T.C. BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/888 Esas
KARAR NO : 2025/1385
DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 08/09/2025
KARAR TARİHİ : 16/12/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 19/12/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacıya ait ... plakalı araç ile davalılardan ...'ın maliki, diğer davalı ...'ın sürücüsü ve bir diğer davalı ... Sigorta'nın sigortacısı (ZMMS) olduğu ... plakalı araç arasında 21.06.2023 tarihinde maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini bu kazada davalı aracın kusurlu olduğu ekte sunduğu kaza tutanağı ile sabit olduğunu, davacıya ait araç hasara uğradığını ve söz konusu hasar sebebiyle davacıya ait araçta değer kaybı meydana geldiğini, söz konusu değer kaybı bedelinin tazmininde davalılar sorumlu olduğunu, nitekim; Zira; değer kaybı yönünden kusurlu araç olan ... plakalı aracın trafik sigortası olan davalı ... Sigorta'ya başvurulduğunu, ilgili sigorta şirketi tarafından davacıya ait zararın karşılanmaması sebebiyle 11.06.2024 tarihinde Sigorta Tahkim Komisyonu'na başvurulduğunu ve 2024.E... sayılı dosyada komisyon tarafından usulden ret kararı verildiğini bu nedenlerle davacının araçta oluşan değer kaybına ilişkin şimdilik 100,00.-TL belirsiz alacağın kaza tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;Davacının değer kaybı talebini kabul etmediklerini, davaya konu araçta değer kaybı meydana gelmediğini, kaza kusur oranı davacı tarafından açıkça ortaya konmadığını, kusur ispat edilmeden değer kaybı talep edilemeyeceğini davacının iddia ettiği kusur oranına itiraz ettiklerini ayrıca söz konusu kaza ile onarım ve değer kaybı arasındaki illiyet bağının tespiti gerektiğini değer kaybı objektif olarak belirlenebilir bir alacak olduğunu, 100 TL ile belirsiz alacak davası açılmasının doğru olmadığını, davanın bu yönüyle de usulden reddi gerektiğini, zorunlu mali sorumluluk sigortasında sorumluluk sigorta şirketine ait olduğunu, araç maliki olan davalı yönünden doğrudan dava açılamayacağını, davanın davalı yönünden husumet yokluğu sebebiyle reddi gerektiğini, davacının alacak talebi zaman aşımına uğradığını, bu sebeple zaman aşımı definde bulunduğunu bu nedenlerle davanın reddini savunmuştur.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE YARGILAMANIN ÖZETİ:
Her ne kadar işbu dava Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortacısı ... Sigorta A.Ş.'nin de davalı olarak gösterilerek dava açılması nedeniyle sigorta davası olarak Ticaret Mahkemesi nezdinde açılmış ise de ön inceleme aşamasında toplanan deliller ve davalı ... Sigorta A.Ş.'nin kesin hüküm itirazı üzerine Mahkememizce incelenmiş olup, davacının işbu dava öncesinde davalı ... Sigorta A.Ş. Aleyhine değer kaybı tazminatı talebi ile Sigorta Tahkim Komisyonu'na başvuru yaptığı, davacının başvurusunun davanın ispatlanamaması sebebiyle reddine karar verildiği, sonrasında davacının itirazı üzerine Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından yapılan itiraz incelemesi neticesinde davacının itirazının kesin olarak reddine karar verildiği, itirazın reddine dair kararın davacı vekiline tebliğ edildiği ve kararın temyiz edilmeyerek kesinleştiği anlaşılmıştır.
Sigorta Tahkim Komisyonu kararının davacı tarafından bilirkişi delil avansının kesin süre içerisinde yatırılmaması nedeniyle davanın ispatlanamaması gerekçesiyle davacının başvurusunun reddine karar verildiği, delil avansının yatırılmaması nedeniyle davanın ispatlanamamasına yönelik değerlendirme ve kararın davanın esasına ilişkin olduğu bu nedenle kesin hüküm teşkil ettiği anlaşılmış, Mahkememizce davalı Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortacısı ... Sigorta A.Ş.'nin kesin hükme yönelik dava şartı itirazı gözetilerek Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortacısı ... Sigorta A.Ş. Yönünden davanın tefrikine karar verilmiş ve Mahkememizin ... E., ... K. Sayılı dosyasında davalı Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortacısı ... Sigorta A.Ş. Yönünden kesin hüküm sebebiyle davanın dava şartı yokluğundan reddine karar vermek gerekmiştir.
