili bilgi verilmesi istenmiş, cevabi yazılar ve ekleri dosyaya kazandırılmıştır.
Ankara Ticaret Sicil Müdürlüğüne yazılan müzekkereye verilen cevapta, dava dışı sigortalı ...'in gerçek kişi ticari işletme kaydının bulunamadığı hususunun bildirildiği görülmüştür.
Doğanbey Vergi Dairesi Müdürlüğüne yazılan müzekkereye verilen cevapta; dava dışı sigortalı ...'in 18/12/2011 tarihinden itibaren mükellefiyet kaydının bulunduğu, basit usule tabi mükellef olduğu hususlarının bildirildiği görülmüştür.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 1. maddesinde; "Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir." hükmü yer almaktadır. HMK 114/1.c maddesi uyarınca "Mahkemenin görevli olması" dava şartlarından olup, HMK 138 maddesi dikkate alınarak dava şartlarının öncelikle karara bağlanması gerekmektedir. HMK 115. maddesinde ise "Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir..." düzenlemesi yer almaktadır.
HMK 2/1. maddesine göre, "Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir."
HMK'nın 1.maddesine göre görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilir. Görevle ilgili hususlarda kazanılmış hak söz konusu olmaz.
Asliye Ticaret Mahkemeleri, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. Maddesi gereğince ticari davalara bakmakla görevlidir.
Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür.
Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.
Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır.
Bilindiği üzere ticari iş ve ticari dava ayrı hukuki kavramlardır. Ticari iş kabul edilen bir husustan kaynaklanan her uyuşmazlık ticari dava olarak kabul edilmemiştir. 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde ticari davalar tanımlanmış ve sayılmıştır. Bu maddeye göre “her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları”, “ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri” ve “tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın aynı maddenin (a), (b), (c), (d), (e) ve (f) bentlerinde sayılan davalar ticari dava sayılır. Diğer bir anlatımla bu maddeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için ya tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması; ya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması ya da açılan davanın maddede 6 bent halinde sayılan davalardan olması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez.
Ayrıca 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2'nci maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira, Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
Bu durumda eldeki davanın Asliye Ticaret Mahkemesince görülüp karara bağlanabilmesi için uyuşmazlığın, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması ve bu bağlamda tarafların her ikisinin birden tacir olması zorunludur. (Yargıtay 3. H.D.sinin 04.12.2017 gün ve 2016/9128 E- 2017/17010 K. sayılı kararı)
Taraflar arasındaki itirazın iptali talebine konu icra takip dosyası incelendiğinde; davacı sigorta şirketi tarafından sigortalısına ödenen tazminata yönelik olarak halefiyet hükümleri gereğince ödenen tazminatın davalı diğer araç sürücüsünden ve malikinden tahsili için icra takibinin başlatıldığı ve işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Davacı sigorta şirketi, bu davayı sigortalısının halefi olarak açtığına göre, görevli mahkemenin tayininde sigortalı ile davalı arasındaki ilişkinin hukuki mahiyeti nazara alınır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 22.03.1944 tarihli 37 Esas ve 9 Karar sayılı ilamında bu husus "sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava, sigorta poliçesinden doğan bir dava değildir. Bu nedenle, halefiyet davası bir ticari dava sayılamaz. Bu dava, aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir. Sigortalının muhtelif mahkemelerde dava açma hakkı varsa aynı hak, sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası için de söz konusudur" şeklinde vurgulanmaktadır.
Öte yandan, TTK'nun "Halefiyet" başlığı altındaki 1472. maddesinde; "sigortacı, sigorta tazminatını ödediğinde, hukuken sigortalının yerine geçer. Sigortalının, gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel kadar, sigortacıya intikal eder" hükmüne yer verilmiştir.
Somut olayda hangi mahkemenin görevli olduğunun belirlenmesi için öncelikle taraflar arasındaki ilişkiyi saptamak gereklidir. Davacı sigorta şirketi meydana gelen haksız fiil niteliğindeki trafik kazası sebebiyle ödemiş olduğu tazminatın halefiyet ilkelerine göre davalıdan tahsilini talep etmekte olup, dava halefiyet ilkelerine dayalı olarak açıldığından davanın 6102 sayılı Kanun'dan kaynaklı sigorta davası olarak kabul edilmesi mümkün olmayıp, davanın mutlak ticari dava olarak kabul edilemeyeceği açıktır.