Sonuç olarak Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortacısı ... Sigorta A.Ş. Yönünden kesin hüküm sebebiyle davanın dava şartı yokluğu sebebiyle reddine karar verilmesi gözetildiğinde işbu davanın sigorta davası olarak nitelendirilemeyeceği, davacı tarafından açılan davanın karşı taraf araç sürücüsü ve malikine yönelik açılmış haksız fiilden kaynaklı genel hükümlere göre tazminat davası olarak değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesinde hangi işlerin ticari dava olarak nitelendirilecekleri belirlendikten sonra anılan kanunun 5. maddesinde ticaret mahkemelerinin kuruluşu ve hangi mahkemelerin ticaret mahkemesi sıfatıyla bakacağı belirlendikten sonra asliye ticaret mahkemesi ile asliye ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir.
Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür.
Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
Bu noktada ticari dava niteliğinin tespiti için ticari işletme kavramının incelenmesi ve araştırılması gerekmektedir. 6102 sayılı Kanun gerçek kişi tacirler yönünden ticari işletme ve tacir kavramlarını ticari işletmeyi merkeze alarak tanımlamıştır. Zira gerçek kişi tacirlere ilişkin 6102 sayılı Kanun'un 12. Maddesi şu şekildedir: "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir."
İlgili hükümden görülebileceği üzere bir gerçek kişinin tacir olarak kabul edilebilmesi için ön şart bir ticari işletmenin işletilmesidir. Bir işletmenin ticari işletme olarak kabul edilebilmesi için gereken şartlar ise 6102 sayılı Kanun'un 11. Maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir:
"Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir.
Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenir."
İlgili hükümden görülebileceği üzere 6102 sayılı Kanun'un 11. Maddesine göre bir işletmenin ticari işletme sayılabilmesi için; devamlılık, bağımsızlık ve esnaf işletmesini aşan düzeyde gelir elde edilmesi şartları bulunmaktadır. (Ticari İşletme Hukuku Hüseyin Ülgen, Mehmet Helvacı, Arslan Kaya, Füsun Nomer Ertan; Vedat Kitapçılık; İstanbul 2019; s. 156) Ticaret siciline tescil ise işletmenin ticari işletme veya esnaf işletmesi sayılması bakımından bir şart olarak kabul edilmemiştir. Örneğin ticaret siciline tescil edilmemiş bir işletme ticari işletme olabileceği gibi, ticaret siciline tescil edilmiş bir işletme yukarıda belirtilen şartların sağlanmaması halinde esnaf işletmesi olarak kabul edilebilecektir. Kanun koyucu ticaret siciline tescil bakımından yalnızca aksi ispat edilebilecek bir karine öngörmüştür. (Ticari İşletme Hukuku Hüseyin Ülgen, Mehmet Helvacı, Arslan Kaya, Füsun Nomer Ertan; Vedat Kitapçılık; İstanbul 2019; s. 156)
6102 sayılı Kanun'un 15. Maddesinde ise esnaf ve esnaf işletmesine ilişkin şu tanımlama yapılmıştır:
"İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır."
6102 sayılı Kanun'un tacir ve ticari işletmeyi tanımlayan 11 ve 12. Maddesi ile esnaf ve esnaf işletmesini tanımlayan 15. Maddesi birlikte değerlendirildiğinde tacir ve ticari işletme ile esnaf işletmesini ayıran en önemli farkın ve her ikisi arasındaki asıl kriterin elde edilen gelir düzeyi olduğu görülmekte olup 6102 sayılı Kanun sisteminde işletmeler gelir ölçeklerine göre sınıflandırılmıştır. Kanun koyucu 6102 sayılı Kanun'un 15. Maddesinde esnaflık ve esnaf işletmesi ve tacir ile ticari işletme arasındaki farkın kesin olarak ortaya koyulabilmesi ve ikisi arasındaki sınırın tereddütsüz çizilebilmesi için işletme sınırlarını belirleyen gelir düzeyleri yönünden Cumhurbaşkanlığı Kararı çıkartılmasını öngörmüş olmakla birlikte söz konusu karar çıkartılmamış söz konusu gelir sınırının 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu kararındaki kriterlere göre parasal sınırlar belirlenmektedir.(Ticari İşletme Hukuku Hüseyin Ülgen, Mehmet Helvacı, Arslan Kaya, Füsun Nomer Ertan; Vedat Kitapçılık; İstanbul 2019; s. 158-159)
İlgili bakanlar kurulu kararına göre Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulu kararına göre kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunanlardan 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların işletmelerinin esnaf işletmesi sayılmaları kabul edilmiştir.
6102 sayılı Kanun'un 12. Maddesinin 1. Fıkrasına göre bir gerçek kişinin tacir olarak kabul edilebilmesi için bir ticari işletmenin mevcudiyeti ve varlığı gerekli ve zorunludur.