Dolayısıyla eldeki davada davacının halefi olduğu, sigortalı ...'in tacir olup olmamasına göre davanın nispi ticari dava olup olmadığı, dolayısıyla Ticaret Mahkemesi'nin görevli olup olmadığı değerlendirilmelidir.
Mahkememizce davacının sigortalısının adresi gözetilerek Ankara Ticaret Odası'na davacının sigortalısı ...'in tacir olarak kaydı olup olmadığı hususunda müzekkere yazılmış, verilen müzekkere cevabında davacının sigortalısı ...'in tacir olarak ticaret sicil kaydı olmadığı belirtilmiştir.
Mahkememizce davacının sigortalısının bağlı bulunduğu vergi dairesine müzekkere yazılarak, davacının sigortalısı ...'in ticari işletme olarak vergi kaydının olup olmadığı sorulmuş, vergi dairesi verdiği müzekkere cevabında davacının sigortalısı ...'in 18/12/2011 tarihinden itibaren mükellefiyet kaydının bulunduğu, basit usule tabi mükellef olduğu hususlarının bildirildiği görülmüştür.
19.02.1986 tarih ve 19024 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 25.01.1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile TTK'nın 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre; 1- Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usûlde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usûl Kanununun 177. maddesinin birinci fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar, 2- Vergi Usûl Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır.
Vergi Usul Kanunu uyarınca bir kişinin işletmesinin ticari işletme kabul edilebilmesi için Vergi Usul Kanunu'nun 176 - 177. Maddesinde belirtilen limitlerin aşılması ve bilanço esasına göre defter tutulması gerekmekte olup, vergi dairesinin müzekkere cevabına göre davacının sigortalısı ...'in ilgili limitleri aşmadığı, işletme esasına göre basit usulde defter tuttuğu bu suretle işletmesinin ticari işletme değil esnaf işletmesi olduğu yani davacının sigortalısı ...'in tacir değil esnaf olduğu müzekkere cevabından anlaşılmıştır.
Bu bağlamda halefiyet ilkelerine göre açılan işbu davada davacının sigortalısı ...'in işletme esasına göre basit usulde defter tuttuğu ve tacir olmadığı esnaf statüsünde olduğu, davacının halefiyet ilkelerine dayalı talebinin münhasıran 6102 sayılı Kanunu'ndan kaynaklanan ticari işlerden olmadığı anlaşılmakta olup, taraflar arasındaki haksız fiilden kaynaklı alacak davasının genel mahkeme niteliğinde olan Asliye Hukuk Mahkemesinde incelenerek sonuçlandırılması gerektiği, ticaret mahkemesinin eldeki halefiyet ilkelerine dayalı davada davacının sigortalısının tacir olmaması esnaf olması sebebiyle görevsiz olduğu anlaşılmıştır.
Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi 2021/1737 E., 2022/707 K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:
"Vergi Usûl Kanununun 177. maddesinde “Birinci Sınıf Tüccarlar” sayılmış olup bu maddedeki birinci sınıf tacirlerle ilgili şartları taşımayanlar ise ikinci sınıf tacir sayılırlar. İkinci sınıf tacirler ise ticari işletme hesabına göre defter tutarlar.
Bir hukukî işlemin veya fiilin TTK'nın kapsamında kaldığının kabul edilmesi için kanunun amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen bu kanunda düzenlenen hususlar ile bir ticari işletmeyi ilgilendiren bir hukukî işlemin veya fiilin olması gerekir.
Somut olayda, her ne kadar davacı tarafça cari hesap alacağına dayalı olarak ilamsız takip başlatılmış olup, Büyükçekmece Vergi Dairesi Müdürlüğünün 06/08/2019 tarihli cevabi yazısından, davalının işletme hesabına göre defter tuttuğu bildirilmiş olup, ticaret sicil müdürlüğü cevabi yazısına göre gerçek kişi tacir olduğuna ilişkin veya şirket ortağı olduğuna dair bir kaydın bulunmadığı, bu haliyle davalının tacir olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı ve esnaf olarak kabulü gerektiği, taraflar arasındaki uyuşmazlığın da mutlak ticari dava niteliğinde bulunmadığı anlaşılmakla, takibinin cari hesap ekstresine dayalı ilamsız takip olmasına göre uyuşmazlığın, asliye hukuk mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir."
Nitekim davacının sigortalısı olduğu aracın sunulan ruhsat kaydı incelendiğinde aracın kullanım şeklinin hususi olduğu anlaşılmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki davacının maliki olduğu aracın kamyonet olması tek başına davacının tacir olarak kabulü için yeterli değildir. Zira tacir olmanın koşul ve şartları ile gerekli ekonomik kriterler TTK ve TTK'nın 11. Maddesi gereğince çıkartılan Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile belirlenmekte olup, Mahkememizce yapılan araştırmalar neticesinde davacının söz konusu kriterleri taşımadığı tespit edilmiştir. Bu bağlamda davacının yalnızca kamyonet sahibi olmasının tacir olması sonucuna bağlanamayacağı bu suretle davanın iki tarafın da ticari işletmesininden kaynaklandığından söz edilemeyeceği ve ticari uyuşmazlık olarak değerlendirilemeyeceği anlaşılmıştır.
Nitekim İzmir Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesi ... E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:
"Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; davacının Şoförler ve Otomobilciler Esnaf Odasına kayıtlı olduğu tespit olunmuşsa da, tacir olup olmadığı konusunda yukarıda belirtildiği gibi bir araştırma ve değerlendirme yapılmamıştır. Davalı ...ün sadece potansiyel vergi mükellefi kaydı bulunduğu, davalı Muzaffer Demir’in taksi ile yolcu taşımacılığı faaliyeti ile iştigal ettiği kaydı olmakla birlikte basit usulde vergilendirildiği görülmektedir. Bu halde sadece kazaya karışan araçların taksi olmaları , ticari araç kaydı bulunması nedeniyle araçların ticari araç ve dava konusunun ticari iş olduğu gerekçesi ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmemiştir.
Dava Asliye Hukuk Mahkemesine açıldığı gibi , niteliği itibarı ile haksız fiilden kaynaklanmış olup mevcut evraklara göre dahi davalıların tacir sıfatının olmadığının anlaşılmasına göre TTK 4/1 maddesinde belirtilen her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili dava kapsamında bulunmayan davada Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli bulunması nedeniyle uyuşmazlığın çözüm yeri genel hükümler uyarınca asliye hukuk mahkemesi olduğundan işin esasının incelenerek karar verilmesi gerekirken, Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya uygun düşmemiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle , davaya bakma görevi Asliye Hukuk Mahkemesinde olduğu halde, “dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine“ karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun bulunmadığından, davacı vekilinin görevsizlik kararına yönelik istinaf isteminin kabulüyle 6100 Sayılı HMK'nun 353/1. Maddesi (a-3) bendi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın yeniden görülmesi için kararı veren mahkemeye gönderilmesi gerektiği kanaatine varılmakla aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur."
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesi ise ... E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:
"Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalılardan ...'ün sevk ve idaresinde bulunan, kaza tarihinde davalı ..... San. Tic. Ltd. Şti. adına kayıtlı bulunan ... plakalı araç ile müvekkil ... adına kayıtlı bulunan ... plakalı araç arasında 01.06.2022 tarihinde İstanbul İli ... İlçesinde Maddi hasarlı trafik kazası gerçekleştiğini, kazada ... plakalı araç sürücüsü ...'ün %100 kusuru ile kazanın oluşumuna sebebiyet verdiğini, araçta oluşan hasar tutarı parça, işçilik ve KDV dahil olmak üzere toplamda 11.301,71 TL olarak tespit edildiğini, müvekkilinin ... plakalı aracını, İstanbul sınırları içerisinde ticari-yolcu taşımacılığında kullandığını ve şekilde geçimini sağladığını, müvekkilinin aracını serviste kaldığı süre boyunca araçta yapılan onarım işlemleri sebebi ile kullanamadığını ve maddi yönden zarara uğradığını, müvekkilinin aracından mahrum kaldığı günlere ilişkin tazminat tutarının (ticari kazanç kaybının/gelir kaybının) bilirkişi marifetiyle tespit ettirilmesi gerektiğini, zararın şu an için tam olarak tespitinin mümkün olmaması sebebi ile davanın HMK'nın 107/1.maddesi gereği belirsiz alacak davası olarak açıldığını belirterek şimdilik 10,00 TL gelir kaybı/ticari kazanç kaybının haksız fiilin gerçekleştiği 01.06.2022 tarihinden itibaren hesaplanacak olan ticari avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Somut uyuşmazlıkta davacının tacir yada esnaf kaydı olup olmadığının araştırılması ve varsa kayıtların getirtilmesi ayrıca davacının işletmesinin bağlı olduğu Vergi Müdürlüğüne müzekkere yazılarak davacının işletmesi bakımından basit usulde vergilendirilenlerden veya işletme hesabı esasına göre deftere tabi tutanlardan veya ticari bilanço esasına defter tutanlardan veyahut vergiden muaf kişilerden olup olmadığı sorularak gelen yazı cevaplarına göre davacının tacir olur olmadığı değerlendirilerek eğer davacı tacir ise davalı .... San. Tic. Ltd. Şti.'de tüzel kişi tacir olması nedeniyle mahkemenin görevli olup olmadığı tartışılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-a/3. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dava dosyasının yeniden görülmesi için mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir."