Davaya konu somut olayda; tazminat talebine konu meydana gelen haksız fiilin 6102 sayılı Kanun'un 4. Maddesinin 1. Fıkrası gereğince her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan meydana gelip gelmediği bu suretle davanın ticari dava olup olmadığının bu kapsamda değerlendirilmesi gereklidir.
Mahkememizce davacı ve davalıların gerçek kişi olduğu görülmekle davacının işletmesinin ticari işletme olup olmadığını bu suretle davacının tacir sıfatına haiz olup olmadığına yönelik UYAP ortamı üzerinden GİB sorgulamaları yapılmıştır. Davacının vergi kayıtları sorgulandığından davacı adına kayıtlı herhangi bir ticari işletmenin olmadığı, davacının GİB sorgusunda potansiyel mükellef olarak kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır.
Yukarıda detaylıca açıklandığı üzere gerçek kişiler yönünden tacir sıfatı ticari işletme kavramı merkez alınarak belirlenmekte olup gerçek kişinin tacir sayılabilmesi için esas kriterlerin devamlılık ve süreklilik arz edecek şekilde esnaf işletmesini aşan düzeyde gelir elde edilmesi olduğu gözetildiğinde ve davacının herhangi bir ticari işletmesi ya da esnaf işletmesinin bulunmadığı, davacının GİB kayıtlarına göre potansiyel mükellef olarak göründüğü davacı adına herhangi bir ticari işletme kaydı olmadığı anlaşılmakla davacının tacir olarak kabul edilemeyeceği açıktır.
Sonuç olarak davaya konu somut olaydaki gibi haksız fiilden kaynaklanan bir davanın ticari dava olarak kabul edilebilmesi ve davada ticaret mahkemelerinin görevli olması için 6102 sayılı Kanun'un 4. Maddesinin 1. Fıkrası gereğince haksız fiilin her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması gerektiği, buna karşılık davacının herhangi bir ticari işletmesinin bulunmadığı, davacının GİB kayıtlarında işletmesine ait bir vergi kaydının bulunmadığı, davacının potansiyel mükellef olarak kaydının bulunduğu bu sebeple davacının işletmesinin bulunmadığı gözetildiğinde eldeki davanın da 6102 sayılı Kanun'un 4. Maddesinin 1. Fıkrası gereğince davacının ticari işletmesinden kaynaklanma koşulunu yerine getirmediği dolayısıyla ticari dava olarak kabul edilemeyeceği anlaşılmaktadır.
Ticari olmayan haksız fiilden kaynaklanan tazminat taleplerine yönelik davalarda 6100 sayılı Kanun gereğince görevli Mahkeme asliye hukuk mahkemesi olup asliye hukuk mahkemesi ile ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki TTK' nun 5/3.maddesi uyarınca görev ilişkisidir. Göreve ilişkin usul kuralları HMK'nun 114/1-c maddesi uyarınca dava şartıdır. Dava şartları kamu düzeninden olup kamu düzenine ilişkin hususlarda re'sen dikkate alınacak hususlardan olup dava şartı yokluğu halinde HMK'nun115/2. maddesi gereğince dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
H Ü K Ü M: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;
1-Davalı ... Sigorta yönünden davanın dava şartı yokluğundan 6100 sayılı Kanun'un 114. Maddesi ve atfı gereği 115. Maddesi gözetilerek USULDEN REDDİNE,
-Bu taraf yönünden dosyanın TEFRİKİ ile ayrı bir esasa kaydedilmesine,
2-Davalılar ... ve ... yönünden davacının açtığı davada, mahkememizin görevli olmadığı anlaşılmakla; açılan davanın, HMK'nun 115/2.maddasi uyarınca aynı kanunun 114/1-(c) maddesinde belirtilen dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden REDDİNE, mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE,
3-6100 Sayılı HMK'nun 20. maddesi gereğince taraflardan birinin görevsizlik kararı süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten, kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini talep etmelerinin gerektiğin, aksi taktirde mahkememizce davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin İHTARATINA,
4-HMK'nun 20 maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip yasal iki haftalık sürede talepte bulunulduğunda dosyanın görevli Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi'ne tevzi edilmek üzere Bakırköy Hukuk Mahkemeleri Tevzi Müdürlüğü’ne GÖNDERİLMESİNE,
5-Mahkememizce verilen görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra dava yetkili ve görevli mahkemede devam edilmemesi ve talep halinde yargılama giderlerinin değerlendirilerek HMK' nun 331/2. maddesi gereğince bir karar verileceğinin İHTARATINA,
6-Harç ve masrafların görevli mahkemede nazara ALINMASINA,
Dair; 6100 sayılı HMK.'nun 341. ve devamı maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere tarafların yokluğunda verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 16/12/2025
Katip ...
E¸
Hakim ...
E¸