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi 2023/1222 E., 2023/1382 K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:
"Dava konusu olay ise haksız eylem iddiasından kaynaklanmakta olup taraflar arasında taşıma ilişkisinden doğan bir uyuşmazlık söz konusu olmadığından mutlak ticari dava niteliğinde değildir. O halde uyuşmazlığın nispi ticari dava niteliği taşıyıp taşımadığının tespiti için davanın taraflarının tacir olup olmadığı belirlenmelidir.
Bu açıklamalar ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; davacının ticari taksi işletmesi bakımından tacir olup olmadığı konusunda yukarıda belirtildiği gibi bir araştırma ve değerlendirme yapılmadan, delilleri toplanmadan, mahkemenin görevli olup olmadığı belirlenmeden yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olduğundan davacı vekilinin bu hususa değinen istinaf başvurusu yerinde bulunmuştur. Davalı ... ise, Belediye tarafından kurulan ticaret şirketi olduğundan TTK 16. maddeye göre tacir olduğundan, davalı ... vekilinin bu hususa değinen istinaf nedeni yerinde değilse de; ancak görev ile ilgili eksik inceleme nedeniyle 6100 Sayılı HMK ur 355 inci maddesi kapsamında istinaf başvurusu sonucu itibariyle yerinde bulunmuştur.
Hal böyle olunca yukarıda açıklanan nedenlerle; ilk derece mahkemesince, davanın esası ve görev yönünden deliller toplanmadan hukuki dinlenilme hakkının kısıtlanması suretiyle ve davacının tacir olup olmadığı usulünce araştırılmadan HMK.'nun 114/1-c maddesi gereğince görevsizlik nedeniyle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olmakla davacı vekilinin ve davalı ... vekilinin sonucu itibariyle istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK’nun 353/1. fıkra (a-3) ve (a-6) bendi gereğince esası incelenmeden kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, ilişkin karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmakla aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur."
Yukarıda detaylıca açıklanan gerekçeler kapsamında davacının halefiyet ilkelerine göre rücuen tazminat talepli açmış olduğu işbu davada davanın mutlak ticari dava olarak kabul edilemeyeceği, davacının sigortalısı yönünden yapılan araştırmalarda davacının sigortalısının tacir olmadığı, esnaf statüsünde olduğu bu sebeple eldeki halefiyet ilkelerine dayalı davada davacının sigortalısının tacir olmaması nedeniyle Mahkememizin görevsiz olduğu, görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğu anlaşılmakla Mahkememizin görevsizliğine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;
1-Davacının açtığı davada, mahkememizin görevli olmadığı anlaşılmakla; açılan davanın, HMK'nun 115/2.maddasi uyarınca aynı kanunun 114/1-(c) maddesinde belirtilen dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden REDDİNE, mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE,
2-6100 Sayılı HMK'nun 20. maddesi gereğince taraflardan birinin görevsizlik kararı süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten, kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini talep etmelerinin gerektiğin, aksi taktirde mahkememizce davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin İHTARATINA,
3-HMK'nun 20 maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip yasal iki haftalık sürede talepte bulunulduğunda dosyanın görevli Nöbetçi Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi'ne tevzi edilmek üzere Bakırköy Hukuk Mahkemeleri Tevzi Müdürlüğü’ne GÖNDERİLMESİNE,
4-Mahkememizce verilen görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra dava yetkili ve görevli mahkemede devam edilmemesi ve talep halinde yargılama giderlerinin değerlendirilerek HMK' nun 331/2. maddesi gereğince bir karar verileceğinin İHTARATINA,
5-Harç ve masraflar ve ihtiyati haciz talebinin görevli mahkemede nazara ALINMASINA,
Dair, 5235 sayılı Kanunun geçici 2'nci maddesine göre, Bölge Adliye Mahkemeleri'nin kurulmasına ve 20 Temmuz 2016 tarihinde göreve başlamalarına dair kararların 07/11/2015 tarih ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği anlaşılmakla;6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde karar verildi. 05/08/2025
Katip ...
¸¸
Hakim ...
¸¸